ÇARPICI PARAGRAFLAR-1

Tarihsiz 1970
Allah ’ıma havale edilenden
Korkun olmasın
Hastalık da sağlık da
Allah ’ımın vergisi
İyi olması nasibi olan hasta
Çiçek koksa şifa alır
Şifası bundandır denir
İyilik nasibi değilse
Diyeceğin şudur;
Allah ’ım;
Anamı, babamı, yavrumu
Canımı, eşimi sana havale ettim
Ettiğim anda unuttum
Önüme serilen nasip sergime göz attım
Sen bilirsin Allah ’ım
Ötesini düşünme
Yetti mi yeter mi?
Doydu mu doyar mı? deme
Allah ’ım kulundan vazgeçmez
O'na havale edileni bırakmaz
Yüzlerce melekleriyle korur
Her olaya sebep yaratır
Ben bakayım
Ben koşayım
Hastayı kurtarayım diyen yanılır
Her yolu kapanır

06/08/1972
Yaratan “Ol!” dedi, çamurda elini kardı;
Sanılmasın toprak ile suyun karımı.
Allah ımın nuru ile zatı ile sıfatı.

18/09/1972
Kulun diğer manası, kül.
Kül, olun dolma halidir.
Önce “Ol!” der, sonra kül eder.
“Kül!” dediğinde,
Kendi varlığına katar.
O’na kul ol dediğinde hizmet manasına alırsınız.
Aslında, O’na katıl manasınadır.

21/08/1977(3)
Kul dünyaya beden ile tekrar tekrar gelmez.
Alemlerde gezinir, kendini orda tamamlar.
Ne var ki, başka ölçüde ve başka şekilde.
Bedenden arınmış.

24/03/1975
Gerçeği buldukta,
Gönüller bir oldukta
Cenneti mekan bilir.
Cennet nerdedir, cehennem kimdedir?
Cennet bilende, cennet uyanda, cennet duyanda.
Cehennem, huzur arayandadır.
Huzur arayanda cehennem neden? demeyin.
Aramak bilmemektir,
Aramak duymamaktır,
Aramak görmemektir.
Bilmeyen, duymayan, görmeyen uyamaz.
Uymayan huzuru bilemez.
Arar durur, her olayda başını vurur.

27/03/1975
İlim, bilmektir;
bilmek, görmektir;
görmek, bölmektir;
bölmek, maddeyi zerrelere ayırıp,
hiçbirşey bilmediğini anlamaktır.

28/03/1975
TABDUK EMRE YUNUS’a bir gün demiş ki:
Sende sertlik, sende mertlik,
Nerde buldu gönül dörtlük? demiş.
YUNUS demiş ki:
Mertlik, sertliği yenmeye.
Dörtlük; Yaratan , yaratılan, Resulü , öbürü de kulluk, demiş,
Gönlü dörde bölmüş.

28/03/1975
Halde olan çerçevenin içinde olur.
Yolda olan, onu çerçevede görür.
Aslında halde olan çerçevede değil.
Yolda olan onu öyle görür.
Halde olmak nedir?
Hal; suda, havada, kumda, toprakta,
ağaçta, yaprakta kendini bulmak.
Duvar konuşur mu?
Konuşur tabi.
Dilini bilene konuşur.
Duvar der ki:
Ben seni soğuktan korudum,
ben seni sıcaktan sakladım,
ben senin edebine perde oldum.
Haldeki bunu bilir,
Yoldaki görür.

03/04/1975
Örtüyü açayım
Yedi kapıyı geçeyim dersen
Açtığını bilenden misin?
Yoklamak açmak değildir
SOMUNCU dünya gününde
Yedi kapı yokladı
Her çiçeği kokladı
Somundan buğdayı aradı
Aradı buldu bildi geldi
Dünde cümleye verdi
Yedi kapı , yedi yol
Yedi kapı , yedi hal
Yedincide dedi kal
Yedide buldu, yedide aldı, yedide bildi
Almayı dilersen
Olmaktan geç, hiçliği seç

03 nisan 1975
Serzeniş gerçeği siler
Gerçek olumdur
Nasıl? denilir
Her olan gerçektir
Güneşin olduğu gibi
Elle tutamazsın
Güneşin verdiğini asla veremezsin
Çiçeğin tohumu gerçektir
Sen onu sadece yetiştirebilirsin
Gine de kendi olanağın ile değil
Toprak da O’nun , su da
Senin olan gördüğündür
Toprağını derdiğindir

03 nisan 1975
Dörtten sorulur yönden denilir
Kulun ölçüsü öyle görülür
Yön denildi
Kainatta yön de yoktur
Sadece dönüş vardır

03 nisan 1975
Aşamadığın duvarı yıkar mısın?
Taşıyamadığın suyu döker misin?
Elbet yardımcı ararsın
Aradın ki geldin
Suyumuz Allah ' ım dedin
Aldın ,aldın ,aldın
Olmadım dersen
Olduğunu bileni gördün mü?
YUNUS, MEVLÂNA..dersen
Yargıya düşmüş olursun

24/07/1976
Geçitten geçtik,
Güçlüğü aştık.
İmtihan yok mu? denir.
Doğuştan uydur Allah 'ım dedikte,
Hale uydukta
İmtihanın yeri yönün ötesinde kalır.
Nasıl? denildi.
Dersini çalışanın imtihana ihtiyacı olur mu?
Duyulan uyulan nedir, verilen neden?  
Güne kadar verdiğimiz,
Uyunuz, ayınız dediğimiz, bundan değil mi?
Alamayanın, günahı nedir?' derseniz
Dileyen her kul alır,
Hale uydukta görür.
Çünkü kulluğun yazısı bellidir.
Ol ki, bilesin göresin!
Ne olayım? denir.
Kul ol, kulluğunu bil!

24/07/1976
Cümlemiz, cümlenize sorduk;
Birbirinizden hoşnut musunuz?
Hoşnutluk getirmek
Bir ölçüde helalleşmektir.
Helalleşmek, gecenin özünü, kulunun gözünü açar.
Helalleşebildiğin kadar, hoşnut olduğundur
Hoşnut olduğun kadar, hale uyduğundur
Kendi kendine öyle ölçü vurabilirsin,
Halime şükür diyebilirsin
Hale şükür, odur.

24/07/1976
Gidiş; kendini biliş değil,
Kulunun halini halleniştir. 
(Hz Muhammed'in miracı) 
Resulü 'nün gidişi,
Hak ile buluşuşu.
Gidenin kendine değil,
Ümmetinin yerinedir,
Ümmetinin yönünedir.
Gidenin, yeri yönü belli.
Her kulu olunca o'nunla halli,
Elbet selam alacak,
Allah 'ım, layık mıyım? diyecek.
Her kul layık olduğunu bulur, görür.

24/07/1976
Sadaka alan mı veren mi sevaptadır?
Suçu işleyen mi işleten mi günahtadır?
Sevabın, alana da verene de yazıldığı bilinsin!
Günahı işleyen işleten günahtadır!
Bildi ise, tövbekar oldu ise
Affının yüceliği, kulunun yerini buldurur.
Adak yerinde midir? denir
Sevindirdiğin kullar kadar.
Ayyaş, yolsuz mu? denir
Ayyaş, gönülden silmediği yere kadar.
Yazılı değil mi? dendi
Elbet yazılı.
Gönülde olduğu zaman silene selam verilmez,
Olacağını bilmediğin neticeye elbet iltifat edilmez.
Ben kendimi bilirim,
Sorgumu düşünürüm diyenin
Yargısı da, sorgusu da kendine aittir.
Aksini ispata çalışmak
Kulun kula vereceğini aşar.

27/08/1976
Allah 'ım kuluna kaldıramayacağı yükü yüklemez.
Yüklediyse yardımcısız bırakmaz.
Şüphesiz atılalım
Hak kervanına katılalım.

27/08/1976
Evet güne kadar size verdik,
Günden sonra sizlerle vereceğiz,
Sözlerle yayacağız.
Daha önce verdik;
Sevgi bulaşıcıdır yayılır yayılır.
Beraber bunu yapacağız
Sevmeyene, sevmesen de gel diyeceğiz.
Darda zorda görürsek
Genişliği göstereceğiz.
Genişlik nedir?  
Ne darda olanı, ne zorda kalanı elbet sen kurtaramazsın.
Her olanın O'ndan geldiğini,
O'nun göreceğini söylersin,
Yolunu O'na bağlarsın,
Genişliği öyle gösterebilirsin. 

27/08/1976
(Bu vazife nedir?) 
Elbet verilecek.
Yarım gün kendin için çalıştı isen,
Yarım gün cümleye çalışacaksın.
Beden vermezse dil ile,
Dil vermezse yol ile,
Yol vermezse hal ile
Göreceksin, çözeceksin, düğümleri açacaksın.
Birinize değil,
Yuvanın yolunu alan,
Yol Allah 'ım diyenlerin cümlesine dedik
Genişlik, umduğunuzdan tez açılır.
Aşk odur ki;
Aldık aldık vereceğim
Göreceğim,
Beraber olacağım diyesin.
Teklik ile değil, çok ile tek olup bulasın.
Ayırmadan sevesin,
Seven ayırmaz diyesin.

27/08/1976
Daha önce verdik;
Seçilen kullarındansınız dedik.
Kaderi yazan O'dur
Şüpheye yer yok.
Gerçeği bildi isek,
Yargıyı sildi isek
Verdiğine şükredelim.
Yoruma gerek yok. Açık yazdık.
Çünkü, Yaz! diyene uyduk.
Olduğumuz makam,
Olmayana var demez.
Seçilen, vazifeye layık görülendir.
Kim? denmesin
Ayrıya düşmesin.
Sebepler bizden değil O'ndan.
Sevabımız günahımızı örtsün deyiniz,
Her açılan gün öyle niyaz ediniz.
Günde verdiğimiz,
Cümlenize saydığımız vazife zorlu gelmesin
Ne var ki,
Layık görene layık olmaya çalışılsın.
Günde cümlenize vazife yükümü verildi.

18 eylül 1976
Kul şekilden uzaktır
Nasıl? denilir
Kulun şekli günden güne uymaz
Maddi ve manevi uymaz.
Nasıl? denilir
Doğdukta bebek büyür ve ihtiyar olur.
Demek ki beden de bir şekle bağlı değildir
Öyle oldukta,
Katı kalıba yer vermek
Kulu ne eğitir ne öğütür.

18/09/1976
Kulun dört yönü vardır.
Dördün biri gönlüne,
Biri haline,
Biri yoluna,
Biri de görüşüne açıktır.
Dönüş odur ki;
Dört yönü bir eder,
Aşk ile katıldıkta kulu Pir eder. 
(Bu dört haline aşkı da katarsan Pir olursun, öyle mi?) 
Eyvallah
 .
Dönüşten maksat nedir? denir
Yol ehli Sema der,
Gönül ehli Nema der
İster sema ister nema,
Gidilen yer Hakk'adır

01/10/1976
Hata bulmayım mı, ikaz etmeyim mi?’dersiniz.
Hata, şekilde bulunmaz
(Hata fikirde mi vardır?) 
Eyvallah .
Şekil Yaratan ’da,
Fikir yaratılanda.
Yaratılan her an hataya düşebilir,
Yaratan asla.
Güzellik;
Ffikir yorumunda dahi
Kırmadan, kırılmadan söze girebilmededir,
Överek düzeni gösterebilmededir.

01/10/1976 p.9
Sevmeyi OMAR’dan aldım,
RESULÜ’nden bildim,
ALİ’den gördüm,
OSMAN’dan dürdüm,
EBUBEKİR’den yumak misali sardım.
Kuşak misali, belden bele sarıldım, sanılmasın yoruldum.
Her hal ile yoğruldum, aşkı ile kavruldum.
YA Allah! dedim, selama durdum,
Salavat getirdim.
YUNUS’um ile anıldım.
Anılandan olunuz,
Cümle ile bulunuz.
Toz misali savrulup,
Kül gibi buluşunuz.
Ateşe kucak açıp,
Sırasında ateşe örtü olunuz.

06/10/1976
Menekşeyi severim, tevazuu çok diye
YUNUS'um, severim;
Dağdaki çiçeği,
Ovadaki böceği,
Kainattaki gerçeği
Sabahı severim görüşüm uzar diye
Geceyi severim tefekkür artar diye
Gündüz gördüğümü gece yaşarım
Öyle oldukta karanlığa niye gönül koyarım?
Yaprakta toprakta O'nu görsen
Çiçekte, böcekte O'nu sevsen
Her gördüğünde O'nu övsen
Uyandansın derim.

06/10/1976
Doğuşun kurak olsa da, gelişim verimine uyar.
Nasıl? denilir.
Öyle toprak olur ki verimi kıt görülür
Ne var ki,
Toprağı bilenin elinde değerini bulur.
Toprak verimli değil dersen
Zahire baktığın anlaşılır.
Her zaman söyleriz;
Gördüğünüze değil vereceğiniz ölçü.
Verimsiz olan toprağın özünü ara 
Mürşid onun için aranır
Toprağın dışında yokluk görülürse, içini ara
Ne madenler toprağın içindedir.

16/10/1976
Zatına varmaya, dünyadan niyet kurduk,
Sıfatlarıyla sıfatlandık.
Gelişimiz elbet layık kullarına
Verişimiz, dileyen her kula.
Layık olmayan var mı? denir
Bilenle bilmeyen bir olur mu? sözünde bu düğüm çözülür
Veren, layık olan
Alan, layık olmasına çalışandır, çalışılandır

20/10/1976
Her gördüğüm örtüyü kaldırayım
Altında ne var göreyim dersen
Sadece vakit geçirmiş olursun
Örtülü olanı geç
Açık olan sana yeter
Örtü, neden? dedikte
Halden sıyrılır
Meyle dönersin.
Meyil nedir? dendi
Hal; uyum,
Meyil; duyumdur.
Duyumdan maksat; Halden şekle dönümdür.

20/10/1976(2)
Üç vakit nedir? denir.
Sabah, ikindi, gecenin ikinci yarısına geçiş
Üç vaktin, şeref nedir? dendi
Sabah, aydın gün.
İkindi, olgun gün.
Gecenin ikinci yarısı;
Siyah ile beyazın birliği,
Cümlenin bağlılığı,
Kainatın birliği,
Birliğin dirliği,
Uyuyanın uyanışı,
Hakk adına dayanışı

22/10/1976
Verici elbet bir
Tek elden, tek koldan
Yedek yok mu? denir
Radyonu açtığın an dinlediğin, gönlüne uyandır
Gönlüne uymayanı çevirirsin
Yuva’da verişimiz odur
Elbet istasyon tek değil.
Deneyen var mı? dendi
Deneyen, istasyona giren değildir.
Nispet nedir? dendi
Ölçü dünyaya göre soruldu
Elbet verdiğimiz örnek de öyle.
Verişimiz seyahat ötesidir
Seyahat ötesi;
Gidilemeyecek uzaklık, görülemeyecek uzaklık.

01/11/1976
Niyazın dört yönü şudur:
Dil ile, beden ile, gönül ile, aşk ile.
Niyaz: Dil ile, kulunun gönlünü hoş etmedir.
Beden ile, namaz kılma. Beden ile kuluna yardımcı olma.
Gönül ile, sevme, her kuluna her yarattığına aynı sevgiyi verebilme.
Aşk, her şeyin üzerinde Allah’ıma edilen niyazdır.
Üçünü bilmeden, yerine bölmeden, dörde geçemezsin.

05/11/1976
Asmayı dönük gören,
Dünyayı sönük gören
Kendinde olana uymayandır
Öyle oldukta;
Göçte yerini aramaz mı?
Nerdeyim demez mi?
Ta ki kendine, kendi özüne varana kadar
Kendi özü;
Üç günde, yedi günde, kırk günde, en geç elli iki günde bulur
O anda 'Yerimdir' der
Cennet-Cehennem oraya varışa kadardır,
Orada barışa kadardır
Orada küslük var mı? dendi
Elbet yok
Ne var ki
Beden ile geçmişi,
Öz ile bulmuşu vardır ya
Geçmiş ile özün hesabı oluşur
Hesap nedir? dendi
Azdan alındı, çoktan soruldu
Kulun muhasebesi kendi özü ile olur
Nasıl ki özü ile bulur.
Allah’ım özümüzü sözümüze küstürmesin
Özün verdiğine söz uymazsa,
İkisinin muhasebesi kulun cehennemidir
Özümüz, sözümüz bir olsun denilen odur.

10/11/1976
Ağaç ağaca el verirse orman denilir.
Ekin bir tarlaya toplanırsa harman denilir.
Kahramanlar oynaşırsa, seymen denilir.
Cümlemiz kaynaşırsa bayram edilir.

07/01/1977
Hak ile bir olayım dersen,
Halkı bul, halkta Hakk'ı gör
Aç aça el açmaz,
Tok aça gönül açmazsa
Halkın seyri bozulur diyene de ki;
Halkın seyri, Hakk'tan uzak kalırsa bozulur
Ne var ki, halktan uzak kalırsa, yozulur.

24/02/1977
('Mahzen sırlar, şarap zorlar.' cümlesini, biraz daha açık olarak verir misiniz?) 
Sırdan maksat bilimdir,
Şaraptan maksat ilimdir.
Bildikçe, sırrını çözersin.
Bilim manayı, ilim maddeyi söyler
Dünyayı çözenin, yolunu çizenden olduğunu bilmek, kulluktur
Aydan soran ilme yönelir,
Kainattan soran bilime.

11/03/1977
Nimet dünyaya geliştir,
Ziynet dünyayı biliştir,
Kıymet dünyada oluştur, dünyayı buluştur, dünyada uyuştur, öylece dönüştür.

25/03/1977
Dedemiz sohbetinde bize iltifat eder denildi. Asla.
Yanılmayınız.
Sohbete ne iltifat için geliriz,
Ne hoş vakit geçirmeğe.
Aştık dağları taşları
Geçtik yıkılan duvarları
Eledik bütün yolunuzdaki kumları
Sizleri bu güne getirdik
Elbet gelen sizlersiniz, ışık bizlerden.
Ne var ki, ışığı dileyen de sizlersiniz
Yoğun çalışma bundan sonradır
Güne kadar öğrendiniz,
Günden sonra öğrendiğinizi vereceksiniz,
Yoğun çalışmaya gireceksiniz
Yanılma yok.
Asla emir değildir
Dünya hali, oldurur kulu.

25/03/1977
Doktor, ancak diplomasını aldığı gün  doktordur,
Vazifesi o gün başlar
Sizlerin de vazifeniz bugün başlar
Vazife mukaddestir hafife alınmasın
Vazifeyi alan büyüklenmesin. 

11/04/1977
Yolumuz alacağadır, böleceğe değil
Yolumuz seveceğedir, sileceğe değil.
İnanmaz dediğin inananın ta kendisidir
İnanmadığı Yüce değil kendisidir,
Kendini çözemediğidir
Elbet çözecek, yolunu çizecek.

15/04/1977
 Dünyadan maksat nedir?' diyene de ki;
Dünya handır,
Veren hancı,
Soran yolcu
Ne var ki,
Varan kimdir? dersen,
Yolunu bulan yolcu
Bulmayan olur mu? dendi
Elbet olmaz
Ne var ki, yolun kısası uzunu vardır
Bilenin bilmeyene verdiği yolundaki kârdır.

18/04/1977
Eriyen nedir? denilir.
Kulun kum misali olması gerekir.
Taş oldukta,
Taşı kuma vurursan eritemezsin
Taşı taş ile erittiğinde,
Kendini kum ettiğinde
Ceza dediğin sana sefadır. 

25/04/1977(2)
YUNUS misali selam nedir? dendi
YUNUS'um dalda gördüğü kuşa,
Çiçekte gördüğü kelebeğe, arıya 'Selam olsun!' der,
Elini göğsüne koyar.

28/04/1977
Kuyuya ses verdikte, alacağın kendi sesindir.
Onun için, sesini kainata ver ki,
Duyacak senden olsun
Kainata ses nasıl verilir? dendi
Varolan her yaratılanı sevmekle kainata sesini duyurmuş olursun
Kuşun ötüşüne, suyun akışına, ceylanın bakışına gönül verirsen;
Kainatın varlığına inanmış,
Kendini onun ile donanmış görürsün.

30/04/1977
Doğuş, aydığın gündür
Aymak, nedir? dersen
Kendine döndüğün gündür
Daha önce verdik;
Kendine dönüş öze giriştir
Özün, yeniyi biliş, olana uyuşta ayna misali verir
Gerçek, bölünen değil bulunandır
Bulunan nedir?
Öze dönüş, aşka düşüştür
Hayal diye ördüğün,
YUNUS'un dediği gibi gönülden uyduğundur
Doğuşu bilirsen, oluşa uyarsın.

03/06/1977
Üç halde oluşan nedir? dendi.
Ocak, ateş, tencere.
Ocak yetmez, ateş bitmez, tencere tutmaz ise
Aşını alamazsın, doyumu bilemezsin.
Uyum odur ki,
Acı tatlı bir oldukta,
Bir olup tencereye girdikte
sevilenden olur
Acı, tatlı nedir? dendi
Tencereye giren
Yağı, tuzu, biberi soğanı alırsan,
Ayrı-ayrı bilirsen tadına varamazsın.
Acı soğanı pişirmezsen tatlı diyemezsin
Kendine yöneliş de odur.
Güzel çirkin demeden,
Öfkesine uymadan,
Aksi sözü duymadan geçersen
Aşın tatlısına katıldın derim
Sözü sözüme uymaz,
Baktığım yeri görmez,
Güzele uygun demez dersen
Aşına kattığına,
Tadına baktığına,
Dağınık olduğuna misaldir derim
Dağınıktan maksat;
Verilene uymamaktır,
Verileni duymamaktır
Sevileni bilmemektir.

03/09/1977
Cenk savaşa niyettir,
Ya kazanılır, ya kaybedilir.
 Allah 'ımın yolunda cenk değil ahenk gereklidir. 

03/09/1977
Beyt;
RESULÜ 'nden gelen,
ALİ ile dağılan,
Dört yön diye bilinenin düğümüdür
Resulü yolumuzun Güneşi'dir;
Beyt'i, aşkımızın ateşidir
SAHABELER'i, yolumuzun ışığıdır. 

08/09/1977
Yar diyelim,
Gönlümüzü O'nun ile dolduralım
O'ndan geleni sevelim
O, O'nun ile olanlarladır
O, O'nun ile dolanlarladır
O, O'nun yarattığını sevenlerledir
O'nun ile dolusun
Ne var ki,
O'nun yarattığı ile beraber oldukta
Niyazın yerini bulur,
Gönlünde kainat seyrinde kalır,
Cem cemal ile olur,
Cemal'de kul kendini bulur.

23/09/1977
Daha önce verdik,
Yoğun çalışma dedik
Asla durandan olunamaz
Beklenilen gün inkar edilemez
Her vazife alan
Aldığını, övünsün diye değil,
Dövünsün diye aldı.
Dövünmekten maksat;
Koşunsun,
Dilenen yere taşınsın,
Çağrıldığı yerde bulunsun
Vazife denildikte burdan oraya veririz
Ordan oraya nasıl veremezsiniz?
Verilecek, derilecek, yoğun çalışmaya girilecek.
Unutulmasın, bekleyen çoktur
Her dileyene denilmesin 'Elde yoktur.'
Olmayan toplansın.
Aynayı ele verdik.
Yazdık-yazdık, sohbet sofrasını açtık.
Daha genişleyecek mi? denilir
Cümleye dedik,
Zümreyi vazifeli saydık.

29/09/1977
Yapıtta yerçekimi nedir? denildi
Yemeyen, yediğini bilmiyendir
Öyle oldukta düzen bozulur
Yapıttan maksat, kulun bedenidir
Yerçekimi, yaşantı düzensizliği
Kuzuya et verirsen yemez
Çünkü yapıtına uymaz.
Yediğini var sayarsak,
Yerçekimine aykırıdır.
Kulun yapıtı da düzene uyar
'Düşümde gördüğüm?' dersen,
Gününü karaya bağlarsan
Yerçekimine aykırı gelir. 

30/09/1977
Kainatın düzeni akım ile denetilir.
Her an, her zerre akım ile yenilenir tazelenir
Akım; gönlünde duyduğun aşkın,
Yuvanda yediğin aşın oluşumunu tazeleyen olaydır
Çözüm aranır, 'Atom...' denilir, zerrelere bölünür
Yine de çözüm sadece arayana verilir
'Akım.' denildikte çözüm, kulun bilgisinin çok üstündedir.

30/09/1977
Akım dediğine ne isim verdik? denilirse;
Susuz bırakmayan,
Havasız olmamayı,
Yeniye yeniyi katmayı bilen güç diyelim
Bilen güçten maksat;
Yüce Allah 'ımın emrinde olan,
Kainatın düzenine baraj kuran,
Dönen ile söneni anında birbirine bağlayan güç
Elbet Hakk'ın tecellisi
İşte o güç her doğanı bir gün evvel doğandan bilgin kılan güçtür
Bilginden maksat elbet alim değildir.
Bir bilene, iki bileni üstün sayar
Ne var ki, her seveni bilenden üstün kılar.

10/11/1977(1)
Kıyam; değişen değil, gelişene denilir
Gelişen için, dağılmak gerekir!
Eski binanın yerine yenisini kurmak için
Eskiyi dağıtırsın, yeni binayı inşa edersin; kıyam odur
Eskiden sıyrılıp, yeniye yer ayırmak, yeniyi hazırlamak.
'Kendini yenile.' demektir!

12/11/1977(2)
Baca, dumanı atmaya gereklidir.
Daha önce soruldu, Şeytan ile dostluk yoruldu.
Sizden değil.
Bacan olmasa dumanını atamazsın,
Şeytan olmasa günahını satamazsın.
Öyle ise Şeytan'a dahi lanet demeyelim,
Her yaratılanı yerinde bilelim.

13/11/1977(2) p.3
Değişen nedir?' denilir.
Yer, gök, hava, her varolan aynıdır.
Değişen görüştür
Görüşten maksat;
Kainatı gün-gün çözüştür
Daha önce verdik;
Doğan bebek geçen günde daha bilinçsiz, günde daha bilinçli diye.
Allah 'ım kainatı kuluna adım-adım açar.
Ne önce ne sonra.
Her nesil bir perde öteye geçer.
Perde;
Bilim denilen, yoğun çalışma ile buldum sanılan gerçeğin ta kendisidir

16/11/1977
Yeniye dönüş dedik, günde öyle verdik.
Yeni ile kıyam, yorumun değerine bağlıdır.
Olaylarda bilinecek olanı,
Kehanet misali söylemeye kalkarsak
Soylu ile soysuz yerinden oynar,
Darda olana taş koyar
Kıyam; olaydır,
Yeni; beklenendir.

08/12/1977
Kement atalım,
Noktada atomları bulalım
Aradığımız nedir;
Zerrenin beslediği mi?
Her nüvenin birbirini süslediği mi?
Bir zerre öbür zerrenin şahididir
Boşluk denilen aygıt ile sargılanandır,
Her açık dolana hazırlanandır
Açıkta, milyar tane bütün
Yapıtta, nokta denilen zerreler vardır.
Sesin doldurduğu boş, dolu denilen taştır.
Doğadan ayrı denirse de,
Atmosferde düğüm SAMANYOLU'nda çözülür

08/12/1977 p.7
Atmosfer içi ve dışı demet misali gelir.
Atmosfer, eldeki çiçek,
Atmosfer dışı, çiçekten burnuna gelen kokudur
Biri elde, biri gönüldedir
Her ne kadar 'Ay'a yıldıza gideriz.' denirse de,
Atmosfer kılıfından asla çıkılmaz
Ayağın her bastığı yerde oluşum gerçek ise de, buluşum yoktur

08/12/1977
Toplu halde ağaç düzgün dallar halinde yükselir.
Seyrek olduğu yerde yana yayılır. Oluşum budur.
Toplu halde yükselir,
Seyrek halde yayılır,
Tek-tek bölünür ve yozlaşır,
Toplulukta tozlaşır
Tozlaşma yozlaşmaya götürür.

09/12/1977(2)
Selam' diyelim,
Her selamda Yüce'nin sesini bulalım
'Yüce'nin sesi selamda mıdır? diyene sözüm;
Yüce'nin sesi her anda, her yandadır
Ancak kul selam ile buluşur, selam ile halleşir
Selam sözün kapısıdır, sohbetin yapısıdır. 

23/12/1977
(Bir önceki tebliğde 'Yayan ile soyunduk, saran ile giyindik.' ifadesi var.
Açıklar mısınız?) 
Yayan yola çıkandır, yolcuya açık bakandır
Yayan çıktı isem, elbet soyunmam gereklidir
Neden?
Ağırlıktan sıyrılmak, kendi kendine kalmak için
Kendi kendine kalmaktan maksat;
Yoğun çalışmak, yoğun alışmalardan kurtulmak.
Senden benden sorgu gelmeden yolu bilmek,
Yeniye yönünü vermek
Yayan, çoğaltan demek değildir
Açık ayak, açık baş demektir
Giyindik saran ile denilen oluşun rengini gösterendir
Yorumda hata yok.
Ne var ki saranın dengini bulmak gerektir
Öyle saran ki,
Yumuşak yer, yumuşak söz ile giydiren, hal ile hallenen.
Maya, çoğalana yer verir, giydirmez
Ateş, hem pişirir hem giydirir.

23/12/1977
MERYEM yerini verse,
Cümleye gönlünü serse denilir
Sergimiz cümlenizedir.
Elbet  yerimiz açılır
Ne var ki önce TOKTAY seçilir.
Kimdir? denildi.
Hakk adını doğuştan anan, 
Anam suçsuzdur diyen oğlumdur

23/12/1977
Niyette yer alan,
Hz. İSA denilen yolunu aldığınca yayandır
Hz. İBRAHİM bildiğince açılandır
Hz ALİ, olduğunu bildiğini, yaydığını cümleye gösterendir.

03/01/1978 p.8
('Kendini bilen, Rabb'ini bilir' Hadis-i Şerif’inin manası sorulur) 
Ben beni bilirsem, Tanrı'da bulursam kendime dönerim,
Öyle oldukta kendimi bilirim
Yar sohbetin var mı,
Her ânı bana kâr mı?
Öyle ise, kendini bilen Tanrı'yı bilir
Bildiği, varlığıdır
Sildiği yokluğu
Hem varlık, hem yokluk nedir?
Var isen, sen yoksun
Var O'dur
O'nun varlığını senin ile çözemezsin
Ne demek? dendi
Kendimizi bildiğimiz an beni sileriz, O'nda oluruz.
Var olan, O.
Kendini bilen, O'nu bulur
Sözün özü budur

20/01/1978
MEVLANA, YUNUS, cümlesi verileni gönlünce yazar, gönlünce çözer.
Peygamberler kesin söz getirirler
Verilenin değişeni ondandır

20/01/1978
Kıyameti, akımın kesilmesi diye bilelim.
Gedikten değil, dünyanın dağılması.
Sadece her yönden akımın kesilmesi.
Nasıl olur? dendi
Gerçek açık verildi
Tekrar akım gelir mi? diyene sözüm; Evet
Yayan,
Deneyen
Yok eden Allah 'ım,
Yeniler, doğuşu öylece yeniye verir
Değerini bulan değil, her gelen değerini bulur, döner
Olay budur
Değerini bulmak nedir? dendi
Aldığı akım ile hemhal olmak.

27/01/1978
Güzellik bende değil, O'ndandır.
Yoğun çalışmaya girende, eline kalem alıp verende,
Allah 'ım rızasını cümlenize sersin.
Saygı, her kula birbirinden yayılsın.
Adım ile GARİB’in adı anılsın.
Cümlenize elimden gelen verilsin.
Alacağız vereceğiz, birbirimizi elbet göreceğiz.
Selam olsun dedi, MERYEM yürüdü

03/02/1978
Verelim.' dedik, cümlenizle paylaştık.
Gölgeyi aştık, güneşte buluştuk.
Nakleden elbet bilinir,
Gönderilen selamlara selamımız eklenir
Nakleden kim? denildi
Kalemi eline alan, gördüğünü size aktaran
(GARİB mi?) 
Eyvallah
Keramet denilmesin, selamete kapıdır bilinsin

28/02/1978
YUVA'mız hata aramaya değil,
Birbiri ile hemhal olmaya,
Her bekleyene elden ele vermeye açılmıştır
Daha önce verdik;
Üzen hataya değil, ezen hataya eğilelim,
Üzen hatayı unutalım

17/03/1978
Gönül;
Aldığın sevginin verdiğinden ötesini kendine mal eden,
Kendi bünyesinde kendini besleyen,
Verdikçe büyüyen,
Dağıldıkça çoğalan
Bünyede nasıl var olur? dersen
Ruhun yapısına mal edilmiştir
Hakk'tan aldığın halka verdiğin kadar genişler!
Nasıl? denildi
Verdiğin nedir? Hakk'tan aldığın değil mi? 
(HAK'tan aldığımız nedir?) Sevgi.
Aldığın seni yüceltir denilen odur
Daha önce verildi;
Nurunu harcama denildi
Ruhun sevgi ile beslenir
Sevgi ile beslenmeyen ruh akim kalır
Öylece her yaratılan vardığı gün, olduğu yerde kendini bulur
Akım, sevgi yüklüdür denmişti
Sevgiyi veren, verdiğinin ötesinde yüklenir
Yalnız, sevgi ağırlık değil, ruhu hafifletir
Her elini tuttuğumuz kuluna sevgi akımı verelim,
Öylece sevgiyi birbirimize aktaralım

08/05/1978
Yosun: Yaratan değil, koruyucu yaratılandır.
Keman kucaklar ses ile,
Yosun kucaklar az ile,
Su kucaklar sevgi ile.
Her yaratılanın bir kucaklayıcısı olur
Yosun, su ile yaratılışını birbirinde bulur
Yosunun özelliği odur
Özden arınmak, yorumdan korunmak.
Denizdeki yosun, derinlere indiğinde görülür.
Kayadaki ağaçtaki yosun, yükseklere çıktığında bilinir.
Bunları çözebildiğin gün,
Kendi öz benliğine dönmüş,
Hakikate dönmüş olacaksın. 
(Şifa için mi?) Elbet. 

