|
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Doğduk öleceğiz
Gülüp ağlayacağız
Çevremizle kaynaşıp
Rabb’in emrini yerine getirecek
Kayguyu tasayı bitirecek
Allah’ın verdiği her nimeti paylaşacağız
Doğanın değişik açlıkları vardır
Kimi karnı açtır
Kimi sevgiye muhtaçtır
Kimi yolu bulamaz
Kimi kendini bilemez
İman sahiplerine düşen
Muhtaç olduğunu
Muhtaç olana vermektir
Yaratılmış her zerreyi ayırmadan
Sevmek, sevmek, sevmektir…
Ne düşler var çözülmemiş
Ne dertler var çizilmemiş
Ne yollar var görülmemiş
Biliyoruz, seviyoruz
Yıllardır sizleri
Kuran’ın çiçekleri ile besliyoruz,dedi
MEVLANA sözü aldı:
Yüzyıllardır
yazıyoruz
Bilmeyene bildiriyor
Görmeyene gösteriyoruz
Görevlerimizi Allah dostlarıyla paylaşıyoruz
Paylaşmalısınız…
Günümde
yazdığım “Mesnevi”
Gününüzde yazılan “Gönüller Birliği”
Kuran’ın çiçekleridir
Ağaç ve meyveleri Kuran’dır(Tuğba ağacının)
Gerçeği budur
O meyveyi tadabilen sizlerin yolu
Bizlerce açılır
Alabilecek olan bizlerce seçilir
O ağacın meyvesini
Sizlerin elinden tadanlara selam olsun
Her gönül muradına ersin
Her zaman yanında, yardımındayız
Allah’ıma emanet olasınız
Rabb’in rahmetini üzerinizde bilesiniz
Lailahe illallah Muhammeden Resulullah (22/01/2007)
ÇEŞMEYİ AÇ, AKAN SU İLE KONUŞ, GÖNLÜNDE OLANI BİLDİR,
GÖRECEKSİN, GÖNÜLDEN CEVABINI ALACAKSIN. (01/07/1983)
|
Çiçekler renk renk açtı bizim bahçelerimizde
Çimenler yeşillendi bilgi bohçalarımızda
Mevlana dedi ki;
Açın artık bohçaları, kim dilerse gösterelim
Bilgimizi, görgümüzü yapraklara bastıralım. (25/11/1988)
|
Görgü şekildir, bilgi öz
Yaprağı ezmeden,
Dalını çizmeden sevelim, okşayalım
Gören ne der? demeyelim
Niyaz öylece oluşur,
Özün Öz ile buluşur.
Niyaz edelim denir;
Senin ile, benim ile bir olduk,
Bizi bulduk, öze öyle vardık.
Niyaz; Gönülden geldiğince olur,
Dilden döküldüğünce kalır,
Kulu gönlünü açtığı kadar alır.
Allah’ım mutlu kılsın. (19/10/1981)
Allah’ı tanı ki, aldığın dersler
seni de çağırsın bu alemine.
Orası gelip geçici, yaşayan alem burasıdır
Allah sizlere çok büyük bir alem verdi
Alemleri yaratan, size nimetler verdi
İnsanları yaşatan;
Size ağaçlar verdi, sebzeler verdi, sular verdi
Size havalar verdi yaşatmak için
Sizden istediği ne? O’nu tanımak
Çok mu bu? O’na şükretmek
Aldığınıza çok mu bu?
Vermek çok, almak yok. İyi mi?
Allah’ım ver…
Allah’ın yolu açık
Allah’a giden yolu bul!
Allah’tan gelir her şey
Allah’tan gelir her şey
Allah’tan gelir her şey
Allah’ı tanı ki, geleni bilesin
Allah’ı tanı ki, geleni yiyesin
Allah’ı tanı ki, geleni açasın
Allah yaratan
Allah yaşatan
Allah’tan başka Tanrı yoktur
Allah’a eş yoktur
Allah’a kardeş yoktur
Allah hepimizindir, hepinizindir
Allah O’nu bilenindir
Allah O’nu tanıyanındır
Allah O’nu sevenindir.
Allah’a bağlan ki ferah bulasın
Allah’tan geleni tanıyasın. (03/09/1968)
O’nun yolunda olmak, halince hallenmektir; sadece Ad’ını dilde gezdirmek
değil! (04/08/1973)
Allah’ın kelamı,
Peygamber’in selamı;
Allah, Allah, Allah, şefaat ya Resulullah.
Uludan şevk, Peygamberden şefaat dileyerek yakaralım. (07/01/1969)
Şefaat Ya Resulullah’ım, de
yakar Allah’ına
Ne güzeldir O’nun nurunu, Ad’ını anmak, O’na yaklaşmak. (19/04/1969)
O’ndan dilersin, “dileğimi versin” dersin. Senin dileğin aslında, O’nun
sana vermek istediğidir. Olmayan dilek? dersen; her zaman derim,
olmayacak dilekte bulunmayın. Kurulu düzene karşı çıkayım, düzende
ben yer alayım, yıldızlara uçayım.. dersen, olamayacak dilekte bulunmuş
olursun. Yetmeyeni yettireyim, Allah’ımdan daha çok isteyeyim.. dersen,
verir. Çünkü, kendi dileğidir…
Kulunu şaşırtan şudur: İstemesini bilmeyen kulunu, bildirinceye kadar
aratır. Dilekler olur. Olmayanı asla görülmez. Yalnız; oluşta kulu
şaşırtan şudur: Bazen anında olur, bazen vadeli gelir. Kulun zamanınca
bazen hiç olmaz. Hiç olmayan yoktur.. Ne var ki, verildiği yer
değişiktir. Yani, alemi değiştikte olduğu görülür. Kul düşünür, hayal
eder; Öyle güçlü olayım ki, önüme geleni vurayım, döveyim.. Niyaza değil
de, hırsa girer. Bu olay; dilek , yani niyaz değildir! Beklemek, şöyle
şuur ile olursa… Allah’ım kulunun kaderini çizer, dileğini dahi ona
verir. O’ndan gelenin hayır olduğunu bildikte, bu raddeye geldikte;
istekler yerini “O’ndan gelene uyuşa” bırakır. Madem ki, O beni benden
çok düşünür; benin düğümümü O çözer, kaderimi O çizer… Benim O’ndan
isteyecek neyim kalır? O’na verecek aklım mı var? Dilekler, bu raddeye
gelmeyenlerdedir. Dileğini dahi Allah’ım dedirtir. Bu raddeye gelenlerin
dileği O’ndandır. Usanmayan O’dur, şikayet etmeyen O’dur (11/12/1972)
Sizden buradakilerin tek dileği
Yasin’dir, Kuran’dır.
