BOHÇA

17 nisan 1971
Kul yetenden yetmeyenden
Artandan dökülenden
Gidenden dönenden şikayetçi
Olayı paçavra bohçası misali açar, döker, paçavraları yayar, sebep arar
İşte huzursuzluğu böyle yaratır
Yaydığını toplamak zor gelir, yayıldıkça yayılır
Netice, etrafa söz verir olay öyle genişler
Elbet bohçada dururken derli toplu, yayıldımı rengarenk
Herkesin elinde bir paçavra ve genişler
Bir bohça birçok parçaya bölünür

23 haziran 1971
Üzüntü edilmesin
Kapalı bohça açılmasın
Yamayı vurduk, açığı ördük
Gammaz olan, yediğini hazmetmeyendir
Durur durur kusar
Gammazın verdiği zarar sadece biraz bulaşıktır
Unutmayın, sabır ile bekleyen
Layık gördü Allah’ım diyen muradını alır


07 temmuz 1971
Bohça kalıp olsun, sandık doldursun diye yapılmaz
İçine fistan koymaya, düzen ile kaldırmaya gereklidir
Yapmasan da olur elbet
Allah’ımın emri değildir
Ne var ki düzenli olunur,rahatlık görülür
Onun için her işini toparla bohça ile kaldır
Dağınıklık zorluk verir

28 temmuz 1971
Kundak, mümin kulun bohçası
Bohçada durur gönül akçası
Akçanı bozarsın yerine koyarsın
Gönül bozarsan neyle ödersin?


07 ağustos 1971
Hz.Omar der ki;
Her olay bohça misalidir
Asla dört ucu bir araya gelmez
Kul da niyetini dört uç bir arada beklemesin
Bir ucu varsın açıkta kalsın

27 eylül1971
Günün yemeği kumun yoluna denk olsa
Kul her gün sevdiğini yerdi
Halbuki her günün yemeği ayrı olur, kula ayrı gıda verir
Günün sohbeti de öyle oldu
Geçen günlerin özeti dile verildi
Kundak misali bir ucu içe kıvrıldı
Bohça misali demedim
Bohçanın dört ucu bağlanır
Hem de ne olur? Sandığa konur
Kundak elde gezer
Büyüdükçe kul meydana çıkar
Bir kundak gelişende
Elden yere inende ele yenisi gelir

27 ekim 1971
Sohbetimiz Merkez’i de getirdi
Ol yolunu gözleyen
Gönül ile söyleyen
Gelişini bekleyen
Bak gör, umduğunu bulacaksın
Yolun Velisi
Yel mi getirmiş?
Sel mi götürmüş?
Aşk düşürmüş
Yolun sonu bulunmaz varılmayınca
Sözün sonu gelmez derilmeyince
Dürelim, bohça yapalım
Gelen güne açalım
Cümlenize Eyvallah diyelim

15 kasım 1971(2)
Ali’yim geldim
Selam cümlenize dedim
Kahır ile duymadan dünyayı bilin
Cümleniz dünya kullarını karşılıksız sevin
Sevgiyi gönülde bohça misali sarın

22 kasım 1971
Meyveyi sordunmu
Kabuğunu soydunmu
Olmuşunu yedinmi
Çekirdeğini dürdünmü
Dünya olayını bohça misali sardınmı
Senden huzurlu kul olmaz

10 aralık 1971
Yeşil rengi severiz, huzurun dengi olduğunu görürüz
Pembeyi severiz, Gül’ün dengidir deriz
Aşkına kırmızıda düşeriz
Turuncuda Kudretini buluruz
Morda bakarız
Cümlesinden geçtik morda durduk deriz
Maviyi deniz ile gökte düğümleriz
Sarıyı gönlümüze bohça örneği gibi sararız

15 ocak 1972
Gölde balık arayan gönlünü taş ile tarayandır
Dünya dar diyene
Gönlünü evrene bohça diye sar derim
Sarmaya kudretim yok dersen sarmayı öğren
Sorun yoldan olsun halden değil


16 ocak 1972(1)
Danışılan sorulur
Elden ele verilir
Bohça yere serilir
Duman içine konur
Dört ucu düğümlenir
Gönül yerini öylece bulur

19 ocak 1972
Bohçayı beledik diyen Tabduk’a
Yunus’umu eğittin, gayretine yer ettin
Kazancın senin mi, onun mu? dedik
Ne dedi bilir misiniz?
Ben benden, Yunus Yunus’tan kazandı
Ne var ki Yunus’u bilenler
Allah’ım diyenler de kazandı
Yunus’u Yunus diye gönderen Allah’ım kulunu düşündü, rehberini gönderdi
Yunus’uma sorsan kim kazandı? desen
Aşkım der

21 ocak 1972(1)
Asamadığın sepeti sat
Alamadığının üstüne kat
Olayı Allah’ıma havale et
Alsa verse, bohça dürse dert mi?
Allah bohçayı dürmesin
Kulunu cezalandırmasın

27 ocak 1972
Katladık bohçayı
Ekledik akçayı
Ağırladık tokçayı
Tok olanın sohbetine katılırsın neşeni bulursun
Aç olanla oturursun kayguyu bulursun

05 mart 1972
Papağan konuşunca kötü müdür?
Ne var ki bazı konuşması kulun başına dert açar
Bilmez ki dert olacağını, bilse demez
Kul da konuşur
Kötü niyetli değildir
Ne var ki konuşma bir başka kulun yumağına düğüm atabilir
Onun için dört taraflı düşünün
Sözünüzü bohça misali sarın ki
Açıklık kalmasın
Bir yanından sarkmasın

08 mart 1972
Kelebek olmayı dilemedim
Kuzuyu sarmayı denemedim
Yalanı bohça yapıp dermedim
Ben, ben olduğum
O’ndan geldiğim için övünürüm
O’nu bulduğum için sevinirim
Sizlere de sözüm;
Olduğunuz haliniz en güzeli
Yaratıldığınız haliniz en uygunu deyin
O’ndan geldiğiniz için övünün
Sırtınızı sadece O’na dayayın
Hiçbir güç O’na dayananı yıkamaz
O’nun binasını yakamaz