12/05/1978
YA Allah ! YA Allah ! Adımız RESULULLAH!
AKDEVE ile geldik,
Yuva'da selam, selamet gördük.
Her gelen, her alana
Yazanı verdiğimiz gün bildirdik
HATİCE analığı dedik, doğuştan elimiz verdik.
Çok diyene, adını;
Az diyene, yolunu gösterdik
AKDEVE'yi bilenler,
Sahibine uyanlar,
Gönlü zengin bulanlar
Hal ile uyanı,
Yol diye geleni açık aldılar
FATIMA'nın sevgisine adını verdiler.
Allah 'a emanet olunuz,
Doğuştan alanı biliniz

02/07/1978
Allah 'ıma emanet olunuz,
Mutlu gecede her yaratılan için niyaza durunuz.
Çünkü zerreden sizin,
Sizden zerrenin alacağı vardır
Asla alacaklı borçlu kalmayın birbirinize
Her zerre niyaz bekler, sizlerin beklediği gibi
Unutmayın, sizler de zerrelerden oluşursunuz,
Her zerrenizde niyaz ile buluşursunuz
Elbet kendi bedeniniz dahi sizden niyaz bekler,
Niyaz ile kulunu birbirine iter

02/07/1978
Oluşun gerçeği
Niyaz ile zerrelerin anda burda, anda orda oluştuğu,
İki alem yaratılanı ile buluştuğu açıktır. 
(Son yazdıklarınızın MİRAC ile mi ilgisi var?) Eyvallah
 MİRAC'ın oluşunu, her zerrenin niyaz ile uçuşunu açıklar.
Uçmaktan maksat, yükseliş.

31/08/1978
Yazmaktan daha çok,
Yaymakla görevlendirdiği kullarından olunuz dediği gündür, seçilen gün.
Yeminden uzak kaldığımız,
Sadece O'na yöneldiğimiz,
O'ndan geldi diye her varolanı sevdiğimiz gün, seçilen gündür.

07/09/1978
Aslınız, resim ve musikide oluşur.
Sen kainatta oluşan resim değil misin?
Kır'an da şiirdir
Deste beste düzendir,
Güzel yazı yazandır,
Hafız Kır'an'ı okuyandır
Yaşayan bilir;
Bir şarkıyı anda öğrenir,
Bir sayfa yazıyı günlerce ezberleyemez
Kur'an; verildiği günden güne kadar musiki dilinde söylenmiştir.

22/09/1978
Okumayı değil, dokumayı deneyelim.
 (Dokumaktan murad nedir?) 
Okuduğun, desteye değil besteye geçer.
Dokuduğun, kaydını bilen ile kendini bulanı birbirine ekler.
Yedek olandan değil, aslını bulandan olasınız.
Yapacağın ile değil, yaptığın ile öğünesiniz.
Öğünmekten maksat; kendine mal ettiğin ile sevinesiniz.
Dediğimiz, özün aslıdır
Özünü bulmayanın, bilgisi paslıdır.

12/10/1978
Allah 'ım.' diyelim, niyaza duralım:
'Bizden bizi sorumlu tutarsın.
Kulunun hatasını bize gösterme.
Kendimizden gayri hataya düşürme.'
'Kendinden gayri hata, nedir?' denildi.
Eemredileni yapmazsan, senin hatandır.
Bildiğini bilmeyene katmazsan,
Bilmeyenin hatası ile yüklenirsin.

27/10/1978
Kuyudan maksat?’ denildi, sorguya verildi.
Kuyu, belli olmayan kaynaktan yeteri kadar alandır.
Belli olmayan kaynak; bilinmeyen, örtülü olandır. 
Gerçeğin oluşu, denenmiş olayların bilinmesi isteğidir.
Denenmiş; dünyada olmayan değil, bilinmeyendir.
Devreyi geçiren, bilgi ile oluşan yöntemlerde düzen kendiliğinden belirlenir. 
Yani, yeni buluşun yeni oluşmadığı, bulan tarafından bilinir.
Ne var ki, anıldığında, arayana şeref verilir,
Her kulu yerini öylece alır.

17/11/1978
Bakış; hal ile girişe, hal ile verişe yardımcıdır.
Gördüğün, herkesin gördüğüdür.
Uyduğun, kendine mal ettiğindir.
O zaman kendini yenilemiş olursun.
Daha açık kapılara, giriş izni alırsın.
Almak yeterli midir? Asla.
Aldığını vermek; mana ile, madde ile, hal ile.

02/12/1978
O'ndan geleni itme.
O'ndan gelmeyene niyet etme.
 Yerini bulacaksın, kendini çoban misali gütme.
O'ndan gelen; yazındır.
İttiğin; sözündür.
Güdeceğin; yolundaki kozundur.
Elele versin,
Kendini değil, sevgisini seven ile gütsün.

08/12/1978
Gördüğüm aydan küçük ise süstür, büyük ise sestir
(Güneş mi?) Hayır.
Somut örnek istendi.
Her kulun merhalesi olduğu,
Dünyadaki hali ile bulduğu bilinir
Hak adına verilen,
Sözümüze bağlanan,
Sorulanın yani aşılması gereken merhalelerin üzerindedir
Her halelere yıldız adları verilir.
Verişimiz bunların dışındadır.
Denilen her söz sadece Yüce’nin emrindendir. 
Daha önce dedik;
Uyulduğu zaman açık alınır, açık görülür.
Almaktan görmekten maksat, ne simadır, ne mesaj.
Sadece kendi görüşündeki, kendi kaderindeki pasaj.

15/12/1978
Akıl olur fikir olmazsa,
Elbet bünyede düzen bozulur
Delinin kainattaki yeri sorulur
Elbet senin aldığın yer kadar delinin de yeri vardır
Unutulmasın, onun da Yâri vardır
Akım almazsa?denilir
Akıl düzensiz kaldıkça akımı keser
Deli aldığını ne ile harcar? 
(Akımın negatifi veya pozitifi var mıdır?)
Niyette bulduğunuz, deriz.
Yapısı niyette yer almayan kul,
Özünden harcamayan kuldur.
Sözümüz doğuştan akıl gerisi olanlar içindir
Geçici olanın sözü edilmez
Derman dileriz, duacı oluruz deyiniz,
Güzelliği öylece arayınız

15/12/1978
Dost dedik,
Dost dilinden verdik
Akım sorusunu ALİ’den aldık
Noktayı O’nda bir eden,
O’ndan gelen aşka kulu sur dendiği ana kadar bağlayan.
(Akım kesilince kainat yok mu oluyor?)
Yorumun alındığı,
Sözümüz özden verildiği
Akımın getirdiğidir
Akım sadece getirir, götürmez
Çünkü gerçek birdir.
Her var olan dairenin içindedir
Öyle oldukta hep gidendendir.
Dönenden maksat, daire çeviren, hep gidişe uyar
(Daire tamamladıkta ne olacak?)
O’nun bilincini bulmak daireyi tamamlamaktır
Kimi küçük daire, kimi büyük daire çevirir
Genç ihtiyar ömrü ona denilir
Netice aynıdır
Kul O’nundur,
Kul O’nadır
Çünkü O’ndandır
Allah ’ıma emanet olunuz
Akımdan aldığınızı sevgi ile yayınız ki;
Sevgi bulasınız, oluşturasınız, sevgide buluşturasınız.

29/12/1978
(Öbür alemde yerini bulmaya çalışması tekemmül müdür?) 
Değerin yerini almaya çalışmasıdır.
Dünya vermezse, uyumsuzluktandır.
Uyumsuzluk, duyumsuzluktandır.
Dayandığım dünya ise uyumsuzluk vardır.
Aymayı bilirsem,
Bileni bulursam
Yerimi dünyadan almış olurum
Yerini almak başka,
Ölmeden ölmek başkadır.
Her hale uymak kulluktur
Her hali duymak,
Duyanla hemhal olmak
Dünyayı seve-seve silmek, ölmeden ölmektir

29/12/1978
(Dönüşten murat nedir?) 
Dönüşün oluştuğu,
MEVLÂNA'nın Hakk ile buluştuğu
Sen değil, ben değil, biz diyerek ulaştığı haldir
(Sema mı, göç mü, yoksa uykudaki hal mi?) Sema.
Dönüşün göçten ayrısı,
Dost ile gayrısı olmaz
Geldiğimiz hali sema demezsin,
Simada görmezsin
Ne var ki,
Ağacın semadan aldığı,
Toprak ile alıştığı,
Halin düzenindendir. Eyvallah .
Olumun yapısı, açılan kapısı ile bellidir.
Ağacın aldığını kul alamaz mı? denilir
Alamaz! Çünkü, toprağa iletemez.
Ağaç; hem ulaştıran, hem iletendir.
Dünyada var olan her ses ağaçta mevcuttur.

Ocak 1979
(SORU: Olaylar hatamız yüzünden mi başımıza geldi?)
Olaylar kulun hatasına değil
Hayrına yazılır
Neden, niye diye 
Kuluna söz düşmez
Kapıyı açanın
Geçmeye çalışanın 
Ayağı kayar düşerse
Alacağı ders 
Dikkatli basmak olur
Görünüre kul tedbir alır
Görünmez gelen 
Kulun imtihanıdır
Hata senden dolayı değil

05/01/1979
Yol yürüdük uyum ile
Hali bulduk duyum ile
Duyduğumuz nedir dendi
Duyan her hale uyandır
Duyan olumunu bildiği
Gördüğü sevdiği 
Her var olanı sevendir
Görmezsem bilmem
Bilmezsem sevmem
Sevmezsem duymam
Uyum bildiğimiz haldir
Duyuma ulaşalım
Duyumda buluşalım

12/01/1979
Dünyayı geldik gideceğiz diye değil
Geldik bulacağız
Bulduğumuz ile olacağız
Öylece döneceğiz diye bilelim

12/01/1979
Her yıldız altı günün dengidir
Yedinci günün doğuşu
Aydan alacağı güzeli
Öylece bulacağı bilinir
Elbet bizim bilgimizdir
Nedir? dendi
Altı gün yıldızların
Yedinci gün ayın tesiri altındadır
Yedinci gün hangisidir? dendi;
CUMA

12/01/1979
Gördüğün yıldızların
Neşrettiği akımlar
Her gün aynı akımı alsa
Dünyanın düzeni olmazdı
Değişen akımlar
Gelişen düzeni kurar
Bu olay da kuluna yarar
Yıldızların verdiğini söyler misiniz?
Diyene sözüm;
Elbet vereceğim
Ne var ki 
Günde değil

12/01/1979
Aydan alınan nedir? dendi
Ay her zaman sevgi neşreder
Yani neşrettiği akım 
Yapıcı birleştirici 
Emsalini ayırmaksızın
Bir tutucu
Titreşim şeklinde
Dağılmayan enerji nakleder
Dağılmayandan maksat 
Toz değil hazdır
Açık verilen açık derilir
Geçici gelen 
Seven sevilen övülür

13/01/1979
Çevreyi değil kendini düşün
Çevre günlük olayda değerlendirir
Gelecek olayı sınırlandırır
Sen günde olanı
Eline geleni düşün
Gelecek senin için düşünülmüş
Yazılmıştır ne var ki
Okunması gereksizdir

21/01/1979
HOCA dediler
Hoş söze güldüler
Karaya ak dermişim
Ne bilsinler ben karayı da
Ak görmüşüm

16/02/1979
Sevmeyi övmeyen var mıdır?
Diyene sözüm;
Övmek başka
Sevmek başkadır
Sev diye diye sevdireceğiz
Sevgiliyi öylece göstereceğiz
Seven çok
Sevmesini bilmeyen de çok
Görevin bilmeyene öğretmektir
Söz ile mi? denilir
Söz ile söylenir
Hal ile eylenir
Gülü seversin
Dikenini bahane edersen
Hataya düşersin
Güzelin her hali sevilmeli
Dikenli dalı ile de

16/02/1979
DOST dedik
Yolunda cümleye eğildik
Kumun oluştuğu
Her dileyenin buluştuğu
Dört ile dördün sayıştığı
Günün olayıdır
(SORU: Dedeciğim biraz daha açık lütfeder misiniz?)
Duman veren cümleyi saran
Gören görmeyen
Alan almayan
Dördün vergisidir
Dört ile dördün oluştuğu
Dumanın silindiği gün olacaktır
O gün verileni kainat bilecektir
(SORU: Dörtten murat dört kitap mı?)
Dört ağacın kökleştiği
Dört kitabın birleştiği
Bilenin bilmeyenin 
Sarmaştığı gün olacaktır
Ham eller yorulacak
Dilenen bina kurulacak

16/02/1979
MERYEM dilediği günde verilir 
Diyene sözüm
Sadece Allah ’ım dilediği an
Dileyene gösterir
Daha önce söyledik
Dilediğini gösterdik
Gün bağlanır
Halk eğlenir
DOST söyler
Suyun aktığı yerde
DOST ile buluştuğu yönde bilinir
Çevre güneş alınca
Duman yerden gidince
Yeri yönü bilinecek
(SORU: “Çevre güneş alınca, duman yerden gidince” demekten maksat nedir dedeciğim?) 
Gemiyi kaptan yürütecek
(“Kargaşalık bitince” denilir)
Eyvallah
Kesin yeri mi denilir
Eyvallah

23/03/1979
Eski yeni demedik, kirli fistan giymedik, 
(Kirli fistandan murat nedir?) 
Sohbet dedik doymadık.
Kirli fistan, özlenmemiş destandır!
Değişen, ne dünya ne de aydır, ne ok ne de yaydır.
Askıda değişen sadece, dün bugün değişen fistanındır.
Kesinti olmaz, bütünden ayrılmaz.
Her yazılan bir öncekini tamamlar.
(Yazılandan murat tebliğler mi?) 
Gerçeği alanın, sohbeti bilenin aldığıdır.
Alınan; okunan değil, mal edilendir.

30/03/1979
Koşu yarış içindir.
Gönüller yarışa değil, barışa amadedir.

06/04/1979
(Her an gelişen nedir?) 
Sözün eskitemediği,
Sesin aksini bulamadığı,
Ne var ki her olayı birbirine bağladığı bilinen
Zamanı çekirdek misali toprakta besleyen andır
Anda toprağa çekirdeği atarsın,
Her an büyüdüğüne bakarsın,
Zamanda bütünü bulursun
Gelişen, oluşan odur
Her an birbirine eklenen,
Birbiri ile beslenen vardır.

27/04/1979
Cennet cehennem denir,
Her türlü meyve yenir,
Sözü söze bağlanır
'Cennet cehennem dendi,
Eski dilden söylendi denilir dersin.
Eskisi  olmaz,
Söyleyen temeli silmez
Kömür cehennem dersen, ağacı silersin.
Kor olup yandıkta,
Külünü gördükte,
Kendinden oluşana gülersin
Kulun oluşudur bu
Derman dediği,
Derde düştüğü,
Dost diye bekleştiği; kömür halidir.
Elbet oluşacak, kainat kıvılcım ile tutuşacak.
Derde düşmeden olmaz mı? denir
Dert demezsen olur
Değişen değil, gelişen denir.

04/05/1979
'Dört dört.' dedik,
Yorumda duranı gördük.
Her varolanın bildiği, uyduğu dört haldedir
Düzen, bilinen dört yoldadır.
Dört hal nedir? dendi
Doğduğun, bildiğin, uyduğun, öldüğün
Doğuş da dört haldedir
Döl hali, görgüye dönüş hali, -doğuşta- iki aleme bakış hali, 
(Doğuş esnasında mı dedeciğim?) Eyvallah
 , dünyaya bakış hali.
Öyle oldukta mana aleminden sıyrılır, yani perdelenir.
Gerçeği nasıl bilir? dendi
Ruhun aynaya bakış halinde,
Gönülden uyduğu her olay
Dört-dört denilen;
Gelişimi bildim,
Dünyada buldum,
Yaşarken uydum,
Sildiğim an duydum denildikte açılan kapıdan girilir
Elbet her kulun niyazıdır.

04/05/1979
Destek arayan, yoldaki izde, kuldaki sözde buluşur. 
(Kuldaki sözden murat, yargı mı dedeciğim?) 
Yargı değil, sergidir.
Olumlu sohbet gerektiren yerde,
Her kulun ayrıntıya düşmesinde gerçek oluşur
Her ayrı görüş tekte buluşur
Kuyuya ses vereni akan su duymasın denilen odur
Yargıya düşerek verdiğin sohbeti, kendinden bilesin. 
(Yani, 'Bizden gelmez.' diyor değil mi?) Eyvallah
Öyle oldukta;
Hakk sözü'dür.' demeden kendinde düresin,
Sesimi kuyuya verdim diyesin,
Akan su duymasın diye dileyesin
Dilersem duymaz mı? denilir
Elbet duyar, ne var ki tövbene uyar
Sesim güzel değil dersen,
Şarkıyı kendi kendine söylersin,
Kendinde saklarsın
Uyumsuz bildiğin halini de öylece saklayasın,
Kendi mantığın ile paklayasın.

04/05/1979
Bala bir damla sirke katarsan, değişen sirke olur, balda kendini bulur.
Sirkeye bir damla bal katarsan, sirkeye uyar, olayları sirke misali duyar.

11/05/1979
Yerden göğe bilgi yükü vardır.
Elbet kulun gücü tüm bilgilere açık değildir.
Ayna sadece seni sana gösterir.
Aynada kendini gördüğün kadar bilgiye sahipsin.
Aşk dolan gönlün,
Bilgi dolan ömrün yapını tamamlar.

09/07/1979
'OL!' denilen, hakikatte;
'OL!' denilen hilkattedir;
'BİL!' denilen çokluktadır;
'BUL!' denilen tekliktedir.
Geldi isek olalım,
Oldu isek bilelim
Bildik dedik bulalım,
Böleni silelim
Oldun diye bildirdi,
Sevdiğini böldürdü,
Yolu verdi buldurdu
Benliği nerde kaldı?
O'nu sana böldürdü.
Bölendi, bölünen oldu dedi, BAYRAM yürüdü.

03/08/1979
Huzuru kendimizde bulalım, bulmayana yayalım,
Her şişeye dilenen suyu dolduralım.
Dileyen, dilediği kadar alsın.
Unutulmasın, her kulun aldığı aynı ölçüde olmaz,
Aldığı yerde kalmaz
Onun için bilen bilmiyen demiyelim,
Sohbetin önemini her gelene anlatalım.
Ne var ki, zorlamaya yer vermeyelim.
Alan alır.
Kimi tenceresinde kaynatır,
Kimi meydan sofrasını donatır.

03/08/1979
Göğün var olduğu yerde elbet sohbet çok olur.
Kul her şeyden gözünü alıp gökyüzüne çevirdiği zaman,
Maddeyi silmiş manaya dönmüş olur,
O zaman sohbetin tadını bulur.
Gök'ten maksat;
Aşınmamış yorumun varlığı yani teklik
Gökyüzü her bakana aynı bilgiyi verir
 Her kul gökyüzüne baktıkta ay, yıldız, güneş görür.
Tek görür. Tek, yorumdur.
Her var olanı görelim,
Dünyaya gelişimizi bilelim.
Ne var ki, gökyüzüne bakmaktan kalmayalım.
Aya da yıldıza da baksak, güneşte karar kılarız.
Aydınlatan güneştir deriz.
Dünyaya her gelen aynı yorumu yapar.
Ay daha aydınlık diyen var mıdır?

11/08/1979
Gerçek, yaratılışta açıktır, kul, perdelidir.
Sır denen, kainatta değil sendedir.
Aynayı aldığında, nasıl ki kendini görürsün,
Kainatı da kendinde bulursun.
Bulursun' demekten maksat;
Perdeleri açarsın, yani çözersin.

28/09/1979
Yemekten maksat maddedir.
Mideni doldurursan yemek yersin,
Nefsini doyurursan dilediğini benliğinde beslersin. Yenen odur.
Uyumsuz gelen, hazmedilemeyen yemeğe benzer.
Hem sever, hem yersin; yediğine pişman olursun.

05/10/1979
Dün verilen bugün aynı gelirse,
Yazının benzerinden değil,
Okuyanın dizemediğindendir,
Bilgisinden süzemediğindendir.

12/10/1979
Yazımız her gün için geçerlidir.
Yazıldığı gün değil, yaşandığı gün kadar yön verir.

09/11/1979
Kırmızı gülde korkuyu sildim,
Sarı gülde görgümü böldüm,
Pembe gülde kendimi buldum,
Beyaz gülde sözden öze, özden aza geçtim,
Tekliği bildiğimce seçtim.
Bildim-bilmedim diyemem,
Bildiğimi sofraya koyamam.
Gül ile ben dedikte,
Gül ile baş başa kaldıkta tekliğe bağlı mıyım?
Sorum sizlere. 
(Tebliğe ara verilir. Bir süre sonra GARİB aldığı olumlu yanıtı belirtir: 'Evet')

16/11/1979
Çalışmak mı, alışmak mı gereklidir? denir
Oluşmak gereklidir.
Çalışırız, alışırız, oluşuruz,
Günde Yuva'ya doluşuruz.
Dost elidir alışan,
Dost dilidir konuşan
Dost halidir gelişir,
Dost-dost ile bilişir. 

23/11/1979
Her doğan hürdür, hür kalacaktır
Amma her hür olan yanındakinin hürriyetini koruyacaktır.
Komşu komşuya su vermezse,
Komşu komşusuna güvenmezse,
Millet birliğinden kopmuş olur
O zaman;
Hür gelen, hür olmayı bilenler elbet gelecek,
Kendini bilenlere elini verecektir.
Hür olmak nedir? denildi
Hür olmak;
Maddi bağlardan kendini sıyırmak, manevi bağlara sarılmak.
Maddi bağ kendinde olmayana heves, kendinde olmayana hırstır.
Kendimizde olmayanı değil, kendimizin olanı koruyalım.

30/11/1979
Doğudan batıya dedik daha önce verdik.
Katıksız gelecek,
Vergisi bilinecek,
Her sahifede adı okunacak.
YEMEN'de alınan yumuşak hal ile cümlenize dağılacak.
Selamını aldığınız,
Cümleye bildiğiniz hali bildiriniz.
Asla bölene itibar etmeyiniz.
Bölenden maksat;
Dağılana meyyal olan,
Bende olan sende yok diyen,
Bileni bilmeyenden üstün tutan.
Bilen de bilmeyen de Hakk'ın kuludur.
Her yol Hakk'ın yoludur.
Doğru da, eğri denilen O'ndandır, O'nadır
Gam demeyelim,
Kaygu ekmeği yemeyelim.
Dağılanı O toplar,
Eğileni O paklar.
Geldik, bildik Elhamdülillah
Kayguyu sildik, Elhamdülillah
Cümlemiz selama duralım,
HHak adını gönlümüzde cümle ile karalım.
Güzellik ordadır, kainat burda ise.
Güzellik sendedir, kainat birde ise.
Sende kainatın sırları vardır
Sende her varolan zerrenin sırrı vardır.
Bilinen olmasa da,
Bulunan denmese de,
O'nun varlığı birdir.
Bildiğin zaman,
Kendini sildiğin zaman
Yol düzenedir,
Gün yazanadır
Allah 'ıma emanet olunuz
Her gün bir önceki günden aldığınızı biliniz.
Çokluk birliğe dönüştükte,
Uyandım Allah 'ım diyeceksin,
Her aldığın güne şükredeceksin.

07/12/1979
(Gelincik tarlasından murat nedir?)
Yumuşak halde,
Niyazlı yolda,
Gönülden anılan,
Birliğe inanılan,
Anacağı günde yandığı bilinen topluluk
(Bu topluluk, gelmişte mi, hal de mi, gelecekte mi?) 
Gelincik her mevsim değil,
Baharın oluştuğu,
Her bahar geliştiği bilinen birliktir
Her bahar yeniden gelişir
(Bahardan murat nedir?) 
Daha büyük tarlalarda oluşur,
Tarlaları birbirine bağlaştırır
Çiçek için sınıf yoktur
Elden gelmezse,
El toprağı ellemezse, büyür-büyür... 

14/12/1979
Kanda gizlenen bedenin yapısıdır.
Gönül kanla yıkanmaz!
Aşk ile paklanır!
Kul Hakk derse Hakk'lanır.
Hakk'ı bilen,
Hakk'tan diyen bedenin yapısından geçendir.
Hakk'a kavuşan,
Hakk'ın izni ile göçendir.
Yanılma olmasın,
İSA nerde? denilmesin
Dünyada gönüllerde,
Sanılmasın bedenlerde
Doğduğu günü, verdiği yönü bilendeniz, bildirendeniz.
Desen, senin yanın da mı?
Evet! dedi, MERYEM yürüdü.

01/01/1980
Kapı açıktır her gelene
Kapı açıktır her sevene
Asla kapanmaz
Ne günde ne gelende
(SORU: Yuvanın kapısı mı dedeciğim?)
Eyvallah

01/01/1980
Yuvada cümlemiz mekan bulduk
Güzellik O’ndadır dedik
Mekandan maksat gönüllerdir
Oluşan gerçeğe dönüşendir
Çevrenin değil
Kainatın noktası diyelim
Yuvayı öyle bilelim

04/01/1980
Dünya han ise
Sen hancı olma
Yolcuya düzen verme
Yolcu yolunu bilir
Dünyadaki yerini bulur

18/01/1980
Doğunun sıcağı 
Elbet batıya akışır
Sanılmasın bilinen çatışır
Aymayı bilecekler
Denileni bulacaklar
Elbet olacaklar
Çünkü Hak’kın muradı oluşturmaktır
Ne derse desin buluşturmaktır

25/01/1980
Oluşandan sorulur
DOST adı dilden dile verilir
Dilden dile değil
Gönülden gönüle aktarılmalı
Öylece düzende 
Dilenen yere gelmeli
Daha önce dedik
Ak kuş dilenir
Kara kuş kovalanırsa
Dilenen düzen mi oluşur?
Ak kuş kara kuş 
Aynı oluktan su içmeli
Öylece düşlenen düzene geçmeli
Kucak açtığın her yavru
Seni dost bilirse
Büyüdükte sana güvenirse
Arkasını dönmez
Sevgisi asla sönmez
Arıyı can yakar diye öldürürsen
Balından mahrum kalırsın

25/01/1980
Eylem sevgi eylemi olmalı
Her kulu sevgide oluşmalı
Ne var ki 
Aynı kanalda buluşmalı

04/02/1980
Üçyüzellibir’den beri açılmayan
Güçlüğe katılmayan
Güzelden geçilmeyen düzen
Günde de geçmez
Düzeni yazan
Çirkini güzeli
Birbirinden süzmez
Aynayı verdiğimiz odur
Yirmi yıl önce baktığında
O yüz ile görürsün
Yirmi yıl sonra bakarsan
Yine o halin ile görürsün
Demek ki günü 
Güne göre yaşamak gerek
Dostluğunu dilediğin
Senden ayrı değil
Gözden değil
Gönülden hoşnut ettiğin her olayda
Önce kendin hoşnut olmalısın
Korkuyu silesin

04/02/1980
Allah ’ım kulunun dilediğini 
Geç de olsa verir
Aslında vergisi günündedir
Kulun zaman ölçüsü 
Yerine gelmeyen gibi görülür

22/02/1980
Bölünmeden maksat
Zerrelerde oluşmak
Kainatta buluşmak
Var edene kavuşmak

22/02/1980
Şelaleden gelen seste
Birliğin gürlüğünü görelim
Ayağımızda gözümüzde
Yerden gökten aldığımız vardır
Şelaleden maksat
Rahmetin gürlüğüdür
Damladan damlaya oluşur
Yüksek seviyede buluşur
Deryaya öyle akışır
Gönüllerde aldığını
Gönüllerde bulduğunu bilsen
Damla damla oluşsan
Verilen ile buluşsan
Şelaleye dönüşürsün
Her damlaya karışırsın

07 Mart 1980
(SORU: Çifte ata gem vurmak, sözlük anlamında mıdır dedeciğim?)
Demde gerçeği bilen
Bende sende arayan
Çifte ata gem vurandır
Ben sen diyen
Almaya çalışan
Vermeye çalışana kadar
Çifte at koşturur

11/03/1980
Kar yağarken 
Ses örtülür
Yağmur yağarken 
Ses dürtülür
Ne var ki 
Yağmurda da, karda da
Toprak dilediğini alır

11/03/1980
Yerden aldığın 
Dünya nasibi
Sudan aldığın 
Mana nasibi
Havadan aldığın 
Yumuşak günün
İki alemin nasibi
Kulun sevindiği gün 
Yumuşak gündür

20/03/1980
Dediniz mi kuşlara
Gel beni ara
Dediniz mi çiçeklere
Bul beni
Elbet yaban çiçeği seni bulamaz
Senin onu araman gerek
Yaban çiçeği 
Çoban ile hemhal olur
Ondan alır ona verir
Bahçende olan çiçek
Yerini bulduğuna sevinir
Unutulmasın sevildiğine
Çiçek de böcek de sevinir
(SORU: Yaban çiçeğinden murat nedir dedeciğim?)
Elini vermediklerin
Yuvada görmediklerin

11/04/1980
Körden sorsan
Sesten tanır
Sağırdan sorsan
Yüzden tanır
Göçenin tanışı yaratılıştandır
Elbet konuşur
Ne var ki ses ile değil
Bileceğiniz hal ile verelim
Us ile konuşur
(SORU: Ustan murat akıl, değil mi dedeciğim?)
Eyvallah
 Akım

11/04/1980
Hizmetimiz elbet
Dilenen her kata gider
Ne var ki her kat gelemez
Her olay Hak’kın izni iledir

12/04/1980
Damarda akan kan değil
Dolaşan vardır
Yerini bilir
Her an yenilenir

25/04/1980
Her kulu bir bina kurayım derse
Hiçbiri olmaz
Derlenin toplanın
Bir binada Hak’lanın

25/04/1980
Can bedende oluşur
Ruh gidende gelişir
Gittiği yerde bilişir
Değişen olmadıkça
Ruh ayrıya geldiğinin 
İdraki içindedir
Ne acele eder
Ne çekimser kalır
Gördüğü aydınlıktır
Doğruyu görür
Ne demek? dendi
Her yaratılanın
Varacağı yeri idraki
Dünya perdesinin 
Örtüldüğü anda başlar
Dost dediği var edilenle 
Birliğe gelir
Var olanın idraki 
Gölgesiz ölçüsünü bulur
Onun için uzun yatanla
Kısa gidene dert etmeyin
Örtü elde olaydı
Dileyen açabileydi
Kısa güne talip olurdu
(SORU: Kısa günden murat kısa ömür mü dedeciğim?)
Eyvallah
 
02/05/1980
Sadık kaldık sözümüze
Sahip çıktık özümüze
Salim dedik gözümüze
Nur perdesi açıldı
Nur hattına geçildi
Gölge niye soruldu?
Kalın olsa açılmaz
Zorlu gelse seçilmez
Gelen olmasa bilgi saçılmaz
Gelen nereye? dendi
Geleni bilseler
Perdeyi açsalar
Seni beni görürlerdi
Özü diye yanarlardı

09/05/1980
Nasıl ki dünyada 
Can Canan’la oluşur
Göçte de öyledir
Her göçene yardımcısı gelir
Yardımcı elini verir
Eğite eğite götürür

15/05/1980
Ayran içilen neden? denildi
Ayranda katkısı olmayan yoktur
Her bitki ayranda buluşur
Her yetki ayranda gelişir

15/05/1980
(SORU: Bu günkü düzen Hak’kın “ol!” dediğine uygun mudur?)
Hak’kın muradı;
Ne gelişir
Ne değişir
Ol dediği haldedir
Dur dediğine kadar
Umduğumuz haldeyiz
Bulduğumuz yoldayız
Saralım sarılalım
Birlikte görülelim
Dedi ALİ yürüdü

15/05/1980
Günün aydını
Doğuşta ölüşte değil
Kendini buluştadır

15/05/1980
(SORU: Bu halde Resulü nün görevi ne oluyor?)
Neydin, ne oldun?
Nerden aldın, nerden bildin?
Resulü ne vergi
Resulü ne görgü
Resulü ne yargı
Var olan yoğun düzende
Adı ile anılandan 
Görev sorulmaz