Onunla onları anın. (15/02/1969)
Sizlerden dualarınızı bekleyenleri unutmayın!.. (19/02/1969)
Allah’ın dileği olmamış
kullarına mükafatı, bu alemdedir. (02/03/1969)
Gününe gül de başla, gönlünü aç
da başla; günün hayırlı olur, yolun açık olur. (05/03/1969)
Ayet-el Kürsi’nin maksadı odur;
kötü kul ve ruhtan korur,
Allah koruyucu gönderir. (19/04/1969)
Hastayı, daha önce dedim; dualara yer verilsin, Allah’ıma havale edilsin
Okunsun.., Ayet-el Kürsi okunsun, candan dilensin, günün açılışı
görülsün
Sunduğum gibidir, teselli değil. Hastalık dualarla kapana tıkanır.
Demeyin; Eski yol.., dua ile mi geçer? İlacı bol
Ya ilacı yerinde verilmezse, hastalık teşhis edilmezse? Bul ilacını da
ver.
Allah’ına sığın, öyle yat; duanı ihmal etme, Ayet-el Kürsi okumadan
yatma. (25/02/1971)
Olaylar sizi ürkütmesin, yuvanızda Ayet-el Kürsi okunsun.
Ayet-el Kürsi okunan yuvaya, kötü; ne kul, ne de ruh girer. Gelene
Allah’ım izin vermez. (02/08/1971)
(Evladının olumsuz davranışlarına teselli arayan bir can için;)
Ona bol/bol Ayet/el Kürsi okuyunuz. Besmele/i Şerif okuyunuz, üzerine
üfleyiniz. Müsterih olasınız,
niyaz ile hayır olduğunu göresiniz. (09/03/1973)
Allah’ım, dileğim sana malum
Sen bilirsin, yolumu Sen çizersin.
Çizdiğin yolun kimseye zararı olmasın
Yolundan kimseyi alıkoymasın
Allah’ım, dileği olanların dileğini
Yol dileyenlerin yolunu ver, bana da ver Allah’ım. (19/04/1969)
Onun okunması çok sevaptır
Okunması; yalnız sırası ile, baştan sona kadar okunup bitmesi;
Okuyuncaya kadar dünya kelamı edilmemesi lazımdır.
Allah’ın anıldığı büyük ve güzel isimlerdir.
Allah’ımdan gelen adın, Yüce’den gelen yudumdur dedik,
söyledik.(19/04/1969)
Peygamber’imizin anası;
Yasin okuyup gönderdiğin mümin gönüllü.
O’na duanı gönder, dumanını dağıtması için yardım dile;
Duan kabul olunur, dumanın dağılır. (../../1969)
Sıkıldığın dumana boğulduğun
gün;
Allah’ı an, tesbihini eline al, duanı et.
'La Havle' çek; Kuruntun gider, manin ortadan kalkar. (23/08/1969)
'La havle vela kuvvete illa
billahil aliyyil azim';
Allah’ım, verdiğin kuvvetine sığınırım, yüceliğine güvenirim.
Allah’ımın yüce katı, O’ndan gelen kuvveti, O’nun yoluna sarfedeyim.
(24/01/1970)
Elini eline ver, derdinin üzerine kumunu ser.
Ne demektir? dersen; derdinin çaresini gömersen, bulursun
Yani silkip at, gitmiyor deme; dilediğin an gidecek
Kuvveti ona değil, kendi gücüne ayır
Ben kuvvetliyim de, o benden kuvvetli deme; senden kuvvetli olamaz
Senden kuvvetli olsa; sana söz vermez, sözünü tutar
Kuvvetim Allah’ımdan de, Allah’ına sığın
'La Havle vela Kuvvete illa Billahil Aliyyilaziym' demektir ki;
Allah’ım senin yüceliğine erişmeye çalışan gafilden sana sığınırım.
(08/07/1970) La Havle dedikte,
Allah’ıma sığındıkta, zındık diyen kullar da , yolunu aslan gücünde
görür, öyle yürür.
Zındık; Allah’a ve ahirete inanmayan
Demek değildir ki, aslan misali saldırır.
Allah’ımın Ad’ında kendini aslan gibi görür, kuldan korkuyu siler.
Korkuyu silmek, nefsi yenmektir.
Yumuşaklık; Allah’ımdan gelene eyvallah demektir. (01/09/1972)
Günün dengi bir olmaz, günü güne
uymaz
Sevindiğinde şükür, üzgün günde hamd.
Hamd ki, daha kötü değil..
Dert demeyen? dersin, derdini dökersin
Kime ? Kul sana ne etsin?
Allah’a et ki, derdinin dermanını versin, maniyi kaldırsın, maniye yol
açsın. (06/12/1969)
Yalan dünya demeyin, gününüzü yaşayın.
Allah yarattı, sizlere verdi; nasibinizi alın, yalnız şükretmesini
bilin.. (../../1970)
Verilene şükür etmek, Allah’ını sevmektir.
Amade olmak, niyaza durmakla değil; yolunda gitmek, kötüden uzak
durmaktır. (09/05/1970)
Şükür arttırır, eksiltmez. (17/06/1971)
Nimet, verilendir.
Mümin olan, her verilene şükür der, daha az alanı düşünür
Daha çok alana baktın mı huzurun kaçar
Huzursuzluk, olmayanı aramaktandır
Olana şükür et ki, çevresi genişlesin. (19/06/1971)
Allah’ım, her kulunu nasiplendirir.
Mümin kul bilir, şükür der, duacı olur. Dönük kul uyur, şikayetçi olur.
(20/05/1971)
Şükrünüz ahiretinizi aydınlatsın. (25/06/1972)
Allah’ım demeyen, yolunu dilemeyen, kulunu bilmeyen; Yaratan’ım diye
şükür etmeyendir. (25/12/1972)
Azına kanaat, çoğuna şükretmek gerekir. Kanaat elbet şükrün ötesindedir.
(07/08/1973)
Lütfundan sorgumuz yok, gelenden kaygumuz yok. O’nun vereceğinden
şüphemiz yok. “Elhamdülillah” diyelim, her gelene şükredelim.
Aşmadığımız dağ, aşılmayacaklardan değildir. Öyleyse; aşmadığımız ,
yüksekliğinden değildir. Nehire köprü kurarsan, geçilmeyeceği geçmiş
olursun. (02/10/1973)
Duanın büyüğünü kullan;
Duanın büyüğü hangisidir? diye sorana sözüm; Allah’ın Adı
Büyüklüğünü bilerek, Varlığını duyarak okumaktır makbul olan.
(15/11/1969)
Okuyun, Allah’tan dileyin
Demeyin; Yazılan bozulmaz.
Yazıyı sen bozamazsın, yeniden yazamazsın
Amma; Yazan bozar da, çizer de
Yeter ki, Allah’ına yönelesin, dilemesini bilesin. Amin. (../02/1970)
Duanın kula zararı mı olur?
Mezardan geçerken okunur; ruhlar etrafa toplanır, senin koruyucun olur.
Sudan geçerken oku, sana yol verir.
Dağdan geçerken oku;
Oku, kötüyü çevirir. (../02/1970)
Her işe başlarken; Allah’ımın
adıyla başlarsan, yanlıştan dönersin. (10/03/1970)
Ben Allah’ın mümin kuluyum,
Her dileğim olmalı,
Allah’ım beni duymalı diyen, kökten yanılır
Allah’ım duyar, kulunu görür, münasip olanı verir
Mümin kul, dünyada el üstünde midir?
