|
07 aralık 1969
(Kadir Gecesi)
Allah'ım!
Güzel ayın bu güzel gecesi
Meleklerin hecesi
Yuvaların bacası buram-buram tütsün
Dünya kullarını doğru yola çevirsin
Danışanı görsün duasına duasını eklesin. Amin.
Gecenin uzunu gündüzün yüzünü aydınlasın
Gece gündüzü aydınlatır mı? deme
Gece öyle gecedir ki yılını aydınlatır
Kulunu, yolunu aydınlatır
28 ağustos 1970
Geceye güne aynı ölçüde bakasın
Damı örtüldü yüksekten bakıldı
Baca takıldı
Aşımız pişmeli
Bacamız tütmeli
Tüttüren kuldur
Olduran yoldur
26 ekim 1970
Aşının tadını, yuvanın tuzunu Allah’ım
bozmasın
Ocağın tütsün
İçeri değil bacadan geçsin aşın pişsin
Kesenden eksilmesin
Eksilenin yeri dolsun
Yenini, yamaya yer vermiş görmesin
Sepetin çöp dolmasın
Sepete çöp atılır
Çöp seni rahatsız etmesin
Çöp nedir? Lüzumsuz olandır
Lüzumsuz olana kaygu sana gelmesin
22 şubat 1971
Ocağımız sönük değil
Ocağım yanar
Bacamız tüter
Alevlenmek gerek
21 mayıs 1971
Kurum bacadan çıkar
Ateşin yandığı yer temiz kalır
Açayım;
Acemi ocakçı ocağı zor yakar
Zor yanan ocak çok is yapar
İs de kurum yapar
20 haziran 1971(1)
Yumağın düğümü sabır ile çözülür
Ocakta ateş yakarsan bacadan duman tüter
Ateşi kor olur, duman da kesilir
26 ağustos 1971(2)
Ateş yansın kor olsun
Duman bacadan gitsin
14 eylül 1971
Kul kula yük vermesin
Ocağına taş koymasın
Ocak ne ile yanar?
Ocaktan maksat
Bacaya taş koyarsan
Yuvada duman tüter
Kul onu temizler
Ne var ki can sıkar
Yapan yaptığı ile kalır
Gidişte o taş onun önüne gelir, yolunu kapar
Dünya yapısında taş temizlenir
Ahiret yolunun taşı asla
15 eylül 1971
Dumanınız bacadan gitsin
Yuvanın havası değişsin
Olmasını, yumuşak yola bağlasın
Yola baktığın haberin tez gelsin dedi
Gani hazretleri duacı oldu
11 ekim 1971(2)
Ağacın dalları olmaz gölgesiz
Ocak yanmaz odunsuz
Baca olmaz dumansız
Ne var ki bacayı yuvaya duman vermesin diye yaparsın
16 ocak 1972(2)
Balığı deryada ara havada değil
Havada kuşu dile tavşanı değil
Ormanda ağaç bekle ateşi değil
Dumanı bacadan bekle duvarda değil
Yerini bozayım, düzeni kurayım diyen yolunu şaşırandır
22 şubat 1972
Somunu elde olan katığı ocakta arar
Kaşığı ele alan çorbayı kaşıklar
Çorban ocakta
Duman bacada
Kaygu neden kalsın yuvada?
Oldu olmadı Yüce’den hayır geldi dersin, olana uyarsın
Sözü söze katmadan
Yularını çekmeden
Yola odun katmadan
Yürümeyi bilesin
Öyle olur diyesin
Sebebini arama
Havaleni Allah’ına ilet ki selameti O’ndan bulasın
10 mayıs 1972
Dumanlı olan gönülde gündüz dahi gecedir
Kuruntu baca misali gönlü karartır
11 mayıs 1972
Kuşun uçtuğu yer balığın geçtiği yerde birleşirse elin yeter mi?
Ateş olmayan baca tüter mi?
Kul bile bile ömrüne hata katar mı?
Bilmediği hatada günahtır deyip korkar mı?