23/05/1980
Dünden güne 
Değişen yok elbet
Gelişen vardır
(SORU: Dünden bu güne gelişen nedir dedeciğim?)
Kulun bilinci

23/05/1980
Okuyan açılır
Her kademeye 
Bilgi ölçüsünde değil
Bildiğine uyduğu ölçüde geçilir
Bilen bilmeyenin 
Sorumluluğunu da alır
Ama uymayanın sorumluluğu 
Kendisine aittir

30/05/1980
Hatayı bilen de 
Bilmeyen de yapar
Yerini bulan da
Bulmayan da yapar
Kim ki gönülden tövbe eder
Elbet sevabına sevap katar
Hatadan uzak kalsak
Daha iyi değil mi? dendi
Pişmiş aş
Çiğden meyve yendi
Yerden geleni aldık
Kimini güzel
Kimini çirkin dedik
Suyun tatlısını acısını ayırdık
Her halden her hatadan 
Affını dileyelim
Diyelim ki;
Yaratan bilir
Yaratılan affetsin
Çünkü hatamız yaratılanadır
Yaratan a değil

30/05/1980
Göçte kaybolmazsın kalbolursun
Her zerrede 
Dünyada iken
Verdiğini bulursun
İşte o zerreler 
Sana hizmettedir
İyiyi götürün dediğimiz odur
Her iyilik zerreler halinde kainata yayılır
Göç anında gelir seni bulur
(SORU: Efendim bu zerreler maddi midir?)
Var olan her şey manadır
El an hayır ile anılan
Evliya diye söylenen her yaratılan
Zerrelerden oluşan bilgilerini
Yaydıkları gibi
Göçte toplarlar
Ve her gün anılırlar
Güzeli bulun güzeli verin
Dediğimiz hep odur
Odur ki sizi bulur
Ve dilenen yere yükseltir

06/06/1980
Suyun şerbete katıldığı da
Çamur ile karıldığı da olur
Gene de su 
Değerini kaybetmez
Ateşe atsan yanmaz
Öyle oldukta cehenneme
“Ateş” denmez
Suyun dili olsa
Denize ve bataklığa sorulsa
Elbet deniz mutluluğunu söylerdi
Suyun cenneti cehennemi odur
(SORU: Batıni anlamda mı dedeciğim?)
Eyvallah
 
13/06/1980
Düzende yerim var diyen
Her var olanı 
Yerinde gören
AHLAK sahibidir
Sen mi aldın?
Ben mi verdim? 
Diyenden değiliz
Yardan ayrı kalmadık
Kulunu ayrı görmedik
Gayrette olsa
Hataya düşse
Bilmeyi kendine 
Uyumlu kılan
AHLAK sahibidir

11/07/1980
Er kişi alandır
Er kişi bilendir
Er kişi ayırmadan uyandır
Her kişi bilirim diyendir
Bilirim diyenin değil
Severim diyenin 
Sevgisini sergiye koyanın 
Erliği kayıttadır

28/07/1980
Bilgimi beslersem
Kinle nefretle
Ölüme giderim
Aşka hasretle
Kin tohumu ekersem
Zulmet biçerim
Sevgiyi esir edip
Zalimi seçerim

04/08/1980
Ak ile kara varsa
Güzel ile çirkin de vardır
Diyene sözüm;
Ak, karanın yanında tek ise
Göze batar
Kara, akın yanında tek ise
Gene göze batar
Karşılaştırma değil
Birbirine karıştırırsan
Öze dönmüş olursun
Kömürü ateşlersen
Köze dönmüş olursun
Külü öyle bulursun

07/08/1980
Gönülden sınarsan
Gönül ehlini
Var sen gör
Bilmeyenin zulmünü
Atacaksın elinden
Hırs kalemini
Çekeceksin gönlünden
Katı seyrini
Bil ki hali ile hali bulanlar
Bil ki gönülden kini silenler
Gökten Hak’kın rızasını alırlar
Resulü ile birliği bulurlar

07/11/1980
Kul, kuldan
Kul, yoldan
Kul, halden beslenir
Kul, gönlü ile süslenir
Dil söylerse
Gönül eylerse
Hal ehli denir 

21/11/1980
Göz gönlün aynasıdır
Aldığını verir
(Baş gözü mü, gönül gözü mü?)
Verdiğini bilir
Baş gözü bakar
Gönül gözü yakar

05/12/1980
Akıl yönetir 
Gönül donatır
Nefis yanıltır

09/12/1980
Nefis
Üzümün oluş haline benzer
Koruk ise yer yer sevilir
Üzüm ise her yerde sevilir
Şarap ise ayak yerden kesilir
Pekmez ise kuvvet verir
Sirke ise mikrop öldürür
Sevsen de sevmesen de yaptığını bilir

05/01/1981
Sen seni bildiğin günden
Aradığın ben miyim?
Elbet Allah ’ım 
Arama!
Gerçek sende
Sen O’nda
Her zerre O’ndan gelişir
O’nun ile birleşir
Zerreler yerini bildikte
Her zerre aynı anda
Sendenim dedikte
Kendinde olan sırrı çözer
Daha önce verdik;
O, O’ndan, O’na, O

05/01/1981
Her zerreni aynı anda
Allah adını zikretmeyi alıştır
Atomun birleşik hali
Bölünme yolu..
Bölünme için gerekli enerji
Yapıya uygun gelir
Gerçek satır satır okunur
Kader dersen dokunur
Bilmeyen sakınır
Bilen Hakk’tan diye bakınır
Geliş odur ki;
Her zerre senin ile
O’ndan çizilir
Sen silinir
O bilinir
Her zerrende
Yerden göğe
Varlığın enerjisi görülürse
Varlıktan ötesi asla yer değildir
Yer veya sonsuz vardır kul için

05/01/1981
O’ndan gelen zerreleriz
Her zerremizi
Cümle ile kaynaştıracağız
O zaman;
Sen ben, O olur
Beden kendinden kendini siler
O’ndan olduğuna
O’nun ile kaldığına
O’na dönen her kulu ile
Sevinir, sevinir….
Sevinen de O’dur
Seven de, sevilen de O’dur

05/01/1981
Aşık niyaz ederse
Yolu Maşuk’a yönelir
Her zerre aynı hedefe katılırsa
Geçici olana değil
Gerçekten dolana yer verir
Gayretimiz her zerreyi
Aynı hedefe yöneltmektir

05/01/1981
Her zerrende
Tekliği buldu isen
Her zerren ile
Tekliğe talip oldu isen
Kainat sana tepsi olur

05/01/1981
Her niyazda uyuyan zerreler
Uyanana katılır
Ruhunun zerreleri
Bedendeki her zerreyi döllendirir
Bildiğince yollandırır
Yandığınca küllendirir

06/01/1981
(GARİB HZ. HATİCE’yi görür, onu anlatır)
Kapı yeşil boyalı
Başta örtü oyalı
Gözler sürme boyalı
Sırtı Hak’ka dayalı
Elde Kuran
Dilde her an
Allah ! Allah ! Diyerek
Verdi elin gülerek
Can kızım
Canım kızım
Andın beni hanım kızım
Selam getirdim sana
Elim sürdüm sırtına

27/01/1981(1)
Almadan veremezsin
Vermeden bulamazsın
Her perde gözde açar
Gönülden geçer
Her gönülden geçen
Olumlu mudur? dersin
Elbet değil
Akıldan süzülmedikçe
Önce akıldan süzmeyi öğretiriz
Gönül akılla ruhun kapısıdır

13/02/1981
Söylenen değil
Dinlenen güzeldir
Yazılan kadar okunan güzeldir
Okunan kadar dokunan güzeldir
Dokunan kadar giyilen güzeldir
Dedi YUNUS’um yürüdü
(Giyinmekten murat hal edinmek mi?)
Eyvallah

27/02/1981
Ağızdan döktüğü
Elinden diktiği
Her kula baktığı bilinir
Sunduğu her sözde
Hak kelamı okunur
Resulü ne en yakındır denilir
EBUBEKİR sayfaya resmini verir

22/03/1981
Bilginin de görgünün de
Temelinde sevgi vardır
Sevgi olmayan bilgi
Yorumsuz kalır
Sevgi ile beslenmemiş görgü
Duvarda taşı görür
Sadece izde yürür

22/03/1981
O gün geldi dediğimiz
Cümle ile paylaşın diye verdiğimiz
Sizlerde kalamaz
Kalırsa rahmetini bulamaz
Ekilmeyen tohum çürüyecektir
Bilenden olunuz

22/03/1981
Kendini bilmek özünü açmaktır
Kendine geleni bilmek
Her kulu ile azı çoğu paylaşmaktır
O zaman kayıtta olanı
Yaprak yaprak okursun
Kendi yazmanı elin ile dokursun

19/04/1981
Soylu odur ki
Suyun akışına uysun
Soylu odur ki
Bileni bilmeyeni duysun
Soylu odur ki
Aç ile doysun

07/05/1981
Dava henüz başlamadı
Neyin davası denilir
Her kulun kendi nefsi ile olan davası

13/05/1981
Geleni tanıyacak tanıtacak
Uyumda yerden göğe
Sohbeti kuracaksınız
Uyumda sohbet nedir? dendi
Gelen konuğa rehber olmak
Her gelen ve 
Sohbette devamlı bulunanlar ile
Devreyi kurmaya
Yani santrali 
Devamlı çalışır halde tutmaya gayret 
(İlişkiyi kesmemek değil mi?)
Eyvallah
 
Her biriniz yükün ağırlığı kadar
Yardım alacaksınız
OMAR der ki;
Ağır yüke talip olan
Galip olduğunu günden bilsin
Çünkü Allah ’ıma sığınan
Asla yardımsız kalmaz

13/05/1981
Eğmeyi değil
Saymayı bilirseniz
Gayeniz verimli olur
(Eğmek nedir?)
Eğmek, baş kırmak
Baş kırmak 
Kuluna yaraşmaz
Sadece Allah ’ıma baş kırılır
Kulu kulları sevilir sayılır

13/05/1981
Evliyaya yol sorsan
Kumu gösterir
Halde uyum 
Kumda giden yola benzer
İzi değil özü verir
Kırmayan kırılmayandır kum
Ezmeyen ezilmeyen

13/05/1981
Erlik yola bağlı kalmaktır
Erliğe soyunmak
Nefsinde olan her yükü 
Almamacasına atmaktır
(Nefis ile mücadele mi?)
Mücadelenin ötesinde
Kendini silip;
Hak vardır ben değil
Hak bilir sen değil
Hak görür yalan değil

22/05/1981
Tende oluşan 
Kanda doluşan
Canda buluşan
Göçte yerden gökten
Sudan havadan değil
Ruhundan yer bulur
Ceset nerde olursa kalır

22/05/1981
Zerreler madde ile verilir
Mana ile beslenir
Gönlünü öyle aç ki
Madde olan her zerren
Mana akımında erisin
Allah ’ım her halde
Akım alamayan 
Kullarını korusun

22/05/1981
Dört erden soru geldi
Görevimiz nedir? dendi
DOST kapısı yuvamız
DOST yapısı havamız
DOST’un emri halimiz
Her yuvanın dört duvarı vardır
Dört duvarda dört köşe vardır
Güç katalım denilir
Cümleye selam edilir
Meydan sizlere açıktır
Gelene söz verilir

26/05/1981
(Görevim nedir?)
Doğana güç vermek
Yeniye..
Doğanın ebesi!
(“Yeni” vermek için görev aldığımız bilgiler mi?)
Elbet
Kuşak geçerlidir
Ne var ki yeterli değil
(Kuşak deyimi ile neyi kastediyorsunuz?)
Yeniyi
Sağlıklı tutmak için
Bele sarılan kemer
Yüze tamamlayacağız dedik
Daha önce verdik
Ekibin yeniye açılan kapıda görevi
Sayıya değil
Sevgiye yönelmesini sağlamak
Çözümü olacak
Sevgi santrali kurulacak
(Bu santral neyi sağlayacak?)
Dünyaya sevgi üreten santral

26/05/1981
(İmtihana ne gerek var?)
Dünyada da öyle değil mi?
Okulu bitirmeye imtihan
İşe girmeye imtihan
Elbet makam almaya da 
İmtihan gereklidir
Görev alan her kulu bilsin ki
Hak kendisine makam vermiştir
Her kulunun görevli olduğunu söyledik
Ayrıca görev verilenler
Makamı açıklananlardır

26/05/1981
(“Yeni” ne zaman verilecek)
Yirmiyedi tamamlandığı zaman
………………
Sohbetleri açık açık okursanız
Satırlar arasındaki sırları çözersiniz
Verdiğimiz yazılar
Bilinenin ötesindedir

30/05/1981
(Miraç için yeni bilgiler verir mi sevgili peygamberimiz?)
Göklerin açıldığı
Aymayı bilenlerin her kapıda
Kendini araması gerektiği gecedir
Resulü gecenin özünü verdi

17/06/1981
(Şeytan ile uluyu nasıl ayıracağız?)
Gönlüne sadece Allah ’ımı aldı isen
Kainatı koydu isen
Şeytana yer kalmaz

17/06/1981
Satır satır gelenleri
Her zerremize 
Oya misali işledik
(Satır satır gelenden maksat ne acaba?)
Kur’an uyanı
Kur’an okuyanı açar
Her satırda 
Ayrı sırlarından geçer

17/06/1981
Kapılar açıldı geçiverelim
Gideni geleni seçiverelim
Can dedik canana uyduk
Her kulunda güzellik gördük
(Geleni geçeni biz mi seçeceğiz?)
Seçen Hak’tır
Seçilen Hak’ka
Seçen Hak’tır 
Seçilen halka
Halk ile birliğe gidersen
Kendini Hak’ta bulursun

17/06/1981
Kader denilen
Her satırda yazılan
Sizlerde tecelli ettiği gibi
Cümlede de kalsın
Ne demek? dendi
Kaderde yazılı olan
Sizlere selam ile gelen
Her kuluna nasip midir?
Yanılma olmasın
Selam yalnız bize mi? denilmesin
Selam sizler ile kainata
Her zerreye
Ne var ki 
Bilen bilmeyenden şanslıdır. YM
Bilenin şansını arttıran aramasıdır
Aradığını bilmesidir
Bildiğini bulmasıdır

17/06/1981
“Kapılar açıldı” müjdesinde
Kimsenin şüphesi kalmasın
O’ndan gelmeyen verilmez
Bağladığımız her yuva
Aslımızdan silinmez
(Bağladığımız her yuva aslımızdan silinmez ne demek dedeciğim?)
Asıl olan Hak’tır
Hak’tan gelendir
Yuvamıza her gelen
Bunu bilendir

19/06/1981
Namaz Müslüman kullarına
Resulü ile verilir
Gerektiği değil şartıdır

19/06/1981
(28/10/1972 tarihli tebliğde 111 rakkamı veriliyor)
111’de mana aleminin düzeni vardır
Yuvadaki düzende
Verilen ve alınan isimler vardır
Görevli denilir

19/06/1981
Umut nedir? denildi
Verdiğini değil
Vereceğini beklemek
Vermezse kaderine küsmek
Vereceği değil
Verdiğidir güzel olan
Kaderinde vereceği yoktur
Sadece verdiği vardır

19/061981
Yoğun çalışmada 
Defter açmak değil
Zerrelerde O’nun verdiğini
Dosdoğru görmek
Görmezse göstermek
Önce her kulunun birbiri ile
Uyum sağlaması
Ne denirse densin 
Kim ne yerse yesin
Sadece Hak’kın verdiği vardır desin
Hata ararsan hataya düşersin
Sende senden gidene şaşarsın
Bilenin bilmeyenden üstünlüğü
Yerine nokta koymasıdır
Noktayı silersen 
Bilmeyenin haline düşersin

23/06/1981
Suyun başında olanlar
Hak adına görev alanlar
Kendilerine dönsünler
Her görevli kendinden kendine
Hizmete niyet kursun
Kendinden kendine hizmet;
Hak’tan halka olandır

23/06/1981
Elde marifet: Hizmet
Belde tarikat: Edep
Dilde hakikat: Hak olmadıkça
Sen kendini bulamazsın
Yalandan sıyrılamazsın

08/07/1981
Gönül erleri kimdir, kimlerdir?
Niyazını kendine değil
Cümleye iletendir
Cümle için yerini 
DOST kapısında bekletendir

13/07/1981
(Yapı ile kapı neyi sembolize ediyor dedeciğim?)
Yapı; DOST’a teveccüh
Kapı; niyettir
Her kapı sanadır
Her yapı O’ndan
Kendine dön denilen odur
Niyet ve teveccüh
Her katın görüşü malikine
Her katın verilişi halikine aittir
Öyle günde o haldesiniz
Yapacağımız nedir? denilene
Resulü ne uyunuz derim

13/07/1981
Sabık düzenden ayrı
Sakıt gayrıdır
Cümlesine niyaza görevliyiz
Görevlisiniz
(“Sabık düzenden ayrı, sakıt gayrıdır.
Cümlesine niyaza görevliyiz, görevlisiniz” denmesinden
daha geniş olarak ne anlamamız gereklidir?)

Düzeni bilip uymayan
Düzeni hiç bilmeyen
Bilendeniz, bilendensiniz

13/07/1981
Yeniye dönüş günündeyiz
Resulü nün yönündeyiz
Selamını aldık
Sizler ile emrindeyiz

13/07/1981
Perdeler açık dedik
Verilenleri okuyunuz
Yaz dedik GARİB’e verdik
Okuyunuz dedik 
Cümlenize söyledik
Okuyan yazan ile oluşur
Yazdıran ile buluşur
Gerçek kapısı bizdedir
Size açtık
Biz öz ile geçtik
Söz ile sizleri seçtik
Neden? denildi
Elbet talip olan seçilir
Resulü her hale talip oldu
Galip geldi
Yüzyılın özündeyiz
Özündesiniz
Ne mutlu; bilenden, alandansınız
(Bilenden almak mı, bilenden olmak mı? )
Bilenden almak
Resulü ne uyanı bulmaktır
Her gün onu okuyalım
Haline talip olalım
Nerde diyene
(Bir can Kur’an ‘da diye ekler)
Eyvallah
 
(Kur’an’da denildi)
Evet
Güç gelir denmesin
Güce güç katılır
(Ben yalnız Türkçe Kur’an okuyorum diye bir can ekler)
Elbet okunur
(Anladığımız lisandan okuyalım)
Eyvallah
 
13/07/1981
Dön dediğine dur dediği an
Kainatta her zerre selama geldi
Benim de zerrem mi? diyene sözüm
Sen de kainatta değil misin?

28/07/1981
Halk ile bir olduysan
Halkta sefa bulduysan
Sen seni aramadan görürsün
Özlediğini bulursun
Halka sözün vermezsen
Halkta özün görmezsen
Sen ben diye ağlarsın
Başına kara bağlarsın dedi

28/07/1981
Sende bende olanı
Dost ile bir bulanı
Arayana vermezsen
Görmekten kalırsın
(Haksızlık olmaz mı?)
Aldığın sende kalsa
Sende düğümü bulsa
Yerli yerinde midir?
Senden O’na dönecek
O’ndan yenisi gelecek
Hiçbir zerre devretmeden
Kendini yenilemez
Sende kalan mahkum olandır
Akmayan kan
Kendini yenilemez denildi
Bilgi de öyledir
Vereceksin ki yenisi gelsin dedi
KAYGUSUZ Hak’tan asla
Haksızlık gelmeyeceğini söyledi

05/01/1982
Her zerreni aynı anda
Allah adını
Zikretmeyi alıştır
Atomun bileşik hali
Bölünme yolu
Bölme için gerekli enerji
Yapıya uygun gelir
Gerçek satır satır okunur
“Kader” dersen dokunur
Bilmeyen sakınır
Bilen “Hakk’tan”diye bakınır
Geliş odur ki
Her zerre senin ile
O’ndan çizilir
‘Sen’ silinir
‘O’ bilinir
(SORU: Bu her şey O’ndan demek değil midir?)
Her zerrende
Yerden göğe
Varlığın enerjisi görülürse
Varlıktan ötesi
Asla yer değildir
(SORU: Yerden murat nedir, dünya mı?)
Yer veya sonsuz vardır kul için

05/01/1982
O’ndan gelen zerreleriz
Her zerremizi
Cümle ile kaynaştıracağız
O zaman sen ben O olur
Beden kendinden kendini siler
O’ndan olduğuna
O’nun ile kaldığına
O’na dönen her kulu ile
Sevinir sevinir
Sevinen de O’dur
Seven de
Sevilen de O’dur

05/01/1982
Ak ile kara
Gördüğün değil
Bildiğin ise
“Zerreler hizmete hazırdır” deriz
Binlerden milyonlardan
Milyarlardan beklediğin hizmet
Senin niyetin ile yeri siler
Sonsuzda her gelen bilgiyi böler
Bir olan zerrelerde
Kendinden doğandır
Her zerrende
Tekliği buldu isen
Her zerren ile
Tekliğe talip oldu isen
Kainat sana tepsi olur
(SORU: Yani ikram eder, değil mi?)
Eyvallah
 
05/01/1982
Her niyazda
Birbirine katılacağın görülür
“birbirine katılmak nedir?” denildi
Her niyazda
Uyuyan zerreler
Uyanana katılır
(SORU: Ruhun zerreleri, değil mi?)
Eyvallah
 
Ruhun zerreleri
Bedendeki her zerreyi
Döllendirir
Bildiğince yollandırır
Yandığınca küllendirir
(SORU: İnşAllah tekliğe talip olmadayız, değil mi?)
“Eyvallah
 ” dedi
Selamını iletti
(SORU: Talip olmak bizim irademizde değil mi?)
Her kulu yerini bilse
Rehbere gerek kalmaz
(SORU: Sır mı?)
Konuk gelse yuvana
Şahin olsa yoluna
“Uymaz” mı dersin
Yoksa Allah ’ımdan
Uydursun mu beklersin?
Elbet Allah ’ım niyet ettirir
Çünkü her zerrende O var
(SORU: O halde neyiz, niçin yaratıldık?)
Mahzene girmezse
Üzüm suyu sirke olur
Sır olan sırda kalır

08/01/1982
Paylaşmaktan maksat;
Aşını işini
Arkadaşlığını yoldaşlığını
Sazını sözünü
(SORU: Talip olmazsa paylaşmaya?)
Ya Allah dersen
Yolda yürürsen
Paylaşmayan olmaz
İşini paylaşmazsa
Sözünü dene
Sazını söyle
Günahına ortak ol
Böl
Bil ki
Bölünen günah dağılır
Dağıldığı anda
Bilmeyen kulu
Gördüğü halde eğilir
Günahın sevabı olur mu? diyene
De ki;
Sevabın sahibi
Sen misin ki
Günahı başkasına yükledin?
Kendini başkasının
Günahı arkasına sakladın?

08/01/1982
Soğuk suyu paylaşırsan
Mideye
Sıcak suyu paylaşırsan
Maddeye
Akan suyu paylaşırsan
Manaya hizmet edersin
Edemem, yolum değil dersen
Elbet Allah ’ım
Hizmette olana yer verir
Sana başka
Hizmetler gösterir
Unutma ki
Her kulu hizmettedir
Bildiğin hizmet
Bilmediğin getirir
Kaçayım dersen
Seni ona götürür
Asla kaçamazsın
Hizmetin bitmeden
Göçemezsin
Her göçen
Hizmetine de
Nokta koyandır

08/01/1982
Hiçbir kulu
Diğer kulundan
Hak huzurunda
Ayrı değildir
Üstünlük hakkına
Sahip olamaz kimse

15/01/1982
Elin her kulun sırtında ise, yakınsın
Dilin her kulun sırrında ise, uzaksın
(SORU: Sırrından murat, sırrını tutmamak mı, yani gıybet etmek mi?)
Eyvallah
 
22/01/1982
(SORU: “Kapıyı açmak için eşikten atlamak lazımdır” der HZ. MEVLANA. Eşikten
atlayabilmek için kapının açılması öncelik almaz mı?)
Eşiğe düzden gelirsen
Kapıyı açık bulursun
Yardımcın ile buluşursun
Kapı, kul niyeti kurduğu hali ile
Uyduğu anda açılır
(SORU: Kendini bilmek olmuyor mu?)
Eyvallah
 Halin ile vermedikçe
Niyetini haline uydurmadıkça
Kapı asla açılmaz
Açılmadığı halde de
Eşikten geçilmez
Hakk kapısının kilidi niyazındır
Ne var ki;
Gönül ile, hal ile uyduğun niyaz
(SORU: Bunun da sınavı var mıdır?)
Kul niyetine uymayan olaya
İmtihan derse, Eyvallah
Elbet talip olan her kulu
İmtihana tabidir
Kendinden kendine

22/01/1982
(SORU: Ya Allah , Bismillah” ne anlama gelmektedir?)
Ya Allah ! dedinmi
Yoldan kalır mısın?
Ya Allah ! dedikte
Adına bürünürsün
Ya Allah , Bismillah dedikte
Adına bürünür
Adı ile gönlünü yıkamış olursun
Her güçlüğe karşı durmuş olursun

22/01/1982
(SORU: Kapının açıldığını nasıl anlayacağız?)
Gölgenin silindiğinden
Gönlünde hiçbir gölge
Şüphe korku kaygu kalmadığı an
Kapılar açıktır geç! deriz
Tek adım yeterlidir

22/01/1982
(SORU: Yanlış vermekten korkuyoruz, ne dersiniz?)
Allah ’ım O’ndan vereni
Hataya düşürmez dedi ALİ
Sizlere Resulü nün üç sözünü getirdi;
Ayağından başına gerçeksin, şüpheyi sil
Suyun aktığı yerin gerçek olduğunu bil
Nereden ararsan ara
Gene de dön kendinde bul
Arama orada burada
Allah ’ım gönül yapımda
Açarsam kapımda de
Gerçek ayak olmaz
Gerçek hayalde kalmaz
Gerçek kovalarsan tutulmaz
Gerçeği kendinde gör

29/01/1982
Maddeyi silmek
Vergiden kaçmak değildir
Verilenin emrinden olduğunu bilmek
Olduğu gibi sevmekle yerini bulur

05/02/1982
(SORU: 1- Gördüğüm parlak ışıklar neyi sembolize ediyor?)
Gönül açık ise
Nurunu görür
Parlak denilen odur

05/02/1982
Her ağaç enerji yüklüdür
Alıcı değil verici, saydam
Kaygunu silmek istersen
Ağacın altına otur
Göreceksin sileceksin
(SORU: Saydam olan nedir?)
Meşrebin ne halde ise
Yükünü öylece hafifletir
Suyun verdiği yerde
Ağacın yapısı
Gölgeyi aşar

05/02/1982
Her ağaç
Diğer ağaca mesajını iletir
Ağacın çokluğu onun için güzeldir
(SORU: Ağaç altı tefekkürü cümle kulları için geçerli midir?)
Gözüm açık
Sözüm seçik
Her biriniz
Ağaç altında oturup
Tefekkür ediniz
Göreceksiniz
Sevginizi birbirinize ileteceksiniz
Her ağaç iletişim noktasında
Birbirine bağlıdır ve yayıcıdır
Direkliden aldığınız gibi
(SORU: Direkli nedir? Telefon, telgraf direkleri gibi?)
Eyvallah
 Selam sizlerde kalsın
Her ağaç Yemen’e
Selamlarınızı iletsin
Ağacın şeklini sorma
Yosun olsa deyiver
Sarmaşık ile dertleşiver
Görmese de duyarlıdır
Hakk adına ayarlıdır
(SORU: Ağacın cinsi belli midir?)
Ağacın her çeşidi dedik
Sarmaşığı dahi verdik

12/02/1982
Yazılmayanı dilersen
Kendinden ödeyeceğin vardır
Allah ’ım yazdığına uydum dersen
Yaşadığın her gün kardır

12/02/1982
El ele tutunuz
Elden eli bırakmayınız ki
Beraberce yükselesiniz
Güzeli daha güzel göresiniz
Her kulu birbirine eşittir
Simaları, görgüleri, dinleri çeşittir
Aracı değil amacı
Beraberinizde götürünüz
Aracı dağın eteğinde yatırınız

19/02/1982
Meydan sarmak nedir? denilir
Meydana geldinmi
Her kulunu sararsın
Ağacı ile
Toprağı ile
Böceği ile seversin
Saran gönüldür
Meydan var olanı içine alandır
Meydanı sarmak gönül iledir

19/02/1982
Senden sana ulaşan
Bilginde gelişendir
Sudan geldik suya döneceğiz sözü odur
Bilgindeki gelişme
Seni sana buldurur
Kaynağında buluşturur
Suda gelişen değil
Buluşan vardır
Suyu buluşturan
Varlığında olan bilgidir
Dağdan yerden dolaşır
Deryaya öylece ulaşır
Gelişen bilginizdir

26/02/1982
Buluşmaktan maksat nedir? denilir
Ezelden geldik
Ebede bir olacağız
Cümlemiz buluşacağız
(İnşAllah denilir)
Eyvallah
 
(SORU: Göçte mi, kıyamette mi?)
Yaprak düştüğünde değil
Toprağa karıştığında toprak sayılır
Ağacın gölgesine
Cümlemiz katılalım
Kuru yaprak misali
Toprağa atılalım
Kurudukça dağılıp
Toprakta eriyelim
Birlikte birden bilip
Sadece Toprak diye anılalım

26/02/1982
Beden ruhun verdiği ile
Gün gün yansıma yapar
Her an değil
Asılda her an da olabilir
Ne var ki
Kulun nefis kapısı kapanırsa
Çevresinde oluşan yoğun yansıma
Açık görülür
(Auradan söz ediyorlar)
Eyvallah
 
05/03/1982
Kazdan maksat kınanan değil
Yola bakan
Düzenli olup
sadece kendi toplumuna uyan demektir
Halbuki var olan
Kuluyum diyen her varlık
Her toplumda kendini
Uyum ile birleştirendir
Var olan her yaratılandır
Kulunun kulluğu
Her yaratılan ile
Sağlıklı birliği bulmaktır
Yani her toplumun yaşantısında
Kendisine düşen hizmeti yapmaktır

05/03/1982
Gerçek açıktır dediğimizde
Yalnız sen bana
Ben sana hizmette değil
Her anını var olana hizmette görmek

05/03/1982
Aynayı eline aldığında göreceğin
Elden bıraktığında sildiğin nedir?
Sadece hayal!
Hakikat;
Silinmeyen, bölünmeyen, yalnızlık bulunmayan
Ben, sen diye ayrılmayan
Gerçekteyiz gerçektesiniz
Yanılma yok
Gerçekteyiz dediğimiz
Ruhların birliğidir
Gerçektesiniz dediğimiz
Bedenleriniz dahilinde oluştadır
Gönülden yorumlandığı gibi
Aynı halde

05/03/1982
Almak vermeye mecbur kılar
Vermezsen yeniden alamazsın
Dönmeden olamazsın
Dönmek nedir? denildi
Yeniden devir

05/03/1982
Her sözden aldığınızı
Gönülden uyduğunuzu
Satı satır alınız
Halinize bakınız
Olumunda uyana Selam! deyiniz
Yani uyumda olan halinizi selamlayınız
Evet, kendi kendinizi
(SORU: Bu oluşta çam ağacının hikmeti var mı?)
Her ağaç görevdedir dedik
Daha önce verdik

09/03/1982
Her ağaç iletendir
Gerçeğin perdesini
Gönülden açasınız dedik
Ağacın altında tefekkürü
Onun için verdik

09/03/1982
Allah ’ım yarattığını ayırmaz
Her kulu O’nundur
O’ndandır
Er kulu O’nadır
Allah diyenin yönünü
Biz değil Allah ’ım tayin eder
Muhammed ümmeti geldiği günün
Değerini bilse
Kendinden kendini
Koruyanı görse
Eğriye asla dönmezdi
Resulü nün adını bir an silmezdi
Her gelen peygamber
Kendi ümmetini sayar
Sadece o bilgi ile soyar
Resulü –sAllah ü aleyhi vesselem- efendimiz
Fahri Alem oldu
Kainat için aldı
Kainat için verdi
Kainatta hep var olanı
Ümmeti bildi
Ümmetim dedi
Kainat için divana durdu
Yüce Allah Resulü ne
Her verdiğini kainat için verdi

09/03/1982
Her biriniz bir ağacın altında oturunuz
Salavat getiriniz
(Resulü nden) şefaat dileyiniz
Göreceksiniz kapılar açılacak
Öbek öbek geçilecek
Ummak değil bulmak
Gönlünüzü hoş edecek
Taşan dereler
Önünüzde sükuna erecek
Kopan kayalar gözünüzde
Kum tanesi olacak
Düze öyle serilecek
Ve sükunette
Her ocakta hayırlar yapılacak
O gün topluca olalım
Sükunette kalalım
(SORU: Hangi gün?)
Kement atılan günde
(SORU: Bize ‘o gün’ bildirilecek mi?)
Eyvallah
 
19/03/1982
Akıl nerde başlar?”
Diyene de ki;
Beşikte başlar eşikte biter
Sözünü verdi isen
Ocağın tüter

19/03/1982
Kendinden kendini aradığın
Bulduğun gün her nefes kapıdır
Nefesi alacaksın
Nefesi bulacaksın
Nefesi duyacaksın
Geldiğin günde olduğun halde
Gölgeyi silecek
Nefeste can var
Nefeste canan var diyecek
Her var olan zerrede
Var edenin sırrını okuyacaksın

19/03/1982
Her damlayı saymadan
Her zerreyi soymadan
Bilgisini alamazsın
Bilmediğin bilginin
Bilgesi olamazsın
Erliğe soyunalım
Bilgi ile giyinelim
Sabrına bürünelim
Diyelim ki;
O’ndan O’nu bulacağız
O’nun ile kendimize döneceğiz
O’nu bildikte beni bileceğiz

26/03/1982
Diyelim ki;
Her zerre O’ndandır
Her zerrede adı mevcuttur
Şahit olunuz ki
Arıya bal veren çiçek
Meyve olacaktır
Kulunu ağaç olduğunda
Gölgesinde barındıracaktır
Öyle ise her zerre
Kulun emrine
Hakk’ın emri ile girecektir
Her zerre sana bana
Görevini noktasına kadar yaparsa
Kul özüne nefsini katarsa.
Zerreleri hizmette midir?
Her zerrem O’nu zikretti dediğinde
Od olursun
Olduğun halde
Kendinde kendini bulursun
Hal odur

26/03/1982
Kurulan tezgah nedir? denildi
Daha önce verdik
Ayaktayız
Aranan değil beklenen günün
Geldiğini söyledik
Yemen’de oluşan
Cümlenizde buluşan
Aydın gün için gelişen
Dost kapısı açılır
Müjdeler olsun denilir
Dedi ALİ söze geldi:
Biz ile bize katılınız
Gönül seferine atılınız
Gelecek gün sizlere
Sizlerle cümleye
Hazır olan her kula dedi
Doğudan batıya güzelliği
Resulü müjdeledi
Hazırlanan tezgah budur
Hazır olunuz

02/04/1982
Dosdoğru andığımız gün
Biliniz ki kuşak beldedir
Dosdoğru anmak nasıldır? denilir
Çevirmeden gönlünü
Devirmeden görgünü
Aç gözünden sargını
Ezileni değil
Eksileni düşünürsen
Kendine DOST kapısı açarsın
Her sayfayı
Bile bile geçersin
Azdan gerçeği
Çoktan her yaratılanı bilirsin
Öyle oldukta
Dosdoğru andığın
Gerçekte kaldığın görülür
O an sende oluşan
Senin ile buluşan kabının
Yapında oluşturduğu
Hakikat çemberini aşmış
Kendinde bulduğun hale
Şaşmış olduğun görülür

02/04/1982(1)
O senden
Sen O’ndan
Yapı ayrıda değil
O senden ne demek? dendi
Resulü adını cümleniz ile birledi
Alacağım her kulun ile olsun Allah ’ım dedi
Her zerresi cümleniz ile kaynaştı
Öyle oldukta
Hak ile Hakk’ı bulmuş
Resulü ile Hakk’a kavuşmuş oluruz

02/04/1982(1)
Kapımız o, yapımız o
O ndan maksat nedir? denilir
Resulü
Her halka birbirine eklenir
Resulü bağlamazsa
Nokta nasıl bulunur

02/04/1982(1)
Resulü nün üç öğüdü ile
Günlüğümüzü dolduralım
Saracağın her yara
Kendinde olduğu zannı versin
Soracağın her soru kainatı ilgilendirsin
Sadece tevazu, edep, hoşgörü
Belleğini her zerresi ile zapt etsin

02/04/1982(1)
Kement atılan gün denir
Tekrar tekrar sorulur
Tezgaha getireceğin
Sergiye vereceğin gündür

02/04/1982(2)
Ak üzüm nedir? denilir
Oyanın sahibiyim
Doğanın bilgesi
Sayanın gölgesi
Sevenin dostu
Bunaldım diyenin yardımcısı

09/04/1982(2)
Dimağ geçeni değil
Geleni almayı diler
Oysa gerçek yaşadığın andır
Ne gelecek, ne geçmiş
Anda hizmette olayım dersen
Her zerren kaydını yapar
Andan ana attığın her adım
Bakmayı dilediğin yönü sana açar
Ne yapalım,
Hangi hizmeti alalım? denilir
Elbet gelen gün
Senin hizmetin ile beslenir
Sevgin ile süslenir
Hizmetini elden ele
Dilden dile naklet
Bayağı gelse bile
Ayağı sürse bile
Her dalı elden bırakma
Bildiğin hali aklından atma

09/04/1982(2)
Hep bir olalım
Birliği şüphesiz kuralım
Dikenimiz var ise
Kimseye batmasın diye
Kendimiz kıralım
Önce benden sana diyelim
Sonra beni seni birleyelim
Hala diken var diyor isek
Birliğe katılmış olur muyuz?
Kapalı kapıyı açıp
Benden beni bulur muyuz?