Huzurun manası, hiçbir düğüm olmayışı mıdır?
Yunus’a göre huzur; Allah’ına şüphesiz inanmaktır,
Olan düğümü hayır diye çözmektir, elbet hayırdır
Hayır olmasa Allah’ım o düğümü oraya atmaz, kulu derde katmaz
Mümin kulun yaptığı ona hayır diye inanmak, sabırla çözmek
Huzurun dileğin olunca, gelecek mi?
Huzuru kul yaratır.
Ulu kul dersin, ulu kulun düğümü yok mudur? (11/04/1970)
Duanın güzeli şudur; 'Allah’ımın sevgili kulu olasın' (11/04/1970)
Boş dua edilmez, Yüce’den izin verilmez. (26/06/1970) Geldim, döneceğim,
Aşkına yanacağım,
Pervane olacağım
kabul edersen beni
Nurunla parlayacağım Allah’ım deyin, gönülden söyleyin.
Yolumuz kendimizin değil, Allah’ımızın
Gönlümüz bizim değil, Allah’ımızın
Canımız; durmaktan ziyade koşmakta, yüce katına varmakta. (29/06/1970)
Ya Allah, Ya Muhammet, Allah, şefaat Ya Resulullah. (16/09/1970)
Duaların varışa olsun, görüşe değil. (25/09/1970)
Duaya yönelen, yöneldiği yönden alır
Yolda giderken, rüzgar eserken;
Saçını-eteğini uçurursa, ne yaparsın? Estiği yöne gidersin
Dualar da olayı yönüne alır. (25/10/1970)
Teşekkür madde için olur; mana için, dua gereklidir. (08/04/1971)
Dualar anında Allah’ıma, Allah’ımdan ulunun makamına gider..
(25/04/1971)
Olmuşsa duaların, olandır; olan yazılandır.
Etmiş isen duanı, bilesin nasibindir.
Olmayacağın duasını Allah’ım nasip etmez. (10/10/1971)
Can-ı gönülden edilen duanın şüphesi olmaz. (10/10/1971)
Hz. OMAR der ki;
Allah’ım öyle Yüce ki, kulunun her duasına bakar
Ne var ki, alsın gitsin, ne hali varsa görsün demez, kuluna hayır olanı
verir. (22/10/1971)
Her dua Allah’ımın kabulüdür. Eğer, kuluna hayır ise.
Kul, kulunun kahrını diliyorsa; duanın kabulü demek yersizdir
Hayıra niyet, hayıra alamettir.
Niyazını yalın dilince de yapabilirsin.
Dayandığın Allah’ın, senin duanı gönlünden geçerken alır; Diline ne
kalır? (03/02/1972) Gömülü olana
duanı verirsin de, neden dünya kulundan esirgersin? (16/06/1972)
Duamızı verelim, gecemizi kutlayalım
Günümüz gelen günlere hayır ile bağlansın
Ol diyenden her kula şefaatçi Resulü olsun
Doğuşta O’ndan olduğumuzu bilelim
Göçte O’nun himmetine sığınalım
Allah’ımın huzuruna O’nun safında varalım
O’nu dünya günümüzde analım ki,
Varışta O’nunla beraber olabilelim
Unumuz elendikte, eleğin üstünde kalıp atılandan olmayalım
Hep bir olalım, yeter ki O’nu bulalım!
Allah’ım dedik, cümlemiz Bir olduk
Mümin kul denildikte, bize de nasip kıl dedik
Elimizi açtık, Allah’ım Ad’ına duacı olduk. Amin. (10/08/1972)
Dualar gönüllerde olmalı, beden ibadete uymalı. (29/09/1972)
Gecemiz kutlu olsun, cümleyi mutlu etsin. Bilenle bilmeyenin günahları
af olsun.
Şefaat dilendikte, umduğunuz sizleri bulsun. Gülün dillerine, men
dilleriniz takılsın.
Yaratan, yarattığı kulları kıyamete derlesin, cümlesi ile bir olsun.
Amin. (29/10/972)
Her adımda Ad’ını zikredesiniz. (04/08/1973)
Allah’ım kulunu isyandan
korusun!
İsyan kulu; korktuğuna, kaçtığına uğratır. (29/03/1970)
İsyan, tövbeye ençok müsait olan bir histir.
İsyan etmemek, tövbeden daha önce düşünülmeli.
Yunus’um der ki;
İsyanın getirdiğini, bin tövbe götürmez,
İsyanın akıttığını, şelale aksa temizlemez. (29/03/1970)
Yunus’um geldim, bir yuva gördüm
Yuvanın damında saç yok, akıntısı çok
Yuvanın içinde aş yok, acı çok
Kullar oturmuş; Allah’ım demiş, yanmış yakılmış
Terk ettin bizi, yavrularımızı, Yüce’liğine sığar mı?
Yumağını sardıkça, Allah’ımı andıkça, şikayete yol yok dedim
Danıştım dünkü hallerini, sordum;
Dendi ki; Aşı da vardı, işi de vardı
Yalnız Allah’ına şükrü yok idi
Olanı beğenmez, yuvada hoş durmaz, yavrusuna Hak yedirmez.
Şükürden geçmeyin, şüpheye düşmeyin. (29/03/1970)
Hayatta 'Ben' diyen değil,
'Cümle' diyen kazanır. (30/03/1970)
Olmuş kulun duasıdır cümlesini düşünmek. (22/06/1970)
Eğer kendine dünyada bir yer hazırlamak istiyorsan; 'Cümle' diyeceksin.
Sevmezsen, 'Cümle' diyemezsin.
Sen cümleyi düşünürsen, cümlenin Yaratan’ı da seni düşünür. (01/06/1971)
Dileyen kendi için dileğini alamazsa, cümle için dilesin.
Cümlenin aldığından, sen de nasip alırsın.
Yalnız bana diyenin nasibi kıt olur. (22/08/1971)
Cümlenin aldığında, senin verdiğin de vardır Cümlenin sardığında, senin
sevdiğin de vardır Allah’ım
her olayı düzeninde verir Cümlenin kahrından sildiği Dünyaya “hayır”
diye verdiği Seni de sevindirsin… (16/03/1973)
Tövbekar ol ki, muradına eresin.
Bilerek, bilmeyerek; duyarak, yanılarak kendimi hırsa verdim, canıma
cefa ettim
Güzel bildim yanıldım, doğruyu öğrendim ayıldım
Affına varmak için, yüce katını diledim
Acizane yalvardım, büyüklüğüne güvendim
Çevirmezsin, inandım Allah’ım de; gece ve sabah üç kere oku, duacı ol
Göreceksin, duyacaksın, dünya hırsından sıyrılacaksın. (30/06/1970)
Dünya nimetiyle, rahatıyla ölçme mertebeni
İmtihana layık görülmek de lütuftur. (30/06/1970)
Allah’a sığınıp yaptığın işten
korku duyma
Zaten hayır olmayan işi, kendine sığınan kuldan uzak tutar
Onun için, sizce en basit iş için dahi Allah’ınıza sığının. (08/07/1970)
Olaylar gelir hep beni bulur demeyin
Hep; İyideyim, gelen de iyidir;
Niyetime uysa da uymasa da, Allah’ımın emridir derseniz, olayı çabuk
atlatırsınız
Olayı beklerseniz, derdinizi uzatırsınız. Bekleyiş ve oluş uzatır.