15 mayıs 1972
Ona de ki;
Yanmadığı alevde kor aramasın
Bacadan medet beklemesin
Hava ordan gelir demesin
Hava kapıdan pencereden gelir
Bacadan sadece duman gider
Ordan medet bekleyen karanlığa hükmeder
Bacaya arkasını dönsün
Pencere göremedim hayrına eremedim dedikçe kapıyı bulamaz
Yoklukta varlığa sevgi duyulmaz
Varlıkta yokluğa düşene tekme atılmaz
19 mayıs 1972
Kuruntuyu bacada bil
Tatlı sözü hocada
Taşı kalburun üstünde
Kumu sahilinde
Her şey yerli yerinde
20 eylül 1972
Gönlünü yokla
Mümin olanın dayısı
Yolunun hocasıdır
Yolunun hocası yuvanın bacasıdır
Baca olmazsa ateşi yakamazsın
Baca olmazsa dumana yol veremezsin
Vazifeden şüphe ettiğin an
Gelişe isyan etmiş olursun
Vazifesi olmayanın yaratılması düşünülemez
22 eylül 1972
Dert Allah’ımdan değil kulun kuruntusundandır
Eğer bacanı açtı isen dumandan boğulur muyum? deme
22 şubat 1973
Dünyaya niye geldim, ne aradım, ne buldum? dersen sorguya düşersen
Dumanına baca aç derim
Dünyaya aramak için geldi isen aramayı öğren
Kaybolan eşyanı nerde ararsın?
Elbet eline en yakın yerde
Yüce’yi ararsan nerde bulursun?
Elbet gönlünde
Eğer gönlünde Yüce var ise O’nun yarattığı da vardır, var olmalıdır
20 mayıs 1973
Yunus’um der ki:
Kuruntu edenin bacası karadır
Kuruntuyu silenin gönlü Yâr’adır
Dünya dileyenin şar’adır
Unutmayalım;
Gönül nerde olursa olsun
Yolunu bulmaya
Kendini bilmeye
Allah’ım demeye çok fırsat olur
Her gidenin ardından başkası gelir
Yeter ki uykudan uyanalım
Kaçanı değil geleni karşılayalım
Gölgeye çekilelim, selamdan kaçınalım dersen
Yolun gidişine karşı duramazsın dedi
Yunus’um selamladı
06 haziran 1973
Kurum dolan bacaya yol açmak gerekirse
Hem etrafın hem de fistanının kirleneceğini düşünme
Su ile arıtırsın
Ne var ki dumanını anında uzaklaştırırsın
20 haziran 1973
Mümin olandan gelen sohbete
eklenendir
Merakla beklenendir
Duman yolunu bacadan bulur
Huzur kuluna kapıdan gelir
18 ocak 1974
Dumanın verdiği seni sardı ise bacanın gereğini düşün
Gözünden ayırmazsan gönlünün sardığını düşün
Cümlenize verilen senden benden değil O’ndandır
Yerini bulduralım, cümleye dağıtalım dendikte tereddüt niye?
15 şubat 1974
Damda her kulun bacası tüter
Yeter ki bacasız dam dilenmesin
14 mayıs 1974
Ocak yanmazsa baca tütmez
24 ekim 1974
Dumanın gidişine yol sorarsan bacanı temiz tut derim
Ne demek? dendi
Gönlüne kuruntu koyma
11 kasım 1976
Yedim aşımı
Çattım kaşımı
Buldum taşımı dedi
Yunus’um geldi:
Aşım yedin, neden kaşını eğdin? denilir
Doğuşun nedenine uydum
Elbet dünya günümde yediğim bitti
Katığım yetti dedim
Gelecek öğünü düşündüm
Ya aç kalırsam?
Taşı ele alışım belki bir kuş buluşum olur diye
Açlık aşka döndükte
Aşkı gönle koydukta
Ne düş, ne taş gerekti
Ne de Yunus aç kaldı
Doluyu eline aldı
Gelen gidene tuttu
Nar’dan elini çekti
Yar’dan nasibi yetti
Yolumuz öyle gitti
Bacamız böyle tüttü
ocak 1977
Her duman alanın verdiği bacaya gönderdiğidir
Geçici olandan göçücü olanı sormayalım
02 nisan 1977
Ne dağın eteğinde
Ne baca tüteğinde
Duman izi kalmaz
Çünkü kendine almaz
Dağın eteğinde elbet olmaz, denilir
Baca tüteğinde duman kalır mı?