16/04/1982
Gerçek her kulun bildiği değil
Allah ’ın yazdığıdır
Gerçek umulan değil uyulandır
Gerçek her zerrede duyulandır
Gerçek silinendir
Her zerrede duyulan nedir?
Kul Allah ’ımı seviyor ise
Yarattıklarını da sever
Yarattıklarını seviyor ise
Tüm kinini hıncını siler
Gerçekler uyuma tabidir
Söze değil

16/04/1982
Karakterime uymuyor dediğin her olayda
Önce kendini sına
Sonra karşındakini kına
Her olayda göreceksin ki
Karşındaki kadar
Kendin de suçlusun
Ne var ki sırtını
Hakk’a dayadı isen güçlüsün
Allah ’a dayanan her kulunda
Ahlak dilenen düzeye gelmiştir

21/04/1982
Nur, O’ndan yoğun bağlantı
kurabilen ruhlardır
Işık, aldığın alarmdır
Yani? denilir
Elbet tehlike değil müjdedir
Hazır ol! demektir

21/04/1982
Gerçek nedir? denildi
Gerçek yorumu
Kişileri içine almayan konulardır.
Gerçek her hali ile
Kulunu kendi içinden gömülmeden
Tanrı bilincine götüren bilgidir
Senin bilincinde olan gerçek
Benim aldığım gibi olmayabilir
Ne var ki;
Senin, benim, onun bildiğinin
yargısına düşersen
Gerçeği silmiş olursun
Gerçek bilinçte tektir
Yapıtta çeşit
Yorumda paylaşılır
Öyle paylaşılır ki
Kişilerde ayrı Tanrı bilinci sergilenmiştir
Kendini aldığın güç ile koruyacaksın
Kendini elinde olan
Bilgilerle sınayacaksın
Kendinde olana
Kendi adına döneceksin

21/04/1982
Her kulunun görevi
Sofraya oturmakla beraber
Her sofrada Resulü nün
Edep ve erkânını görmek
Uygulamak, sürdürmekle
Yükümlü kalır
Emek verilen her hizmet
Eldeki eşyaya değer kazandırır
Her sofra kulunun
Özünü özüne tanıtır
Özün öze nasıl tanınacağı soruldu
Her yaratılan
Kendinde olan özü bulur
Ve kendini bulduğu halde
Sende bende olan özü bilir
Kendini bilmeyen
Beni seni de bilmez

21/04/1982
Her renk bağlantının gözdesidir
Nasıl? denilir
Karanlık, kullarına cehennem adını hatırlatır
Renklerde kainatın sırrı saklıdır
Ne var ki
Kulu renklerle her olaya sahip çıkabilir
Bilmek değil bulmak gereklidir
Asla kainata hükmetmek kuluna verilmez
Layık olan kulu
Her rengin sırrını açık vermez
Her renk günün gelişine göre
Kendi frekansını iletir
Dünde renkten aldığını
Bugün bulamazsın
Ben her rengin sırrını bilirim diyenin
Yanında durmayın
Yalanına ortak olmayın
Erenler her rengin sırrını bilirler mi? denilir
Erenler günlük olayların ve renklerin sırrını
Günde okuyabilirler

21/04/1982
Her rengin günün olayına göre
Frekansını değiştirdiğini söyledik
Sadece yeşil aynı frekansta oluşur
Asla şaşmayan düzenli bir vergi halindedir
(SORU: Onun için mi yaprakların rengi yeşildir?)
Eyvallah
 Değişmeyen frekans
Asla şaşkınlığa götürmez

21/04/1984
Görmeyen, bilmeyen, sevmeyen kullar
ne yapsın? denilir
Verginiz odur ki;
Sevmeyene sevgiyi götürmek
Bilmeyenle bilgini paylaşmak

21/04/0982
Gerçeği bulduran aynadır
Seden aynaya bakarsan
Yayına iştirak etmiş olursun
(SORU: Seden ayna ne demek acaba?)
Sorumsuz kaldığın hal.
Sorumsuz;
Oyunu kullanmamak
Kimseden kimseyi ayırmamak demektir

23/04/1982
Kendime döndüğüm
Kendimde kaldığım eşit değildir
Çünkü kendine dönen
Kendinde kalırsa
Zerreler kalıplaşır
Genişlemek gereklidir

23/04/1982
Kesin sevgi nedir? denilir
Sevgide kesin kaide yoktur
Çünkü her var olan
Sevgiliyi kendi bildiğince yorumlar

23/04/1982
Olduğunuz gibi kalınız
Dünyayı yazana bırakınız
O ne yazdığını bilir
O her kulu için
Hayır olanı verir
Almayı dilersen
Olduğun gibi kal
Kendinden kendini sil
Her zerreni kainata böl
Dilediğin kenet olsun

29/04/1982
HZ. MEVLANA:
Aşkı ile doldum
Bilgisi ile kainat oldum
GARİB:
Geldin, bu virane gönülde ne buldun?
HZ. MEVLANA:
Her gönülde gezdim
Cümlenizde aşkını sezdim
Bileni bilmeyeni
Onun eleğinden süzdüm
O dedi ben yazdım
O dedi ben gezdim
Birliğine talip olanlar
Nefislerine galip olanlar
Ocağımız yanar
Soframıza gelenler
Hakk’ın rızasını alırlar
Hakk’ın emrinde olurlar

30/04/1982(2)
Göz yazanı
Öz Yaratan ı bilir
Yazan da Yaratan da elbet birdir
Ne var ki
Göz sergiye bakar
Öze bakanın gözü
Sergiden kalkar
Çünkü göz sadece çizileni görür
Öz ile kul
Kendini binada bulur

30/04/1982(2)
Kor nedir? diyene;
Allah ’ım peygamberleri ile
Yarattığı her kuluna
Kendinden var ettiği
Peygamberi ile yer ettiği
Ocak ve kor’u
Yani Allah bilgisini
Resullerini kab ederek
Sizlere bildirir
Resulü elbet ocağın tamamıdır
Her biri orada bütünleşir
Her kulu oradan aldığı ile sakinleşir
Aldığımız verdiğimiz o ocaktandır

30/04/1982
Er selamı nedir? denilir
Er selamı bilenin
Kör selamı görenindir
Bilen her var olana Selam! der
Kör sadece gördüğüne
Görmediği yaratılanı bilmez

04/05/1982
(SORU: “Dört Melek” gerçekten var mı, yoksa sembol mü?
Örneğin Cebrail aleyhisselamın aklı temsil ettiği söylenmektedir)
GARİP: Dört büyük melekten biri.
Bilgi santralini yöneten melek.
Kulun bilmek istediğini değil,
Allah ’ın kulun bilmesini istediğini nakleden melek.
Var mevcut.
(SORU: Ruh ile melek arasında yapı olarak benzerlik veya ayrılık var mı?)
GARİP: Cebrail aleyhisselam kainat bilgisiyle yüklüdür.
Melekler kendilerine verilen görevlerin tüm bilgisi ile yüklüdürler.
Kul sadece kendine verileni bilir.
Melekler kabtır, kulları kâb.
Kulu zerre zerre aldığı bilgi ile hallolur,
Zerreden zerreye kendini bulur.

07/05/1982
Eğilene geldim
Yönelene güldüm
Bilmeyene sordum
Bilmeyen bilene öğreticidir
Yanılma yok;
Bilen bilmeyene öğretir dersiniz
Bilene sorun bildiği nedir?

07/05/1982
Ruhumuz O’ndandır
Ol dediğinden
Bul denilen
Örtünün altındaki Ol dur
Bilmeyi dilersen
Benliğini sil
Görmeyi dilersen
Kimliğini sil
Varmayı dilersen
Ol dediği halde kal

07/05/1982
Her kulu olacaktır
Her kulu bulacaktır
Zalim de mi? denir
Yeniden sorulur
Selim onun kuludur
Zalimi kim yarattı?
Daha önce dedik
Zulüm gerçeğin örtüsüdür,
Selim bilinmez
Allah ’ımdan başka kimse
Gönül hanesini göremez
Ölçüye düşmeyelim
Örtüyü deşmeyelim
Her kul kendi örtüsünden sorumludur
İstese istemese zorunludur

11/05/1982
GARİB’e Yüce alem tarafından görüntü olarak verilen bilgilerin anlatımı
Zatından geliyoruz. Burada (dünyada) sıfatlarını görüyor ve
O’nu sıfatları ile tanıyoruz ve sıfatları ile sıfatlandırıyoruz.
O’na layık olarak dönenler (göçenler) yani O’nu burada (dünyada)
idrak edenler oraya (ahirete) intikal edişte O’nun nuru ile karşılaştıkta
büyük bir ferahlık ve huzur içinde oluyorlar.
O’nu maddi aleminde idrak etmeden dönenleri ise
O’nun nuru yakıyor ve büyük bir azapta oluyorlar.
Burada dikkat edilecek husus Rabbimizin nuru hep aynı
fakat dönenlerin bu nuru ile ünsiyetleri ayrı ayrı olduğundan
bu nurdan etkilenmeleri de ayrı ayrı oluyor.
Mesela devamlı güneş altında kalan ile
devamlı gölgede olanın güneşe çıktıklarında
güneşten etkilenmelerinin ayrı ayrı olması gibi.
Yani güneşe burda (dünyada) alışamayanlar
orda (ahirette) alışıyorlar diyebiliriz

14/05/1982
(Soru “cennet, cehennem mevcut mudur?”)
Daha önce dedik
Cennet cehennem
Kulun kendindedir
Güneşe alış ki
Her an güneşle olabilesin
Gölge kavuşmayı geciktirir
O’ndan gelen her söz özedir
Güneşin vergisinden
Söz edene de ki,
Dünyada O’nun ile oldu isen
Kavuşmada Samanyolu’ndasın
Cennet halindesin
Dünyada O’nun ile değil isen
Vardığında dayanamazsın
İşte cehennem odur
O’nun ile olmak
Ama dayanamamak

21/05/1982
Yedi yerde dövülsem
Dört kapıdan kovulsam
Ne demektir? denildi
Her düşünceye katıldı
Dövülmekten maksat öğütülmek
Dört kapı bilmeden çaldığın
Aramadan döndüğündür
Aradığımı buldum dersen
Vardığın kapıyı çalarsan
Kovulsan da
Eşiğinde diz çökersin
Hakk’tan izin beklersin
O kapı mı? Bu kapı mı? dersen
Her kapıdan kovulursun
Kapı denilen
Hakk’a yönelilendir
Komşu kapısı değil

21/05/1982
Allah ’ıma havale ettiğin her olay
Gözdeki toz gibi
Yaş ile gider
Ben alayım dersen
Derine kaçar
Kendini değil
Her olayda
Kendinde olanı düşün

21/05/1982
Bendeki benim noksanımdır
Tamamlayacağım senden gördüğüm ile
Sendeki senin noksanındır
Tamamla bende gördüğün ile
Demek ki her kulu birbirine aynadır

21/05/19682
(SORU: “Almadan vermek” denildi.
Bu Allah ’a mahsus değil midir?)
Almadan vermek
Madde ile manayı
Değiştirmekten söylendi
Madde almadan mana vermem
Diyene söylendi
Geçtiğimiz yol
Madde yolu değil
Mana yoludur
(SORU: Ama insan ikisini birden bütünleyebilir)
İnsan kendisi bütündür
Maddesi yorumdur
Maddeyi her kul
Kendince yorumlar
Manayı Allah ’ım dilediğince kurar
(SORU: Hacca gitmek bile parayla değil mi efendim?)
Parayı kul yorumlar
(BİR CAN EKLER: Hakikatte hacılık gönül hacılığıdır.
Orada paraya ihtiyaç yoktur)
Eyvallah
 
21/05/1982
Gözdeki tozu atmayı değil
Gözyaşı ile dökmeyi bekleyelim
Çalışmayalım mı? denilir
Allah ’ım yarattığı her varlığı
Birbirine hizmet için görevlendirmiştir
Gözyaşının akması
Yani tozun onu dürtmesi ile olur
Hizmete hizmet
Himmete delildir
Hizmete hazır olmak
Hikmete açık kalmaktır
Hikmetinden sual olmaz denilen
Hizmetinize layık olduğunuz
Yeri bildirilendir

28/05/1982(1)
Uyumadım geceler
Ölmek dedim
Kendimi denedim
Her satırda yokladım
Her seferde bekledim
Denildi ki;
Beden sende kaldıkça
Sen kendini buldukça
Yoğun yükünü atarsın
Sordum;
Azrail ile sohbeti
Nasıl tadarsın?
TABDUK dedi ki:
Azrail can almaz
Göbeğin keser”
(SORU: Yeni doğuş için?)
Eyvallah
 
Dedim ruhta göbek var mıdır?
Dünya bu kadar dar mıdır?”
Dedi ki bildiğimi söyledim
Uykunda gezdiğin yerden
Bağın seni döndürür
Uykun seni kandırır
Göbeğimi makas ile mi
Kama ile mi keser? dedim
Akım ile keser dedi

28/05/1982(1)
Sefer nedir? denilir
Her kulun kendinden kendine
Seferi vardır
Her göz bakar
Seferi kadar görür
Seherde kalkınız
Niyaz ediniz dediğimiz odur
Seferiniz uzun olur
Her kul kendi seferinde
Kendini bulur
Dedi YUNUS’um
Çıktığı her seferinde
Bir noktadan öbür noktaya
Ulaştığını söyledi

28/02/1982(2)
(SORU: Bilmek insanın elinde midir?
Allah lütfetmedikçe göremiyoruz.
“Olduğum gibi kalayım, kaldığım gibi varayım” tümcesine
bir yanıt oluyor mu bu söyledikleriniz?)
GARİP: Talip olduğun zaman bilmemene, bulmamana imkan yok
(SORU: Sadece talip olmak yetiyor mu?)
GARİP: Kuran’da taleplerin cevabı vardır.
Talip olan her kişi emirlerini üstlenen kişilerden olur.
(SORU: “Talip oldum” demekle olunmuyor. Himmetten önce hizmet.)
GARİP: “Esirgeyen bağışlayan Allah ’ım” dediğimizde
her adımımızı o isimle atmayabiliriz.
Öyle olduğu zaman koruyucu ve bağışlayıcı da olmamız gerekir
(SORU: Hakk’ın şerbetinden murat nedir?
“Ecel şerbeti” diye geçiyor Mısri’de.)
GARİP: Azrail’in sunduğu şerbette Resulü nün nefesi vardır.
(SORU: İlm-i Rabbaniye nedir, lütfeder misiniz?)
GARİP: Bilgimiz kökü buldurur, sevgimiz meyvesini oldurur.
İlm-i Rabbaniye budur.
(SORU: Nefes ahret perdesini mi açar?)
GARİP: Eyvallah
 
(SORU: İlk mertebenin ay olduğu söyleniyor?)
GARİP: Kimine ay, kimine yay!
(SORU: “Selam”ı Hakk’ın izni ile biraz daha açmak olası mı?
İnsanın hakikatinden bize mevzu etmeye izin var mı
daha bizim anlayacağımız şekilde?)
GARİP: İnsan hakikatte havayı suyu kendinde hapseden,
gerçeği kendinin dışında gören
(SORU: “Gerçek” “o” çünkü değil mi?)
GARİP: Ağacın gerçeği nedir?
(SORU: Tohumu, meyvesi, kökü.. yoksa su veya hava mı?)
GARİP: Çekirdeği
(SORU: İnsanın gerçeği de özü yani ruhu oluyor değil mi?
Ben ruhun gerçeğini aramıştım.)
GARİP: Ruhun gerçeği orada (ahirette), burada derilmez!
(SORU: Derilmekten maksat idrak mi?)
GARİP: Ruhun gerçeği konuşulmaz

04/06/1982
OMAR söze üç öğüt katmaya geldi;
Asla ağaca taş atmayın
Her zerresi davacı olur
Bedeni bakımsız bırakmayınız
Her zerreniz davacı olur
Çiçeği böceği sevgisiz bırakmayınız
Davacı olur
Beden nasıl bakılır? denilir
Bebeğine nasıl bakarsan
Bedenine de öyle bak
Dedi OMAR
Selamını her zerresi ile
Cümlenize iletti
Bakmadığın çiçek
Senden geleni siler
Baktığın çiçek
Senden geleni hıfzeder yayınlar

04/06/1982
Çiçeği seversen
Senden gelen her titreşimi hıfzeder
Sevmesem ne olur? denilir
Çiçek doğanın olur
Kendine kendinden verir
Ne güzel olaydır ki
Senin sevgini nakletsin

23/06/1982
(SORU: Görücü kim?)
Resulü
Yerleri gökleri
Onun ile oluşturdum
Cümle yaratılmışı
Onun ile buluşturdum
Diyen Allah ’ım
Adı ile adını
Birleyen Allah ’ım
Gözüm onun ile
Sözüm onun ile
Cümlenizi birler dedi
(SORU: Nurundan oluşumuzu mu?)
Eyvallah
 
23/04/1982
Resulü nün nefesinden verdiğini
Nefesimiz ile alalım
Nefesinden verdiği nedir? denilir
Günün her anı
Nefesin olduğu halde yaşar
Nefes yettiği anda
Dünya seni boşar
Nefes geldiği gibi
Resulü nün nefesine katılır
Onun için seçilmiştir Resulü

23/06/1982
Ruh senliği benliği siler
Ruh aleminde
Kadın erkek yoktur
Göçtüğün anda
O’nun olan her zerrede
Birliğin yüceliğini idrak edeceksin
İdrak ettiğin an
Aldığın gibi
Bulduğunu güdeceksin
Uzun günün bittiğinde
Güzel günü güttüğünde
Umduğuna kavuşursun
Buradaki buraya
Oradaki oraya aittir
Bilinmeyen yerini
Bilinene verir

27/07/1985
Niyazımız odur ki
Muhammed ile oluşalım
O’nun ile buluşalım
Soruda gelişen
OM diye söyleşilen
“O” ve “Muhammed”tir
Ağacın verdiği
O’dur(odur) O’ndandır, O’nun iledir

27/07/1982
Atadığınız günde
Bilmiyor mu idiniz? denilir
Kayacak olanı?
Gelmiş olmuş ve gelecek bilinir
Çünkü yazılıdır
Erlik söylenemeyecek kadar büyük
Yaşandığında ulaşılacak yakınlıktadır
Düğümden kayan
Yaklaşılacak anda
Hizmete katılmayandır
Öyle ise görevi devreder
(SORU: Geçici bir süre için?)
Değil
Yeni göreve verilinceye kadar
Elbet biliyor idik
Geçtiği günün hizmetini verdi
Aynı görevi yeni görevli yürütecek

27/07/1982
Sizlerden daha önce istendi
Denildi ki;
Önce kendi aranızda kenetleniniz
Güzel çirkin demeden
Hata kusur bulmadan
Çiçek bulsan yolmadan
Az yiyin az uyuyun
Her satırı doya doya okuyun
Bilginizi cümle ile dokuyun
(Cümle ile dokumaktan murat istişare mi,
başka bilgiler aramak mı?)
Birliği kurmak

27/07/1982
(SORU: Neden Allah demedi de Rab dedi acaba?)
Gönlün O’ndandır
Kainat O’nun
O’ndan olan ile O’nun olan
Birbirine hitaptadır
Kendi kendine “O” demez

../09/1982
Aldım diyen her hali ile versin
Senin benim hatamı silsin
Her olayda hatayı
Kendinde her kul arasın
Olaylarda GARİB’in hiç mi hatası olmaz? diyene de ki;
Kul kulluğu ile bilinir
Kulluk hatalar ile bölünür
Hata dağılmadan toplanırsa izi kalır
GARİB’de hata görüldüğü anda
İkazı gelir
Algısı özündendir
Sevgisi sonsuz

03/09/1982
Her konuyu Kuran’dan ara
Ona bağlı değil ise
Yani konu ona aykırı ise geç

03/09/1982
Resulü Hak adına hizmettedir
Hizmette olanlar ile
İrtibatını hiç kesmez
O seninledir
Senin de onun ile olmanı diler

12/09/1982
Her görevli görevin
Sohbet ile oluşacağını sandı
Sohbet düzene uyarsan götürür
Sohbet yazana duyarsan tattırır
Sohbet aldığını iletirsen buldurur
İletmekten maksat
Zor ile değil
Sözden değil
Halden bilmek

12/09/1982
Vermektir dedik
Her sohbette ilettik
Göz göze geldiğinde
Kim olursa olsun
Sevgi ile bakıyorsan
El ele verdiğinde
Anadan bacından
Babandan ağandan
Ayırmıyor isen
Hale geliyorsun derim
Öyle oldukta sözüm yerini bulur
Halden verenin
Sözünde güven görülür

30/09/1982
(SORU: Az evvel ki noktadan murat nedir?)
Yaratılışın birlendiği
Her kulunun erlendiği andır
Er olanın nur ile oluştuğu
Özü ile buluştuğu anda
Zerreler nokta hainle gelir

(SORU: O’na varış mı oluyor? O zaman öyle mi diyelim?)
Hak ile Hak oluş
Hak ile Hakk’a birleniş
Çokluk birliğin temelidir
Hak denilir ise
Nar ile verdiğimiz odur
(SORU: Nar o zaman vahdeti mi simgeliyor?)
Eyvallah
 
30/09/1982
(Hz.Mevlana“Görevimi aldım, noktası ile teslim ettim.
Sizler de aynı görev ile yüklüsünüz”demektedir, açar mısınız?)
Konuya girdiğimiz
Her konuyu ördüğümüz
Bilinen gerçektir
Allah ’ım vermeden gelmeyiz
Görevimiz bitmeden dönmeyiz
Kulunun yargısı ile olmayız
Her konuyu verenden alır
Dileyene iletiriz
Her kulunun aldığı
Verdiği bulduğu
Noktası ile Allah ’ımın bilgisindedir
Ne var ki ararsa
Kulunun ilgisindedir
Elbet kul ararsa
Allah ’ım her an
Her kulu ile beraberdir
Özdedir sözdedir gözdedir
Kul kulluğunu bilirse ilgisindedir

19/10/1982
Allah ’ımdan emir aldık
Üreteni sizlerle bağladık
Elbet dağıtan olacaksınız
Üreten kim? denilir; GARİB
Sözden aşalım hizmete koşalım

19/10/1982
(SORU: GARİB’in ürettiği mesaj mı, sevgi akımı mı?)
Elbet sevgi akımı
Mesaja da dökülen o değil mi?
Her konu kendini
Olay yerinde açar
Alacağım dediğini değil
Dağıtacağın malzeme seni zengin eder
Yuvamız her olayın
Çözüldüğü mekandır
Varlığımız
O’nun emrettiği makamdır
Asıl olan mekana ve zamana
Bağlı kalmayandır
Mekanımız her dileyene açıktır
Açık geleni güne kadar aldınız
Aldığınız ile doldunuz
Vermeye mecbursunuz
Emir bizden değil
Allah ’ımın verdiğindendir
Eğer aldığınızı vermezseniz
Yüküne katlanamayacak ağırlık
Sizleri bekler
Çünkü yüklendiğiniz akım dağılmadıkça
Olduğu yerde
Olduğu binayı sarsar
Günüm yeterli değil
İşim biterli değil diye
Kendinde olanı
Kendinde bırakırsan
Allah yardımcın olsun

19/10/1982
Kapak olsam sahana
Çuval olsam samana
Yolda uysan zamana dedi
YUNUS’um sözü aldı;
Kapak örtendir
Saman dürten
Zaman üreten
Öyle ise olayları örtücü
Aklımızı dürtücü
Zamanımızı üretici olarak kullanalım
Öylece huzura yollanalım
Sevgi ile pullanalım
Pullanalım nedir? denildi
Güzelleşmek

28/10/1982
Daha önce verdik
Her kulun yardımcısı vardır
Ne var ki yardımcı
Allah ’ına yöneldiği anda
Hizmetini yapabilir
Kul Allah ’ıma yönelmezse
Allah ’ım yardımcısı ile arasına
Perde gerer

03/11/1982
Her yol yüceye götürür
Kul kendini bulduğu günde
Seferi bitirir
Kendini bulmak nedir? denildi
Kendini tanı ki O’nu bulasın
Kendini tanı ki verdiğini bilesin
Her zerreye niyazını katasın

04/11/1982
(SORU: Hz. Muhammed’den yazı ile tebliğler aldıklarını söyleyen canlar var.
Bu hususta söyleyeceğiniz var mı?)
Resulü kaleme gelmez
Çünkü o kendi kalem sahibidir

06/11/1982
(SORU: HZ. Mevlana da kalem sahibi değil mi?)
MUHAMMED Tanrı’nın yazılarını yazıyor.
MEVLANA Tanrı’dan yazıyor.

08/11/1982
Dostluk eğitime değil
Nefsinin öğütümüne bağlıdır
Nefsini öğütebiliyor isen
Dost kapıları sana hepsi açıktır

12/11/1982
(SORU: HZ. MUHAMMED’in hakikati hakkında bize bilgi verirler mi acaba?)
Mayası aşk, harcı sevgi, bilgisi Kur'an, görgüsü nurdan.
Yapısıyla verdi, bilgisiyle derdi, nuruyla yaydı, cümlede birliği kurdu.
O’ndan O’nu bildirdi. O’nun ile O’na döndürdü.
Geldiniz bileceksiniz, O’na döneceksiniz.
Aşkı ile verdiğini sevgisi ile yaydı.
Sevgisi ile yaydığını nuruyla yordu.
Bilgisinde kainatı birledi.Ne terledi ne zorladı.
Resulü ile oluşmak; Hakk ile buluşmaktır.

13/11/1982
(SORU: Yazı ile çok seri bilgi aldığınız halde
sözlü tebliğlerde daha yavaş bir anlatışınız oluyor.
Bunun nedeni nedir?)
Seyrine dalıyorum, hazzını alıyorum.
Söylersem bir an kalıyorum.
(SORU: Yüce Kuran’da “biz” şeklinde hitaplar vardır.
Bunun hikmetini açar mısınız?)
Resulü nü nurdan yarattı.
Kainatın her zerresini onun ile yazdı.
(SORU: Yani o nur ile mi?)
Eyvallah
 
(SORU: “Ya Muhammed, biz sana kalemi verdik
ayet-i kerimesini açar mısınız?)
(O) “Kalemi al, yaz!” dedi. (Resulü ) yazdı, yazdı, yazdı.
Kuran yazıldıktan sonra kainat yaratıldı.
(SORU: Kuran ne zaman verildi?)
Resulü doğduğu anda, peygamberliği geldiğinde değil!
Peygamberliği geldiğinde, yazılan okundu.
Okunsun diye sunuldu.
(SORU: “İkra” deniyor.)
O’nu (Resulü nü) yarattı, Kuran’ı ona yazdırdı.
Kuran odur denildi, daha önce verildi.
(“Kurmak”tan kuran). Her zerrede onun imzası vardır.

(SORU: Söz konusu “o” lardan kasıt HZ. Muhammed mi?)
Yazan o, Eyvallah
 
(SORU: “Rab” da HZ. Muhammed değil mi?)
Rab Yaratan , Muhammed yaratılan.
Yaratan yarattığını dilediğince yarattı.
Kainatı yarattığı ile diledi, yarattı
Biz’den murat odur

28/11/1982
Doğum, evlenme, ölüm
Kaderin değişmeyen çizgisidir
Her satır noktası ile yazılıdır
Bozmak kulun elinde değildir
Niyette ölçü vardır
(SORU: Tanrı yazdığını bozar mı?
Yazının başında öyle anladık)
Yazdığını bozar demedim
Sana düz veya eğri gelebilir
Eğriyi düzelt
Allah ’ım der niyaz edersin
Düzeldiği zaman
Niyazından dolayı düzeldi sanırsın

24/12/1982
TOKTAY’ın sözü ile
Yapıya beklenen taşı koyduk
(SORU: Beklenen taş nedir?)
Koyu renkte nizamı ahenkte
Özlenen gözlenen
Binası nazardan gizlenen taştır
Sahibi Resulü eli ile koydurur
İçinde olanları saydırır
Çünkü hırkası ile giydirir
Dedi TOKTAY
Secde Allah ’ım! diye
Yüce’ye döndü

24/12/1982
Her yaratılan varlık değil midir? denilir
Varlık;
Kainatta yer alan
Yerini bulan
Ve olduğu gibi kalandır
Her kulu vardır, varlık değildir
Varidat dedi ALİ

24/12/1982
(SORU: Hepiniz Ona döndürüleceksiniz ayetindeki “O” kimdir?)
Resulü ne dönmeden
O’na varamazsın
Aslına dönmeyi
Resulü nün hırkasına girmeden
-geçeni değil- gerçeği bulursan
İdrak edersin
Yaprak sana seni buldurur
Dokuduğun hakikati giydirir
Resulü nün hırkası
Ruhunun kablosudur
Onu giymeden
Asla gerçeğe ulaşamazsın
Makam o makamdır ki
Seni bulur, senin ile olur

24/12/1982
(SORU:Rabbimize dönüşte zuhurun sonu mu olur?)
Cümle ile birlendiği anda tamamlanır
Resulü nün yaratılışı
Yaratılış gerçeği
Her zerre ile birlendiği anda tamamlanır
Asla bir zerre kaybolmaz
Hırkasına burada da girilir
Öldükten sonra da..
Sizlere hırkasına girdiğinizi müjdeledik

27/12/1982
Aldınız doldunuz sergilediniz
Öyle ise hizmettesiniz
Hizmette iseniz
Tevazu ilkeniz olsun
Sevdiniz sevildiniz hazmediniz
Meyveyi buldunuz
Cümle ile paylaştınız
Hikmetine eriştiniz
Ziynettesiniz
Kıymeti yaratılan her zerrede biliniz
Dedi cümlenize
Hırkasında olduğunuzu
Müjdelememizi söyledi

28/12/1982(1)
Bilmeyi dilemek
Kulun gerçeğini tanımasıdır
Gerçek nedir? dersen
Ol denileni özünde bulmak

Tarihsiz/1983
KELİME-İ TEVHİD; andığın her anı vurgular, gönlünü sergiler.
O sergi ki, her zerreni belletir.
Ne var ki, gönlünde olan ile diline dolan, aynı sayıda olmalı.
TEVHİD’de ‘o’ vardır.
SALAVAT o’na götürür.
TEKBİR: kainatı noktadan alır, noktada bitirir.