(08/07/1970)
Yol bilenin, 'Allah’ım' diyenindir.
Sevginiz oldukça, gönlünüz doldukça, kainatı sardıkça
Kimden korkalım Allah’ıma sığındıkça? (15/05/1972)
Sabır al EYYÜB’den. Onu
Allah’tan dile versin.
MUHAMMED Aleyhisselam’ın yakını EYYÜB SULTAN’dır. (07/04/1969)
Derdim deme, dert değil,
Ömürden atılan çöp değil,
Düğüm yumakta yok değil.
Ağlamak, gülmeyi kıymetlendirir
Dayanmak, sırtını kuvvetlendirir
Allah’a dayan ki, sırtın kuvvetli olsun.
Olasın O’na kul, dünya okul, okuyup geç. (27/04/1969) Dünya derdine kapılmayın, sonunu
bekleyin;
Hayır olur, kul görür, görünce sevinir.(13/01/1970)
Dünya gailesini dert etme
Kendini bu alemin günlük olayına katma
Gün güne uymaz, dert gelir gitmez, derde kucak açma
Dertten maksat; Beden yoksunluğu
Hasta olan yeri var mı sayarsın?
Altından köşkün olsa, gümüşten tasın olsa,
Dertli bir başın olsa mı iyidir? (22/06/1970)
Allah’ım kuluna ömür boyunca darlık vermez, kulun dünya sevgisini
silmez.
Hep dertliyim diyen yanılır, darlığı kendi uydurur. (07/08/1971)
Kambur dert eder, sırtında yük var diye
Gönlünde yükü olmasın kulun
Dünya kısa, gün gelir geçer; kul nasıl olsa göçer
Kambur dünyada kalır, gönül ahireti seçer
Onun için; dünyada niyetine uymayanı, dert etme. (31/12/1971)
Allah’ım o kadar yüce ki; kulunun her niyetinin karşısına, onu uyaracak
olaylar yaratır.
Kul vardır uyanır; kul vardır, 'Allah’ım cefayı reva görür' der,
büsbütün gömülür. (27/01/1972)
Yıkık kulübem, yamalı fistanıma eklendi;
Destanıma.., eşeğimin ölümü..
Ne olur bundan sonra, kulunun dünyada durumu?
Derdinden sıyrılasın, Allah’ımı bilesin
Eşeğin gitti ise, atını bekleyesin,
Kulüben yandı ise, sarayını bulasın
Bu mudur, bunca derdin?
Gününü karanlığa verdin?
Elinden, kolundan, başından, ayağından eksiğin var mı?. (27/01/1972)
Kaderin verişine, yolunu bilişin çözüm olur. Allah’ım niyetini yuvanda
verir, geçici olduğu görülür.
Duvar sağlam, sıva düşmüş. Sıvanın tamiri kolay olur. Sıva toplanır, yol
açılır, duvar yine sıvanır;
Neyi dert edersin? (16/02/1972)
Dert denen nedir? Dört köşe duvar, bir kase çorbanın yokluğu mu?
Dert edinirsin… Sarayda da olur, tahtta oturanı da bulur. (15/04/1972)
Dert olmayanı dert etmek, noktaya varılanda pişman olmaktır.
Niye pişman olunur? Elbet dert etmeye
Uymuyor dediğine, sen uy! Allah’ımın yazdığı bozulmaz.
Koşuda kazanan, zorluğu çekse de; neticeye sevinç ile bakar
Tabii, en çok gayret gösteren başa geçer. (18/04/1972)
Dökülene değil, yeniden filiz verene bak! Dökülen kaldı, yazılan değil.
(18/04/1972)
Gününü almayana dert etmek, olmamış meyveyi ağacın altında beklemeye
benzer. (12/6/972)
Derde deva dileyen; Allah’ım, Sen’den geleni Sen alırsın, sebebini Sen
halk edersin” desin, ilacını içmiş olur.
Kaderine isyan edenin devası var mı?” dersen, Allah’ımın verdiğine
itiraz eden;
Neden “Allah’ım” dediği gününün , döndüğünü görür?
Ne var ki, dönüşe yine itiraz eder. Çünkü; sevmemeyi, beğenmemeyi
bedenine mal etmiş. (19/07/1972)
Allah’ımdan her gelene, mümin kul gönül koymaz. Dert; Allah’ımdan değil,
kulun kuruntusundandır.
Eğer bacanı açtı isen, dumandan boğulur muyum? deme. (22/09/1972)
Çilenin mana ile ilgisi, yoldan çıkmış kulunadır. Yolunda isen; “O’ndan
hayır olmayan gelmez!” dersin. Vazifenin verdiği huzur, kulunun gönlünü
hayır eder. (16/03/1973)
Dertliye derdini sorsan, ancak dert dediği gün ağlar. Geçtiği zaman
ağladığına güler. Demek ki her olay anında yaşanır. Allah’ıma öyle sığın
ki; damında duman kavursalar, başına taş savursalar; Dost olsun gelsin,
seni korusun. Allah’ıma emanet olasınız, O’nu gönülde bilesiniz.
(18/08/1973) Ne dert dedik, ne
gam ettik. HAK verdi, hayır olanı gördü. “Beni seven O, gönlümü gören O”
dersin, sırtını O’na dayarsın. (18/08/1973)
Gülenle gülmeyen bir olmaz. Ağlayan gülene vermez. Gülene sorarsan,
ağlayana hak saymaz. Dert senin değildir, çünkü Yüce’den gelmez. Olaylar
nedir? dersen, kulun kuruntusu. (31/08/1973)
Derdim çok deme! Dert yolunu bilmeyenindir. (04/11/1973)
Derdine düşen, anmadan bulmaz. Öyle ise düştüğün dert sana O’nu
buldurur, buluşta selameti gördürür. (17/11/1973)
Darda olan gönül, derdi ortak alır. “Dert” dediğin dahi, sahibi
Allah’ımdır.! Selameti bulmayan su var mıdır? Öyle ise dert niye? Çölde
olan da, dağda kalan da deryaya kavuşur. “Seveni sever” dersiniz;
Allah’ım Ad’ına hüküm koyarsınız. O; seveni de, sevmeyeni de sever.
Seven/ sevdiği için , O’nu yakın bilir. Sevmeyen, kendi O’ndan uzak
kalır. Sevgisinden kayguya düşülmesin. (17/11/1973)
Ölüm yok, göç var
Arandığı yere elbet gelir
Çünkü Allah’ına varan, dünyadan göçen; anıldığı, arandığı yere gelir,
her olaya şahit olur.
Olaylara üzüntüleri şöyle olur;
Dünya derdine kapılıp, ahireti unutan yakınlarına üzülürler.