16 kasım 1972
Bohçayı açtınız, gene açtınız
Sözü birbirine dolaştırdınız
Sona başı, başı sona bağladınız
Ucu elimizde
Etek belimizde
Niyet halimizdedir

05 ocak 1973
Niyazımız cümle kullarının üzerine olsun
Nasibini kulları ile paylaşanlardan etsin
Unutulmasın ki;
Kul vardır nasibini üzüm suyunda harcar
Kul vardır nasibini kırk bohçaya saklar
Kulun kuldan beklediği elbet olmaz
Ne var ki kul kulun nasibine vesile kılınır
Niyeti paylaşmak olan kullarına verilir

31 ocak 1973
Gönlünü uykuya verme
Hataları sergiye koyma
Olayları bohça edip dürme
Her olayı olduğu yerde bırak
Dönüp arkanda görme
Göreceğin hep gelen olsun
Allah’ımın günleri yumuşak kullarına aydın gelsin
Cümleyi öyle bulsun dendi duacı olundu

01 şubat 1973
Alamadığım yemişi çürük dersem alana söz etmiş olurum
Bahsettiğim konu yola çıkamam, bohça düremem diyenedir
Kavlini bozmazsan niyette kalmazsın
Ne niyetle ne zahmetledir
Sadece rahmetledir
Aşamadım köprüyü diyen köprüden beri kalandır
Aşamadı isen ne senin ne yolun hatasıdır
Sadece kaderin çizgisidir
Şüphen mi var?
Kaderini sen mi yazdın?
Geleceği sen mi dizdin?
Attığın adım dahi O’nun çizgisindedir
Çizgiden çıkmaya niyet dahi kuramazsın
Niyetini kurduğun an O’nu karşında bulursun

06 temmuz 1973
Sandığa koyduğun giymediğindir
Bohçaya koyduğun sermediğindir
Gasp ettiğin malda kendine hak arama
Muamma değil dediğim açıktır
Ayağım suda olsun elim sende dersen
Ne suya ne ele faydan olur ne de sana verir
Bu hal uykuda geçen halden kötüdür
Allah’ım buldursun

17 kasım 1973
Has gülün bahçesinden
Gönülün bohçasından doldum geldim
Cümlede sorguyu gördüm
Sorandan sormayandan
Allah’ım razı olsun dedim

01 aralık 1973
Yormadığın atın dizginini elde tutsun
Dürmediği bohçayı kalıplasın
Nasıl? derseniz
Kaynaktan aldığını kullanmaz isen ortada bırakma
Elden ele dolaşır toz ile bulaşır

18 ocak 1974
Sohbetin özü nedir?
Ayrı düşünen, toplu taşınan her kulun sözünün bohçalandığı
Günü geldikte söze özünü buldurduğudur
Dağılmazsa toplanmaz
Gözü gören özü aramaz
Özde olduğunu bilir, Bilmeyeni çağırır
Her çağırana gidiş Uygun mudur? derseniz
Gönle yakın gelenin sesini alırsın


21 nisan 1974
Ayağından atsa da
Ağacından tutsa da
Yazılan görülür
Başlanan örülür
Her dolan bohça dürülür
Yumuşak oldukça
Ölçüsü kendine verilir

26 temmuz 1974
Doğuşu verdik
Cümlemiz kardık bir kaseye koyduk, dileyene sunduk
Doğana uyduk, Gülüdür dedik
Suyuna, gönüller dolusu alalım diye talip olduk
Allah’ım dedik bohçaladık
Kundağına sarıldık
Kundağı nedir? derseniz
Kainatın tümü kundağın içinde
Hakk’ın vergisi
Sargının özü
Kainatı onda bulalım
Açtıkta özünü görelim

21 ağustos 1974
Dumanlar dağılsın
Niyazlar edilsin
Söz, bohçaya konulsun kaldırılsın
Söze söz katmak geçmişi gelecek ile karıştırır
Kulun dumanını arttırır

28 mart 1975
Yunus’a dünya gününde sormuşlar
Ölenden misin? Kalandan mısın?
Öldük gayrı demiş, kalanı gömdük
(Kalan nedir?)
Bohçası, dünya bohçası
Bir takım çamaşırı
Yedik içtik ,günü geçtik
Ar ile piştik aşk ile koştuk
Biz de bu işe şaştık demiş

16 ocak 1976
Danışılan sorulur
Elden ele verilir
Bohça yere serilir
Duman içine konur
Dört ucu düğümlenir
Gönül yerini öylece bulur

11 mayıs 1976
Bohça aldım düzeyim, olacağı göreyim, alacağa vereyim
Sonsuza gönül koyayım dersin
Sahipsiz kul var mıdır?
Müsterih olasın, sahibim Yüce’dir diyesin

23 temmuz 1976
Çok yönde yorum gerek derse de
Yoruma girdikte, sözü dört köşesinden tuttukta
Bohça misali toplar
Elde olan ikna eder

29 temmuz 1976
Yerimi kollayım, bohçamı düreyim diyene de ki;
Düzeni sereni geçtim
Yazıya uydum
Yolum düzde, gönlüm sazda
Dilenen alınız kozda
Selamet verdim
Kaygusuz kaldım
....
Açamadığın bohçayı dert deme, ver gitsin
Gedik aşanın
Şarap içenin
Selamet Allah'ım diyenindir

17 ağustos 1978
Bohça dedin düzledin
Derdi gamı gizledin
Sanma günde yozladın
Öze indin varlığını bekledin
Çağırdım gelen diye
Her kula gülen diye
Kendi kendini bilen diye
Selametteyiz bilelim
Cümleye eyvallah diyelim

18 ağustos 1978
Volkan denilen yerde bohça dürülmez
Olacağın aynası açıldı olmadı diyene de ki;
Çerçeve çakılmadan resim takılmaz
Eşyanın yapısı kulun etkisindedir
Ulunun verdiği yetkisindedir
Geçerli olanı dilediği yerde oldurur

05 ekim 1979
Bağlı bohça açılır
Telli fistan seçilir
Nerden nasıl geçilir demeden yolu verdik
Her kulunu sevgi ie sardık
Ona de ki;
Geldi gelmedi
Hal hatır sormadı
Bilen elini tuttu
Bilmeyenden almadı
Selamımı gönderdim
Dost elinden Dost dilinden ilettim