Alır aldığını anında verir
Vermek güzel değil mi? dendi
Dumandan aldığı değil kendinden uzaklaştırıldığıdır güzel
Kuyuyu alsan dumanı içine versen, atamaz
Onun için baca misali aldığınızı ânında verin
nisan 1977
Güneşten gelende aydan verilmez
Güzel çirkin diye kulu yerilmez
Dumanın yerinde baca örtülmez
20 mayıs 1977
Dumana yer veren bacaya örtü koyandır
24 temmuz 1977
Dumanda selamet yoktur elbet
Ne var ki dumanın gideceği bacayı sen açabilirsin
Öylece düşlediğin köprüyü geçebilirsin
31 temmuz 1977
Eğdiğin başında
Gördüğün düşünde
Vurduğun taşında düzeni görürsen
Ya Allah dedikte yürürsen
Kaygu senden uzak kalır
Yol yokuşa gider
Duman bacada tüter
Yolcuyu yola katar
08 eylül 1977(2)
Güzel gün geceyedir
Güzel söz heceyedir
Kulun dumanı bacayadır
12 kasım 1977(2)
Her yuvanın bacası vardır
Baca dumanı atmaya gereklidir
Daha önce soruldu; Şeytan ile dostluk yoruldu
Bacan olmasa dumanını atamazsın
Şeytan olmasa günahını satamazsın
Öyle ise şeytana dahi lanet demeyelim
Her yaratılanı yerinde bilelim
12 ocak 1979
Oldum aldığım kadar
Verdim sevdiğim kadar
Ne yeter ne biter
Her yuvada baca tüter
13 nisan 1979
Ocak yandı tütmedi
Ağaç büyük sökmedi
Fırtına sözünü güçlü olana atmadı
Ne demek? dendi
Bacanın yapısı güçlü değilse fırtınada dökülür
Ağaç köklü değilse fırtınada sökülür
Gökten maksat? denilir
Kulun gücü nedir, nerdedir?
Elbet imanında
Kökü ve yapısı güçlü ise geçirdiği hiçbir olay
Kulun özünde gölge oluşturmaz
Gölgeye söz geldi denilir
Gölge olmazsa güneş nasıl aranır?
11 ocak 1980
Akan suyun sesini
Yanan odunun alevini seversin
Taşarsa sudan
Tüterse dumandan şikayetçi olursun
Düzeninde elin olsun
Akan su taşmasın
Bacan olsun dumanı tütmesin
01 şubat 1980
Dağı taşı oyarsan
Her sedayı duyarsan
Yolumu açtım dersin
Hem güler hem gidersin
Cümlenize selam olsun
Duman bacada kalsın
11 temmuz 1980
Yanmayan odun tüter
Dumanı gönlüne atar
Varsın yansın ocağın
Boş kalmasın kucağın
Baca açık olursa
Elbet görülür tüteceğin
O zaman duman kalmaz
01 nisan 1981(1)
Bülbüller öte öte
Bacalar tüte tüte
Eller birbirini tuta tuta
En güzele uyarlar
Verileni duyarlar
06 şubat 1982
Kapalı her kapıda
Görülen her yapıda göze batan hata olur
Gerektiği yerde üzerine alçı vurulur, tuğlası yontulur
Yeter ki bacası tütenden olsun
30 nisan 1982(2)
Kuyuya taş atmadık
Kapalı kapıya bakmadık
Elden olanı dökmedik
Geldik verdik
Kumda iz vereni gördük
Cümlenize selam olsun
Yanan ocakta tüten bacada
Her bilen kendini bulsun
04 ekim 1982
Bina dediğinde
Taşı toprağı ile
Ocağı bacası ile
Masası iskemlesi ile tamamlarsın
Yuvamız dediğinde
Tozunu dahi tanımlarsın
Önce bütünü bilelim
Sonra zerreleri bölelim
28 haziran 1983
Dumansız baca olmaz
Bilgisiz hoca gelmez
Yoğun bilgi alsa da bildiği kadar vermez
11 ekim 1983
Yoz dedim bilmeyene
Koz dedim bilirim diyene
Haz dedim kendinden kendine dönene
Yarına yorum olmazsa bacada kurum kalmaz
Kul ocağı yanmazsa sıcağı bulmaz
03 kasım 1983
Duman göze gelirse çirkindir denilir
Duman olmazsa ateş nasıl yakılır?
