(Ramazan ayının 26ıncı gününü 27inci gününe bağlayan gece.)
(Kadir Gecesi)
  

MEVLÂNA’yım ben!

Hak sofrası bizimdir
Ömrümüzde sözündür
Geldik bulduk güzeli
Dedik; Rabbim yazındır
Selam olsun cümleye

Dağlar eğildi durdu
Dostlar sofraya geldi
Her gönülde birliği kurdu
Duyan gelene
Uyan bilene selam olsun
Yaratılan her zerre
Birbirinde uyumu görsün

Gelenden gidenden sorduk
Yıldızlardan bir demet sunduk
Yedi rengi birbirine bağladık
Değişmeyen gerçeğin
Güzelliğine ağladık
Gözün yaşı sel olsa
Aldığın nefes yel olsa
Uçan kuşlar semaya gelse
Birliğinin gürlüğündendir
Gözden aldık selamı dedi
YUNUS’um sözü aldı:

Her zerrem semaya gelmiş
Semada olan cümlesine katılmış
Her bir nefes
Aynı anda aynı zanda birlenmiş

(Soru: Kadir gecesinde olay bu mudur?) Eyvallah

Ol dediği anda Bil dediğine yazdırdığı
Gül dediği ile her zerreyi güllediği o gece
Her zerre hücresi ile bağımlılığını düzenler
Eksik geleni tamamlar
Her yaratılmış mı? denir. Eyvallah

Rahmetine göz ettik
Gözlemine söz ettik
O günde bekleyen
Her zerremiz adına verdiğimiz sözü tuttuk
Sözünü tutandan olunuz
Her zerrenizde aldığınız nasibi
Birbirine katınız dedi
YUNUS’um selamladı

(Soru: “Değişmeyen gerçeğin özelliğine ağladık.” sözünü açar mısınız?)

Gönülde dolup-taşan
Gördüğü güzel ile bendini aşan
Coşkunluğun eseridir

Kevser Şarabı’nı içtik
Güneş’te aldığımız yedi rengin
Her bir destede en güzelini seçdik
Güzelden güzel andığın kimdir?
Güzelden güzeli bulmak için sildiğin kindir
Girdiğin her bağda bağcıya sorsan
Salkımdan salkıma verdiği emeği yazandan bilirse
Güldüğü gündür dedi
HAMZA DOST sözden söze yerini aldı:

Meydan açıldı
Bir bir geçildi
Geldik günü bilenlere
Geldik güzel diyenlere
Geldik aşkı ile yananlara
Hay Rabbim!
Bizi bize sorarsın
Yargıyı hangi teraziye koyarsın?
Tezgahta sen tezgahtar sen
Üreten Sen yürüten Sen
Bağladın bizi gönülden
Açtık geldik gönülleri
Meydan’daki cümle erleri
Açılan ellerimiz
Seçilen yollarımız
Hep sana getirdi
Hep sende sözünü bitirdi dedi
HAMZA DOST selamladı

HASAN ile HÜSEYİN
Bir araya durdular
Resulüne gelen gideni sordular
Düz ovaya konan kuşlar mı emeğini getirir?
Kayaların zirvesinde duranlar mı?
Resulü dedi ki;
Her kuş kendi gerçeğini uygular
Bağlayan değil çözenden olunuz ki
Her zerrenizde onun nefesini biliniz dediler
HASAN ile HÜSEYİN
Hay diye diye Meydan’daki yerlerini aldılar

(Soru: Her zerrenizde onun nefesini biliniz cümlesinde
 sözü edilen zerre ruhun zerreleri midir ?)

Mevlâna'yım !..

Miracın oldurduğu
Gerçeği buldurduğu
Dünya gününde
Ayrı ayrı olan zerreler
SAMANYOLU’na gelenlerde
Birbiri ile bütünler

Aydan yıldızlardan çok
Her kulu aldığı güzelle tok dedi
OMAR sözü aldı:

Görgüyü bilgin ile  bütünle
Yeterli demeden kendi gerçeğini tanımla
Doğru olan o gün yazılandır
Senin için ve cümle için yazdırdığı kitabı
Cümleye oldu hitabı
Dilediğiniz hali yazdı
Sözünüzü defterinize kazdı



(Soru: Dileten de O olmuyor mu?)