18/01/1983
Bilgin kalmasa sende, yokluk mevcuttur derim.
Sözümüz açıktır! MEVLÂNA bilgi ile yüklüdür
MEVLÂNA beden ile mevcut değil ise, yok mudur?
Demek ki, var olan ve kalıcı olan, bilgidir

07/02/1983
Kul sadece yazılanı görür,
Hiçbir olayın mesulü değildir;
Hak yolunda ise, kulluk halinde ise.
Mesulü olan kimdir? denilir:
Niyetin Hakk’a ise, olaylar düzendendir;
Niyetin şerre ise, sadece niyetinden mesulsün

20/02/1983
(Soru: Yedi kat yerden murat nedir?)
Yedi kat gök, mana; yedi kat yer, madde.
MEVLÂNA, hem ilim, hem bilim ulusudur;
Tasavvuf ile tasavvur.
Cümlesini tasarruf etmiş
Ne maddeye esir olmuş,
Ne manaya esir vermiş.
Olanı olduğu gibi
Yerden göğe bağışlayanın vergisine talip olmuş,
Ömrünce hoşgörüde kalmış

01/03/1983
Yedi kat giyindiğini
Yedi hamlede soyunduğun an
Gerçek açıktır
Nasıl giyindik
Nerde soyunacağız? dersen
Dünya, doğduğun günden
Giydirmeye başlar
Doyduğun gün
Saymayı düşler
Doyduğun gündür
Hakikate doğduğun gün
İşte o zaman
Giydiğin yedi katı
Soymaya başlarsın
Elbet bir günde
Hepsini atamazsın
Al diye kimseye satamazsın
Dumanı attığın gün
Birinci fistan gitti demektir

08/03/1983
Her gece onbir defa
“Ya Allah ” diyesiniz
Uykuya öyle giresiniz
Her seher uyandıkta
Onbir defa
“Hay Allah ” diyesiniz
Güne öyle giresiniz
Her öğün
“Elhamdülillah” diyesiniz
Şükrünüzü Yaratan a bildiresiniz
Gün hayırlı başlar
Gece aydın yürür
Kul her öğün şükrettikçe
Rahmetini bulur

15/03/1983
Yaratılmış her zerre
Kulun bulgusundadır
Arı bal toplar
Kul sevgi katlar
Var edilen aramakla değil
Bilgini açmakla görülür
Gözden maksat odur
Her yaratılanda mevcut olan bilgi
Kullandıkça açılır
(SORU: Yani o bilgi bizde mevcut mu?)
Evet! Mantık bilgiyi kullanma yetkisini arttırır.

18/03/1983
Bunca bilgi yazık oldu bilmeyenlerle
Diyene de ki;
Bilgiyi her alan bilge olmaz
Her bilge dilediğince veremez
Çözeyim dersen O’nun sırrını
Yapında ara bul
Gönlünde olanı tara bul

18/03/1983
Kulluk ilmin
Talip olma ile başlar
Talip olmanın üç kaydı vardır;
Yorumdan uzak kalmak
Yolunda taşı ile toprağı ile
Güzeli görmek
Kendinden öteyi
Gerçek diye bilmek

18/03/1983
Özünü bulman için
Kulluk hizmetini bitirmen gerekir
Hizmette kusur eden
Bütünü bölümde bırakandır
Yüce Allah ’ım
Kul hakkı ile gelme der
Bütünü tamamlamakta
Geç kalırsan
Kul hakkı seni ezer
Çünkü cümle yaratılmışın
Tek gayesi vardır
Bütünde birliği bulmak,
O’na varmak noksan ise
Yapıya hizmetten uzaksın derim
Hizmette gaye
Birbirine ışık vermektir
Işığı bütünlemektir
Tek başına yanan kandil
Dehlize konan muma benzer
Ne gelene ne geçene ışık tutar
Kendi kendine yanar biter

05/04/1983
Doğmayan her zerre
Eğitimsizdir
Dünya her zerrenin
Eğitim merkezidir

05/04/1983
Güzellik yaprakta toprakta değil
Sendedir
Toprak doğuran
Yaprak doğan
Ağaç besleyen ve beslenen
Yani mana ile maddeyi birleyen

07/04/1983
Yuvayı yuva yapan
İçindeki hazdır
Yuvayı harap eden
Hazzı bilmeyen yozdur

01/05/1983
Yeşil rengi verdik
Meleği diye bildirdik
Ondan gelen gölgedir
Müjde alınacağını
Daha önce bildirdik
Dost davete icabet ederse
Bedene değil
Nedene bürünür
Bulut diye görünür
Rengine sarınır
Her kulu bilirse arınır

01/05/1983
Akıl bilmece
Mantık gütmece
Akıl nasıl bilmece olur denir
Bildiğin sadece
Sana açılandır
Bilmediğini beklersin
Öyle mi böyle mi diye yorumlarsın
Kesin bilmediğin
Bilmece değil midir?

01/05/1985
(SORU: Gerçek bilginin farkına nasıl varacağız?)
Bağladığın düğüm çözülürse gerçek
Çözülmezse yanlış yorumdur

01/05/1983
Dünyanın maddesi dünyaya
Ayın maddesi aya gereklidir
Ne onu buraya
Ne bunu oraya tab edemezsin
Edilmez, el ile tutulmaz
Gerçek değil midir ay?
Gerçektir ama
Senin gerçeğin değil
Sana sadece söz ile saz ile verir
Özü kendinde kalır

24/05/1983(2)
Kuşlar gibi olamam
İnce dala konamam
Denirse de
Yoğun alıştığın
Kendin ile buluştuğun günde
İnce dala bile gerek yok
Dediğimi unutma!
Dal ne kadar ince olursa olsun
Maddedir
Maddeyi geçti isek
Manayı seçti isek
Ne dal gereklidir
Ne gövde

31/05/1983
Aydın olsun gönüller
Bin defa yayılsın övgüler
Bitsin artık kavgalar
Ne kavgası dediler
“Senden-benden” yorumu
Dedi RABİA
Her nefeste “Ya Rabbi!” denilsin diye
Niyaza durdu

31/05/1983
Aldığınız her satırı
Döne döne okuyunuz
Kendi bilginiz ile dokuyunuz
Göreceksiniz ki
Noktadan noktaya
Devreye uymuşsunuz
Devreye getiren kim denilir
Zerrende halkalar sayılır
Ayrı ayrı demezseniz
Bütünde arayın
Yüce Allah ’ımın emrini tarayın
Allah , Muhammed
Ve cümle erenler
Verdiler verecekler
Her dileyene
Devreyi bulduracaklar
Allah ’ım sebepsiz bir satır yazmaz
O’nun emri ile geldi isek
Dediğini verdi isek
Görevde katkılarınızdandır
Ne azdan ne çoktan yakınmayın
Neden diye bakınmayın

10/06/1983
Üç çiçeği severim
Gülü, menekşeyi, papatyayı
Gül yaratılmışlığın gururunu
Menekşe güzellikte tevazuyu
Papatya arınmışlığı paklığı
Her çiçeği severim
Renginden kokusundan
Yeşil renkte verenin
Varlığa simgesi görülür
Ne demek dendi
Kula yeşil renk ile hitap eder
Yeşil renk kainatı
Kuluna kitap eder
Açılsa perdeler
Görülse nerdeler
Her yaprakta yazılanı okurdunuz
Sesi alıp bilginizde dokurdunuz
Geldiğin günden
Bildiğin güne kadar
Yeşilde bulduğunu unutma

15/06/1983
Her nefis bir nefese
Her nefes boşalacak kafese hizmettedir

17/06/1983
Giydiğine hizmet
Giydirenden himmettir
Kendine hürmet
Yazana kıymettir

17/06/1983
Çokluğu paylaş ki
Tekliğe talip olabilesin
Çoklukta bulmadı isen
Asla teklikten söze hakkın yoktur

17/06/1983
Hazırım demek için
Her zerrende
Nefis kırıntısını silmen
Kendin ile kainattaki
Her zerreyi bilmen(birlemen?) gereklidir
Miracında Resulü ’ne
Hazırlığı hakkında sorulduğunda
“Gayretteyim Allah ’ım” denilmiştir
Hayrete gelmeden
Gayret olmaz dedi ALİ
Cümlenize Resulü ’nün halinden
Bulmanızı niyaz etti

17/06/1983
Kafes senin nefes senin
Heves benim mi?
Gönül senin güzel senin
Çirkin benim mi?
Ne yarattı ise senden
Sadece özümde olan bilgi benden
Doğuş odur;
Özümde olan bilgiyi bulmak
Bulduğum an
Senden geleni
Senden kalanı
Öz ile gözde düğümleneni
Bilmek bana aittir

21/06/1983
Dert ağacı olaydı
Yaprağı kara olurdu
Her ağacın yaprağı
Yeşil olduğuna göre
Her olay güzele gidecektir
Her kulu gönlünü
Hak adına güdecektir

30/06/1983(1)
Dünya haline
Ahreti katma
Öleceğim diye
Günde korkma
Mümin kulunun
Sevabını tamamlamadan
Bedeni helak olmaz

30/06/1983(2)
Her günde
Yaprak dolu bir dalı tutunuz
Ağacın gölgesinde kalınız
O’nun ile dertleşiniz
Göreceksiniz rahatlayacaksınız
Çünkü ağaç size destek olacak

05/07/1983
Dedi Resulü nün selamını
Cümlenize iletti
O Yemen’dedir
Hizmet eri değildir
O Yemen’dedir
Himmetkarı değildir
O Yemen’dedir
Kulu ile tek tek
Sözleşmeye girmez
O Yemen’dedir
Her varedilen
Sorumlusunu bulur
Yemen’de görevlerin
Allah ’ımın emri ile
Resulü nün mührü ile
Görevliler vasıtası ile
Seçilmiş olan kullarına iletilir
(SORU: Resulü , Yemen’in genelkurmay başkanı mıdır?)
Allah ’ımın Resulü
Makamının ölçüsü yoktur
Yemen’den alınan görev
Talip olma ile değil
Oradan gelen talep ile verilir
(SORU: “Ora” neresidir?)
Asmayı dikersen
Üzüm alacağını bilirsin
O senin talip olduğun görevdir
Yemen’den gelen talepte
Dilediğini değil
Sadece verileni alırsın
Öyle oldukta her an
Seçilmiş olmanın hizmeti ile
Himmetine nail olursun
Hizmetine her katılan
Himmetinden nasip alır
Gönüllerde yapıcı görev alalım
Sahibinden gelen emre uyalım
Talip olursak hata mı? denildi
Kulu sadece seçilme hakkına sahiptir
Seçmeye değil
Aldığım her emre uydum diyenler
Himmetinden nasip alırlar
Yemen’den gelen emre uyarak
Hak yolunda adım adım
Resulü nün sıfatına yaklaşırlar
Kulu için en büyük mutluluk budur
Dedi ALİ
Yemen’den getirdiği selamı
Cümleniz ile
Kainattaki her zerreye iletti
Sizleri iletmeye vasıta kıldı
Elbet verilen emirde
Resulü nün mührü vardır

11/07/1983
Sen ile beni
Hala ikide sayarlar
Yolumuzu bilse bilmese soyarlar
Ben diye ne gelirse
Sana sorsunlar
(SORU: Kime dedeciğim?)
Kim olursa olsun
GARİB’i gözünün eri bilsin
Her sözde birlikteyiz
Bedende ayrıda isek de
Gönül halinde
Hakk’ın yolunda
Halkın dilinde
Asla ayrı değiliz
Bilen bilmeyen duysun
Gönül ehli olanlar
Aldıklarına doysun
Desinler ki;
Ne dilde ne elde
Ne gönülde ayrılık yoktur
Oluştuğum günde buluştuğumuz
Hal ile söyleştiğimiz yolda
Yemen’den gelen emir vardır
Geçen günden
Gelen güne kadar
GARİB için verilen emirdir
Emri veren amirdir
Amir olan Resulü dür
Lailahe illAllah dedik
Hak’tan amir kılınan Resulü nü
Muhammedin Resulullah diye
Niyaza durduk
Emir odur ki
GARİB Yemen’den seçilmiştir
Cümle gelenler ile
Aynı yoldan geçilmiştir
Cümle gelenler kim dersiniz
(SORU: Ulular mı?)
Eyvallah
 
Allah ’ım görevli kulunu kendi seçer
Meyhaneye her giden mey alır
Her dileyen saki olur
Ne var ki
Her dileyen baki kalmaz
Baki kalan Hak’tan seçilendir
YUNUS gibi
HACI BEKTAŞ gibi
HACI BAYRAM gibi
LOKMAN gibi
Cümle bilenler gibi
Her yazı yazan gibi değil
Sakın ola ki
Söze söz katmayalım
Kul halimize gölge atmayalım
Dilediğimiz her soruyu
GARİB’e soralım
Dilerse söz ile versin
Dilerse yazsın
Asla baskı yapmayalım
“Allah ” dediği anda
Sözü O’ndan verir
Lailahe illAllah diye başladı
Ve anda biliniz ki
Ne dese odur.
Yemen’den naklettim
MEVLANA’dan aldığını
Her gününde MEVLANA ile kaldı
Bu günden itibaren
Eyvallah
 
Yemen’e sözü bağlandı
Ben sen ayırmayın dedik
Sözümüzün başında verdik
O’nu bende sende demeden bilin
Niyaza durun ki
En yakınındasınız
Ananız var ya
Gölgeniz dar ya
Atın artık gölgeleri
Alın gerçek bilgileri
GARİB birden bine geldi
Binbir günde yöne geldi
Yıllar günün suna geldi
Elbet bilinen olacak
Sevgisi ile baki kalacak
Yavrularınız ile bahtiyar kalınız
GARİB oldukça
Her an beraberiz
Her an sözündeyiz GARİB’in
Göçüne kadar
Dost yolundan aldığınız
Her murada erdiğiniz için
Allah ’ıma niyaz ediniz
Her sorunuzu artık GARİB’e sorunuz
Komşunu bilirsen
Kapıyı bulursun
Görev içinin kapısını açar
Asla son gelişimiz yoktur
GARİB’in göçüne kadar

15/09/1983
Allah ’ımın düzeninde
Köşe noktalarda değişik gelen
Akımlara düğüm atar
Akımlar gidiş gelişlerde
Negatif pozitif çaprazlar oluşturur
Çaprazların çatıştığı köşelere
Denk gelen eşler asla ayrılmaz
Onun için olanı
Olduğu gibi al dedik
Daha önce verdik
Düzeni kuracak Allah ’ımdır
Denk gelmeyen akımda
Zaten duramazsın
(SORU: Amaç farkından dolayı mı?)
Eyvallah
(SORU: Düğüm kopmazlık anlamında mı?)
Eyvallah
 
28/09/1983
Sevgimiz ile yıkayalım
Bilgimiz ile dokuyalım
Aldığımız her sözü
Kenara koyalım
Sonra akıl süzgecinden geçirelim
Aldığın anda verdiğin cevap
Kaynar tencereye dökülen suya benzer
Bekle soğusun

29/09/1983
Sözünü ocakta
Susuz tencereye
Döktüğün su gibi söyleme
Beklet öyle söyle
Karşımdaki dersin
Karşındaki kızgın tencere ise
Ani su dökme

12/10/1983
Erlikte terlemek vardır
Gürlemek değil
Gayret vardır
Zorlamak değil
Attığın her adımda
Naz ile yürürsün
Haz ile bulursun

03/11/1983
Ne kara çirkindir
Ne ak güzeldir
Her ikisi birbirinden ezeldir
Vardır, var ise güzeldir
Duman göze gelirse
Çirkindir denilir
Duman olmazsa ateş nasıl yakılır?
Kulun görevi dumana baca yapmaktır
Ateşe dumansız bakmaktır

04/11/1983
Her kulu ile söyleştik
Kimi bildi kimi buldu
Aşan ile taşana
Koşuya gelme dedik
Yolumuz koşu yolu değil
Hal bilimidir

04/11/1983
Her söz elenir
Her birinizden özlü sevgi beklenir
Özlü sevgi nedir? denildi
Birbirini yermeyen
Birbirinde hata görmeyen
Birden gelene sormayana
Allah ’ım sevgisinden
Dilediği kadar ulaştırır
Ona özlü sevgi denir
Rabbimi her kulu sever
Rabbini, yarattıklarını seven
Özlü sevgiye sahiptir

16/11/1983
Mana her kulunun içindedir
Ne var ki, her kulu
Mananın içinde değildir
Bilmek gereklidir ki
İçinde olandan asla kaçamazsın
Bulduğun anda da şaşamazsın

17/11/1983
Görgünüz O’nun ile
Kavganız nefistedir
Sevginiz O’nun ile
Kaygunuz nefistedir
Yargınız gelişine değil
Çelişene geçerlidir
Gelişiniz asla heves ile değil
Muhabbet iledir
Heves gelir göçer
Muhabbet daim kalır

24/11/1983
Ruhtan haber aldık mı
Bildiğini sorduk mu?’ denilir
Ruhun bilgisinde
Kainatın gerçeği vardır
Ne var ki
Vergisi Allah ’ımın emri kadardır

24/11/1983
Ermeyen görmeyendir
Görmeyen, sormayandır
Sormayan, gerçek üzerinde durmayandır
Bilelim, bilmek için soralım
Bildiğimizi saralım

02/12/1983
Gönül kırılırsa tamir olmaz, denilmesin
Gönül öyle yaratılmıştır ki;
Kırgınlığı sildiğin an beslenir
En güzel çiçek ile süslenir
Allah ’ım affedicidir
Sen de halinde Resulü ne uy
Resulü ne dedi ise duy
Üç gün kırgın kaldı isen dostuna
Oturma Resulü nün postuna

02/12/1983
Ayağınız gittiği yere değil
Gönlünüzün güttüğü yöne gidiniz
O yön sizi Resulü ne götürür
Sedayı aldığınız an
Dayanmayı bildiğiniz gün
Sizlerle olacak
Sizleri merkezde bulacak
Merkez neresidir? denilir
Meydan, KABE diye bilinir
(SORU: Seda; Sur mudur, Sur’un üflenmesi midir ?)
Yumuşak olmayı bilenlerin yeridir, Meydan
Makam denilirse, YEMEN diye anılır
Alışılmış gelişe
Buluşulmuş gidişe
Elden ele ulaşılmış
Dilden dile söyleşilmiş
Meydana gelenlerle
Sedayı duyanlarla olacağız
(SORU:Üsteki sorunun yanıtı her halde?) Eyvallah

08/12/1983
Dirlikte olan her kuluna
Resulü nün niyazı gelsin, dedi
HACI BAYRAM selamladı
Dirlikte olmayana
Resulü nün niyazı olmaz mı? denilir
Resulü nün niyazı her kulunadır
Dirlikte olan duyar
Duyan uyar
Şarkı söyleyeni, dinlersen duyarsın
Gürültü edersen duyabilir misin?
Güzelliğini bulabilir misin?

08/12/1983
Her yerden, her gönülden
Allah ’ımın adı anılır
Anılırsa, yanına gelir sanılır
Ansan da anmasan da yanındadır
Nerdedir? dersen, zannındadır
Gönülden aldı isek, biliniz ki ordadır

22/12/1983
Sevgi, elbet akımdır, müsbet akım
Toplulukta, ne verilirse o alınır
Kin, nefret geçersizdir denirse de
Sevginin olmadığı yerde menfi akım iletilir
O da bulaşıcıdır.
Onun için sevelim
Ne derlerse desinler sevelim
Ne yerlerse yesinler sevelim
Ne giyerlerse giysinler
Sevelim ki sevgi bağını kuralım
Sevelim ki sevgisizlik dalını kıralım

23/12/1983
Özümüzde Kur'an vardır
Sözümüzde olacak
Söz ile gelenin
Sayfada görülenin verildiğ
Elbet Kur'andan derildiği bilinir
Olay; geçici değil, eğiticidir
Eğlence değil, öğütücüdür
Yapıya gereken her malzeme
Kur'anda vardır denilir
Kur'an sende, sen de Kur'andasın

23/12/1983
Sohbetlerimizde verilen
MEVLANA ile derilen
Sevgi bağının örülmesidir
Madem ki Rabbim öyle istiyor
Sevmeye her zerreyi mecburuz

23/12/1983
Korunmayı dileyen her kulu
Kur'andan söz bekler
Suyun akışına bakar, iz bekler
Kur'anı okumak değil
Yaşamaktır önemli olan
Gelişimiz yaşamayı öğütlemektir
Okusan değil, dokusan yeridir dedik
Daha önce verdik

../../1984
(Soru: ‘Yandıkça, biz onların derilerini değiştiririz.’ Ayetini lütfeder misiniz?)
Deriden deriye zaman verilir,
Her günahın kat kat sırtına vurulur,
Sonra da tek tek sırtından alınır.
Kimi sonsuzluğu, kimi sensizliği dener
Sonsuzluktagüller,
Sensizlikte renkleri siler.
(Soru: Renkleri silmesi, birlemesi mi?)
Renksiz alemde inlemesi.

26/01/1984
(Soru: ‘Üç ocağı’ açar mısınız?)
Üç ocak; yaratılmışa üç haldir
Doymadan kendini bulamazsın
Çamaşırın nefsindir, yıkamadan giyersen seyrine gelemezsin
Ten ile oluştuğunda, aklanmadan kalamazsın.

27/01/1984
Üç çoban gördüm sürüyü güder
Her sürüyü sahibi öbür sürüye katar.
(Soru: ‘Üç çoban’, PEYGAMBERLER mi?)
Eyvallah
 .
27/01/1984
Hakikat; her kulun ÖZ’ündedir.
Resulü ’nün sözündedir.
O dedi ise, gerçektir
O gördü ise, cümle içindir.

03/02/1984
(Soru: KUR’AN’ın 19 rakamı ile şifrelenmesi hakkında bilgi lütfeder misiniz?)
Bir bir okuduk, her rakamı dokuduk.
Her harf ile noktadan noktaya geçtik
Bilineni öylece seçtik.
Dayandığımız varlıkta her rakamın ayrı yeri vardır
Demde ‘bilgimiz dardır’ diyenin,
kendi gerçeğine dönmesi gerekir.
Çünkü her kulun özünde yaratılmışlığın gerçeği mevcuttur. Öyle ise, bilgisi de vardır.

07/02/1984
Kulunun nasibi
Rabbimin yazdığındadır, kulun gezdiğinde değil.

17/02/1984
RABB’ime naz edelim,
Sonra niyaza duralım.
(Soru: Nazımız nasıl olsun?)
Diyelim ki; naz seninle, niyaz sana,
Kendini bildir bana
Bildir ki; senden gelene uyayım,
Seninle seni duyayım,
Sevgimin sonsuzluğuna doyayım.

19/02/1984
(Soru: Toprağa giren ceset dağılıyor. Dağıldıktan sonra mı bütünleşiyor?)
Toprağı tek tek elesen, yaprağı sarıp belesen;
Her bir tanesinde, bin bilgenin bilgisini bulursun.
Toprak, gömdüğün bedeni besler
(Soru: Yani, o toprağı değil, toprak onu besliyor?)
Güneş, renkleri ile süsler ve kendine çeker.
(Soru: Neyi çeker kendine?)
Bedenin zerrelerini.
Hayırla anıldıkça, zerreler buhar misali yükselirler.
(Soru: Hayırla anmazsak ne olur?)
Yoğunlaşır kalırlar.
İnsanın, çiçeğin, yaprağın, böceğin, eşyanın helâllaşması gereklidir.
(Soru: Helâllaşmak nasip olmazsa, arkasından ‘Helâl ettik!’ dersek, geçer mi?)
Geçer!
Her zaman, cümle ölmüşlere, yerde kalmışlara dua ediniz!
Güneşe ulaşmayı dileyen, yağmura bulaşmayı da dener.

01/03/1984
Doğuşta her varolanın varoluş bilgisi, sadece kendisine verilmiştir, kendisi ile dünyada derilmiştir, güzellik öylesine görülmüştür.

09/03/1984
Ne bedenin zerresi yok olur,
Ne yerini alanın sorgusu kalır
(Soru: Bedenin zerresi değişime uğramıyor mu?)
Akıl yok oluyor ise, beden de yok olur
Varedilen hiçbir yaratılan yok olamaz
Yaratan ımın bilgisi kulunda kaybolamaz
Az verse, çok verse,
O’ndan gelen gerçeğin emanetçisi olduğunu bil
Akıl ile, beden ile, ruhunun emrindesin
O ruh ki, kayıtsız şartsız uyumdadır
Nefsin isyan etse de,
Düzeni birbirine katsa da
Gün gelir, birde olan ile birliği bulur

14/03/1984
Bilgi, eğitilirse koruyucu olur
Eğitilmeyen bilgi, taş misali kalır
Vermeye kalkarsan, verdiğini yaralar

14/03/1984
Nefsinin avucuna girme, sen avucunda sakla!..
Benliğini kimseye emanet etme, kapısında bekle!..
Özün sözünün gerçeğine uysun, sözün gerçek özünü versin

15/03/1984
Her bir ahidde, her bir kulun sözü tektir
Tekliğe umut Hakk’a hürmettir dedi, MERYEM
Ahdin, yaratılmışlığa ilk adımda Resulü ne uyulacağı sözüdür

11/04/1984
Aldığım her somun, sana çeyrek gelir
Somun, mana azığıdır
(Soru: Çeyrek; olumsuzluk mu?) Olumluluk.
Bir somun çeyreği, bir kulunu ömrünce besler
Lokma lokma alanlar, hallerine bin şükrederler

11/04/1984
Beklediğin her olayda,
Kendinde olana Yunus misali sor
(Soru: Gönlüne danışmak mı?) Evet
Çevreye düğüm atan, çevrede kozu satana yol sorma
Çünkü, adım attığın anda, sorumlusu sadece sensin
Öyle ise, kendimin sorumlu olacağı düzeni, başkasının aklından niye alayım? diyesin çeyrek somunu yuvanda paylaşasın

13/04/1984
Sevmek akıl ile değil, gönül iledir
Gönlünde sevgin var ise Varedeni ararsın
Aklına sorarsın, mantığın ile yorarsın
Öylece, gerçek seni özünde buluşturur

27/04/1984
O’ndan her an bir zerrem için niyaza durdum,
Her birini öbürüne dost kıldım.
O zaman , kainat ayak oldu
Bilgim, beynimde dolanan kainatı sildi.
Bildiğimi sandığım her bilgi binlerce çoğaldı
Milyonlarca kainat oluştu.
(Soru: İletişimi de, zerreler mi sağlıyor peki?)
Her bir zerremde, yerden göğe iletilen,
Dünyaya gülecek atomlar yüceldi
Almaktan bıkmadığım bilgi
Vere vere bitmedi yayıldı, yayıldı..

27/04/1984
Güç olan, her zerrene hükmedebilmendir
Hükmüne aldığın her zerren ile,
Bilgini öteye daha öteye götürebilirsin
Tanrım, dilediğin yere kadar izin verir,
dilediğin kadar sözün verir
Mevcut olan her bilgi, dileyenin tasarrufuna girer
Dilemek, ağız ile değil elbet.
Aklın gönlüne mantığını süzgeç yapabiliyor ise
Gönlünden gelen ile her zerreni birbirinin hizmetine verebiliyor ise;
Dilenen anda, her bilgi sana açıktır.
(Soru: Aracı yok mudur?)
Sır dediğiniz her olay açık apaçıktır!
Gönülleriniz örtüdedir, aklınız dürtüdedir.
Meydan, gelenlere kapalı değildir;
Bilenlerle şenlenir, bilmeyenle dumanlanır

27/04/1984
Varlığım Vareden ile zamandadır,
Zamanı silinceye kadar mekandadır
Varedeni bildiğim gün,
Var olduğuma şüphesiz katıldığım gün
Gönülden aldığım yol, makamdır

27/04/1984
(Soru: ‘Gerçek gün’ ileride midir?)
Yaratılan her an, her gün, gerçektir.
Zaman, senin mefhumundur

27/04/1984
(Soru: ‘Dilenen bilgi’, ‘Gerçek’ midir?)
Yerden göğe aldığımız,
Sevgi diye bildiğimiz her konu gerçektir
Sevmiyor isek, olaylara gülmüyor isek
Hata Yüce’de değil, sendedir, bendedir

24/05/1984
Dergah; kuluna makam gösterir,
mekan diletir, gerçeği eletir, saygısını beletir,
her yorumda gönülden gönüle varolanı andırır,
vardeni yandırır, aklına gönülden geçeni kondurur

27/05/1984
Cümle Dostlar her sohbette mevcuttur, anıldıkları kadar
ne var ki, kime izin verildi ise o söyler.

29/05/1984
Uğruluk, yalnız para pul çalmak değildir.
Gerçeğe gülene, bilgi uğrusu denilir
Öylesinin helvası tez yenilir

29/05/1984
Bir bardak suda tüm deryanın bilgisi vardır,
ne var ki hizmet alanı dardır

29/05/1984
Denizler yosunlarla,
Kulları YASİN’lerle beslenir,
Kainat bilenlerle süslenir.

07/06/1984
Rabbim izin verdi de,
Soframızı kurdu da geldik dediler,
YEDİLER sohbete katıldılar
Her biri, erliğe, gürlüğe, sorumluluğa, yargısızlığa, vergiye, görgüye, sevgiye çağırdılar.
Bilginizde, her gülün kökünün hizmete hazır olduğunu söylediler;
 Altından Nehirlere cümlemiz katılalım diye niyaz ettiler, selamladılar.

14/06/1984
Kalede durdum, gelen her atlıyı gördüm,
Adı nedir? sordum. Dediler; ‘HAMZA’.
(Soru: Hz. HAMZA mı?) Eyvallah
 .
Dün de, bu gün de savaştadır,
Gelende gine savaşta olacak,
Her yiğite el verecek, yardımcı olacak.
(Soru: Aynı nedenle savaş mı?) Eyvallah
 .
30/06/1984
Gayreti, aklınla gönlünü birlemekte göster.
O zaman, sen ben silinir, mana ile madde birlenir.
Mana, madde ile bütünlendiği anda geçici olan değil, gerçekçi olandansın.
Madde denilen, para ile pul değil, bedenindir
Aklın, gönlünü güdenindir.
Aynı ölçüye alırsan aklın ile gönlünü,
Dünyada kıyamete kadar sürdürürsün ömrünü.

30/06/1984
Ağacı, besleyen süsleyen diyebilirsin.
Oysa ağaç, telefondur telsizdir.
(Soru: Tefekkür?..) Eyvallah
 . Ağacın gerçeği odur.
Resulü her nefeste ağacın vergisine uymuş,
Vereceğini ondan sormuştur.
(Soru: Ağaçla mı konuşuyor?) Eyvallah
 . (Soru: Zikirde?..) Eyvallah
 .
30/06/1984
PEYGAMBER görmek, asla geçersiz rüya değildir.
Rüya da değildir

30/06/1984
Diken, gülün koruyucusudur, hem de kulu korur.
Çünkü, dikenin özelliğinde gülün zehiri vardır.
Gülü besleyen maddenin döküntüsü, dikenindedir.
(Soru: Tortusu mu?) Eyvallah
 
05/07/1984
Dostluk mu geçerlidir, postluk mu?
Denildi ki; Post çevreye, dost devreye yararlıdır
Allah ’ım, her devrede kararlıdır
Postta daim kalırsan zararlıdır
Devre; her an yenileme
Post; bilginin kalıplaşması
Gönül erliği, her an yenilenme ile gerçekleşir

07/07/1984
(Soru: ‘Hal’ den maksat nedir?)
Cümle yaratılmışlığın içinde kulluğunu bilmek.
(Soru: ‘Bilerek geldi’, ‘Bilerek kaldı’ mı demek?)
Ademoğulları çoğaldıkça, bilgi örtüleri de arttı.
(Soru: İnsanlar birbirlerine örtü mü oldular?)
Resulü her yaratılanı tanıttı.
Sihir; sözün gerçeği değil,düşüncenin pürçeğidir.
(Soru: ADEM’in anası babası kimdir?
Yeryüzüne zerre halinde mi indi doğmadan?)
Zerreleri bütünlendi, ADEM tamamlandı.
(Soru: Nerde tamamlandı? Bu dünyada mı?)
Suyun başında…
(Soru: Kabe’nin olduğu yere mi indirildi?)
Eyvallah
 
Binbir melek yöneldi,
Emanetler birbirine eklendi;
Rabbini üflesin diye bekledi.
(Soru: Üflenen nedir?)
………………
Binbir melek döndüler,
Yedi rengi ADEM’e örttüler, döndüler
ADEM gözünü açtı,
‘Allah ’ dedi, ilk sözünü seçti;
Dünya gününe geçti.