Kulun görevi dumana baca yapmaktır
Ateşe dumansız bakmaktır
13 nisan 1984
Tarlada ekine
Ağaç bulursam köküne
Asi kulun dikine
Su veririm, gönül alırım
Akan suda Rabb’imi bulurum
Duman gelse, ocak yansa
Bacadan gitsin beklerim dedi
Pir Sultan Abdal selamladı
24 mayıs 1984
Geldik Meryem ile söze
Dedik selam olsun size
Gide gide yol bitmez
Ocak yanmazsa baca tütmez
Tezgahında altın olan gümüşü satmaz
Gönlünü açmazsa kul
Meryem elini tutmaz
25 mayıs 1984
Yunus gerçeği bildiği günden
Kendini her zerresi ile yargıladı, bilgisini sorguladı
Dumana öyle baca verdi
Ocağın elbet yanacak
Ne var ki baca yapmazsan sende kalacak, sende tütecek
Ocağına baca yaptığın an ateş sende kalacak, dumanı gidecek
Yolumuz Yunus’un yoludur
Halinizde uysa
Kement attığı olayda gerçeği duysa
Sayfaları açmaya değil
Her sayfada güzeli seçmeye gayret ederdi
28 ekim 1984
Yanan ocağın bacasındaki kurumu sileceğiz
Kendi adımızı verdi isek asla gölge düşürmeyeceğiz
22 kasım 1984
Ocağım yanarsa, bacam tüterse aşım pişer
Her dileyen yuvama koşar
23 kasım 1984
Her okuduğunu yazma
Her dumandan rahmet sezme
Bacanın dumanı zahmettir
Dost kapısında dur da
Kimseye emretme diyene de ki;
Varedenin emrine asla karşı koyamam
Baca dumanı gelse aman nedir diyemem
Zahmetin rahmetine hayır dedik katıldık
Sözden söze adım attık
Selam dedik her nefeste dostluğu güttük
01 şubat 1985
Doğruya talip oldu isek
Önce havaya suya
Sonra çehrede aynaya bakalım
Ve ocağımızı cümle için yakalım
Bacamız olsun tütelim
Dost soframıza dostluğumuzu katalım dedi
Meryem selamladı
06 şubat 1985
Dumansız ocak olmaz
Duman olmadan ateş yanmaz
Ocağın yanacak
Bacası tütecek
Yeter ki baca tıkalı olmasın
Duman içerde kalmasın
Elden ele verdik kaygu gelmez
14 şubat 1985
Dumandan kaygu alan bacasını temizler, sevgisini bütünler
Öylece katına talip olur
Bilgisi ile galip gelir
19 nisan 1985
Emek verdim ağaca dalını kırasın diye değil
Dumana baca kurdum taş yığasın diye değil
Yarım bırakmadım yapıyı hayvan bağlayasın diye değil
20 eylül 1985(1)
Bülbül öter söz biter
Gül açılır kış biter
Her baca ne yakarsan yak tüter
11 mart 1986
Dumanı bacaya verelim
Ocakta aşı pişirelim
Gönülden gönüle değişeni değil gelişeni görelim
10 nisan 1986
Günün aktığı yerde gece gönüllerle aydınlanır
Ocağın yandığı yerde baca kurumlanır
13 kasım 1986
Bekçi olsan kapıya
Baca olsan yapıya
Açan ile olursun
Geçen ile bulursun
Sen gönlünde kalırsın
21 haziran 1987
Dağların örtüsünü elim atmaya yetmez
Yakmadığım ocakta duman bacadan tütmez
01 ekim 1987
Ocağımıza koydum odun kömürü
Etrafına sürdüm elden çamuru
Yansın odunlar tütsün bacamız
Gerçek olanı desin Kocamış
Erenlerin sofrası kaşıksız kalmaz
Çorbamız kaynar da ateşi sönmez
10 ekim 1987
Kalırım kalacağım geldiğim bu yerlerde
Tütse bile bacalar duracağım ilk perde
05 aralık 1988
Duman çıkmış bacadan
Gün sıyırmış geceden
Ana baba günüdür
Her kul söyler heceden
12 ekim 1989
Üç düğüm bağlansa da birini çözsen yeter
Her yuvanın bacası ocak yanınca tüter
Dumanı gidiverir
Hava onu bitirir
25 ekim 1989
Dağların giydiğine ne güzeldir dedi isek
Ektiğimiz meyveyi severek yedi isek
Yağan kara, akan sele kaygusuz bakacağız
Üşüdüysek ocağı elbette yakacağız
Duman oldu demeden
Bileceğiz ki;
Ocağı yaktı isek baca dumanı çeker
Temiz hava yuvaya çöker
22 aralık 1989
Ocağın varsa yanacaktır, dumanı tütecektir
Dumanı bacaya ver ki seni boğmasın
Gönlünde şüphe doğmasın
Doğdu ise büyüyecektir
Seni sana ödeyecektir
29 aralık 1989
Bekle sana baca olan düzeni
Bilir misin kulu için en güzeli Yazan'ı?