10 ekim 1979
Genişliği veririm
Dörtte dördü görürüm
Dört denilen günde anılan bohça misalidir
Kainatın dermanı dörtte, fermanı dörtte
Dost hali dörtte bilinir
Kulun dört hale uymasında
Kulluğun gereklerini bulması söylenir
Uyum, doyum, bilim, görüm sevgiyi getirir
Sözümüz cümleyi açar
Kuralı bilen geçer
Gördüğünü bilirsin
Bildiğine uyarsın
Uyduğunu doyarsın
Doyduğundan sevgiye dönüşürsün
Sevginin sınırı olmaz
Kuşak, dört halin birleştiği yerde anılır
Çevre dersin dört köşesini görürsün
Kulluk bağımlılıktır sevgiye dönüşünceye kadar
Derman dileyen dörtte aradığını bilsin
Kemikten duman almasın

09 kasım 1979
Yar senden bana
Yar benden sana dedi
Yunus’um cümlenizi selamladı
Her sözü bohça misali dürdü bağladı
Dileyen açsın dileyene saçsın diye
Hepinize bilgileri emanet etti
Alan alsın talip olsun dedi, verdi yürüdü

11 ocak 1980
Benliğini açmadan kimliğini bulamazsın,
Dost sofrası kuramazsın
Sen murada eremezsin
Benliğini açmak nedir? denilir
Özünün bohçasıdır
Açılan Hak’çasıdır
Aşk ile düştük yola
Gör geldik biz bu hale
Bohça açılmadıkça
Öze geçilmedikçe
Dost halini bilemezsin
Dost bağına giremezsin

08 şubat 1980
Semer yükü kaldırır denirse de
Semeri kaldırandadır yük
Dağılan toplanır
Açık bohça katlanır
Desteyi birde tutan destelerle eklenir

15 şubat 1980(2)
Günü gelmedi denilir
Meyve oldukta yenilir
Olmuşu bekleyecek
Kaderine ekleyecek
Dağılanı toplayacak
Kar misali her dilediği günü paklayacak
Elekten elenen bohça ile belenene yeterli diyelim
Bal ile yiyelim
Balı sirke ile karmayalım
Zayıf geleni yormayalım
Elde olanı vermeyelim
Alacağız güleceğiz
Sevgi ile saracağız

04 nisan 1980
Huyum suyum gönülden aldığıma yorumda kaldığıma gelir
Her bohçada dilenen bulunur
Sohbetin güzeli her gönüle aktarılandır
Asla nokta koyulmasın
Bilenden bilmeyen ayrılmasın

16 mayıs 1980
Dağılan nerde kalacak?
Eğilen kimde görecek? denilmesin
Her nefeste toplanır
Bohça misali katlanır
Açılan damar eklenir

13 temmuz 1981
Fidan diktik bahçeye
Fistan koydum bohçaya
Bahçe fidanı besledi evreni süsledi
Bohçaya koyduğum sandığı doldurdu
Gün geçtikçe kulunu güldürdü
Ak yazı yolu bekler
Koyun kuzu ovayı süsler
Aldık geldik güzele dedi
Pir Sultan söylediği güne döndü

06 ocak 1982
Gülsek de, ağlasak da
Cümle kulunu bağlasak da
Gelen geçen ile gönül eğlesek de
Bir gün bohçayı dereceğiz
Kulu ile ereceğiz
O’ndan gelen zerreleriz
Her zerremizi cümle ile kaynaştıracağız
O zaman;
Sen, ben ‘O’ olur
Beden kendinden kendini siler
O’ndan olduğuna
O’nun ile kaldığına
O’na dönen her kulu ile sevinir sevinir
Sevinen de O’dur seven de sevilen de O’dur

09 nisan 1982(2)
Elde bohça açamam
Hak yazmazsa geçemem
Ben dilediğimi seçemem
Allah’ım yazdı ben bileceğim
Dilenen günde geleceğim
Her yuvada adını zikredeceğim
Allah Allah diyecek
Sözümüzü Adı ile düğümleyeceğiz dedi
Yahya yürüdü

30 nisan 1982
Dur sözümü vereyim
Bir bohça da ben sereyim dedi
Kaygusuz söze geldi:
Her açılan bohçadan bir dosta sesleniriz
Yerde gökte  cümle için süsleniriz
Baka baka gelene
Yakan ateş verene
Acele etme bende beni bulursun
cele edersen sen de mecnun olursun dedi
Kaygusuz cümlenizi selamladı

08 şubat 1983
Gelmedim deme süzene
Bilmedi deme yozana
Bilse bilmese gönülden almaz
Günü gelip soracak
Bohçasını saracak

19 nisan 1983
Her bohça açılır
En güzeli içinden seçilir
Renklerde güzel öyle görülür
İşleyene yardımcıyız, düşleyene destek
Haşlayan bizden değildir sözdendir

19 mayıs 1983
Dağılan nerde toplanır deme
Her açılan bohça gün gelir katlanır
Yarın, yarından sonra

06 haziran 1983
Külah alıp yemeni veren
Zamanı silip gününü yorumlayan
Seyre geceden girer
Her gününde bilinmedik bohçayı derer
Yolu bilenden soralım hana öyle varalım
Bildiğin halde duralım
Dost kapısına girelim
Diyelim ki;
Her açık kapı Resulü ile bilinir, gönül ile bulunur
Bağlayan değil bağlanandan alınır dedi
Yunus’um selamladı yürüdü

21 temmuz 1983
Doğuştan aldığın her bilgiyi bohçadan çıkar
Çünkü seni sana bildirecek
Gelen günde bulduracak olan doğuştan aldığındır


04 kasım 1983
Doğuşa Adem ile başlarız
Muhammed ile birleriz
Cümlemiz öylece gürleriz
Sır olanı serde kalanı senden benden değil
Cümleden toplarız, bir bohçada katlarız
Dileyen açar okur
Dileyen tezgah kurar dokur
Dileyen yolunda bilinmeyen fakir fistanını giyer
Sözümüz her yaratılanın varlığı üzerinde Rabb'imin sözü olduğudur
Halinde gözü ile gördüğüdür