(../03/1970)
Ne kul, kulun ömrünü kısaltır; ne ölümüne sebep olur, eceli gelen ölür.
(24/02/1971)
Kul, misafir olduğunu bilse; dünyada bağı olmaz.
Misal vereyim; misafir gittiğiniz yuvada, yayılıp dökülür müsünüz? Her
odaya yerleşir misiniz?
Kul için dünya öyledir. Gelen göçer 'Göç' vardır, 'Ölüm' değil
(08/04/1971)
Ölüme ne kadar çare aransa da; doğum azalacak, ölüm çoğalacak.
(08/04/1971)
Bedene ölüm gelir, gönüle asla. (09/07/1971)
Korkuyu siliniz. Ölümü özleyiniz, özleyiniz ki, varışı bulasınız. Çünkü,
özleyiş aşkınadır.
Dünya kuluna olan aşkından deliye dönersin,
Ya O’nun aşkını; Nuruna varmayı nasıl özlemezsin?.
Huzuru aradığım zaman, ölümü düşünüp O’na varışı hayal ederdim.
(14/09/1971) Göçün ne erkeni, ne
de geç kalanı yoktur. Onun için; ölümden sakınmak için tedbir yersizdir.
Kafesten kurtulduğum anı, andaki heyecanı kula verebilseydim; zerresini
vermez, nurunu harcamazdı.
Doğuş öyle bir an ki; Yaşamayı öğrenmek, işte o anda bilinir. Var
olmanın çözümü o anda görülür.
Doğuş, dünyanın dönüş kapısı. Dünyayı dumana boğan, kulun gafletidir.
(14/01/1972)
Göç; Düğümü çözüş. (16/01/1972)
Ölüm korkusuna düşenin, korkudan öleceğine inanmak; yazılanın
bozulduğunu sanmaktır.
Günü gelmeyen; ne korku ile, ne kargı ile göçmez. (19/04/1972)
Göçün en güzelini gördüm, göçte her kulda huzur buldum.
Göç korkusu duyanlara, yolum uzasın diyenlere sözüm;
Elbet, dünyada oldu özüm. (08/06/1972)
Cümle kulunun aradığı nedir? Zat’ında olmuşu görmek.
Kulluğunu bildin mi? Olaylara eyvallah dedin mi?
Göçünde yokuş arama. (27/07/1972)
Göçün en uygununu arayan yanılır.
Her göç, Allah’ımın emri ile olur.
Göçünde Allah’ımı bulan kul, mertebesini anda alır
Eğer göçün yazıldı ise, seni tutan kim?
Olmasa gitmezdi, eceli bulmazdı demek yersiz. (27/07/1972)
Ölen ölecektir, değişmez kaide budur.
Günahkar mıydı, böyle ölüm layık görüldü? demeyin, ölümde kulun ölçüsünü
vermeyin.
Allah’ım, O’na gelen kuluna, yolunda olanları kolaylasın diye yardımcı
gönderir. (27/08/1972)
Toprak alan uyar mı? Almasan dünya kayar mı? Kul dünyaya kök salar mı?
Gelen göçeni bilmez, göçen dünyada kalmaz.
Göçende, dünyada bıraktıklarına yanmaz
Ne var ki, göçmeden, alacağını vereceğini bilmez
Dünyaya kök salmadık, toprak deyip almadık
Sahibini tanıdık, mülkün senindir dedik
Ben O’nun oldukça, dünyayı bizim bildik
Dünya, dünyanındır; kulun hanıdır
Gelene göçene han misali barınak olur
Yolunu bilen yürür, sonuna varır
Yolunu bilmeyen, şaşırır kalır (15/9/972)
Ölüm yok. Varlık darlığa girmez. Varlık, varlıktan ayrılmaz. Varlığa
katılan, varlıktan çözülmez. Onun için, dünyaya tekrar tekrar geliş
olamaz. (28/09/1972)
Güçlük gidende değil, gitmeye hazır olmayandadır..(11/10/1972)
Hastalıkta ölümü aramayın. Ölüm geldikte, dünyayı sildikte, hastayı
iyiyi aramaz. Kaydı silineni bulur.
Niyeti kurmanı beklemez, niyeti bozanda da gelmez. Arap yolunda durmaz,
Azrail’den güzel melek olmaz,
Gidenden şikayet gelmez. O’nun huzuruna varan, dönmeyi düşünmez. O hata,
sadece dünya gününde olur.
Gidişte, hürriyeti buluş vardır. Her kul, kuş olsam uçabilsem der,
göçünde bu dileğini olmuş görür. (13/10/972)
Hz. Osman der ki;
Göçte elem edilmez gönül ile bulana olmayan sorulmaz.
Konuk olan her kul gidişe uymalı, gelene 'Eyvallah' demeli.
Gamdan bakma, candan geçme, Canan’ın vergisinden kaçma. Çünkü kaçmak
yersiz.
Oyalanmadık düzende, yersizlik görülmez. (29/10/972)
Madem ki gidişi biliriz, gidişe hazır olmalıyız. (16/10/973)
ADEM’den ömür,
MERYEM’den sabır,
OMAR’dan adalet,
EBUBEKİR’den sahavet dileyin. (16/05/1971)
Allah’ım bana, benden sana kuvvet;
ALİ’den bana, benden sana cesaret;
OMAR’dan sana, senden cümleye adalet.Amin. (24/03/1970)
Kulunum, verdiğine şükür
Kulunum, sevdiğine şükür
Hataya düştüğümde, sana sığınır, senden yardım dilerim Allah’ım
Eşsiz Yaratan, bildiğini öğreten, gördüğünü yönelten,
Geceleri aydınlatan, yerden-gökten, kendinden kendine, dönen-döndüren
Allah’ım!
Sen’inle Sen’i bulduk, Sen’inle Sen’de olduk, Senin ile Sana gelelim,
Her bir zerrede Sen’i bilelim.Amin.
Münasip yolun açılışı, niyazının kabulüne kadardır.
Allah’ım ona kulluk eden kulunu sever, yoluna yardımcı verir.
(04/09/1970)
Niyaz edersen gönülden;
Amaya şüphe etme, niyazım boş oldu deme
Allah’ım olmayacağın duasını ettirmez.
Adak sona bırakılmaz
Meyveyi yemek için, ermesini beklersin;
Niyazının olması için niye sabır göstermezsin? (04/09/1970)
Gayenin oluşu, niyazın edilişine göredir.
Denmesin, niyaza ne hacet?
Allah’ım görsün.., görür elbet
Allah’ım dileyene verir
Dilemeyene; danışıp da sorana, sorulsun, yolu öğrenilsin diye verir.