02/08/1984
Seyirde alınan, seferde bulunan;
dünya adına veya manevi adına bağımsız değildir
Sözü, adına veya ünvanına bağlıdır
GARİB mi dedi? dersen, ayırmış olursun
Hangi adı ile söylerse söylesin,
Cümleye ait ise, bizdendir

12/08/1984
Gerçek, bir bilen ile bin bilene iletildiği zaman
YEMEN’den sorulur, anında iletilir.
Açılan her sorgunun yeri gelişten tayin edilir,
YEMEN’den yazılan okunur; yorum ile kul bilgisini dokur.
Onun için, yoruma açık verilir
Dalgalar dizilidir, yerinde verilir.
Deniz dalgası değil, akım
Sözlü veride, dağılmadan gelir, onun için özdür
Yazılıda her çizgi, her satır aralıksız iletişini sürdürür.
Noktaya bağ koyan, usunuza ağ koyandır.
Usunuz, orda yıkarız.
Ağ nurdan ağdır, gönüldeki bağdır.

17/08/1984
Dost kalemi ele verdi ise,
Aşkını dile serdi ise
Yazan O’ndandır, yazılan O’nun
(Soru: Yani Hz. Muhammed mi?) Eyvallah
 .
Yemen’den ulaşan, cümlenizde dolaşan,
MEVLÂNA YUNUS diye söyleşen her bilge
o’ndan alır, o’ndan verir
Tek nokta, tek satır, verginin dışında değildir
Öz ile söz ile, cümle için verilen yazı.

17/08/1984
Ansızın gelmedik dünyaya,
Düzende yerimiz hazırlandı.
Komşu olarak değil, konu olarak geldik.
(Soru: Biraz daha açar mısınız?)
O dünyaları bir bir yarattı
O, kulları nuru ile bağladı
Her güne, binbir düğüm ekledi
Her halka diğeri ile bağımlıdır, birbirine düğümlüdür.
Gerçek günde düğümler açılacak,
Görünmeyen mesafe ölçülecek
(Soru: Gerçek gün’den maksat nedir?)
Her kulun Meydan’ı bulduğu,
Beden ile gününü doldurduğu
(Soru: Kıyamet mi?) Eyvallah
 
17/08/1984
Resulü , Hakk ile yaratılan arasındaki tek kaynaktır
Meyanı, beyanını noktalar
Beyanı ile tanınır, hakikat ile yerini doldurur
Gerçeği bildiği, doğudan batıya verdiği ile,
her zerrede mevcuttur
Resulü ’nün hakikatı budur
(Soru: ‘Her zerrede mevcut olan, nedir?) Nuraniyeti Ruhaniyeti Hakk ile bağı
Nuraniyeti kul ile ağıdır.
Açacağın her kapıda o mevcuttur
O, Resulü dür

17/08/1984
Dağları, ovaları, ağaçları, suları benim için, senin için Yaratan Resulü ’nü yarattığı,
o’nun için kainatı bütünlediği, gerçeğin ilahi kararıdır
Her olayın, bir dolayı vardır
Kainatın yaratılışı da Resulü ’ne
Resulü ile kaim
Olacağı gerçeği, yazışı ile verilmiştir!
(Soru: ‘Yazıdan murat Kur’an mı?) Eyvallah
 Resulü Kur’anıı yazdı kaim oldu ve ruhu bedenlendi.
Doğruyu bildiği, gönülden her yönü açtığı, açıktır
Ve okudu ‘Sen de oku’ diye belletti.

17/08/1984
Bilgi, her yaratılana deste deste dağıtılmış,
Her yaratılan bilgisi ile eğitilmiş.
(Soru: Yani, kişi arif mi?)
Her kişi değil, her yaratılan
Çiçeğe çiçekliğini sen öğretemezsin,
o bilgi onda mevcuttur
Sen onun bilgisine hizmet edebilirsin ancak
Kulda da kul olma bilgisi mevcuttur,
Ne var ki o bilgiyi soymak gereklidir

17/08/1984
Binbir ana zerre vardır her kulunda
Dağılmadan tutar, sevgiyi birbirine katar
Hükme uyan, dost sesini duyandır
Onlar, ve onlara hükmedebilen her bilge,
yerinde yorumda varır gerçek hükme
Ruhun nüfus edebildiği,
Devamlı irtibatta olduğu zerreler sayısı kadar
kuluna kapı açar.
Bilge olan yaratılmış binbir zerresini noktalamış olanlardır
O zaman, hükme adım adım uyarsın
Hükmedeni duyarsın,
Sırtını Hükmedene dayarsın
Ne düşersin, ne şaşarsın, ne yok yere koşarsın.

17/08/1984
Ruh, yaratılmışlığın kutluluğudur
Maddesini bilemezsin
Ne uçucu ne kaçıcıdır, ne de geçici
Vardır, var olacaktır
Katılaşmadığın her anında, her zerrende dağılmaz
Lambayı yaktığında etrafı ne kadar açıksa, o kadar ışık verir;
Ne kadar kaparsan, dar yerde kalır.
Işık vardır mevcuttur, el ile tutamazsın.
Ruh vardır, göremezsin tutamazsın, atamazsın satamazsın.
Sen onun hükmüne girersen, yerden göğe bilirsin;
o senin hükmüne girerse, yer ile göğü silersin. Olay budur
( )Senin ruhunun hükmüne girmen
Çünkü, Ruh gerçek bilginin sahibidir
Bedenin her zerresinde konuk değil
Konuk olan bedendir; fistan gibi giyer.

18/08/1984
Beyin eğitiminde düşünce gerekli ise de
Dağılana değil toplanana yer verilir.
Bağlayıcı hüküm’de, seyir halinde olan her bilginin
boşluğa yerleşmesi gereklidir
Doldurulmayan boşluk, geçerliliğini zaman bölümü içinde kaybeder.
Doğruya yönelmiş her varlık, her yenilenen bilgiye talipdir.
Doyumsuzluk içinde olan kişinin, yeni yeni konulara yönelip, beyindeki boşlukları doldurması gereklidir
(Soru: Beynin belirli bir yüzde ile çalışmasındaki boşluklar bunlar mı?) Eyvallah
 
14/09/1984
Zengin-fakir bir lokmaya,
Soğuk-sıcak bir hırkaya,
Cümle alem bir fırkaya selam verir, dost görür.
(SORU: O fırkadan maksat ne acaba?)
Dostlar söze gelirse, eşitte cümleyi görürse, gülerler.
Dostlar söze gelirse, çeşitte cümleyi görürse, fırkaya ayak koyarlar, her birine adını sayarlar.
Konuk gelenden aldık, her sözünde tek tek durduk, ayrı fırkalara sorduk; 'baştan-sona' dediler.
Unutulmasın, güzellik çeşittedir.
Eşit gelen her konuda gönül çeşit arar.
Gözünde sadece mavi veya yeşil rengi görmek
Kulun gerçeğe uyumunu sağlayamaz,
bilincine bağlayamaz.
Onun için kainat fırkalara bölünmüştür;
Elbet bilgi olarak. Gerçek bilim, âlemlerin tamamıdır.

14/09/1984
(SORU: Yorumsuz cümleniz yok mudur?)
Doğum ve ölüm dahi, yoruma tabi tutulur.
Öyle ise her kulu bilincinde kendi özünü yoklamalı,
Gerçek ile katlamalı, asla vehim katmamalı
(SORU: Yani görevler de, hizmetler de yoruma tabidir?..)
Yapının özelliği, YUNUS misali dergahta uygulandığı günde, yorum değil bilim vardır.
MEVLÂNA-YUNUS söze gelir, gerçek bilgi verirse, gerçek olduğuna şüphesiz inanılır ise;
O gün, bu gündür! O gün yaşanan, bu gün yaşanır.
Kuşlar kuş olmanın bilincindedir, asla yorum yapmazlar
Kul olmanın bilincine ermek için, yorum yapma gereği vardır

14/09/1984
Her yüzyıl bir fırkanın emridir,
Allah 'ımın fırkalara emridir
MEVLÂNA, yüzyılın onbeşinci yılındadır.

14/09/1984
(SORU: Fırka burç değil midir?)
Hayır!.. Fırka; kulların bilinç düzeyinin uygulandığı bölmelerdir
(SORU: Yemen bir fırka mıdır?)
Yemen, fırkaların düzenlendiği makamdır
(SORU: Dünyayı yöneten bir fırka var mıdır?)
Yasa ne diyorsa onu getirelim, uymayanı bitirelim. Eyvallah

27/09/1984
Sevginiz sermayenizdir
Saygınız güzel fistanlarınız
Gayretiniz, günde gelende, bilene bilmeyene destanlarınız

27/09/1984
Resulü ’ne danıştım, dedi ki,
Rabbime en büyük niyaz;
Kulu ile kulluğunu paylaştığındır,
Yolluğunu paylaştığındır,
Sevgini paylaştığındır,
Lokmanı paylaştığındır
Paylaşan asla kaybetmez
Ne nefesinde, ne kesesinde, ne hevesinde, ne kafesinde asla eksilen görülmemiştir

28/09/1984
(Soru: Dört yapı, dört din midir, dört kitap mı?)
Dört kapı yapının birliğine
Dört yapı, niyetin gürlüğüne
Her yolun getirdiği bilinir,
Bir yolda bitirdiği görülür.
Nerden aldığına değil,
Kime vardığına bilgisi olsun diye verilir.

28/09/1984
Ben, aldığım emanetten sorumluyum, sen gibi
Ya ağaç, ya toprak, ya su, ya yaprak?
Onlar da sana verilen emanetlerdir.
Onları gözet, onlara güzel söz et
Dost olduğun her zerre, sana şahittir bin kerre.

04/10/1984
Binbir kapıya, her kulu gelmez fani iken.
Yer yer alırsınız, gün gün bulursunuz,
Her kapıda bir önceye gülersiniz,
Bilgilerinizi öylece elersiniz
Her kulu binbir kapıdan geçer,
Ne var ki fani iken değil
Gayemiz, çok çok kapıyı aşmaktır,
Her kapıda gördüğümüz gerçeğe şaşmaktır.
Almayı dileyen kulları ile kapıları aşmaya çalışırız
(Soru: Yardım mı ediyorlar?) Eyvallah

04/10/1984
Zahmette hikmet vardır;
Gölgeni dağıtır,
Gönlünü eğitir,
Bütünde yerini bildirir.

12/10/1984
Hakikat, günlük olayın yeri değildir
Yanılmayın, her varolan hakikattadır
Bilincine, asla varamaz’ desek, yersiz olmaz
Çünkü, dünya gözü görmeye dayanamaz
Bilmeye dayanmaz, bilse de uyanmaz dedi, YUNUS’um hakikat ilminin, günlük yorumlarda çiçek yaprak misali elden ele değil
Gönüllerde gelişmesi, dilden dile değil hallerde buluşması gerektiğini bildirdi selamladı.

12/10/1984
Aldık verdik, verenden sorduk;
Yemen sözü bağlar da,
gelenden gidenden bekleyene ulaştırır denildi.
Sözümüz, sözcümüzden verilir
(Soru: Sözcü kim?)
Öğüt alan, yazımız ile birliğe varan,
sözümüz dünden güne onbeş yıldır veren.
(Soru: Sabahat Abla mı?) Eyvallah
 
12/10/1984
Selam birliğe
Selam gürlüğe
Selam zorluğa nokta koyar
Bilmeyen buz üstünde kayar.

25/10/1984
Korkuya düşene üç öğüt vereceğim:
1- Korku seni siler, eğer gerçeğe uymazsan.
2- Korku seni böler, sevgiyi gönlünde bulmazsan.
3- Korkuyu kendin ile yok et, kendinde olanı çok et
Sevgi Allah bilimi korkuyu siler.”

28/10/1984(1)
MEKKE’de MEDİNE’de selamımız okundu,
(Soru: Niyazlarımızın cevabı mı?) Eyvallah
 
KABE’de niyetlerin gerçeği dokundu
KABE’nin yorumunda, ilk ile sondan yoğun gelen akımın birbirine bağlandığı bilinsin
ADEM ile Resulü halkanın bütününü bağladılar
Orda, ‘Ya Allah ’ dediler diz koydular,
Tevhid ile düze durdular.
İşte O halka, gideni içine alır
Yorum değil, giden gerçeği bulur.

12/11/1984
Doğan ile ölenin farkı;
Biri gerçeği bilmeye,
Öbürü gerçekte olmaya ilk adımdır.

15/11/1984
Her yaprak Hay diye inler, Hu diyeni dinler.
Bayram o gündür ki;
Hay denilen anda birliği kurmak,
Aykırı gelen her sesi kırmak
Cümle yaratılmış, o gün, o an Hay der.
(Soru: Kadir gecesi?) Eyvallah
 
24/11/1984
Olumsuzdan sıyrılan her kuluna
Rabbim niyette hürlük nasib eder,
Yani olacağı niyaz ettirir, niyetin bağlı kalmaz.

28/11/1984
Yemine asla yer vermeyelim,
Yemin edeni hoş görmeyelim
Allah ’ımın adı kulunun yorumuna şahit gösterilemez

07/12/1984 (Ceyhan’ın ulusu)
YESEVİ binbir emeğin bir meyvesine günün selamını verdi.
(Soru: ‘Binbir emeğin bir meyvesi’ nedir?)
Yemen’den alan ile, Yemen’den veren,
Gönülden gözden kendini bulan,
Her satırda gizli kalan,
Açık söyler, güzel eyler,
Bağdan dağdan yoldan Yemen’den haber eyler.
Bilsen bilmesen sormaz,
Yolunda taş olsa durmaz,
Zengin fakir demez,
Güneş’te gölgede asla kin tutmaz.
Biz biliriz, biz güleriz, gülizarda hep gezeriz;
her sayfadan, adım adım gelecek günü bekleriz.
O gün O’nun güzelidir, o gün O’nun ezelidir dedi,
YESEVİ selamladı.

07/12/1984
Altı adım atarsam, menzile varırım diyen,
Kendinden kendine ölçü vurandır
Kuldan kula ölçü olmaz
Kul kendine asla ölçü vuramaz
Bildiğim ile övünsem de,
Bilmediklerim ile ömrümce dövünürüm
Öyle ise, bilgimin ölçüsünü hangi teraziye vururum?

09/12/1984
GARİB: Niğde Aksaray-Şam-Medine üçgeni,
Görevli ruhların makamıdır.
Kutupların ikisi bu üçgenin içindedir,
Üçüncüsü Avrupa'da bir doktordur
Bu üçgen, görevli ruhların mekanı değil makamıdır!
Vermemek, gurubumuzun vebalidir

13/12/1984
Bekleyene değil, bilgine ekleyene talib ol
Aydın, sende olanı sana açar;
Yobaz, kendinde olanı sana yama yapmaya çalışır.

13/12/1984
Pişmiş balığı yiyenler, gerçeği kaynağından alanlardır;
Çiğ balık yiyenler, kendinden uzak kalanlardır.
Bencil, gölgenin karanlığında olana denir,
Onun ile balığın çiği yenilir.

20/12/1984
Doğuştan gönlünü açanların,
Dilenen yerde dost kapısını bulanların
Her anı, her demi doğruyu bildirir,
Doğruda gerçek olanı buldurur
Doğuştan bilenler-(Soru: ERENLER mi?) Eyvallah
 - geminin kaptanlarıdır
Kendinden kendine dönenler, dumandan sıyrılanlardır.

20/12/1984
Kuşlar, yorulmadan bulurlar, bildikleri kadar yürürler
Otlar, rahmet alırlar, girdikleri kadar ürerler.
Kul dilediği merhalede, dilediğini değil hak ettiğini bulur
Dilemek niyettedir, hak etmek emektedir
Niyetini emeğin ile besle ki, hak ettiğine eresin

21/12/1984
Soframız aç olanın değil, muhtaç olanın mekanıdır
Açlık, aradığı Dostu bulamayanın halidir
Muhtaçlık, dostu bulup doyamayanın halidir
Gayret kulunun emeği ise de yapıya hizmette kullanılıyor ise gereğini bulmuştur.

21/12/1984
Hani seni bana bulduran,
hani senin ile beni olduran,
hani gönlümü aşkın ile dolduran nerde? dedim de,
Nefsimi nefesin ile binbir zerreye böldüm.
(Soru: Buradaki ‘Nefes’ten murad ne?) Sana üflediği.
Bir adımda zalim idim, bir adımda alim, binbir adım attım da oldum kulun dedi, VEYSEL’im selamladı.

25/12/1984
Seymen; doyduğunu uyduğunu, aldığını verdiğini, giydiğini Hakk’tan bilir, halk ile bulur.
Seni beni ayıran, her yaprağı birbirine kayıran seymen olamaz, benden geleni bilemez, aynayı eline alsa, ben diye gülemez.

25/12/1984
Senden seni sorarlarsa, de ki;
Seferde atlı, sofrada tatlı olmayı dilerim, dileyen ile gülerim
seyre değil, olayın gerçeğine talib olurum

03/01/1985
Her yaratılmışın birbirinden ayrı frekansı vardır
Ona uymazsan bulduğun dardır
Yani, sana dilenen bilgiyi vermez

04/01/1985
Karıncaya yol sorarsan kum yığınına getirir,
yuvasının başında yolu bitirir;
Kelebeğe yol sorarsan çiçek-çiçek gezdirir,
çiçeğin dalında yolu bitirir;
Kim ile kimi ararsan, kendi alemine götürür.
Öyle ise, her yaratılanın kendi alemine turu vardır.
Çevremiz, kendimizden kendimize genişler.
Hiçbir konudan, bağımsız olarak,
diğer konuya geçemezsin;
açılmayan Meydanı seçemezsin

04/01/0985
Her satırın bağladığı konuyu
Bir kitapta ararsan, yanılabilirsin
Çevrende ara ki,
Kendi yorumunu kendin yapabilesin!
Okuduğun kitabın yorumu sadece yazana aittir

18/01/1985
Sevgiye kin katma, özürsüz sev
Sevgini konu etme, katıksız ser
Bilmediğin her konuyu sergiye koy
Bilen gelir seni bulur, bilmediğini öğretir

18/01/1985
Elde tespih gezdiğim gün,
dağlar taşlar selam verdi
Dilde tespih ettiğim gün,
ben dağlara taşlara selam verdim

18/01/1985
Dileyen her kuluna açık olan GEMİ,
niyaz ile niyetin birliğidir,
sevginin bağladığı, gölgelerin silindiği makamdır
Kendinden kendine sor;
Niyaz ettim, sözümü tuttum mu?
Niyet ettim, ahdimi yerine getirdim mi?
Sevmeyi denedim, her varolanı sevdim mi?
Öyle ise, GEMİ’deyim

29/01/1985
Dileme şer olanı, niyet kur hür geleni!
Sen O’na niyet kurdunmu, hür gelen seni bulur.
Rabbimin muradı, kulunun O’na yönelmesidir.
O zaman cehennem arkanda kalır
Her yaratılmışta, hem saki, hem şaki bilgisi mevcuttur
Kul hangisini kullanacağını niyet eder

30/01/1985
Çevremde düzen kuran
Cümle ile söze katılanlar
Dört yaprağı seçemedi
Bir köprüyü geçemedi.
Demek ki,
Bilmek değil, uymak gerekliymiş

31/01/1985
BİLGE; kendinden kendine,
Nefesini hevesini, aşkını ateşini bir ölçüde tutandır,
(Soru: Dört yön bu mudur?) Eyvallah
 
Aldığını, bildiğini gerçek yola katandır
Elden ele ulaşan her bir eli tutandır
Ne yolu çamur eden, ne bulduğunu satandır

01/02/1985
Yazdan kıştan sorumlu sen değilsin,
Soğukta fistan giymediysen sorumlu ben değilim

06/02/1985
Sürüye baş olayım! diyen değil,
Sürüye yol vermeyi bilen çobandır
Bilmediği olaya çoban olayım diyen, yabandır

06/02/1985
ilk söz bilelim ki Adem’indir
Rabbim ilk sözü Adem’e verdi,
Kainatı kul ömrüne Adem ile serdi

15/02/1985
Kaptanı sorduk kimdir?
Denildi ki; Yol veren, Meydan’a çağıran
Nefsini sil diye bağıran Mevlana
Mevlana çağırır, Hak adına görür gözetir
Ne var ki asla yönetmez
Çünkü kul kendi kendini yönetmekle mükelleftir
(Soru: Uyarmaz da mı?)
Resulü ’nün her sözünü iletmesi
Kur’andan her anında söz etmesi yetmez mi
Akıttığı bunca suda dilenen ot bitmez mi?

28/02/1985
Kendine soracağın nedir;
Neden geldim, neyi buldum, nereye gideceğim?
Gönülden aldığın seste,
Gerçeğe!.. Gerçeğe!.. Gerçeğe!.. diye çağrı varsa
Mutlusun umutlusun

01/03/1985
Ak at, dostluğa; ak taş, sahiplenmeye meseldir.
(Soru: Sahiplenmekten murat ne acaba?)
Aymayı bilmeyene ayna göstermek,
Ağacı bilmeyene meyvesini yedirmek
Meyvesi yok ise dalını bildirmek,
Halini buldurmak

14/03/1985
Rabbim Kur’anı Okuyun Öğrenin Öğretin diye verdi
Kainatı kulunun önüne serdi
Öğren Öğret Uyan Uy
Hizmet kulun kulluğunun bir bölümüdür
Onu da yapmaktan kaçınırsa kulu,
Nerde bulacak yolu

15/03/1985
Resulü ’nün özünde sözünde, her zerresinde
peygamberlik mührü mevcuttur
Kulluğu; kula kendini bulması, kulluğunu bilmesi örneğidir.
Hali ile birlenelim, hatamızda zorlanalım
günümüzde bilmediysek öğrenelim
bağışlayan Rabbimin adı ile
her zerremizi birbirine dost edelim
(Soru: Resulü ’nün halini mi öğrenelim efendim?):
Öğrenmediysen, Eyvallah
 ; öğrendiysen, Hay Allah

15/03/1985
Geldiğimiz Yemen’den , verdiğimiz zamandan
(Soru: ‘ZAMAN’ vakit mi, yoksa başka bir manası mı var?)
Zaman; günün hükmüdür.
Zamanın yöneticisi, kainatın hakimidir.
Öyle ise, yargı O’ndan, sorgu O’ndan, sergi O’ndan

15/03/1985
Verdiğimiz bilgide,
Bir noktayı koymaya muktedir değiliz
Yorumda, Dost adına aldığınızı, Dost adına iletiniz
Sadece aldığınız yazıyı tanıtınız
Olayın gerçeğini, alan yorsun
Kendinde olduğu kadar, kendini bildiği ölçüde

29/03/1985
(Dondurulmuş bedenlerin ruh durumu hakkında bizi aydınlatır mısınız)
Beden dediğiniz kafes, akım ile yaşar
Akım kesildiği yerde, düşer
Pir Sultan Abdal ömürde ne uzayan
Ne kısa kalan günün olmadığını söyledi, selamladı

12/04/1985
(Soru: ‘HAY’ hakkında açıklayıcı bilgi verebilir misiniz?
Diri kaldık sözüne
Selam verdik özüne
Yerden aldık, olur dedik tozuna
Dağlar şahit olsunlar
Ovalar var olduğumu görsünler
Sular bildiğim yere götürsünler dersem;
Kendimi diri tutmalıyım
Özümde olanı dostluğa katmalıyım. HAY odur.

12/04/1985
Cihat! diyenden soralım;
Nefsi ile savaşını kazandı mı?
Dost adına, hayır deyip bir kuluna uzandı mı?
Yunus söz ile cihat açtı
Önce özü ile savaştı, nefsini mümin kıldı, yolları öyle aştı

18/04/1985
Değişmeyen halinden sorumlusun
Gelişmeyen bilginden kurumlusun
Öyle ise, her gününde haline yenisini ekle
Bilginde gelişeni öylece bekle

25/04/1985(2)
Günahı silmek kulun elinde mi? Denilir
Hakk’a yöneldi isen
Tövbeni bildi isen
Günahını kendin silmiş olursun
Rahim ve Rahman olan Allah ’ım
O’nun ile olanın, O’nu her an ananın
Gönül ile, dil ile, elindeki gül ile günahını siler
Sevabı ile günahını örter

30/05/1985
Her ağacın türküsü kulağıma geldi
Gelmiş geçmiş cümle alemin sesi ağaçta kaldı
Binbir telle bağlanmış
Demet demet birbirine eklenmiş
Gün gelir verir diye saklanmış
Madem ki her varolan yok olmaz
Ses te açıkta kalmaz
Öğüt alan söğütte
Kahır bulan çınarda
Şarkı diyen çamda buluşur

06/06/1985
(Soru: Koyun ile keçinin anlamını biraz açar mısınız?)
Koyunun uyumunda tevekkülü
Keçinin oyununda, muhabbeti müşahade ettik
Meydan’da; bilimli olana alim, uyumlu olana arif denir.
Muhabbet, devamlı münasebeti, uygulamaya getirir
Tevekkül, dünü günü hayır bitirir

06/06/1985
Bayram, seyranı bilenlerin günüdür
Komşuyu komşuda bulanların günüdür
Dumanını sildi isen
Ateşinde yandı isen
Güzelleri bildiğin gündür

13/06/1985
Nuru ile nurlanan her bir zerre
Milyonlarca yıldız misali parladı parladı
Bilsen bilmesen her zerren korladı
Semada ulaşılan
En güzel gün, en güzel an ve kulu için en güzel zan
(Soru:’Ben, kulumun zannındayım!..’ mı?) Eyvallah
Meydan’da, sen ben değil cümlemiz oluştuk
Zamanda dün bugün yoktur
Şu an, yaşadığın haldir

13/06/1985
Doğu’yu denedim
Batı’yı kınadım.
Gördüm ki;
Batı benden aldığını satar
Doğu Batı’dan geleni, ‘Haram’ diye tutar
Batı, her çözümü Kur’andan alır!
(Soru: ‘Kur’anda her şey mevcut’ demek mi?)
Eyvallah
 Olmayanı değil, olanı ilim çözer

31/08/1985
Niyazın olduğu her yer
Kapıların açıldığı
Eşiklerin geçildiği yerdir
Umutların beslendiği
Niyetlerin süslendiği yerdir

06/09/1985
Ya mümin!
Sende olan ile sen yükümlüsün
Sende kalan ile sen hükümlüsün
Emrine uydu isen elde olanı dağıt
Beni seni sil de nefsini eğit
Dost dediysen kuluna,
hali ne olursa olsun unut

19/09/1985
Koyun sürüsüne daldım
Kuzuları ele aldım,
Çobanına sordum
Emek sende mi, yoksa sana emanet edende mi?
Ne bende, ne onda, toprağı canlı tutanda

26/09/1985
Menekşe mi, leylak mı? Dediler
Yasemine gülü  sordular
Karanfiller eğildi, lale sümbül bağladı
Her biri adım adım kuluna yaklaştı da
Sevincinden ağladı
Koyun kuzu meleşti
Alacağın ben olayım
Ben kulunda kalayım
Rabbime kulu ile varayım dedi de
Sevgisini tezgaha koydu
(Soru: Bitki ve hayvanların varışı da, insan aracılığı ile mi?) Eyvallah
 
26/09/1985
En çok, hangisi bilir? diyene, de ki;
Kainatın her bir konusunda
ayrı görevli görevini peyler
sonra da hizmetlerine paylar

03/10/1985
Üç renge gönül verdim; yeşil, mavi, mor.
Yeşil buluşturur
Mavi kavuşturur
Mor aşkına ulaştırır
Öbür renkleri sevmez misin? Dediler
Ben bu üç rengi seversem, öbür renkler beni bulur

03/10/1985
Güneş’e bakarsan
Her rengin onda yansıdığını görürsün
Ama, gine de renkler Güneş’in malı değildir
Sadece verişteki halidir,
Aslından yansıttığıdır

04/10/1985
Yaprağın her satırı bir anıma seslendi,
Adı ile kainat süslendi
Yaprak; Adına yazılan
(Soru: Kaderim mi, Kur’an mı?)
Kaderin, Kur’anın içindedir
Kural; ne seni, ne beni ayırmaz
Yerin geldiğinde gelirsin, ve dönersin

04/10/1985
Meydana üç sofra kurduk
Üç çeşit helva kardık
Birine arifi, birine alimi, birine de cahili oturttuk
Arif; Bir kaşık yedi, ikinci üçüncü masaya kalanı sundu
Alim; Aldığını arife verdi, kendine arifin verdiğini ayırdı
Cahil; Bilen dağıttı. Ben dağıtmayı bilmem
Gelsin kuşlar yesin. Bilmediğime, el sürmem dedi
Hay Allah ’ım Hay, Senin verdiğine Hay, gördüğüne Hay dedim.
Cahilin bilmediği kendine sevap olmuş

10/10/1985
Ormana girdim ağaçları saydım
Her ağacın gövdesine adımı yazdım
Gelen giden okudu, bülbül oldu şakıdı
Ya Rab dedim, Ben mi adımı bilmem
yoksa Senin adın da mı YUNUS

10/10/1985
Bedendeki abdest; su ile başlar, su ile biter
Zerrendeki abdest; Hay ile başlar Hay ile devam eder gider, sonsuza varlığını güder
(GARİB ekler; Zerreler bilinçli olarak daim abdeste)

10/10/1985
Suya bakarsan, balıkların getirdiğini görürsün
Gider gelir, derinden aldığını serinden verir
Uğraşı sadece budur.
Ne var ki, bu uğraşta deryanın değişimini sağlar
İnsana vereceği hizmette, görevini sonuna kadar götürür.
(Deryanın değişimi, nedir?)
Deryanın hava cereyanı MİZAN
(Soru: Yer ile göğün dengelenmesi mi?) Eyvallah
 
(Soru: Vermekte olduğunuz bu bilgi; deryaların ve göklerin dönüşünün bu günlerde tamamlandığı ve Bermuda Üçgeni ile ilgili olarak
5 Temmuz 1978 tarihinde bizlere verilen bilgilerde belirtilen günün geldiği mi bildiriliyor?) Eyvallah
 
Bu olayın görevlisi, balıklardır.
Balığın az olduğu yerde su bulanık olur
(Soru: Bu dönüşün tamamlanması ile, evrensel boyutlarda bir dönem mi başlıyor?) Eyvallah
 
Yoğun aldığınızı adım adım izleyiniz
Gelen her günü gözleyiniz
Denenmiş olaylar, denenmemiş olayları çözer
(Soru: Günü beklerken ve gözlerken, nasıl niyaz edelim?)
Allah ! Allah ! Lailahe İllAllah ! deyiniz,
Her güne öyle başlayınız
Destiye dolan suyu her dileyene sununuz amma
destiyi asla vermeyiniz
Siz her damlayı bilirsiniz
Bilmeyen, destideki suyu döker de
Ne kendine, ne bendine yarar

17/10/1985
Sevgi ile dolan
Gölgesini silen
Kendini en güzelde gören
Dostluğun çemberini tamamlayandır

17/10/1985
Mühür Resulü ’nündür,
Resulü ’ne Rabbimin armağanıdır
Dilediğine yansıtır
Asla rivayet değil gerçeğin yansımasıdır. Dile verilmez.
Doğdu ise ölecektir, gölgesini bilecektir, ancak o zaman açığa verilecektir
Dayanmayı bilenden esirgediği olmaz
Bilenden saklı kalmaz
Resulü ’nün ismi geçende
Gerçek mi, değil mi? diye yorum yapılamaz

18/10/1985
(Soru: İşaret parmağının hikmeti nedir?)
Her topluluğun bir rehberi vardır
Parmakların rehberi, sağ elin işaret parmağıdır
Kur’an okurken işaret parmağınla takip edersen
şahidin olur

25/10/1985
(Soru: Hak Bağını, Dost Bağını bulmanın, çam ile ilgisi var mı?)
Çam, ağacın güzelidir; hal ile verir, nefesime nefesini katar, benden güzel olmayanı atar.
Dost Bağı, kendini bilenlerin mekanıdır.
Dost Bağı; kendini bilen, Rabbini bulanların makamıdır

26/10/1985
(Soru: ‘Makamı Mahmut’ nedir?)
Her varolan makamın olayı vardır, her makamın değişik dolayı vardır.
Makamlar, belli sınırlardadır.
Makamı Mahmut; sınırı olmayan, O’ndan başka bilmeyen, dayanan her kuluna Rahmetini ileten,
her makama O makamdan ulaşan, O’nun ile dolaşan.
Adı ile bilirsin, her makamda O’ndan bulursun, ama O’na ancak Resulü ile bakabilirsin,
O’ndan ancak Resulü ’nün eşiğinden, aşkının beşiğinden, gönlünde olanı dökebilirsin.
Her makamda o vardır, o’nun nuraniyeti elbet.
Resulü ’nün rızası olmadığı halde, kul makam geçemez.