10 kasım 1983
Gerçeği arayan yerden göğe gönlünü katlayandır
Katlamak kendinden cümleye yaprak misali çoğalmaktır
Kat sayısı bohçalamak değil

24 kasım 1983
Kayalardan aşar da düz yolda şaşarım ,diye korkar
Kaygusuz dağılanı toplar da bohçada olan dağılır, diye korkar
Kayguya kaygu katar
Olmazsa demedik amma bulmazsa diye kayguya düştük
Günde değil, dünya günümüzde komşuya yardım dedik
Yoldan geleni sav(y?)dık
Sanmayınız her gelen ile övündük
Komşuya yolcuya sevindik
Allah'ım razı olsun dedi
Kaygusuz selamını cümlenize iletti

05 ocak 1984(2)
Sandık aldım tahtadan
Temiz çamaşır çıkardım bohçadan
Her kulu ile söyleştim bilinen lehçeden dedi
Meryem söze geldi:
Bağlı mı elim
Mühürlü mü dilim
Örtülü mü gönlüm
Dost diye diye elimi çözerim
Dilime bal misali sahip çıkarım
Gönlümü her varolana açarım
Olumsuzdan kaçarım
Susadım diyen ile nehirden su içerim
Eleleyiz yol bildiğimiz günden
Cümle ileyiz kayguyu sildiğimiz yönden dedi
Meryem selamladı


08 nisan 1984
Özden sözden,
Ayrı kalmaz gönül sizden
Dünya bilinse idi bir bohça bezden
Gelen giden giyinir ipek şalı sarınırdı


15 mayıs 1984
Sinan ile söyleşsek
Dağda sümbül toplasak
Gerçek bilgi dediğimde
Gördüğümüzü katlasak
Boy boy bohça dolardı
Gedik bize gülerdi
Dağılandan eğilme ki topladığına sevinesin dedi
Sinan selamladı

31 mayıs 1984
Günleri saydım da bayrama geldim
Gülleri aydım da seyrana daldım
Ne dikeni battı ne alan daha güzelini sattı
Bülbül ona öttü
Bilen ondan geleni tattı
Yollara kumunu kattı
Gönlüm gül bahçesidir
Cümlenizin bohçasıdır
Sevginizi atın bohçayı öyle kapatın dedi
Hacı Bayram selamladı


18 haziran 1984
Ölçüyü yapıdan alalım
Her olayda aklımız ile gönlümüzü birleyelim
Bohçamı ben bağlamadım ki çözeyim
Yazımı ben yazmadım ki çizeyim
Nasibimi ben vermedim ki ölçeyim
Ekini ektim, günü geldi biçeyim denilenden
Yapıya gelmeyi bildiği günden
Kapıda bekleyeni düşünün dedi
Hacı Bayram selamladı

19 temmuz 1984

Meryem ile bir sözde
Dost aradık her gözde
Sevgi olsun gelişsin
Nuru kalsın her yüzde
Dağılanı toplayan
Bir bohçada katlayan
Bilgisine eklerse
Gelişsin diye beklerse
Elbet günün yerini bilir
Olduğu halde kalır dedi
Meryem selamladı

21 temmuz 1984
Al elma sarı elma
Gönülde sevgi cümleye dolma
Bilmeden gelse olur
Bilgide gayrı kalma
Seven sevilen güler
Dost deyip selamını bekler
Aldığı ile verdiğine
Kaygu ile derdiğine
cı tatlı demeden bohçasına koyar
Atalım benliği
atalım senliği
Tutalım birliği
Silelim körlüğü dedi
Behlül’üm selamladı


21 ağustos 1984
O’ndan geldik
O’nun verdiğini yedik
Şükrüne durduk
Örtüldü ise bohça
Sırlanmış küpe döndük dedi
Yunus’um doldurduğu su dolu küpü cümlenize sundu
....
Bağımsız kalayım dedim
Uyumsuz olma dediler
Özgür irademe taşı koydular
Gidemem, gelemem dedim
Bilgimi savurdular
Allah Allah dedim de
Konulan taşı yolda bıraktım
Asla, aklına uymayanı sergiye koyma
Gökten zümrüt yağdı deseler gayrıya uyma
Yaz da olsa, toz da olsa kendinden kendine alışta ol dedi
Meryem, dağılanı toplayım
Bir bohçada katlayım diyene selam iletti

11 ekim 1984
Açtık bohçanın ucunu
Seçtik güzelin tâcını
Yaratan ile bildik
Yaratılana güldük dedi
Meryem sözü aldı

02 kasım 1984
Bayram adını verdik
Hacı Bayram’dan geleni sorduk
Dedi ki:
Bohçanın dört ucunu birbirine katlasın
Yaprak yaprak açacak fidanını beklesin
Geçen günde kaygu veren düşünceyi köklesin

05 kasım 1984
Akan suya yön verdik
Eğildikte gün gördük
Dağlar taşlar bildi de
Her varolanı sardık
Suyun aktığı yerde yolcuya sorduk;
Yamaya yer verdin mi?
Bohçayı düzde gördün mü?
Bekleyenin sözünü aldın mı?
Dağlar gölgeyi siler
Değirmene buğdayı olan gider dedi
Sümbül’üm selamladı
....
Yar adına serdik geldik
Gönülden geleni sorduk bildik
Akçayı ak kütüğe
Bohçayı tatlı katığa aktarsın
Niyazın ile Dost kapısına varsın dedi
Laleli sözü aldı:
Diz koyduğun gün, senin
Söz verdiğim gün, benim
Ayak ayak geldiğine
Sebeplere güldüğüne
Şahit olduk, selam verdik
Meyhanede sakiyi sorduk
Dediler ki;
Yudum yudum alana vereceğiz
Doğuştan bilene geleceğiz
Selamımızı cümle ile paylaşacağız dedi
Laleli yanımızda olana selamını iletti

15 kasım 1984
Gönlün gül bahçesidir
Dilin Hak bohçasıdır
Derman dilersen Yüce’den
Ömrün uyanır geceden
Senden gelene uyacak
Seyirde olanı silecek