(18/09/1970)
Niyazın, yolunu açar, seni hergün bir adım öteye iter
Ne var ki niyaz, gönülden geldiği gibi edilir
Anda gönülden ne geçirirsen, o duayı coşarak okursun
Allah, Allah, Allah, şefaat ya Resulallah diyesin,
Allah’ımın yüceliğine niyaz ile varasın. (24/09/1970)
Yer yerinde, gönül kafesinde durdukça, el açmakla yetinirsin
Yerden göğe çıkanda, gönül kafesten uçanda, umduğunu bulasın
Onun için, yer yerinde iken, elini Yüce’ye açasın
Bulduk, bulmanızı diledik. (25/09/1970)
Niyazlarla niyet yol bulur. (16/06/1970)
Dağlanan gönül Allah’ına yönelir. (19/06/1970)
Duanın zararlısı görülmüş mü?
Yersiz dersen, yanılırsın. Allah’ına sığın, seni yanlıştan korur.
(22/06/1970)
Niyazlarla avunmak olmaz. Niyaz..
Yumak yumuşak; niyaz da Yüce için olursa, avuntu değil, varmaya merdiven
olur
Merdiven dayamayan ne ile çıkar? (19/10/1970)
Yürekten dileyin, Allah’ım deyin
Doldur, yarıda bırakma, taşır, döktürme, danıştım, şaşırtma,diledim,
duamı çevirme
Dileyene verirsin, danışanı görürsün
Dumanım yok, imanım çok, daraltma, bunaltma. (24/05/1970)
Aşkımın sargısı, kainatın üç dolayıdır
Kainat aşkınızı oldursun, nefsinizi soldursun, benliğinizi kaldırsın
Allah dedikte, yangına düşürsün.(04/08/1972)
Cumayı dileyen, niyazını dileğince yapmalı.
Unutulmasın, niyaz teraziye konmaz, ne ölçüde yapalım? denmez.
Gönlünü besledikçe, niyaza el açarsın. (28/10/972)
Kul, niyeti ile bulur. Yumuşak olan her kulun okuması, Allah’ımın
Emri’dir! Her yolu gidişe götüren, her kapıyı açan niyazdır.
Unutmayınız! (09/03/1973)
Niyazın olduğu yer, kainatın durduğu yerdir. Ne kilise, ne de cami.
Gönül ile yöneldiğin yerdir. (27/07/1973)
Allah’ım, kulunun niyazına uygun yolu verir; çünkü olmayanın niyazını,
kuluna sanılmasın ettirir. (04/11/1973)
Niyaza her kulu doysun, aşk ile dolsun. (27/06/1980)
Bismillah diyen, Allah’ı
zikretmiş olur
Elhamdülillah diyen, Allah’a şükretmiş olur
Allahüekber diyen, Allah’ı yüceltmiş olur
La ilahe İllallah diyen, Allah’ı birlemiş olur
La Havle vela Kuvvete illa billah diyen; hem teslim olmuş, hem de
Allah’a itaat etmiş olur.
* Dünyada neyi tesbih ettiysen, ahirette onu alırsın.
Her gece onbir defa 'Ya Allah' diyesiniz, uykuya öyle giresiniz.
Her seher uyandıkta, onbir defa 'Hay Allah' diyesiniz, güne öyle
giresiniz.
Her öğün 'Elhamdülillah' diyesinz, şükrünüzü Yaratan’a bildiresiniz.
Gün hayırlı başlar, gece aydın yürür; kul her öğün şükrettikçe,
Rahmet’ini bulur.
* Dualarımız; önce
Peygamber’imize, sonra cümlesine, sonra Ulu’na.
* Niyaz; olayı defetmez, seni dışına çıkarır. (08/02/1974)
* Niyazın sayısında elbet sır vardır.
* Niyaz ettiğin günde yeşil rengi görürsen; muradında katiyet vardır.
* Ya Allah Ya Muhammet, şefaat Ya Resulallah; duaların en güzeli.
Duman dağılsın, yumağın düğümsüz sarılsın, cümleniz huzur bulsun. Amin.
(11/09/1970)
* Her gün 99 'La İlahe İllallah
Muhammedur Resulullah; 99 'Salavat-ı Şerif' oku. Aşını, başını tatlı
bil.
Eşin de her gün 99 'Ya Allah' desin; alacağına uysun, sabahın ibadetini
yerinde bilsin. (04/11/1971)
* La İlahe İllallah min Allahü Teala velbasul badelmevt; 100 defa oku,
her gün.
* Kayguyu silelim, 'La Havle’yi' dilden düşürmeyelim.
* Tekbir getirmeden, tesbih çekme!
İnna Ateyna 1000 defa okunsun,
bardağa üflensin, yola serpilsin!
Okuyun serpin, yolun açıldığı görülür. Kapanan kapılar açılır.
Okunsun, gönül ile niyaza varılsın.
Gücün yönü dönmez, izin verilmeyen okunmaz.
Hak olanı almak, pak yolunu bulmak, irfanını bilmek, Rahim deyip uymak;
Kevser suresinin özü budur.
Kul, özünü bunda bulur. Kevser suresinde uymanın şartları vardır.
Bedenle değil, ruhla
Mümin olan alır. Kevser suresini özüne alan, şüphesiz uyar. Katiyet
vardır özünde.
Kula-kulu bulduran, kulda özü bildiren, dilde sözü olduran, olayları
dolduran, uymayanı donduran katiyyet vardır. (03/02/1972)
Kevser’in verildiği, Resul’ün denildiği gün; mirac günü idi. O gün
Resul’üne sunuldu.
Kevseri okuyan, Resul’üne tabi olandır. Allah’ımın verdiğini,
Resul’ünden dileyendir.
Niyazında bulacaksın, içmiş kadar olacaksın..
Gökyüzü yedi kat, kainat onsekiz bin perde
Her kulun gücünde O’nu bilelim, onda Allah’ımın tecellisini görelim.
Kevser Suresinin elden ele değil, doğrudan Resul’üne sunulduğu bilinsin.
Her verilen, meleği eli ile geldi; Kevser Suresi doğrusunu verdi.
(28/04/1972)
İnna ataina; bin defa okunsun, bardağa üflensin, yola serpilsin. Okuyun
serpin, yolun açıldığı görülür..(03/09/1973)
Vardığımız her kapıda, sorduğumuz her soruya alacağımız cevap birdir.
Kevser okursak her gün, Kevser dokuruz bir gün.
O gün, zoru kolay ederiz
O gün, aldığımız koyunu güderiz. (07/02/1991)
Kehf suresi okunacak
Üç Kulhuvallahü Ahed, Elham Suresi,
Rızık için tesbih; Ve Rezzekna illa ente hayrun ve razıkun, çekilecek.
Dost sevgi ile beslenir, her
niyazda dost bahçesi süslenir.
Geleni sevgin ile beslersen, gidende anmak az mıdır? Vereceğin söz
müdür?
Niyazlar Hak adına edilir, her andığında noksansız iletilir.
Nasıl ki susayana su verirsin; niyaz bekleyenleri öyle beslersin.
Elbet, ruhlarını aydınlattığını görürler; hep birden gelirler,
nasiplerini alırlar
Küçük, büyük denilmeden,
Azı çoğu yenilmeden,
Söze sözün katılmadan,
Umar ve alırlar, elbet huzura varırlar.
Ağızın değil, duyacağın kadar
sesin olmalı.