26/10/1985
(Soru: Akdeve, Kur’anı mı sembolize ediyor?)
Cami olan Cebrail, devrini bulan, mor renge ahenk veren, yeşil ile dünyaya dolan.
O, çamdan nefes alır, çamdan nefes verir durur,
AKDEVE olur yoldan yola ulaştırır,
BURAK olur halden hale dolaştırır.
Can, düşman değildir kula; pişmanlığa düşürmezse,
Aldığı bir nefesi Dost adına taşırmazsa
Cebrail İbrahim’e isim verdi, yol verdi
İsmail’e baktı da, koç olup bıçak altına girdi.

31/10/1985
‘Doğumda oyun’ diyenlerin,
Gördüğüne selam verenlerin, gözlerine perde verdim.
Selam olsun cümleye, selam olsun,
Her kadın kendinde olan latif hale uysun, dedi
Meryem selamladı.

31/10/1985
Dört duvar bir mekandır
Dört hal de bir makamdır
Dört Gül de bir zamandır
Muhammed hem evvel hem son zamandır

31/10/1985
Dört hal:
1) O’ndan geldiğini bilmek.
2) O’nun ile olmak.
3) O’nun ile dolmak.
4) O’na gideceğini bilmek

07/11/1985
Her biri adını aldı, çerağı öyle yaktı.
Kimi OĞUZCAN,
Kimi UYGURHAN,
Kimi ocakbaşında,
Kimi AŞK’ın düşünde,
Kimi binek taşında,
Her biri 150 yaşında

15/11/1985
Nefes Senden, heves benden; ne anladım ben zandan?
Denildi ki; Aklın seni gezdirir, güzel olanı sezdirir, hevesin bezdirirse, dostluğa zaman vardır.
Zan, her gününde değişir. Asıl olan, doğduğun halde bildiğindir.

15/11/1985
Soyundukça bildiğine,
Eğildikçe güldüğüne,
Bağlandıkça güzelliğine;
BİR'den BİR’e varırsın.
Varış, ruhaniyet aleminin kendi lisanındandır.
Ne dese, ne söylese, senden sözü bulamaz;
Çünki, beden var ise arada, aldığını bilemez.
‘Ne gelen var, ne gören!..’ denilende, söz bedene aittir;
O’na varış, Rabbimden ahittir.
Doğruyu bildiğimiz,
Rab emrini aldığımız,
Size sizin dilde verdiğimiz,
Hep o emirdendir;
Varlığından şüpheyi sildiğimiz,
Gönüllerde gördüğündendir.
Mağaraya her girişte Resulü ile söyleşen,
Doğruyu bilgisine yerleştiren Rabbim değil mi?
Dünden bugüne, günden yarına söyleten, O değil mi?
O’nun dili, O’nun eli, O’ndan dilenen hali, Resulü ’nde değil mi?
Öyle ise, bedenli halde gören de Resulü’dür!
Beden, elbet Resulü ’nün bedeni.

21/11/1985
(Soru: Naz ehli kimlerdir?)
EMRE uyanlar, doğruyu bilenler,
Dost deyip her yaratılanı sevenler
Güzel çirkin demeden gerçeğe gülenler
Aynaya gülen yüz ile bakanlar

21/11/1985
Çekirdek her fidanın özünü taşıyor ise de
Her yaprak kökünün sözünü taşır
Onun için, bağımsızlık olayı hiçbir yaratılmış için söz konusu olamaz
Her bir öbürünü tamamlar
Bütünde gerçeğini tanımlar

21/11/1985
YUNUS ile LALELİ’ye sorunuz;
Ayni bağa girdiler mi
Ayni yolu sordular mı
Ayni suya geldiler mi?
Diyeceğim ki; Hiç ayrı kaldılar mı?
(Soru: 7 Kasım 1985 tarihli tebliğde YESEVİ hazretlerinin, ‘Her biri 150 yaşında’ sözünün açıklaması mı?) Eyvallah
 
28/11/1985
(Soru: ER kişi, kimdir?)
Dağdan taştan dem vuran
Yolun başında duran
Komşu ile söyleşen
Konuk ile paylaşan her kulu, ER’liktir yolu.

05/12/1985
Dosyaya, aklının erdiğini, gönlünün verdiğini koyarsın
Gelen günde, dosyanı açdığında, yersiz olanı silersin.
 Rabbim öyle yazmış, bildiğini dosyalarımıza koymuş.
Yanılmadığı için, elbet silecek değil
Dağların dosyasında akacağı dökeceği yazılıdır
Ovaların dosyasında katacağı tutacağı yazılıdır
Masaya koyduysak dosyayı, ne yazdı ise onu okuruz
Her birimiz, kendi dosyamızı okur da öyle dokuruz..
Soru: Yaratılışın sırrı nedeni, kendimizi kendimize kanıtlamak mı?) Eyvallah

05/12/1985
Merhameti; küçük büyük demeden, ağaç dalı kırmadan, kör olanı düşürmeden, aç kalanı doyurma’dan bilelim,
Acımayı Yüce Rabbime bırakalım

20/12/1985
Her taşı ele aldım, aldım da şaştım kaldım
Birbirine vurursam kırılır, kuma atarsam gömülür
Bilenin, bilmediği hali taştandır
Her zerresini birbirinden ayırırsan
malzemesinin bir olduğunu görürsün
Kement attığın olayda, ‘Arayım’ diye çıktığın dolayda
her bir zerrenin senden sana geldiğini bilseydin,
baştan sonu görseydin, kan ile taşın ayrısı olmadığına
şahit olurdun.
(Soru: Yani hepsi hidrojen atomu değil mi EFENDİM?) Eyvallah
 .
20/12/1985
(Soru: Algı vergiyi kan mı sağlıyor bize?)
Kan; bilgini, sevgini besler. Dost evini diri tutar. Eyvallah
 .
26/12/1985
Adı ile özümü
Aşkı ile sözümü bilirim
Yapraklarla söyleşir
Topraklarla paylaşırım
Cümlenize selam olsun
(Soru: Esmaül Hüsna özümüzü bildirmeye mi yarıyor?) Eyvallah
 
10/01/1986
Sevgi, yoğunlaştığı yerde, gerçeğin nefesini alır.
Her nefeste, aradığın çekirdek mevcuttur
Çünkü, sevgi yerli yerinde belirlenmez ise;
meczup adını alır, kul kendinden ötede kalır.
Elbet, edep nizam muhabbet üç ayak üstüne basar
dördüncü ayakta, yaprak-yaprak son sahifeyi seçer

10/01/1986
(Soru: EFENDİM, nefesteki çekirdek süptil midir?)
Her çağın, bir çoğu vardır: akıl, bedende iken dardır.
Daldığın bulutta bulduğun nefes, senden değil YÜCE’dendir.
Çekirdeğini senin aklın ile bağımlı tutar, bilgine bilgi katar

10/01/1986
Meydan, Dost diyenlerindir;
Doğuş, sevgi derenlerindir;
Bağış, Hakk’ı bilenlerindir;
Hizmet, Rahmet bekleyenlerindir
Öyle ise talib olalım, galib gelelim
Talib olan, nefsine galib gelmeli,
Vardığı her kapıya ömründeki hizmetleri getirmeli,
Aşacağım’ demeden aşmaya niyet kurmalı ve
nefsinde olan dikenleri kırmalı

14/01/1986
Çoğunluk, doğru ile eğriyi
Kendi bilgisi ile yorumlar
Yargılarken, iki doğruyu bir araya getir ki
Hataya düşmeyesin
Doğruyu belleyen,
Kendinden başka doğru yok derse
Dar bilgide kalmış olur
(‘Bir konuda iki ayrı kişiyi dinlersin.
İkisinin de görüşü kendine göre doğrudur.
Yargıya varmayın’ diyerek GARİB açıklar.)

21/02/1986
Ömür ile bağladığın her anım
Sen’i anarak geçse de,
Kulların beni BİLGİN diye seçse de,
Bilirim ki kainatın bir satırını dahi çözemedim.
Gün gelir de nasibim gürlenirse, diyeceğim ki;
Ömrümde bir günümü çözemedim
Gün gelir de her satırı okurum
Bilgin oldum dokurum’ diyen kulların varlığını sürerse
Onlar için dahi affına sığınırım,dedi
MUHİDDİN-İ ARABİ sözün öz ile bağlaşmadığı bilgiden Allah ’ıma sığınmanızı diledi, selamladı

27/02/1986
Doğruyu ben bilirim diyenin, doğrusu kendinedir
Doğruyu Rabbim bilir diyenin doğrusu bendinedir

28/03/1986
Bildiğin gönüldedir
Bulduğun aklında
Gördüğün fikrinde
Sevdiğin zikrinde
Önce zikir, sonra fikir derlerse
De ki;
Önce zikir körlükten
Sonra zikir birliktendir

28/03/1986
Hakikat meyhaneye girmez
Meyhaneye akıl ile girersin, fikir ile çıkarsın
Fikir mantıktır
Uyumsuzluğu elersen
Hakikat, dumanını silmiş olur
Doğduğun hale gönlün gelmiş olur

17/04/1986
AKŞAM; gerçeğin örtüsüdür.
YATSI; bilincin dürtüsüdür.
SABAH; aklının tartısıdır.
ÖĞLE; sevginin tezgahı,
İLKİNDİ; görgünün girizgahı

08/05/1986
ADEM ile gelişen
Resulü ile buluşan her zerre
Kayıtsız-şartsız birbirine bağlıdır
Konuk değil hiç biri
Mesafesi gönüldedir
Manayı buldu isen, maddeyi çözümdedir

08/05/1986
Sadece yüzde yüz inandığın bilgiyi vermelisin
Gelişigüzel verilen bilgide vebalini yüklenemezsin
Yükünü asla kaldıramazsın
Yaprağın bilgisi sadece yapraktadır
Toprağın bilgisi de sadece toprakta
Öyle ise, yaprağın bilgisini toprağa verirsen,
Dağlardan daha yükümlü olursun

09/05/1986
Ay’dan-yıldızdan günümü sordum
Her biri binbir yıl dediler
Öğrendim ki;
Ay ile yıldızlarda binbir yıl bir an imiş
Aradaki mesafe kul için sadece zan imiş

29/05/1986
Din günü, yan günü müdür? Dediler
Yanan gönlümüze sordular
Yanan gönül din gününü beklemez
Aldığı güzele çirkini eklemez
İçinde olanı dışında olandan saklamaz
Öyle ise,
Bilen için; her gün, her an, din günü, din anıdır

04/06/1986
Yazdırdığı Kitabı
Cümleye oldu hitabı
Dilediğiniz hali yazdı
Sözünüzü defterinize kazdı.
(Soru: Dileten de O olmuyor mu?)
Günde sözünden dönme
Gelen günde Neden?diye yanma
DİLEDİĞİNİ YAZDIM, NİYE AHDİNİ BOZDUN?derse
Yüce Rabbimiz, nice olur halimiz?

06/07/1986
Mesnevi okuyan her kulu
Elbet bulacaktır yolu.
(Soru: Verilen bu sohbetler Mesnevi mi?)
Eyvallah
 Çünkü, verdiğimiz tane-tane Kur'an dandır

22/07/1986
Üç renk, bilgiye güç verir;
Yeşil, Mor, Sarı
Maviyi bulunduğun odada daim tut
Gözlerini dinlendirir
Seyreden her göz mavi ile dinlenir
Koyuya değil hep açığa önem veririz
Gözün dinlendiği yerde, gönül beslenir

22/07/1986
Bil ki, aklın-bilgine sınır koyamaz
Mantığını çalıştır
Bilginde sınır oluşsun
Öylece aklın ile gönlün buluşsun
Bilgide sonsuza varamazsın
Verildiği yerde
Verildiği kadar
Rabbime şükretmesini huy edinesin

02/09/1986
Her çağın bir ağı vardır
Dünde attığın ağ, elden-ele
Günde attığın ağ, dilden-dile
Gelende attığın ağ, Gül'den-Gül'e erişecek
Her geçen günde birbirine karışacak
Resulü 'ne erişecek

05/09/1986
Dostluk; bilgide, görgüde, yargıda, sorgudadır
Gönülden-gönüle dostluk; yargıyı, sorguyu siler.
Ruhaniyette ne yargı vardır, ne sorgu;
Muhabbet, muhabbet, daimi muhabbet vardır
Ve daimi kalacaktır,
Kul muhabbeti ile her kapıya varacaktır

18/09/1986
Akıl hudut tanımaz
Gittiği kadar gider
Düşündüğü kadar güder
Aklımıza gönül çoban olursa
Gerektiği yerde güder
Aklımıza sahip gönlümüzü kılalım
Öylece Rabbim ile
Boş odada kalalım

19/09/1986
Resullerin makamı
Yemen'de kurulmuştur
Erenlerin eline
Hitaplar verilmiştir
Hizmetleri içinde
Cümle aleme varır
Onsekizbin alemde
Her biri hizmet görür
Hakkın emrini Yemen iletir
Kullarına diletir
Aldığımızı veririz
Sahibinden biliriz
Bilenden olunuz

25/09/1986
Bilgimize dönelim
Uyumadan uyanalım
Uyumayan uyanmaz denilmesin
Dünya uyku yeri değil, gözlem yeridir
Sonsuz, bilene özlem yeridir
Uyku gaflettir
Gecemiz Rabbim ile olursak
Gece değildir

30/09/1986
Çağırdığın her isim
İnsana hitaptır
İnsan yaşayan kitaptır
Okudukça öğrenirsin
Hal ehline imrenirsin
Gölgeyi silersen
Belleğinde ışık ile donanırsın

10/10/1986
Kendimde hata ararken
Başkasını suçlamam
Başkasını suçlarken
Kendimi güçlemem
İnsanı insandan ayıran
Ya nefsidir ya nefesidir
Kafesler hep birdir
(Soru: Nefesten murad ne?)
İLAHİ İLİM

10/10/1986
İSMAİL’in halini merak edene söyle
Dost bağına girenin olur mu  hali böyle
İSMAİL’e özenen
Bilgisine bezenen
Düzenin aynasında gizlenen olay
Günün yorumunda
Devreye katılmasıdır
(Soru: İSMAİL kim?)
KURBAN diye anılır
Sözüne güvenilir
Ahdin yerine getirilişi
Gerçeğin sofraya kotarılışı
Rab’bim ile kulunun
Birbirinde hemhal oluşu

16/10/1986
Dava haklı ile haksızı ayırır
Hakk yolunda
Hakk dilinde
Davamız yoktur
Konularımız vardır
Birbirine ekleriz
Açan Gülleri bekleriz

16/10/1986
Ağaçların birlendiği yer ormandır
Ekinlerin birlendiği yer harmandır
Kâinatın birlendiği yer KUR’AN’dır

16/10/1986
Zaman senin için hizmettedir
Sen zamana hükmedebilirsen
Sevgi beklemekle değil
Eklemekte bütünlenir
Ve emekle tanımlanır

16/10/1986
Dost bağı,
Her gelenin mekanıdır
Dost bağı,
Emeğini verenlerin makamıdır
Her gönül,
Bedenin hakanıdır

16/10/1986
Gelmiş geçmiş her bilgide
Günün konusu vardır
Bilgi bilgiyi açar
Günler birbiri içinden geçer
Günün yorumu
Günün konumuna göredir
Yarın, bugünkü yorumu yapamazsın

30/10/1986
Ağaçların gölgesi
Her ağacın Bilgesi
Düzende yazılıdır
Gönüllerde kazılıdır
Çam ağacı
YESEVİ’nin adınadır

07/11/1986
Sırat geçit verir mi?derlerse,
Diyelim ki;
Aklımızı bilgimizi
Onun ile eğittik
Nefsimizi Onun için öğüttük
Her basamakta SIRLARI atacağız
Erenlerin ellerini tutacağız
Umudumuz Hırka’sına sığınmak
Onun ile sona katılacağız

07/11/1986
İmkanlar
Her an her daim
Zaman içinde
Ve zamansızlıkta mevcuttur

07/11/1986
Resulü nün üç öğüdünü
İnsanlığa sundular:
Unutmayın!
Kinlenmeyin!
Umutsuz kalmayın!
Seni beni unutan
Rab’bini bilmeyendir
Sana bana kin tutan
Emrine uymayandır
O’ndan umutsuz kalan
Kendini büyük sayandır

13/11/1986
Gecenin karanlığı
Gönüllere erişmesin
Geceyi yok edelim deyip
Kul gayrete girişmesin
Düzende gece de gündüz de vardır
Geceyi,
Gecenin düzeninde derlemeli
Günün ışığında
Hizmet ile terlemelidir

13/11/1986
Bilinmeyen her an
Yoruma muhtaçtır
Kimine göre
Kılıç gibi keskin
Kimine göre
Kuru ağaç gibi küskündür
Ben olayları nasıl görüyorsam
Öyleyim
Sen olayları nasıl görüyorsan
Öylesin
Olaylar aynı
Yorumlar değişik

28/11/1986
Kaleleri kurmuşlar
Yiğitleri durmuşlar,
Gelen gidene sormuşlar
Kör olan görür mü?
Sağır olan duyar mı?
Dilsiz olan söyler mi?
Gönüller oluştuysa
Aynı mekanda buluştuysa
Kör olan görür
Sağır olan duyar
Dilsiz olan söyler

28/11/1986
Bayrağımız eldedir
Şarkımız dilde
Kainatın her zerresi gönüllerimizde
Ve gönüllerimizde andığımız
Erenler
Resuller
Melekleri
Onların var olduğu yerde bizler de varız
Çünkü yaratılmış her varlık
Birbiri ile bütünleşir
Bütünleşmeye mecburdur
Düzen öyle kurulmuştur

28/11/1986(2)
Cemal Gürsel Caddesi No:24 de
Vakıf binamızdaki ilk toplantımız
Çağırdığın her isim insana hitaptır
İnsan yaşayan KİTAP’tır
Özümüz O’nun özü
Sözümüz O’nun sözü
Baktığım gün anladım
Gözümüz O’nun gözü.
Kimsenin kimseye teşekkürü değil,
hepimizin Rab’bimize şükretmemiz en güzeli.

14/12/1986
Yaratılmış her kulun
Güzeli aynı değil
Aradığı güzel aynı
Aynıyı bulmak için
Aynaya bakmalıyız
Karanlığı silecek
Işığı yakmalıyız
Benim gördüğüm güzel
Senin gördüğün ile
Denk değil demeden
Pişmeyen aşı yemeden
Kendi aklımıza
Doğruyu belletmeliyiz

18/12/1986
Derde deva diyenler
Gelenlere uysunlar
Aldığına doysunlar
Sarı ipek giysinler
(Soru: Sarı ipekten murad nedir?)
Dağılanı toplar
Emileni katlar

26/12/1986
Bir ruh
Üflendiği bedene aittir
Nefes yettiğinde
Ruh kendi mekanını bilir
Bedenle bütünlenmeyi bekler
Her bir beden zerre zerre
Ruh ile bütünleşir
Kıyamda bütünleşme tamamlanır
Var edilen asla yok olmaz

26/12/1986
Kainat Rabbin
Muhabbetinden yaratılmıştır
O muhabbettir ki;
Her var edilmişi birbirine bağlar
O muhabbetin çekirdeği aşktır

08/01/1987
Bir damladan oluşan beden
Bir deryada buluşur
Oraya varmak için
Ömür boyu çalışır
Bir damlayı olduran
Bir ömürde dolduran
Varlığını bildiren
Gene suya döndürür
Su içinde yandırır

08/01/1987
Madde mananın
Gölgesini yansıtır
Gölgesi silinince
Gerçek yedi rengi ile benimsenir
Gölgen kalmadığı anda
Güneşe en yakınsın

08/01/1987
Rüyada gözümüzün hizmeti olamaz
Sadece hükmüne varamaz
Dilediğim yerde durayım
Dilediğimi seyredeyim denilemez
Nedeni şudur;
Aklın hükmü yoktur ruhta
Dilediğince gezer
Dilediği çiçekleri dizer

08/01/1987
Şuurda şartlanma var ise
Ruhla bedenin mücadelesi
Kabusa dönüşür
Ruh her an özgür kalmayı
Gerçekle bütünlenmeyi bekler
Beden ile ruh gerçeğin sırrını
Bilgisinde saklar
Nefis kabuklarından sıyrıldıkça
Bedenle ruh
Özlenen birliği kurarlar

17/01/1987
Dört rengin
Değişenden olmayacağını söylediler
Yeşil mavi sarı kırmızı
Çiçekte iki renk sabit kalır;
Sarı yeşil
Diğer renkler
Güzele güzellik katar

22/01/1987
Meydan yeri Hak’kadır
Hakk ile oluştuysan
Dostu ile buluştuysan
Her hali ile geliştiysen
Orda kapı yoktur
Aşk vardır
Aklın mantığın gönlün ile gelirsin
Aşkın ile kalırsın

05/02/1987
Sözü kısa olanın
Öz’den gelir nefesi
Sözü uzun tutanın
Kendi hazzıncadır hevesi

05/02/1987
Düşüncenin hızı
Sözden öteye gider
Akıl sadece
Sekiz on kelimeyi tutar

06/02/1987(2)
Dört rengini bellersek
Bilgindeki satırları okuyabilirsin
Okuduğun gibi
Gerçeğini dokuyabilirsin
Dört renk
Dünyanın temel rengidir

06/02/1987(2)
Şah, sarayda olduğu için Şah değildir
Hangi noktada
Olursa olsun
Kul hangi mekanda
Bulursa bulsun Şah’tır!
Şah’ı arıyorsak, makama
Sarayını arıyorsak, mekanına talibiz

08 şubat 1987
Bileyim diyen bilgiyi kendi ölçüsünde alır
Kendi ölçüsünde bilir
Ölçü nedir? denilirse
Her kulunu yoğuran ayrı bilgi verilmiştir
Her bilgiden bir cümle bütünü tariftir
Asla bütünün kendisi değildir
Bunun idrakinde olan ariftir

27/02/1987
İlahi İlim
Her var edilmişte mevcuttur
Rab’bim kimde dilerse
Tezahürünü ona nasip kılar
Güneş hangi kapı pencere açıksa
O binadadır
Kapını pencereni kapatırsan
Güneş mevcuttur
Sen göremezsin

19/03/1987
Hakk ile bütün isem
Her nefesim
Adı ile gelir
Adı ile gider
İşimde aşımda düşümde
Rab’bim ile bütünsem
Nefesim ayrı demez

20/03/1987
Her kul günün sonunda
Kendi muhasebesini yapar
Hem davalı
Hem davacı olur
Hem yargıç olur
Hem hakkını korur
Dilerse cezalandırır
Dilerse sulh olur
En sonunda İlahi Adalet
Sahifede yerini alır
Vicdan muhasebesinde
Kul kendini yargılarken
Daima hafifletici sebep bulur
Kendince sulh olur
Özümüz
Sahifedeki kararı okur

16/04/1987
İlahi İlim
Bizim gönlümüzün nurudur
Resuller Rab’bi için
Kullarının yaridir
Nuru ile gelirler
Müjdeleri verirler
Dağlar taşlar bilir de
Cümlemize gülerler
Sevgileri sonsuzdur
Görgüleri yansızdır
Yemezler içmezler diye
Sanmayın ki cansızdır
Bir taşı alsam ele
Formülünü versem dile
Şaşar şaşar kalırdınız
Gerçeğini bulurdunuz

16/05/1987
Ağacı diken ayrı
Söken ayrı nesildir
Biri dikmeyi
Biri sökmeyi öğrenir
Ağacı sökmeden önce
Dikmeyi öğretmeliyiz
Sökerken düşünsün

04/06/1987
SORU: Hz. Muhammed’in özlediği ümmet ile Yuva’mızın ilişkisi var mı?
ALİ ile sözleşen
Günü güne paylaşan
Kullarını dost bilen
Postu Yuva’ya seren
O zaman
Bu zaman
Her nesil ile bir zaman
Dilden dile söyleşiriz
Sohbetini paylaşırız

17/06/1987
Resulü nün yerini
“Kabe’dedir” dediler
Kabe’yi getirip de
Her gönüle koydular
Açıp baksan gönlünü
Orda bulacaksın
Sevgili sana gülmüş
O’nun (o’nun) ile olacaksın

30/06/1987
Koyun postu sersem yere
Otursam üstünde bir süre
Şıhlık mı olur makamım?
Dergah mı olur mekanım?
Şıhlık posta oturmak değil
Posta cümleyi getirmektir
Her kulunun kaygusunu
Bir cümle ile bitirmektir
Hüner postta olsa idi
Her koyun şıh olurdu
Kendine makam bulurdu

02/07/1987
Sınır tanımayan bilgi
Hazzına doyulmayan görgü
Elimizden dilimizden
Her dileyene aktarılacak

06/08/1987
Birbirine karışmayan
İki deniz insandır
Ruh ile ten
Birbirinin içinde
Ama birbirine
Karışmayan iki denizdir

09/08/1987
“Senden devlet
Benden evlat Allah ’ım
Senden hikmet
Benden adak Allah ’ım” dedik
Ördüğümüz duvarda
Çoban gördük
Bildiğimiz davarda
“Çobanların piridir
Oğul İSMAİL” dedik
Sürüden gelen koçu
Her İslam ile yedik

18/09/1987
Kulları aldığı bilginin
Sadece emanetçisidir
Gelir alır
Bırakır ve gider
Zincire bir halka ekler

15/10/1987
Ayak gidip gelendir
El alıp veren
Akıl, hepsini birbirine dengeleyen
Mantık, en güzelini bulduran
Özden özü bildiren
Sözü dile getiren
Olumsuzu bitiren

20/11/1987
İlmine erişmeye
Gerçeğinde çalışmaya
Aynı handa buluşmaya
Niyet ettiysek
O frekansta gereken renk rehber olur

20/11/1987
Her bir kul bir yuvadır
Hali ile hallendiyse
Hakk yolunda bellendiyse
Her gönül bir ovadır
Ekinler ekildiyse
Ekenler sevildiyse

01/12/1987
Bir kümeste çok tavuğa
Bir horoz yeter
İki horoz olursa
İkisinin de sözü biter
Birbiriyle yenişmekten
Birbiriyle çatışmaktan
Diyecek sözü kalmaz

11/12/1987
Dile kulum geleyim
Senin ile güleyim derse
Kulundan gülecektir
Kulu ile gelecektir
Geliş gidişe "Biz" der
Sevgisinde söz biter
"Ben" derse şanı vardır
Şanı akıl için zannı zordur

04/03/1988
Limana varmayan kaptan
Gemisini kimseye teslim etmez
Teslim ettiyse
Limana varmıştır
Limana varan kaptan
Yardıma ihtiyacı olmayandır

10/03/1988
Güçlük;
Emeğini vermeye sakınanlaradır
Gürlük;
Hizmet için salınanlaradır

18/03/1988
Yürüsem de
Yürümesem de
Zaman geçer, dersek
Yanılmış oluruz
Yürürsek biz zamanı geçeriz
Durursak zaman bizi geçer

31/03/1988
Rabbimin izni ile
Çıkacağız o dağa
O dağ ki;
ADEM ile HAVVA'nın
Sözlerini bağlamış
Bakmayı bilmezlerse
Gerçeğinden söz etmiş
Resulü nün attığı her bir taş
Söze gelmiş
Gerçeği bilenlerin gözlerine
Nur katmış

14/04/1988
Ben bilirim kendimi
Aşacağım bendimi
Diyelim oturalım
Önce kendi kendimiz ile
Kavgamızı bitirelim
Bitirelim ki;
Çevremize taşmasın
Bizi gören şaşmasın
Olur olmaz diyerek
Yorumlara düşmesin

11/05/1988
Dökülen yaprakların
Hizmetini alanlar
Kabe’yi yerde görüp
Hikmetini soranlar
Bilsinler ki;
Kabe’si her bir gönülde mevcut
Bilsinler ki;
Nefesi kulunda bulur vücut

27/05/1988
Saçımın her telinde
Kayıtlıdır kelamı
Her bir zerrem hem alır
Hem de verir selamı

16/08/1988
ALİ der ki;
Kırmızı akan kanındır senin
Onun ile yanarsın
Onun ile serindir tenin
Eğildi turuncuya
MUSA’nın kalemleri
Pembeyi mülk edindi
İSA’nın Havarileri
Birbirlerine sordular
Hangi renk yücedir
Hangi renk gecedir
Gece diye sormayın
Çünkü gece zandadır
Kapıları örtersen
Oturduğun handadır
Açarsan kapıları
Her rengini görürsün
Kimi yeşile dalar
Hem mavide yürürsün
Mor senin yanındadır
Kırmızı tenindedir
Turuncuyu sorarsan
Aklında konundadır
Pembe düşünde olur
Gerçekse seni bulur
Her renkten alışırsın
Bir renkte çalışırsın
Sevgini ortak edip
Erenlerle dolaşırsın

23/09/1988
Erlik zoru yenenlerindir
Erlik cümleye gülenlerindir
Erlik her zerreyi eşit görenlerindir
Erliğe soyunduysak
Aza çoğa güleceğiz
Erliğe soyunduysak
Her hali hoş göreceğiz

07/10/1988
Her kulunun kaderi
Kitab’ında yazılıdır
Kulu için niyet
Sadece Rabbimindir
Rabbim kulu için
En güzelini yazar
Kulun eli,
Kulun dili ile çözer

07/10/1988
Her ağaca bülbül de konar
Karga da
Ağaç hiç birine omuz silkmez
Yüz çevirmez, dalını devirmez
Ağaç gibi olalım
Barındırıp korunduran
Besleyip ısındıran
O ağaç ki;
Hem resmini, hem sesini koruyandır

14/10/1988
Hay diyen diri kalır
Hay diyen korda kalır
Kendine dost bulmayan
Her yönde zorda kalır

22/10/1988
(Soru: Kalem suresindeki hokka ve kalemden murat nedir?)
Nokta koysam cümleye
Kalem verir hamleye
Biz yazdık, biz söyledik
Demlendiyse cümleye
Kalem hokkasız olmaz
Hokka kalemsiz bilmez
Biri bilen
Biri bildirendir

22/10/1988
Resulü ;
Güneş gibi sıcak
Kar gibi ak
Hava gibi hafif
Su gibi akıcı
Toprak gibi örtücü
Yağmur gibi bereketli
Yeller gibi hareketli
Sonsuzluğa dek sevgi dolu
Çiçekler gibi misk kokulu
Gece ile gündüz gibi adil
Saygı dolu

22/10/1988
(Soru: Gördüklerinizden bahseder misiniz?)
Nur sarmış çevremize
Erenler Tevhit okur
Resuller secdededir
YEMEN’de sevgi dolu
Bir ses aldım
Dediler Resulü nün çağrısıdır
Güller bağında açmış
Cümleye sevgisidir
Hal ehli olanların
Gerçekte sorgusudur
Hem dünde, hem günde
Kendi kendine yargısıdır
Bir nefes duydum
Dediler ses gelir yerinden
Yeşil renge bürünen
Dilediğince görünen
Hak ilmine sarınan
Cebrail’in nefesidir
Her biri nefesini
Nefes alana ulaştırır
Sevgi diyen kuluna
Sevgisini bulaştırır
Gördüğün güzellerde
İsimler hep nurlaşmış
Dünya gününe baksan
Gönülleri korlaşmış

27/10/1988
İlim, Bilim diyenler
Kendi gerçeğini
Kâinata serenlerdir
Halim, yolum diyenler
Her renkte Güzel’i arayanlardır
Bilgimin ölçüsünü tayin eden Rabb’imin
Görgüme açtığı kapı sonsuzadır

27/10/1988
İnsan;
Aklına, gönlüne, bedenine
Saygı duymalı
İslam;
İnsana, insana, insana
Sevgi duymalı

04/11/1988
Diri olan ben, diri olan ten ile diri olan canı bilgisinde tutarsa, şüpheleri atarsa
Bilir bilinir, sever sevilir

25/11/1988
Ne gelen, ne de giden bu düzeni bozamaz
Yazdığımız yazıyı hiçbir kulu silemez
Örnek değil asıldır yazdığımız her satır
Her yaprağa delildir vurduğumuz mühür

15/12/1988
Gönül gezdirdim yolda
Gülleri buldum kolda
Her biri renk renk açmış
Dikenler var dalda
Yolunmasınlar diye
Rabb’im korumuş Gül’ü
İnsana örnek olsun
Benzesin Gül’e hali

26/01/1989
Kul ile kuşun arasında
Beden gönül farkı vardır
Kuş kanadından
Kul gönlünden uçar