28 kasım 1984
Bayram günü gelir
Bağlı olandan sözü alır
Açtığın bohçada seçtiğini bulur
Sürü ile gidelim dağ yolunda bekleyeni görelim
Gayreti bildi isen hayreti silelim
Destek olduk gücüne
Aydın gelsin gönlüne dedi
Seyyid Omar selamladı


09 aralık 1984
Sancağımız ezelidir, ebede kadar
Sonsuzluğun bilgisinde bulana kadar
Açalım bohçamızı
Seçelim lehçemizi
Aykırı gelen olmaz
Bilmeyen kalmaz
Sefer, güzele adımdır
Seher, güne açılan
Adı ile gerçek günde geçilen
Bir muradım olsun Allah’ım razı gelsin diyen her kulu ile niyazdayız
Soframıza asla olumsuz lokma gelmez
Yiyenden nasibi kesilmez dedi
Yesevi seferde olanın seherde görgüsüne açıldığını söyledi, selamladı

04 ocak 1985
Doğruyu eğriden öğrendim
Güzeli çirkin ile peyledim
Sıcağı soğukta bekledim
Vay gayretsiz Behlül
Gerçeğin örtüsünü senden mi sandın?
Gölgesiz varlığını dertten mi bildin?
Güller açtı bahçemde
Çamaşırım temiz bohçamda
Sadece Hak olsun lehçemde
Öylece yol yolcunundur gidene dek dedi
Behlül’üm selamladı


10 ocak 1985
Düşleyelim, bağladığımız bilgimizi taşlayalım
Gittiğin yerde aranmaya başlayalım
Yeterli midir?
Aldığımız ile tutarlı mıdır?
Yunus döne döne aradı
Pir Sultan Abdal her adımı taradı
Behlül’üm aradığını zorladı
Her biri gördüler ki;
Buldukları bir bohça
Her ucundan biri tutmuş
Kat kat etmiş, cümleye bilgi satmış
Sonsuzun bilgisini bir bohçaya koyamazsın
Koysan bile bir bilgeye veremezsin
Doymayı dilersen, çevreni göremezsin
Açlık olmalı ki, aramaya ava gidesin dedi
Kaygusuz selamladı

17 ocak 1985
Gelmeyi dileyene de ki;
Meyveler oldu toplayacağız
Bohçalar doldu katlayacağız
Gönülleri aşkı ile paklayacağız
Dönüşten yol sorana;
Gidişi bildin mi? diyelim
Kayguyu sildin mi bilelim
Sevgimizi gerçeğin aynasına tutalım dedi
Kaygusuz selamladı


01 mart 1985
Bilmediğim kuyunun suyunu içmem
Gidişi belli olmayan yolu seçmem
Kaynaktan aldığıma inandı isem asla şüpheye düşmem
Güller açar bahçesinde
Güzeller seçer bohçasında
Gerçek bütünleşir görgüsünde dedi
Hamza Dost selamladı

11 mart 1985
Her öğütü bir bohçaya koyduğun
Gelen geçen ile günleri saydığın yerde
Beklenen güzeli göreceksin
Yolun verdiğin her olaya bohçaya koyduğun öğütten yayarsın
Gelen de alır, gülen de dedi
Kaygusuz dört yaprağı bir bütüne ekledi
Aldığı her bilgiyi önce kendine sakladı
Adağım olursa dağıtacağım
Aldığım bilgide dileyeni eğiteceğim

10 nisan 1985
Döndük, durduk, oturduk
Selam dedik nefisleri bitirdik
Açan güller hepsi bize
Dertler bitti diyelim
Geldiğimiz günü kutlayalım
Geçen günü bohça yapıp niyaz ile katlayalım
Gönüller açıldı bugün
Resulünün izninden geçildi bugün
Her güzel ak ile hak ile seçildi bugün
Yollar düze geldi de
Gönüller gerçeği buldu da
Sahibinin huzurunda dize geldi bugün

25 nisan 1985(1)
Parçayı birbirine ekledim
Bohça yapıp sakladım
Gün gelir açarım
İçine koyduğum ile benliğimi seçerim
İşte o gün kendimden geçerim
Doğru, bilginin temelini besler
Açılan bilgi sahibinin ömrünü süsler

23 mayıs 1985
Gayretten gayrete düştüm
Her kulunun sevgisine şaştım
Bilge bohçaya benzer
Açarsan saçar, kaçarsan örter
Dost adıma gelen güzel
Dostluğumu bilen güzel dedi
Hamza Dost elinde desti ile Yemen’den getirdiği rahmeti sundu


19 eylül 1985
Hacı Bektaş geldi yola
Cümle ile verdi mola
Açtı bohçayı elden
Dedi; Ne varsa dilden
Rabb'im korusun cahilden
Serdiğimiz sevgidir
Ördüğümüz saygıdır
Sildiğimiz yargıdır
Bilmediğimiz Rabb'imden sorgudur
Bohçamız açık seçik dedi
Hacı Bektaş selamladı


24 ekim 1985
Saydığım her tanede gerçeğin temelini buldum
Yağmur yağdıysa toprağı güzel dedim
Dileyene bir söz dileyene bin nasihat verdim
Altın ile gümüşü bir bohçaya sardım dedi
Merkez’im selamladı

06 aralık 1985
Bir taş ile öğünsem
Bir dost diye dövünsem
Bilmeyenden olurum
Ben tezgahta kalırım
Yüce Alem bir taşa girmez diyen
Dost bağına girip de üzümü ermez diyen
Seni beni bilmeden aynı bohçaya koyan
Kapısında bekleyen bekçiden haber sorsa
Alacağı bildiği kadardır
(Soru: Taşın da kanı mı var? Bu anlama mı geliyor?)
Kanın da taşı var taşın da kanı var
Her kulun zannı var dedi
Pir Sultan Abdal her damla suda kainatı gördüğünü
Her damlayı birbiri ile ördüğünü söyledi, selamladı

10 ocak 1986
Can olmasa canan bilinmez
Yaprak olmasa toprak görülmez
Sevgi olmasa gerçek sarılmaz
Yağan yağmur bohçaya konup derilmez
Kayalara yakan güneş asla yer etmez
Su alır götürür sivri olanı bitirir
Her akımın çekimi kendi çekirdeğinin özünde düğümlüdür dedi
Merkez’im selamladı