08 eylül 1994
Yunus hırkayı almış
Elinde desti dolmuş dileyene su döker
Dileyenin ocağını yakar
Dileyenin yakasına gül takar
Ve der ki;
Suyu senin, benimdir
Ateşe baca gerek
Cümlesini ısıtmaya
Sevenleri kuşatmaya
Doluyu boşa
Boşu doluya katmaya
Akça Koca gelir de
Geldiği yuvada dilediğini bulur
Yunus ile elele
El verir, gül dağıtır
29 aralık 1995
Beklemeden hocayı
Bağlamadan bacayı
Bilemem, bulamam dersin
Aklını, gönlünü heder edersin
Senin hocan da bacan da aklındır
Hak olana uyarsın
Hakk'a uymayanı bacadan savarsın
O zaman;
Hem seherde hem seferde gülersin
15 mart 2001
Yesevi dedi ki;
Hem yerdedir hem serde
Hem derindedir hem de zirvede
Kendini öyle ara
Çevrendekileri öyle tara
Göreceksin;
Dumanı önce bacaya vereceksin
Karanlığı öyle sileceksin
Niyazımız o yöndedir
Hem dünde hem günde hem yarındadır
03 ekim 2002
Ocağımız daim yanar ,bacamız tüter
Fatıma pişen aşın tuzunu katar ve der ki;
Bizim anımız Bir'den Bir'e koşar
Bizim canımız birlikte coşar
Bizim aşımız her dileyen için pişer
Gelin dostlar gelin aşımız güzel
Bilin dostlar bilin sevgimiz ezel
Ezelde verilmişse
Cümlemiz için güzelden güzel
Seni beni ayırmadan
Yakın dostu kayırmadan
Birbirimizi kutlamalıyız
Cümle alemi mutlulamalıyız dedi
27 ağustos 2007
(Berat Kandili)
Ahmet Yesevi’nin atına gem vurulmaz
Yolu bilir misin? diye sorulmaz
Bildiği tektir, güveni çoktur
Yesevi’ye sordum;
Zaman yeter mi?
Bacalar tüter mi?
Her bilgin ilmini satar mı?
Dedi ki:
İlim, bilim alınıp satılmaz
İlimden uzak olanlar hiçbir söze katılmaz
Bildiğimiz, uyduğumuz göreve katılmaktayız, katılacağız
Hakk ilmiyle anılacağız
Rabb’imin verdiği her olay insanın hayrınadır
İnsan olanın hayrınadır
Sevgi saygı duyanın hayrınadır
Dualarımızda Rabb’imden af dileyelim
Resullerinin şefaatlerini isteyelim, bekleyelim
19 mart 2015
Çevremde buluşanlar
Çaresiz dolaşanlar
Bir gün gelir pişman olurlar
Çareyi susmakta bulurlar
Ocağı yanmayanın
Bacası tütmeyenin
Sığınacağı tek varlık Rabbidir dedi
Behlül sözü aldı;
Sakın susma Rabbinle dertleş
Sakın küsme çevrenle dolaş
Dolaş ki çözün çevreni görsün
Ben dedi Behlül gittim geldim durmadan
Bir kuluna vurmadan
Ama dikenlerini sarmadan
Doğduğum gibi kaldım
Kaldığım yerden vardım
Niyazım buluşmaktır
Rabbime kavuşmaktır
|