09/02/1989
Olumsuzu huy edinip
Olumluyu yerenler
Çamurlu suyu
Ayna sananlardır

09/02/1989
İşte O binadayız
Muhammed hanesinde
Gönüller birlik olmuş
Rab'bimin kabesinde
"Durma!" derse Resulü
Durmak yaraşmaz bize
Rehber Kur'anın ise
Sormak yaraşmaz bize

24/02/1989
Ben kulluğuma razı isem
Rab'bim benim kulluğumdan razıdır
Razı olmak;
Sevabına talip olmaktır
Selameti bulmaktır
Selam, hem kelam ile
Hem kalem ile uyulursa özdendir
Hem ses ile, hem göz ile, hem öz ile selam
Hakk kelamıdır
Özündeki kalemidir

16/03/1989
Bilen bilmeyen olsa, dert değil
Bilmeyen bileni tutsa, mert değil
Elele oluşalım
Aynı kalede buluşalım
Söyleyelim, söyleşelim ama sert değil

27/04/1989
Selam olsun erenlere
Bize bizim ile gelenlere
Dediler ki;
Aynı dağın taşıyız
Aynı sofranın aşıyız
Aynı yolun düşündeyiz
Dedik ki;
Aşında olmak güzel
Taşı zorluğu değil mi?
Denildi ki;
Taşı bilmeden aş yenilmez
Dünyaya geldim denilmez
Hem aşı, hem taşı, hem düşü olacaksın
Taş ile gücü bulacaksın
Güçlük değil; taş güçtür

27/04/1989
Dünyaya geliş
Muradımızdı bizim;
Dönüşü bulmak için
Yanışa uymak için

22/06/1989
Gün güneş doğuyor iken
Bilmeyeni karanlık boğuyor iken
Bilen sefada olmaz
Bildiği kendine gülmez
(GARİB: Bilmeyen:beden, Bilen:ruh. Beden ne kadar bilmezse ruh o kadar azap çeker)

01/07/1989
Dünü bilmek
Bugüne ermek
Yarını yormak
Zamanı oluşturur
Zaman içinde
Bilgi halkalarını birleştirir
Birleşen bilgi halkalarının
Zamanla bağı kalmamıştır
Tüm bilgi insan ruhunda mevcuttur
Akıl, kendi payına düşen bilgiyi
Almakla mükelleftir
Yaratılmış her zerrenin tezahürü
İnsan aklını programlar
Bu da zaman yorumuna getirir

01/07/1989
Açalım elimizi
Çözelim dilimizi
Bilelim halimizi
Özümüzde oluşan
Sözümüzle buluşan olsun
Zaman bizi sevsin
Biz zamanı övelim
Zaman durmaz ama
Biz zamanı aşalım
(SORU: Zamanı aşmak nasıl oluyor? Ezel ve ebedi aynı anda görebilmek mi?
Bilgilerimize eklediğimiz her halka
Madde ile manayı hem bağlayan
Hem çözebilen gerçeğe ulaştırır
(SORU: Rabbi Adem'e ezel ile ebed arasındakileri belletti mi?)
Her zerresine yazdı "Oku!" diye
Oku!, oku!, oku!
Oku ve zamanı aş!
Var olan her zerre
Var edildiğini bilmekle mükelleftir
İnsan ruhu, kim olursa olsun
Bu bilince sahiptir
(SORU: Ruh, niçin var edildiğinin idrakinde midir?)
Her bir zerresiyle
Alıştığımız sıfatları;
Çalıştığımız, her an okuduğumuz
Zerreler haline gelir
Her zerremiz
Birbirine el verir
İnsan bedeninde
Bütün sıfatları da mevcuttur

14/09/1989
Rabbim razı olmak için
Kulunun rızasını diler
Cümlemiz O'ndan razı olalım
Rızasını ömrümüzde bulalım

20/10/1989
Bilgi sana dost olur
Dost için yorumlarsan
Bilgi sana düşman olur
Benliğine kurumlarsan

10/11/1989
Çağlar,
İnsanların eseridir denirse de
Bilelim ki; Rabbimden tasarıdır
O'nun emri olmadan
Yaprak düşmez diyenler
Oluruna, olmasına
Fetva vermekten sakınmalıdırlar
Bildik deniliyor ise
Her yönden bakınmalıdırlar

29/12/1989
Şeytanı şeytan yapan
Senin benim yorumumdur
Uyumsuz kurumumdur

01/02/1990
Seni sana sormayacak
Çünkü sende olanı bilir
Sen seni sana sor
Sen güzeli ahlakın ile yor
Sen kendi gerçeğini
Bilgin ile kur
Öylece dilediğin rengi bulacaksın
Dilediğin yere varacaksın

01/02/1990
El alır dil verir
Göz alır görür dediler
Seveni sevileni
Her dem övdüler
Mor renge bürünmek
Güzelde görünmek
Aşkına sarınmak
Sonsuza selamdır
Sonsuzdan kelamdır

15/02/1990
Erenler selamdadır
Sevenleri İslam'da
İslam;
O İslam'dır ki
Adem'den Adem'e oluşan
Sevgide buluşan
İnsan için çalışan
İnsanda kainatı bütünleyen
Teklik ve çoklukta bütünlenendir

15/02/1990
Alemleri bekleyen
Sırlarını saklayan her varlık
Bir yıldızın bendesidir
Kimi YUNUS'tur
Kimi MEVLANA
Kimi MERYEM
Kimi FATIMA

15/02/1990
Resulü binse
BURAK denen atına
Soralım hangi yıldızı mekan tutar
Hangi yıldızları önüne katar
O alemlere rahmet kılınmıştır
Onun adı Rabb'i ile anılmıştır
O Adem ile vardı
O o günde hepimizi bekleyecek
Şefaat hırkasında
Hepimizi saklayacak
Sevgisi ile
Hepimizi paklayacak
Ona sarılmadıkça
Adımız okunmayacak
Sevgimiz dokunmayacak
Onu bilen
Kendini sakınmayacak

16/02/1990
MEVLANA elinde üç kalem geldi
Üç rengin sırrını sevene verdi
Dedi ki:
Birliği kuranlar
Erliğe girenler
Sözün eğrisinden sakınanlar
Dünü günü birlerler
Yarın için gürlerler

22/02/1990
Her taşın yapısı ayrı
Her bilginin kapısı ayrıdır
MUSA'nın verdiği; doyumsuzlukta
İSA'nın verdiği; ölümsüzlükte
MUHAMMED'in verdiği; düğümsüzlüktedir

23/03/1990
Benden sana
Senden O'na
Döne döne varacak
Her nesil yuvasını kuracak
Her nesilde
Yuvalara güneşler doğacak
Güneş tek değil mi? dedim
Elbet tek, dediler
Makamdan makama geçer
Her neslin yuvasını seçer
O dündür, gündür, yarındır

12/04/1990
Bir hurma tanesini
Katık yapayım diyen
Rabb'in verdiği diye
Kuru ekmeği yiyen
Resulü değil midir?
MERYEM'i doyuran
Bir hurma değil midir?
Sırtını dayadığı ağaca yaslanırken
Saçları acı acı ıslanırken
Kucağında İSA ile hurmadan beslenirken
Tesadüf deyip şaşmadı
Şaşıp da yollara düşmedi

19/04/1990
Selam olsun diyenler
Selameti bulanlar
Sözü sazı bağlayıp
Gerçek sesi duyanlar
Bize bizi anlatır
Bizi en güzel sesi ile dinletir
O ses Resullerinden
Nağme nağme yayılır
EZAN-I MUHAMMEDİ
Her vakitte duyulur

20/04/1990
Asla söze söz katmayalım
Ola ki yanlış adım atmayalım
Hakk sofrası
Şerbetini içenlerindir
Hakk sohbeti
Nefsini geçenlerindir

16/06/1990
Yerden göğe Rabb'im razı
AçtığımızYUVA'mızda
O YUVA'nın hikmetini
Rabb'im verecek elbet
Her dileyen nasibini
Kendi ölçüsünde alacak
Gün geldiğinde yerini, yolunu
Her dileyen sizden soracak

18/06/1990
Ne derlerse desinler
Misafirlikte her insan
Ne ikram edildiyse onu yer
Sen sana misafirsin
Rabb'in sunduğu senin aşındır
Rabb'ini bilen senin başındır
Dillere dolanan mezar taşındır

06/07/1990
MEVLANA üç hal ile
Anlattı yapısını
Bu hali hal edenler
Açtılar kapısını
Edep, bilenler için
Hoşgörü, sevenler için
Tevazu, uyanlar için

19/10/1990
Hakim gönlün ise, hayrınadır
Aklın ise, yargınadır
Nefsin ise, yorgunadır

25/10/1990
Dört kapıyı soranlara
Diyelim; dört kitaptır, dört hitaptır
Birbirinden ayrı olmaz
Ademden bu güne
Kimse ayrı kalmaz

06/11/1990
Akıl yolu gönül yolundan
Bir adım geridir
Akıl düzeni kursa
Gönüle de bir sorsa
Güzelden güzeli bulur
Her adıma çağlar gelir
Hz.ÖMER'e sordum
Akıl mı bilgiyi bulur
Bilgi mi akla gelir?
Dedi ki:
Hiç bir olay gizli değildir
Arayan aradığını bulur
Cümle için açtığı kapıda
Bilgi aklına gelir

06/11/1990
Kayguyu üreten aklına de ki:
Seni ben yarattım
Ben yok edeceğim
Güzeli üretip
Olumsuzu tüketeceğim
Aklım Rabb'imin bahşettiği
En büyük hazinemdir
Emanetine yakıştığı halde
Yön vereceğim

15/11/1990
YUNUS'un yurdu nerde?
Sordu bilmeyenleri
YUNUS'un derdi kimde?
Dedi görmeyenleri
YUNUS her gönüldedir
Dertli dertsiz aramaz
Yetmişiki milletin
Kimliğini hiç sormaz
Onun yurdu düzendir
Düzeni de yazandır
Bir bilir her ademi
Bir bilir hep andını

21/12/1990
Aklımı çoban etsem
Alır götürür beni
Hem acı hem tatlıyı
İstemeden tattırır bana
Gönlümü çoban etsem
Gül bahçesine varır
Hem beni hem cümleyi
Dilediği halde görür

07/02/1991
Miracını bildiğimiz
Mirac için umduğumuz her bilgi
Her bir zerremizde mevcuttur
Atmazsak tasayı
Bilmezsek yasayı
Hep aynı telden
Hep aynı dilden söyleriz
Olmayacağı olacak diye bekleriz

21/02/1991
Dertli kimdir sorayım
Derdini sevgiliye dersen
Dert senden korkar
Kendin derdi yüklenirsen
Sen dertten korkarsın

28/02/1991
Bütünü birbirinden ayıramazsın
Çirkin deyip güzeli kayıramazsın
Her varolan;
Bütünde güzeldir
Bütünde ezeldir
Bütünde sonsuzdur

11/04/1991
Verdi isek bu hırkayı
Sizler silesiniz fırkayı
Sevgi ile bütünleşen
İnsanın taşıdığı hırkadır
Taşımayı bilenler
Sevenler sevilenlerdir
Kendi gölgede kalıp
Cümleyi övenlerdir

11/04/1991
Kimse kimsenin adına konuşmasın
Kimse kimse ile tartışmasın
Kimse hizmetten kaçınmasın
Yolu biz açtık siz geçin
İsimleri biz seçtik
Hep kendinizi ölçün

26/04/1991
Erenler birer birer
Geldiler bu meydana
Selam verip sordular:
Bu lokmanın adı ne?
Seni beni silmenin
Bizim için gülmenin
Hayır yolda olmanın
Emeğidir lokmamız
Dilenen her sofraya dökmemiz

26/04/1991
Aklın ayrı gönlün ayrı söylemesin
Gözün ayrı yere aklın ayrı yere bakmasın
Bir elin ayrı öbür elin ayrı yakayı tutmasın
Selamet; aklı, gönlü, eli, dili birde tutmada
Her yaratılmışı birliğe katmadadır

02/05/1991
Beni seni birlemede
Bizim için gürlemede
Hayırlar vardır
Hayır kapılarına
Benlik ile gelmek zordur
Bilenlerle bir olmak
Bilmeyenle gülmekten hayırlıdır
Bileni seçenlerin
Bilinmedik kapılardan geçenlerin
İzleri olmasa da
Sözleri yeterlidir
Her birinin niyeti
Hakk katında tutarlıdır

02/05/1991
Her sofrada;
Ayrı söyleşi
Ayrı eyleşi olmaz
Her söyleşinin;
Rengi ayrıdır
Ahengi ayrıdır,
Dengi birdir

02/05/1991
Madem ki yaratıcı tektir
O'nu bilmek haktır
O'nun adı kadar yorumu
O'nun adı kadar bilme zorluğu vardır
Her Ad'ı Kuran'da mevcuttur
Öyle ise Kuran'ı bilmek zorunluluktur
Kendini bilmek sorumluluktur

02/05/1991
Her hizmet erine saygı duymayı
Onu sevmeyi, onunla olmayı
Hakk emrine uymaktan diyelim
Her birimiz adımlarımızı
Birbirine uyduralım
O zaman;
Tek adım, tek gönül, tek emel oluşur
Teklikte olanlar
Aynı amelde buluşur

17/05/1991
Selam verdim her birine
Selamet kapısının eşiğinde
Dedim; bıraktığınız bebeği
Bulduk beşiğinde
Onu bakıp büyütmek
Onunla güzel huy etmek
Hepimize borç olsun
Borçlar bize yük vermeden ödensin
Allah Eyvallah
 dediler
Selamet dilediler

14/06/1991
Bilgimizle gönlümüzü
Aynı ölçüde tutalım
Bilen;
Doyduğunu, duyduğunu, gördüğünü
Aklınca değerlendirir
Bilmeyen görmeden sorgular
Sevmeden yargılar

13/09/1991
Kuran tek bir kalemdir
Kuran yaratılmış alemdir
Kuran bilmeyen için dilim dilimdir
Bilene sorsan der; kendi halimdir

14/11/1991
Doksan dokuz adını
Okumayı bilirsek
Cemal sıfatlarında
Celal'i eritirsek
Kendi bilgimiz ile
Sevgimizi üretirsek
Gün aydın
Gece de aydınlanır
Her an her dem
Sende olan, sende ölen canlanır

28/11/1991
Çoban birliğin simgesidir
Zorluğun değil
Çoban sevginin simgesidir
Körlüğün değil

28/11/1991
Bir somunu alıp da
Bir dilim vermediysem
Dertli olanı görüp
Odasına girmediysem
Karların yağdığında
Üşüyeni sormadıysam
Ben beni bilmediysem
Ben seni sevmediysem
Sürüye girmeye hakkım olmaz

28/11/1991
Bilmek, yazımda mıdır? Elimde midir?
Bilmek Allah 'ın emrindedir
İnsanın elindedir
Bilenin günahı
Bilmeyenden çoktur diyenlerin
Kendi hatalarını
Örtme çabası görülür
O çaba içinde
Çeşit günahlar örülür

09/01/1992
Sözümüz Bir'den gelir
Sohbeti ALİ verir
Aldım geldim selamı
Yazılan her kelamı
Okumaya, dokumaya
Hazır olanlar alsın
Hizmet verenler bulsun
Resulü ile verilen her emri
Kendinde görsün
Onun selamı ile
Verdiği kelam
Yazılana delildir
Alan, veren
Çevreye ışık getiren, Halil'dir

17/01/1992
Aklını koyuversen
Daldan dala konar gider
Hep bildiğini güder
Aklını hapsedersen
Seni kendinde tutar
Benliğini birbirine katar
Aklını öyle ölçüde tartıda tut ki
Mantık ona dizgin olsun
Gönlünün ışığında aradığını bulsun

31/01/1992
Birlik yekten sende midir?
Şekil varsa sonda mıdır?
Dedim ki:
Birlik; gönüllerimize yazdığı
Şekil; Görgümüzde çizdiğidir
Gönülleri bağladıkça
Şekilde renkler birleşir
Bakanın gözünde güzel gürleşir

13/02/1992
YESEVİ aşk od'unu
Gökdenizde yazan kodunu
Cümlemiz adına okudu
Dedi ki:
O günden bu güne
Kime çerağ verdiysem
Her birinin kodunu
Gök denizde gördüysem
Kurduğu sofraya gelirim
Dilenen bilgiyi veririm
Emanet mintanı aldım
Adı verilene giydiririm

20/03/1992
Geçmişi anmaya değil
Geçmişe yanmaya değil
Geleceğe güzeli sunmaya çalışmalıyım
Erlik haline alışmalıyım
Öylece bu sofrada
Sevenlerle buluşmalıyım, dedim
Rehber olan; aklıma, gönlüme
Elimdeki kitabına şükrettim

09/04/1992
Toprağımızı elemişiz
Ekim için bellemişiz
Hizmetine soyunup
Dosta mendil sallamışız
Mendilin her bir ucu
Yazar bizdeki gücü
Okuyalım dediler
Bir ucunu açtılar; "Allah " yazar
Bir ucunda; "Tevhid" vardır
Diğer ucunda: "Hizmet-Hikmet"

09/04/1992
Secde bildiysen toprağı
Cami olur gök kubbe
Kur'an bildiysen her yaprağı
Bil ki; sen kainatta, kainat sende
Aradığın olur sonda

23/04/1992
Çocuğun hevesini
Bekledin nefesini
Korumalı kafesini
Beklemeli kalesini
Bayrağını bilmeli
Sevgisini bölmeli
Amacı tek, gönlü tok olmalı
Ve demeli ki:
Yaratan ım bir
Vatanım bir
İmanım Bir'de
Gönlüm korda olmalı
Aklım asla zorda kalmamalı
Ona bu bilgiyi vermek
Onu bu iman ile görmek
Yetiştirenin vebalidir
Veremeyeceksen eğer
Önce kendini kına
Sonra çevreni sına

23/04/1992
Bilim kanatlı değil
Uçup gitmez tutarsan
İlim seninle olur
Eğer sevgi katarsan
Senin ile üreyen her bilgi
Üstüne asla çekilmez çizgi
Çünkü o Rabb'inden gelendir
Seni bilgin ile belgeleyendir

08/05/1992
MUSA ile İSA'ya
Verdiği kitabını
MUHAMMED MUSTAFA'ya
Bağladı hitabını
O'ndan söyledi her an
O'nunla buldu her can
O'nunla bir oldu kan

19/06/1992(1)
Resulü nün elinde
Ballar akan dilinde
Hatasız olan halinde
Kiminin bahçesinde gül
Kiminin bağında üzüm
Ama cümle alemin üzerinde güneş olur
O güneş ki; her derdin devası
O güneş ki; yaratılmışın havasıdır
O müminlerin bahçesinde gül
Müslümanın bağında üzüm
Tüm alem üzerinde güneştir
Onunla isen;
Ne karanlıkta kalırsın, ne üşürsün
O, alemlerin bütün güzelliklerini
Kendinde toplamış
Ve kainata yansıtmıştır

19/06/1992
Yargı, sorgu sende olsun
Sen kendini yargıla
Sevgi saygı sende olsun
Yaralıyı sargıla
Her çevrede olan ile
Selamlaş da tevazu sende kala

10/07/1992
ALİ atını aldı
Semeri vurdu
Beline kemeri sardı
Diline Allah 'ın adını
Eline kılıcını aldı...
YESEVİ'ye haber saldı
YESEVİ kırkbirleri topladı
Aldığı bilgiyi sundu
Bir ağızdan tekbir getirdik
Gönüllerdeki kayguyu bitirdik

18/09/1992
Adım adım yaklaştım
Her birinin yanına
Dedim; ben sevgim ile
Geldim canlar canına
Dostlarımın adını
Hep bir yazdım listeye
Dedim; bizi de koyun
Dilenen o desteye
MEVLANA sordu bana:
Ak koyun kara koyun
Olmaz bilgide oyun
Hem sever sevilirsin
Hem akar her dem suyun
Bilenden değil misin?
Dedim ki:
Senin huyun senin suyun
Dedin k i bana; soyun
Öyleyse desteyi
Gördüğün yerde ayır
Yazdığın isimleri
Canlar canına duyur

09/10/1992(2)
ALİ bir kalem ile
Geldi durdu yanımıza
Dedi; sefer başlayacak
İnandığınız gününüze
O seferde hep bir varız
Hem nehirde su
Hem dağın zirvesinde karız
Hem meltem gibi güzel
Hem yıldırım gibi zoruz
Hem fırtına gibi eser
Hem seller gibi taşarız
Ama inandığımız gerçeği
İnananlarla beraber geçeriz
O gerçek ki;
Aşanı taşanı durduran
Bileni bilmeyeni erdiren
Kainatta her zerreyi birbirine sardıran gerçek
O hem renktir hem ses
Hem kokudur hem nefes
O'ndan ayrı kalamayız
Ermedikçe bilemeyiz

11/02/1993
AHMET YESEVİ durdu
Geldiğimiz yerde
Alemi verdi ele dedi;
Kalemiz burda
Adımızı okudu
Halimizi kutladı
Erenler sofrasında
Yerimizi mutladı

02/04/1993
AHMET YESEVİ dedi ki:
Elinde altın tepsi
Üstünde yaprak dolu
İşte dedi insanın hali
Sunduğum bu yapraklar
Elinizde olacak
Yapraktaki mühürü
Bilenler okuyacak

14/10/1993
Bu meydan;
Alanların, bilenlerin
Soranların, sevenlerin meydanıdır
Bu meydan;
Elden taşı, haramdam aşı atanların
meydanıdır
Bu meydan;
Aman diyen her eli tutan
Dost kervanına katan erenlerin
meydanıdır

14/10/1993
Dostum düşmanım deme
Sen seni dost bil
Öylece çevreni dost gör
Sen kendine düşmansan
Çevren de düşman olur
Ne sendeki savaş durur
Ne çevren huzur bulur

15/10/1993
İlk gördüğüm anam yüzü
İlk duyduğum anam sözü
Sana bakan onun gözü
Dedim ki;
Ya baban?
Dedi; kanım o, canım o
Yolumda dermanım o
Kaderime fermanım o
Onu öyle bildiğim
İkisini birlediğim
Rabb'imin emrindendir
Rabb'imin rızasıdır

05/11/1993
İki insan iki ayrı dünyadır
Ayrı düşünüyor ise
Yüz insan bir tek dünyadır
Tekliğe yöneliyor ise
Her varlık
Tek çekirdekte buluşur
Çift yapıda söyleşir
Birbiriyle kaynaşır, bölünmez
Meyve misali dilinmez

11/11/1993
KOMUTAN
Elden, dilden, gönülden
Aldığını cümleye paylaşır
Ben dedi
Benliğimi bileli
Sevenlerime böleli
Her gönülde vatan aşkı bulalı
Dost dost dedim dağlara
Dost dost dedim bağlara
Postu serdim her ocağa, her bucağa
O ocaklarda aynı ateş yanacak
O bucaklarda
Türk'ün şarkısı söylenecek
O dağlarda, ormanlarda
İslam bülbülleri ötecek
O bağlarda,
Gençlik marşları söylenecek
O gün yakındır
Rabb'imden hükümdür
O hükmü kimse bozamaz
O satırı kimse çizemez
Ne derlerse desinler
Diktiğimiz fidanları
Hiç bir el yok edemez
Fidanlar büyüdükçe
Kaygular yok olacak
Dilenen rahmet
Oluk oluk gelecek
Erlerinden selam aldık
Erlerimiz gülecek

11/11/1993
Her birimiz
Binbir Fatiha okuyalım
Her anımızı sevgi ile dokuyalım
Diyelim ki;
Gücümüze güc kat
Aczimizi affet
Eğer sana güvenirsek
Eğer sana dayanırsak
Güçlü oluruz
Kaygudan uzak kalırız
Mürşidimiz Muhammed
Rehberimiz Kur'an
Rabb'imin rahmetiyle
Yıkanırız her an
Yeter ki bilelim
Sevgi ile dolalım

25/11/1993
SARI ANA yürüdü
Adım adım sahile
Olacağı sorma dedi cahile
Kimi fistan dokutur
Kimi destan okutur
Cümle alem gözdeyken
Gördüğünü saklatır
Aç kitabın kendin oku
Gör çevreyi kendin doku
Üzümü ye bekleme sakiyi
O zaman;
Günah sevap senindir
Geçmiş olayları unutmazsan
Kinindir
Uzak dur kinden
Çare bilme zandan
Her yaratılmış umutludur sondan
Çünkü Yaratan ın sözüdür dedi
SARI ANA selamladı

25/11/1993
Binamızın çatısı
Nerden baksan görünecek
Yuvada olanların her biri
Hakk ilmini sarınacak
Hakk adına aldığımız
Hakk adına verdiğimiz her söz
Hakk'ın emrindendir

26/11/1993
Biz adına AHMED dedik
MUHAMMED hanesinde olduk
Her bir kalem adına
Onun sözüne geldik
Her birimiz bir Adem
Düzenine uyacağız
Onun ümmetiyle
Birliği bulacağız
Önce zaman sonra iman
Her an selam
Bunları ömrünün her karesine yerleştirirsen
Sen zamana değil
Zaman sana hizmet eder
İmanda şuur olmalı
İnsan her insanı
Kendi yerine koymalı
O zaman muhakeme adil olur
İnsan kendi ölçüsüyle
Kendini bulur
Ve o zaman her zerren
Yaratılmış her varlığa selamdadır

07/01/1994
Çağlar gönül pınarları
İnsan arar soruları
Hem alacak hem bilecek
Hem bildiğini verecek
Ve insan kendinde olanı görecek
O an buluşmadır
O an kavuşmadır

13/01/1994
Dün için ağlayanlar
Gün içinde gönlünü dağlayanlar
Gelende açılacak kapıyı bağlayanlardır
Her adımı ileri değil
Geriye atmaya çalışanlardır
O örtüyü kaldıralım
Bizden ayrılmayan kayguyu durduralım

07/04/1994
Her insanın varlığı
Rabb'inin eseridir
Kainatın varlığı
Rabb'imden tasarıdır
Kainat ilimdir
İnsan bilimdir
Bil kendini
Bul ilmini

07/04/1994
O'nun adı arınandadır
O'nun adı korunandadır
O'nun adı her yaratılandadır
Hem alim hem zalim
O'nun ilmini okur
O'nun bilimini dokur
Kendi yapısınca

08/04/1994
İlim; seni bağlayan
Bilim; yolda eğleyen
Yerinde buluşursan
Akan suda çağlayan olur
İnsan orada kendi emeğini bulur

08/04/1994
Biz diyen,
Rabb'im ile benliğinde olanı silsin
Ben derse; Bir'den Bir'e
Biz derse; Gönülden gönüle

08/04/1994
YESEVİ elinde âsa
Atını bağlayacak
Görüp diyen kullarından
Bilgisini soracak
Ve diyecek ki;
Bildiğin her bir kapı
Senden sana açılır
Açılan kapılardan
Selam ile geçilir
Selam her dilde söylenendir
Her gönülde peylenendir
Her yapıda beklenendir
Kaygu tasayı siler
İnsandan insana köprüyü kurar
Gerçeğini bilmek için
Aklınla verdiğin karar
Sadece seni, düşünceni yorar

30/04/1994
Yuvamız açıktır
Ocağımız yanar
Aşımız kaynar
Erlerimiz hizmet diye oynar
YESEVİ âsa ile geldi
Erlerini hazır gördü
Âsayı ehline verecek
Ama her birinize
Hizmetini tek tek soracak
Yakın olun uzak kalmayın
Sevgi dolun boş kalmayın
Dostlarına çağrıdır
Uyumayın, uyanın…

12/05/1994
ALİ dedi ki;
Elimdeki kılıç
Belimdeki kemer
Dilimdeki Hak
Her birinizde olacak
Yeter ki,
Her birinizde aynı özlemi bulacak

Selam dedik her birimiz
Divan'ı selamladık
Selamet kapısında
Adı ile korunduk

Hakim hükmünü verdi
Rahim sergiyi kurdu
Rahman cümleyi sardı

27/05/1994
Kanda ulaşan vardır
Kanda buluşan vardır
Kanın varlığında
Her zerrede çalışan vardır
Hem üretir hem tüketir
Hem sarar hem sorar
Hem sükundadır hem hiddette
Ve bilinen her sebepte

12/06/1994
YUNUS EMRE gel dedi
Bir an nefes alalım
Aldığımız nefesle
İçimizdeki zehiri verelim
Derin nefes alırsan
Hay diyesin dilince
Hak diyesin verince

31/07/1994
Sen mi beni sende
Ben mi seni bende bulacağım
O'nun düzenine uyacak
Ve diyeceğim ki;
Beni bana sorgulatır
Beni bana yargılatırsın
Sonra da bütün kainatı
Rahmetinle donatırsın
Benim çabamdan haz mı alırsın
Benim savaşımda koz mu bulursun
Hay Rabb'im Hay
Soy Rabb'im soy

26/08/1994
Her insanın kendi için çizdiği
Doğru ayrıdır
Öyle görünce deme
Benden gayrıdır
Her doğru Hakk'a gider
Her çoban kendi bildiği yoldan
Sürüsünü güder

İnsan,
Bilgisi ile, görgüsü ile, sevgisi ile insandır
İnsan,
Kendini yargılayabildiği zaman insandır
Sorgulayabildiği zaman insandır

09/09/1994
MEVLÂNA ilim dedi
İnsanın gözündedir
YUNUS bilim dedi
İnsanın özündedir
HACI BEKTAŞ olum dedi
İnsanın dizindedir

09/09/1994
Sende bende var olan bilinç
Kainata kör gelende kalmaz
Görmeyene göz olmalıyız
Bilmeyene akıl
Tutmayana el
O zaman göreceğimiz
Hatasız döl

09/09/1994
Bilenin elinden güzeli almak
Bilgisize göre hünerdir
Hüner olması için
Alınanın korunması gereklidir
Kur'anın bilinmesi için
Bilenin elinde olması gereklidir;
Kendini bilenin, kainatı bilenin
Üçünü birlersen
İnsan denen muhteşem mucizeyi tanımış olursun
Kendinle tanışmış olursun
Bütünde birliği bulursun
Güzel, güzelden güzel, en güzel
İnsanın kendi içinde
Yaşadığı evrelerdir
Dünyada yaşanan devrelerdir
Her gün yeni bir güzel tanır
Yeni bir güzelle tanışır
Yeniden güzelin tanıtımına başlarız
İşte o tanıtım
Dünü günü bizde belirler
Yarını hazırlar

09/09/1994
İnsandaki Kur'an
Kainattaki Kur'an
Elimdeki Kur'an
Her birinin her harfi
İnsan için şifredir
O şifrenin tamamı;
La ilahe illAllah Muhammedür Resulullah'dır
Her birini çözmeye
Gücümüz yetmez
Zaten çözüm
Kıyamete kadar bitmez

26/09/1994
MEVLÂNA ermek dedi;
Kendini bilmek
Cümleye vermek
Kainatı sarmaktır
YUNUS EMRE ermek dedi;
Bir'i Bir'le buluşturmak
Bir'le Bir'i cümle için çalıştırmak
Birlik için sevgisini geliştirmek
HACI BEKTAŞ ermek dedi;
Buğdayın tanesinde
Başakları saymaktır
Bir somunda
Kuşaklara oymaktır
Alemlerin içinde
Rahmetine doymaktır
MERYEM ermek dedi;
Sevgiliden ayna olmak
Sevgilinin aynasından bakmak
Her yaratılmışı dost bilip
Hakk hizmetine katmak

26/09/1994
Her haneye sofralar kuracağız
Her hanede erlerini göreceğiz
Ve dilenen meydanda
Kendi soframızı kuracağız
O sofra adımızla anılacak
Erlerimizle korunacak
Her dileyene
O sofranın aşı sunulacak
Bir meydan ki;
Resulü nün aşı pişer
Tüm erenleri güzeline şaşar
O sofrada HALİL İBRAHİM'in
Bereketi taşar

13/10/1994
Selam dedi erenleri
Has bahçeye girenleri
Has bahçenin toprağında
Eli toprağa sürenleri
Ne güzel hizmettedir
Ne güzel hizmettedir
Ne güzel hizmettedir

14/10/1994
Verilen hizmetler
Emanettir atılmaz
Keramettir satılmaz
Sevgilidendir itilmez

03/11/1994
Kendim için yaptığım hizmet
Çevremi aydınlatır
Cümle için yaptığım hizmet
Kainatı aydınlatır

18/11/1994
Her insan kendi bünyesinde
Alemlerle yarışır
Alemlerle barışır
İlimlerle savaşır
Gerçek ilim;
Kendini bilmesidir
Kendinde olanı bulmasıdır
Ve kâinat ile dolmasıdır

08/12/1994
Dünün, günün, yarının sayfası bir midir?
Bugünden yarını okumak zor mudur?
Hem açarsın hem bakarsın
Hem okursun ama
Bugünü bugün, yarını yarın anlarsın, dedi

devamı ÇARPICI PARAGRAFLAR-2

Sohbetler

Derlemeler

Çarpıcı Paragraflar 1968-2017 yılları arasında
© Sabahat AKŞIRAY tarafından alınan sohbetlerden
  elde mevcut olanlara göre derlenmiştir