Namaz gönülle değil, bedenle kılınır. Ağzında sesi duyulur.
Her azanın vazifesini yapması gereklidir.
Gönülle namaz kılınmaz, Allah’a varılır.
Namazı kılarsın, gönülle de Allah’ına varırsın.
Kendi dileğin olanı gönülden dersin, duanı edersin.
Allah’ına varmak için; yaptığını diyeceksin, duyacaksın
Sevdiğince sevilirsin,
sığındıkça korunursun
Dünya işi düzelir, kula sevinci verir
Derdi olmasa, deme; dertsiz olsa, sevincini bilemezsin. (13/07/1970)
Umut, olacağın sözcüsüdür
Allah’ım kulunun gönlünü yoklar, olmayacağı gönlüne koymaz. (28/07/1970)
Umut bedenin değil, gönlün nasibidir. Beden, nasibi ne ise onu görür.
Gönül, umut ettiği kadar alır.
Ne var ki, umudumuz çapımız kadar olsun. Umut ne ile beslenir? İman ile.
İmanımız üstün olsun, umudunuzu buldursun. Aynaya bakalım, ateşimizi
yakalım, Allah’ıma emanet edelim. (02/08/1973)
Umut kimdedir? Hak’kı bilende, verir diyendedir. “Ne oldu, ne olacak?”
dersen, umut kapısını kaparsan; Hak’tan uzaklaşmış olursun. HAK kulundan
asla uzak değildir. “Aşmadığım köprüden ne bekleyim?” dersen, akan suya
ayak uydur. Danıştığın yöntemde, sabır kapısı açıktır; kapanmaz! Umut
kapısı senin elinde, sohbet niyetinde, sahavet nasibinde. (01/12/1973)
Kusursuz kul olmaz. Küçük
hatalara Allah’ım günah yazmaz
Küçük hata nedir? derseniz;
Kulu incitmeden, kalbini kırmadan, hak yemeden olan hatalar.
(28/07/1970)
Hatasız kul olmaz. Hata işlemeyen Allah’ına yönelmez.
Yerinmeyin hataya, güvenin Yüce’ye.
Hata üstüne hata affını dilemek, kulun görgüsüne. Anlaşılmadı.
Hatayı bilmeden işlemek, affa anında uğrar,
Hatayı bilerek üstüne gitme, kulun görgüsünedir. (25/12/1970)
Suç işleyenin de, işletenin de suçu sabittir. Ne var ki, hatasını
bilenin suçu sakittir.
Karşımızda olanın hatasına bakıp, 'sebep oldu' demek; senin suçunu
hafifletmez, ağırlaştırır; çünkü suçuna ortak aranır.
Halbuki, Allah’ım, hata benim, Yüce’liğine sığındım, affını diledim
dersen, affa uğrayacağını bilesin
Eğer ki; Allah’ım hata ettim amma, sebep olandan sor dersen, iki defa
hata etmiş olursun, hatta üç;
Bir, hatam; iki, karşımdakine yük; üç, Allah’ıma yol gösterme. Allah’ım
kim hatalı bilir. (16/05/1971)
Sevgisi cümleye olan, cümleyi Allah’ım yarattı diye seven, kuluna hasım
diye bakmaz.
Hatayı kendinde arayan, hataya düşmez. (31/12/1971)
Kaçınamayacağımız olayda sorumlu, karşımızdakini tutmayalım. Hata onda
olsa bile.
Hatayı görmeye değil, unutmaya çalışmak gereklidir.
Her gidenin yolu düz olsa; düşen olmazdı, kul düşmese, düzgün yürümeyi
öğrenmezdi.
Hataya düştü isen, üzüntün bilmemekten olsun. Hatanı bildi isen,
sevinmen gerek;
Hataya düşmeyen affına sığınmaz, affına sığınan üzüntüde kalmaz.
Düşen düşsün, düşmemeyi öğrensin
Elinden tutarsan, ben götüreyim dersen; tutamadığın gün yine düşer.
(16/01/1972)
Hata her kulun yanıltısıdır. Ne var ki, mümin kulun yolunun dönüşüdür.
Hataya bakmayan, kendinde aramayan, karşısında olana yüklemeye çalışan;
Bilmeden karşısındakinin yolunu açmış olur.
Hataya suçlu arama. Kendini hatalı gör ki; karşındakine de, kendine de
huzur vermiş olasın
Yamanı söküğüne göre dik. Sonra gönlünü dilediği yönde yürüsün de,
koşuya hazırla
Yamanı nereye dikersin? Fistandaki açığa. Açık olan yeri bilmek, hatayı
görmektir.
Hatanı bilirsen; meziyet, örtmektir. Hatasını bilip de, ben böyleyim
diyen, söküğünü büyütendir
Gün gelir öyle büyür ki, örtecek yama bulamazsın. (10/03/1972)
Hatalıyım, dediğin an; sevabına sevap eklersin
Hatalı gördüğün an, sevabını silmiş olursun
Hele hata sende olduğunu bildiğin halde, başkasına yüklediğin an
Allah’ım seni affetsin derim. (11/03/1972)
Kulda hata aramayın; kulda aradığın hata, seni geriye götürür.
Hatayı bilirsen, doğruyu ararsın.
Unutma ki; işyerine kasa alan, onu doldurmaya çalışır. Elbet boş kağıt
değil
Madem gönüllerimiz de ruhlarımızın kasası; onu altın ile dolduralım,
değerini bulduralım. (15/02/1972)
'Kusur aramadık, hata sormadık, olana uyduk' dediğin zaman, yumuşak yol
bulmuş olursun.
Allah’ım, kulunun her hatasına yol açar; affına sığınsın diye
Kuldan gelen hata ne kadar büyük olsa; Allah’ımın affından büyük
değildir.
Yeter ki, kul hakkı kulu tutmasın. (31/03/1972)
Hatadan tövbe ile kurtulursun, hata olmasa doğruyu bulamazsın.
Kusursuzluk Allah’ıma mahsustur.
Hatanı bilip, affına sığınırsan; elbet affolursun.
Hiçbir günah Allah’ımın affedicilik sıfatından büyük olamaz.
(14/04/1972)
Hatayı paylaş, hatalar paylaşıldığı zaman hafifler. (15/04/1972)
Hatada varit olana değil; hataya düçar olana acırım.
Çünkü, hata gelip, senin kucağına oturmaz; ancak sen ona sahip çıkarsın.
(23/04/1972)
Taş olanı taş kırar, onu da ufalar. Allah’ım ufalamaktan aciz değildir.
Hatasızlık Allah’ıma mahsustur, af dilemek kulluktur.
Hata olmasa, af dilemeyi Kur’an yazmazdı.
Hatayı Peygamberler dahi yaptı, çünkü onlar da kul idi. (25/04/1972)
Hata ettim mi? Kulluktan çıktım mı? dediğin an, kulluğunu bilmiş olduğun
andır
Hata ettim mi? demek, O’nun önünde eğilmektir. Eğilmek kulluktur
Yanılmayın, kula kul olmak değil. (26/05/1972)
Hatadan dönüş, mutluluğun ta kendisidir. (30/05/1972)
Geçmediğin köprüyü yıkma; kulda hata görsen bile bakma! Hatada suçlu
arama
Unutma ki, hataya sen düşürmüş olabilirsin. Sen düşürdü isen, ona nasıl
yük vurabilirsin?