Günde sözünden dönme
Gelen günde neden? diye yanma
Dilediğini yazdım
Niye ahdini bozdun? derse Yüce Rabbimiz
Nice olur halimiz? dedi
OMAR selamladı Meydan’daki yerini aldı

OSMAN’a gizli ilmini sorsan der ki;
Ömrünün her dilimi birbirine eşit olsa
Gelip geçen mevsime benzersin
Çeşit ile kendine dönersin
Çünkü sen yaratılmışın en kutlususun
Her dilimin öbüründen mükemmel haldedir
Ve o mükemmellik sadece kuldadır
Kulluğun kutluluğunun idraki
Seni bir öteye daha daha öteye götürür dedi
OSMAN Meydan’daki yerini aldı

EBUBEKİR yol üstüne durdu dedi ki;
Bağladık nefsimizi
Bekledik özümüzü
Rabbim ile sözümüzü birledik
Birlikteyiz zorladık gürlükteyiz
Şükürler olsun
Her zerremize selamı dolsun dedi
EBUBEKİR Meydan’daki yerini aldı.

Şahit olduk Allah’ım adını ananlara
Gönülden gelen ile aşkına yananlara
Cümle ile birlik olduk
Kendimizi semada bulduk
Döne döne birlendik dedi
ALİ sözü aldı:

Altın kapıyı açalım
Altın yolda dilenen hal ile geçelim
Elimizde altın anahtar
Kilitsiz kapı olsun
Korkuyu sildik bu gün
Ahdimiz yerini bulsun
O’nun sözü O’ndan yazı
Ne dün silindi ne yarın karalanır
Nuru ile başladık
Nuru ile nurlanır

Aldığımız öğüdü sizlere sunacağız
Altın güğüm alıp da altın ağaca konacağız
Dost kıldığın her zerren
Seni zandan ayırır
Seni sonda kayırır dediler
Benden bana öylece öğüt verdiler
Ben de aynı öğüt ile sizleri saracağım dedi
ALİ Meydan’daki yerini aldı

Doğduğumuz hale geldik
Dolduğumuz günü bildik
Gerçek güne öyle döndük deyiniz
Her günün seherinde
Bağlanan zerrelerde zikrini dinleyiniz

Aldığım hizmet ile cümlenizi saracağım
Bekleyen her yaratılmışa soracağım
Adım ile geldin mi?
Duyduğun güne güldün mü? dedi
Resulü cümlenizin varlığına şefaatçi olduğunu bildirdi
AKDEVE’ye Ak Yükü sardırdı

Yollar yolculara açıktır
Kollar her birinize geçittir
Binbir adını biliniz
Ahdinizi gönlünüzde bulunuz
Saymayı, sevmeyi, övmeyi hal edininiz
Saymayı bilmeyen ile
Sevmeyi bilmeyenden uzak kalınız
Rabbim bilmeyene bildirmeye muktedirdir
Kul sadece kulluğunu bilmeli
Boyunda zincir var ise niyaza durmalı
Rabbim çözmeye muktedirdir
Ne dilerseniz sadece O’ndan dileyiniz

Meydan Yemen’de kuruldu
Günün gerçeği orada yoruldu
Cümle alem muhabbet ile sarıldı
Muhabbetine katılalım
Aldığım her nefes ile
Büyük küçük demeden
Dost sofrasına katılalım

Geldiğim güzel sensin
Bildiğim güzel sende
Uymayı denediysem
Doyduğum güzel sana Rabbim
Her niyaz bu gece geçerlidir
Satır satır olsa da
Her harfine bin bir melek gelse de
Sevabına ortak olsalar denilir
Ayrısız gayrısız kaynaşılır

Selam sana
Selam bana
Selam cümle candan cana
Hem o yana hem bu yana
Hem ezele hem ebede

Gönüllerle kaldık
Anda Kâbe’de döne döne vardık
Döne döne gördük
Her birine sorduk
Bizde mi? Sizde mi?
Denildi ki;
Yaratılmış denizde
Hem o halde hem bu halde
Aradığımız gönül kulda

 ALLAH’ıma emanet olunuz.
 Allah'a ısmarladık  

 Lailahe illallah Muhammedür Resulullah.