MEVLÂNA’yım ben!
 

Meydan güzeli bilir
Gelen giden ile yorumunu verir
Her kulu gerçeğin düzenini görür
Cümlenize selam olsun
Yaprağın her tanesinde
Kendi özünü bulsun dedi
YUNUS'um sözü aldı :

Giydiğim fistan dar gelmeyecek
Okuduğum destan zor vermeyecek
Güzeli bilen çirkini sormayacak
Yerden göğe aldığımız bilgi
Duman içinde kalmayacak dedi
YUNUS'um selamladı

Mevlâna'yım !..

Kement atmadığın atı
Kendine maledemezsin
Yerini bilmediğin konutu
Mal edinemezsin
Sevmediğin konuyu
Hal edinemezsin
Geldiğin yoldan
Sevdiğin kuldan
Darlığı sileyim desen
Yol edinemezsin
Her yolun yolcusu ayrı ayrıdır
(?) Yoldan gelene
Çevreye çevirdiğin oyada
Çiçeğine işlediğin boyada
Emeğini ayırmadın
Ondan bundan deyip kayırmadın
Seyre gelen ayrıda da olsa
Darlığı dert edinmedin
Uyumdan doyumdan
Dost kapısı açılır
YUNUS ile el ele geçilir

Koyun kuzu gele gide yol etti
Yolcuya gününü güzel etti
Elden ele dilediği çiçeği attı
Gam yükünü kurda kuşa sattı dedi
BEHLÜL'üm sözü aldı:

Binek taşı yerindedir
Suya baktım derindedir
Esen yel ile havalar serindedir
Gücümüz Rabbimin desteği ile
YAHYA'ya sözümüzü uzatır
Yazdığımız her satırı birbirine benzetir
Dost dediysek kulunu
Kimden alır yolunu
Hancı vermez ise elini
Kim tutacak doğru eğri belini?
Geldik geçdik hamlığı
Dost dedikte bulduk kuldan yanlığı
Taşı taşa vura vura
Yarattığımız kumluğu
Yeniden taşlayanlar
Dayandığı gerçeği
İnkara başlayanlar
Süt alayım derken inekten bilirler
Yoğurdu emeğinden sayarlar
Geldik dostum o günlerin zorundan
Verdik postu bilmeyi mi darından? dedi
YAHYA ile BEHLÜL'üm
Kayguyu gönülden silmenizi söyledi

Varsın gitsin dar yoldan dilediyse
Dünü günü birbiri ile elediyse
Saçını kendinden sayıp beline doladıysa dedi
RABİA sözü aldı:

Kömür olacak ise
Odun toprağa gömülür
Meydan toplanılacak ise
Yeterince açılır
Yerimi peyleyeyim
Yarimi neyleyeyim? diyenden
Her günümüzde uzak kaldık
Bilgimizi dostlarımıza böldük
Elbet toplanacak
Bir tezgahta katlanacak
İyiyi bellediysek
Kötüyü yazımızdan sileceğiz dedi
RABİA selamladı



Mevlâna'yım !..

Demde yerinde kalan
Gelende köprüye varan
Dertlerini silecek
Saygısından bulacak
Dört ile dörtte aldığını bilesin
Bildiğin hal ile gerçeğe gülesin

Kevser Şarabı'nı içtik
Dört duvarın dördünde de
Varolanı seçdik
Ayırmadan kayırmadan
Kırmadan kırılmadan
Yerden göğe alıştık
Dilediğimize ulaştık
Kandil yandı
Aynı handa buluştuk
Gelmeyi dileyen ile
Bildim diyenin çevresinde çalıştık dedi
HAMZA DOST yanan her kandile nefesini verdi

Güzelden güzele eğildik geldik
Gül bahçesine sıvandık durduk
Her fidana gereken suyu verdik
Dost eli dost dili seninle dedik
Her bir fidanı sevgi ile sardık
Gül gülebildiğince
Sev dolabildiğince
YUNUS ile beraber olabildiğince dedi
HAMZA DOST selamladı

Kapıların açdığı günde
Yolunu bilene sorduk
Ayrı bahçede mi,
Ayrı lehçede mi?
Eyvallah dediler
Elime sarı çiçek verdiler
Toz yolunda olamaz
Ayağı taşa vuramaz dedi
SARI ANA sarı fistanını giydi de geldi:

Kapak koydum sahana
Ağrıya yaydım lahana
Haşlayıp ılık yaysın beline
Sevinsin saçının her teline dedi
SARI ANA selamladı

Su başına varalım
Çatlak destiyi kıralım
Yenisini aldık
Güzelini görelim dedi
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

Her dalda gönlüm kaldı
Kiminin diline
Kiminin haline
Aklım uymadı
Kulağım duymadı
Gören bilen gerçeğe saymadı dedi
PİR SULTAN ABDAL yayılan otlardan
Kendine mesken tuttu
Çiçekleri yaymadı
Cümlenizi selamladı

Yerden göğe selamette her kulu
Yaprak yaprak okunacak her günü


 ALLAH'ıma emanet olunuz
 ALLAH'a ısmarladık

 Lailahe illallah Muhammedür Resulullah.