07 mart 1986
Üç bohça ele aldım
Dördüncüyü bele sardım
Gölgesiz güne gelene sordum
Aşından, işinden, başından hoşnut musun?
Oluha dedi ki;
Yerden göğe kadar
Almadan desteyi bulamam desteği
Dayanmayı bildiğim kadar uyarım
Oluha ile İbrahim söyleştiler
Cümle ile sevgilerini paylaştılar

28 mart 1986
Sır tut deseler
Ağzıma kilit vursalar
Hedefi elim gösterir
Ya Rab dedim niyaza durdum
Bana sus demesinler
Ağzıma kilit vurmasınlar
Gördüğüm bende kalırsa güzele bohça olur
Denildi ki;
Her gözde her sözde Yüce’nin sırrı vardır
Bir bir görene gördüğü dardır
Binbir gözden bakalım
Her adımda yolumuza su dökelim toz olmasın
Gelen kayguda kalmasın diye dedi
Behlül’üm selamladı

04 nisan 1986
Binbir parçayı ekledim
Bir bohçada sakladım
Günü geldi açacağım
Dost hanına sereceğim
Gelsin yolum diyenler
Gelsin dosta gülenler
Bir bir açtık yolları
Bir bir seçtik kulları
Gelen geçen günleri
Hep beraber anacağız
Yudum yudum içtiğimiz suya kanacağız dedi
Sarı Ana selamladı


11 eylül 1986
Geldim gittim görmedim
Bohça aldım dürmedim
Rabb'im niyaza daldım
Her güzeli sarmadım
Ben beni alacağım
Boş odaya dalacağım
Sevgin ile kalacağım
Öylece her zerrem ile
Cümle varedilmişi saracağım


25 eylül 1986
Sundukları suyu içelim
Vardıkları yoldan geçelim
Her birimiz bohçamızı açalım
Ne kendimizden kaçalım
Ne karanlığı seçelim


16 ekim 1986
Saçımın her telinde bildiğim yazılıysa
Döküleni toplayım mı?
Bohça yapıp saklayım mı?
Üzme tatlı canını
Dökme sakın kanını
Sarsmadan imanını
Geldiğin kapıyı bil
Gördüğün yapıda kal

30 ekim 1986
Ele aldıysak bohçayı
Dile verdiysek lehçeyi
Çokça güler oynarız
Her gün geleni peyleriz

07 kasım 1986
Gül’ler bahçelerindir
Eller bohçalarındır
Yollar gelene açık
Yollar gülene geçit
Sırat geçit verir mi?derlerse,
Diyelim ki;
Aklımızı bilgimizi onun (O’nun) ile eğittik
Nefsimizi onun (O’nun) için öğüttük
Her basamakta sırları atacağız
Erenlerin ellerini tutacağız
Umudumuz Hırka’sına sığınmak
Onun ile sona katılacağız

16 ocak 1987
Duvarları örülmüş
Bohçaları dürülmüş
Gerçekleri serilmiş
Bilen için net
Bilmeyen için set olmuş


22 ekim 1987
Bohçamızı açalım
Yemeniyi seçelim
Halimiz düzenli ise
Eşiğinden geçelim


23 aralık 1987
Gezdiğin bahçemizdir
Açtığın bohçamızdır
Aynı dilden söyleştik
Bilinen lehçemizdir

04 mart 1988
Çiçekler açıverdi gönül bahçelerimizde
Akan su arındırdı ne varsa bohçalarımızda

31 mart 1988
Gönül bohçamı açtım sevenlerle birlikte
Fistanları derledim kalmadım hiç zorlukta

14 nisan 1988
Küs olmasın bilenler
Küs gelmesin sevenler
Küslük fistanı dikip
Bohçasına koyanlar


22 nisan 1988
Kuşları ötüşürler gönül bahçelerimizde

Sevgiden başka yoktur kimlik bohçalarımızda

04 kasım 1988
Selamladı Erenler
Selam dedik eğildik
Selamet bohçasını elimizde tuttuk
Açalım diyen eller
Geçelim diyen diller
Aydın olsun diye
Yolumuza konan kandiller

25 kasım 1988
Çiçek renk renk açtı bizim bahçelerimizde
Çimenler yeşillendi bilgi bohçalarımızda
Mevlana dedi ki;
Açın artık bohçaları kim dilerse gösterelim
Bilgimizi, görgümüzü yapraklara bastıralım


15 aralık 1988
Güller açar bahçemde
Emeğim var bohçamda
Düne güne kayıtlı
İsimleri lehçemde


23 aralık 1988
Affına sığınanlar
Rahmetiyle yıkanır
Her hatadan sakınır
Selam olsun erenlere
Bağımız bahçemiz var
Emeğimiz bohçamız var

13 mart 1989
Hazır bohça elinde
Gıybet yoksa dilinde
Uyum varsa halinde
Bir yaprak binbir olur
Erliği seven bulur

06 nisan 1989
Gönül bahçemiz açık
Bohçamızda emek var
Rabb'im senin adını

Her ânımda demek var

14 nisan 1989
Açılacak kapıda beklediğim yar benim

Gelip geçen erlerin sesini duyacağım
Verilen hizmetleri bohçalarında göreceğim

15 haziran 1989
İzin verdiği günde
Gözün gördüğü yönde
Hem başta hem de sonda
Adı ile anılan
Aşkı ile yanılan
Her zerre ile dönülen kıyamette
Rabb'ime "Benim" diye sunulan bohçamızda
Güzeli bulmalıyız
Dilediğince olmalıyız

28 eylül 1989
Menekşeler dikmişler gül bahçelerine
Kokusunu koymuşlar dost bohçalarına

23 mart 1990
Her renginde çiçekler açmışlar bahçemizde
 Kokuları sinmişler gördük biz bohçamızda

28 nisan 1990
Gülleri açmış bahçemde
 Emek varmış bohçamda
 Dediğimce lehçemde
 Anlayana bin vermiş, birliğini göstermiş


24 mayıs 1990
Açan güller bahçenizde
 Sevginiz var bohçanızda
 Elimiz hep sırtınızda


01 haziran 1990
Güller bahçelerdedir
 Haller bohçalardadır
 Düzene uymayanlar
 Güzel sesi duymayanlar demeden
 Bilelim ki;
 Bileni bilmeyeni Rabb'im görür
 Her dileyenin dilediğince nasibini verir


14 haziran 1990
Gülün rengi bohçamızda
 Gülün adı bahçemizde
 Ne aldıysak O'nunla
 Ne bildiysek hep O'ndan
 Biz geçmedik hiç candan
 Can bizim canan bizde
 Söyleşirler hep hazda
 Adını biz anarız
 Hata ettikçe yanarız

23 kasım 1990
 Güller açar bahçemizde
 Mis kokan bohçamızda
 Erliğin hizmeti vardır
 Erenlerin himmeti gürdür

02 ekim 1991
Gül fidanı diktiysek bahçemize
 Temiz çamaşır koyduysak bohçamıza
 Hakk adını verdiysek lehçemize
 Kaygu bizden uzak durur
 Atımıza seyis vurur
 Bahçemize gelir kuşlar
 Başımıza gelmez taşlar
 Korku vermez bize düşler

26 nisan 1991
Hacı Bayram gül dedi güller açan bahçende
 Hacı Bektaş bak dedi gül kokusu bohçanda
 Sevgilinin adına döne döne geliriz
 Her adımda aşkıyla tevhid çeker dileyene sunarız

28 kasım 1991
O günün hesabını bu günden yaptı isek
Yazdığımız her satırda sevgimizi kattı isek
Güller açar bahçemizde
Gül kokusu bohçamızda
Elimizde bulacağız
Dost kapısında olacağız


26 mart 1992
Her gün yeni bir handa
Her an yeni bir zanda buluşmak zorundayız
Her an, her dem Rabb'imin emrindeyiz
Selam erenlerine
Gönül bahçemize girenlerine
Bohçamızda olanı görenlerine

01 temmuz 1992
Güller açan bahçemizde
Niyetimiz bohçamızda
Mevlana geldi bir an
Dedi; ne güzel her yan

27 mayıs 1993
Oturduğu yapıdan selam verdi Kaygusuz
Dedi; sakın yok deme hem de kalma uykusuz
Bohçanı açtığında göreceğin hep temizdir
İnsanın umudunda gerçekleri denizdir

25 haziran 1993
Aynı meydan aynı handa
İnsanlık aynı zanda
Günü çözeceğiz elbet sonda
Benim elim senin halin
Benim sevgim senin yolun
Birbirine bağlanırsa
Aşkı adına gönüller dağlanırsa
Güller açar bahçemizde
Paklık kalır bohçamızda


28 haziran 1993
Çiçeklerin açtığı bahçelerden
Meleklerin açtığı bohçalardan
Geçenlerden olunuz
Seçenlerden bulunuz
Deyiniz ki:
Övmek için bilmek gerek
Sevmek için görmek gerek
Her zerrede bulacağım
Aşkı ile dolacağım

11 kasım 1993
Mevlana selam dedi
Gün güne bakıştıkça
Günden güne akıştıkça
Aç bohçanı gizlice gör aldığın örtüyü
Yunus ile sözlüce öğren verdiğin tartıyı


25 kasım 1993
Her olayın çevresini dağıtmadan toplayalım
Ele aldık bohçayı sevgi ile katlayalım, dedi
Rabia her sohbetin adını
Gül yaprağı diye isimlendirdi

23 şubat 1995
Pir Sultan Abdal döndü ağacın çevresinde, dedi;
Her olay yürür varlığının devresinde
Gönül bahçelerimiz, nefis bohçalarımız
Birbirini besleyecek
Sevenleri süsleyecek
Bugün, yarın diyenin kulağına sesleyecek
Gün aydın olsun, uyan
Söylersen sevgini olur duyan
Bugün senin olsa da yarın gelecek doyan

30 mart 1995
Gel dediler her birimize adım adım yürüyelim
Derdi gamı bohçalayıp bir köşeye koyalım
Yürüdüğümüz yolda;
Göreceğimiz, seveceğimiz, saracağımız güzelliklerden bıraktığımız bohçayı unutacak
Kendi gönlümüzü kendimize tanıtacağız


16 haziran 1995
Yunus huzur diledi
Elde mendil salladı
Gelinin bohçasına Dost kuşağı bağladı
Dedi ki;
Açalım elimizi niyazına varalım
Akan sulara bakıp cevherini saralım
Her bir damla anlatır sana tüm varlığını
Her bir damla bildirir gönüldeki darlığını


07 aralık 1995
Bağlarda bahçelerde
Açılan bohçalarda
Emeklerini gördük
Sevgili adına sardık
Hem gelene gidene sorduk
Yolu açık buldun mu?
Dosta geçit verdin mi?
Bilgini sofraya serdin mi? 
Ben demeliyim ki;
Sevgim ile yol açılır
Dostlar ile engeller geçilir
Sofrada dilenen aş seçilir


28 aralık 1995
Her birimiz güller açan bahçedeyiz
Her birimiz emeğiyle paklanmış bohçadayız
Sesin geldiği yerde
Aldığımızı biliriz
Verdiğimizi görürüz
Bilgimizde olanı sereriz dedi Mevlana
Her birimizin eline hoşgörü mühürünü vurdu

15 şubat 1996
Girdim bağa bahçeye
Baktım,her eldeki bohçaya
Her bir dilden gelen lehçeye
Sebepler sendendir Rabb’im dedim hamdına vardım
Her bir adını bilmek
Gönlündeki sevgililere bölmek
Ve her an güzele güzele güzele varmak

20 mart 1997
Sarı Ana gül dedi güller açan bahçende
Dilediğini bulacaksın mis kokulu bohçanda
Dilin ne derse desin gönül kırmasın

05 temmuz 1998
Hz.Hatice dedi ki;
İki destimden birini Fatıma'ma
Birini Garib’e verdim
Resulüne sordum
Bohçalarını dürdüm
Sevenlerine sundum

25 haziran 1999
Fatıma dedi ki;
Resulünün niyazıdır
Vefalı olunuz
Yalandan uzak durunuz
Gıybeti defterinizden siliniz
Kibir insana yaraşmaz
O şeytanın harcıdır
İnsanlık Ademin tacıdır
Hepimiz niyazdayız
Güller açsın bahçelerinizde
Temiz çamaşır olsun bohçalarınızda
Küfür kalmasın lehçelerinizde

05 kasım 1999
Biz dedim;
Her birimiz niyazda olacağız
Aldığımız gülleri bohçamıza koyacağız
Ve nefsimizi soyacağız
Selamımız sizleredir, dedi
Her birimizin sırtını sıvadı
O ne güzel eldir
O ne güzel dildir
O ne güzel haldir, dedi
Sevgili’nin selamını iletti

05 mayıs 2000
Bağımızda, bahçemizde
Çevremizde bohçamızda
Gülün kokusu olmalı
Her bir yuvaya havası dolmalı
Açın gönül kapılarını
Geçin dünyanın viran yapılarını
Görün sofralarımızda erenlerin kupalarını, dedi
Pir Sultan Abdal selamladı

01 nisan 2004
Meryem’in elinde bir bohça gördüm
İçindekini sordum
Dedi ki;
İçinde eski de olsa temiz çamaşır var
Görevim o çamaşırın her birini
Allah’ın nurlandırdığı birine giydirmek

19 nisan 2005
Meryem dedi ki;
Elimde bohça aranıza katıldım
Çevrenizde dolaşan sevgi ile buluştum
İnsanlar insanlığı bildikçe
Anadan, babadan kalanları gördükçe
Çevresini sel almaz
Basık dizgiler sözünü kesmez, dedi
Fatıma ile Meryem selamladı

27 nisan 2006
Bağımız bahçemizde
Emeğimiz bohçamızda
Sözümüz lehçemizde anlaşılır olmalı
İnsan bende O’nu bulmalı

02 şubat 2007
Dünyanın düzenine karşı koyanlar
Olumsuzun sözüne uyanlar
Kuş seslerini duyup çığlık sananlar
Kapısını, penceresini örtenlerdir
Kendilerinden olmayanı dürtenlerdir
Kapımız, penceremiz açık olmalı
İnsanlar bizde sevgi bulmalı
Çamaşır bohçamıza çamaşırları temiz koymalı
Ve demeli ki:
Rabb'imin sevgisinden yaratıldım
Her halimle sevgimi sunmalıyım
Sevdiğim kadar sevildiğimi sanmalıyım

01 şubat 2008
Meryem dedi ki:
Güllerle donattığımız bahçemiz
Ellerimizde temiz çamaşırlı bohçamız
Meydandayız, sevdadayız, sundayız

20 mart 2008
Bağımızda bahçemizde
 Elimizde bohçamızda
 Nasip olanı buluruz
 Allah'ın verdiğini biliriz
 Bilenlerden olmalıyız
 Bilenlerden sormalıyız
 Bilenlerle gülmeliyiz
 Hak yoluna öylece girmeliyiz
 O'nun her adını bilmek
 Her adından ummak
 O'nun adı ile nefsimizi yenmek
 Gayretimiz olmalı
 İnsana ve doğaya
 Sevgi ile bağlanmalıyız

29 temmuz 2008
Meryem ile dolandık bağlarda bahçelerde
 Fatıma ile bulduk mendilleri bohçalarda

09 ocak 2009
Gül açan bahçelerde
Mis kokan bohçalarda
Dost elini görürsün
Dost yolunda yürürsün
Gerçeğini bilmek için
Gelene geçene sorarsın

05 ağustos 2009
Her yanımız gül bahçesi
Ellerimizde temiz çamaşır bohçası
Seve seve yürürüz
Sevgilileri yolumuzda görürüz
Yunus Emre dedi ki:
Al bohçanı eline
Bak yolda giden geline
Sazı sözü bir midir?
Birlik içinde hür müdür?

19 mayıs 2010
Yunus Emre dedi ki:
Al bohçanı bekle
Sevgine sevgi ekle
Göreceksin,
Her olayı bilgin ile öreceksin
O zaman bilgin seni alır götürür dilediğine getirir
İşte o zaman;
Yarattığının özelliğini bileceksin, çözeceksin
Güzelden güzeli göreceksin, seveceksin

31 ağustos 2010
Güller açmış bahçemizde
Mis çamaşır bohçamızda
Rabb'im deriz ne var ise lehçemizde
O’nun yazdığı günü yaşarız
Güzel gelen her şey ile coşarız
Gün gelir çağlayanlar gibi taşarız
Gün gelir dertlere düşeriz
Yapacağımız tek şey
Derdin neden, nerden geldiğini bilmek
Gelen derdin her karesini bölmek
O zaman dert seni aşamaz
Senin adına koşamaz

30 mayıs 2011
Güller açmış bahçelerde
 Temiz çamaşır bohçalarda
 Geldiğimiz yol güzel
 Bildiğimiz yol güzel
 Varacağımız yer güzel, diyelim
 Rabb'imin rahmetine sığınalım

12 ağustos 2012
Rabb'im dedi ki;
Göreve getireceğim kişiyi ben seçerim
Kimseye kendi kendini seçme hakkı verilmemiştir
Kimsenin bohçası kendi bilgisine göre derilmemiştir
Bu sözümüz sonun başıdır
İnsanlık âleminin yiyeceği tatlı aşıdır

25 mayıs 2014
Yunus Emre gül dedi güller açsın bahçende
Gül kokulu çamaşırlar olsun bohçanda
Dedim ki;
Naz ettik, niyaz ettik
Erenlerin elinden tuttuk
Hacı Bektaş Dur! dedi
Siz değil, erenler sizlerin elini tuttu
Erenler çoban oldu sizler sürüler

24 ekim 2014
Fatıma dedi ki;
Resulünün elinde gül, bağında gül, bohçasında gül vardır
Lehçesi güldendir
Onun adı;
Selamdır, selamettir, keramettir
Sözümüz sizlere cesarettir
 

Sohbetler Derlemeler

Derlemeler1968-2017 yılları arasında
© Sabahat AKŞIRAY tarafından alınan sohbetlerden
  elde mevcut olanlara göre derlenmiştir