Ben hata yapmam, doğrudan çıkmam diyen, hududu ne ile çizer?
(08/06/1972)
Hatayı almayan doğruyu bulmaz;
Hatada durmayan, Hak olanı bilmez. (12/06/1972)
Hatırda kalan, kusurdur denilenin aslında; ne hata ile ne kusur ile
ölçüsü bulunmaz.
Çünkü hatanın nerde başlayıp, nerde biteceği bilinmez.
Senin hata gördüğünü, dostun atâdır der.
Onun için, kulunu suçlamayın, hatalı demeyin. (16/06/1972)
Bilmeyen, af diler 'Allah’ım' der.
Ya bilen, bilip de hataya düşen? Allah’ıma nasıl el açar?
Hurmayı yaratan, zeytine yağını katan,
Kulunun hatasını pişmanlığı ile örten Yüce Allah’ım. (24/07/1972)
Unutmayın , hatalar doğrunun kapısıdır.
Hata olmadıkça, doğrudan emin olunmaz. Hata döndürür, doğruyu buldurur.
(01/09/1972)
Hatayı bulmak için, hataya düşmek gereklidir
Bedende olan bir hata, dünyaya verilen notadır. (26/09/1972)
Komutu veren, komutta hataya düşmemeli.. Hataya düştüğü an, komut
değerini kaybeder. (29/09/1972)
Deniz dalgalandıkta, kumu çöpü birbirine karışır. Duruşta her şey yerini
alır, deniz yine katıksız kalır.
Onun için hatalardan deniz misali sıyrılmaya çalışınız. Hatasızlık
sadece Allah’ıma mahsustur.
Kul oldukta hatayı bedene mal etmemek gereklidir. Yani, ben yaptım,
Allah’ım öyle istedi değil
Allah’ım senin hata yaptığını istemez. Sana doğruyu göstermek için
hatayı yapmana izin verir
Gezmede, görmede sevmeyi öğrenmeli. Hatada örtmeyi öğrenmeli.
Senin görüp hatayı demeye yerin olmamalı. Çünkü Allah’ım hatayı görür.
Hatayı yapanın niyetine göre verir.
Çünkü; o hatayı yaparken niyetini sen bilemezsin. Ne bilirsin; iyi
niyetle mi, kötü niyetle mi hatayı yaptığını?
Dalı ele aldın, öne doğru tuttun, karşıdan gelenin gözüne girdikte;
Niyetin iyi olduğunu söylersen;
Ben mi inanayım, gözü çıkan mı? Niyetin mantık ile düğümlenmeli, hata
görüldükte uyarmalı
Dalı elinde götürene, 'Ağam, dal uzun gelir, karşıdan geleni dürter'
demeli. Eline koluna hata yüklememeli. (16/11/972)
Aradığın kapı senin gönlünde. Orayı ara, orayı sula, orayı besle.
Hatasızlık arama. Hatalıyım dersen, affından geri kalma, O’ndan af dile
Yolumu sana çevirdim, geçen günü devirdim, de, affına sığın.
Şerbeti kardı isen, sunmaktan geri kalma
Kainatın verdiğini, kullarına serdiğini, santim santim ölçtüğünü,
Hatasızlığı kendine mal ettiğini bilmez miyiz? (02/11/972)
Allah’ım diyen kul, O’ndan geleni inkar etmez. Yanmayan ocak tütmez.
“Hatalarım..” deme. Hatasızlık Allah’ıma mahsustur. “Allah’ım” dedikte,
affına sığındıkta, hatalardan uzak kalırsın. (14/12/972)
Hatalarımız derseniz; O’na sığınırız. Sığındıkta hatalardan uzak
kalırız. (22/12/1972)
Bedendeki hatayı ararsan, gönlünü tara. (22/12/1972)
Hatalıyı ararsan, kendin de hataya düşmüş olursun. (17/08/1973)
Meyvenin oluştuğu, kul eline geliştiği bilinir, haz ile yenilir. Ermeyen
meyve toprağa dökülür. Döküldükte yabana mı gitmiş olur? Yeniden
yeşerir, ağaç olur; o da meyve verir. Onun için ham meyveye de söz
etmeyiniz. Her gelişen, oluşandır. Kumun elendiğinde atılan taş ne olur?
Güneşin ateşine söz eder, kuzunun meleyişine söz edersen güzeli nerede
bulursun? Taş olmasa, kumu nerede ararsın? Taşa ayak atasın ki, kendini
bulasın; “bakmadım ki göreyim” diyesin.. Taş yürüyüp, senin ayağına
gelmez ki!. (19/10/1973)
Olaya 'Hayır', gelene 'Hayır'
deyin; tevekkül ile bekleyin
Manayı görürsünüz, maddeyi silersiniz.
Geçirdiğin gününde, özlediğin yönünde yardım dilediğin
Geldim, gördüm, danıştım
Dendi ki; Her şeyin vakti de yazılı, saati de.
Özleyiş güzel, bekleyiş zor
Ne var ki bekleyişe ekleyiş olursa, aranan bulunursa;
Şaşkınlık olmaz, kul yanılmaz, sevincinden deliye dönmez. (28/07/1970)
Ne oldu, ne olacak deme, kendini gadre boğma!
Allah’ım sana havale ettim, ettim de rahata erdim, de.
Şüphesiz havale ettiğine inandığın an, huzuru bulursun
Ne olsa, nasıl olsa, sen deme!
Allah’ımın aldığı havale himayesindedir, almazsa korkun olsun
Büyük Allah’ım, kendisine şüphesiz verilen havaleyi kabul eder, koruyucu
gönderir. (05/11/1970)
Ummak güvenmektir, güvenmek inanmaktır.
YM olmuşsa dileğince, deme bileğince.
Olmuşsa gadrince, deme kötü!
Ne gelse Allah’ımdan gelir.
Olgunluk gönüldedir. Ne elde, ne dilde, ne yazıda, ne kalemde.
(19/11/1970)
Kendini şüphesiz tevekküle bırakırsan, düğümü çözmüş olursun.
(25/12/1970)
OMAR der ki;
Ummakla değil, güvenmekle olur. Güveni sonsuz olan, kuvveti bulur.
Korkak kul, Allah’ımın vergisini görmeyendir. (1701/1971)
Allah’ına sığınan, sağlam dalı bulur; düşse de kurtulur. (21/05/1971)
Allah’ıma havale edilen, selameti görülendir; düğümü çözülendir.
(20/06/1971)
Hummalı Dünya dedim.
Dünya çarkı döner, her uyanı döndürür.
Kulun dayandığı Allah ise; dönen çarkın dışında kalır. (08/10/1971)
Allah’ıma havale edilen olay, en doğru yolu bulur. (24/10/1971)
Olan oldu, Allah’ım öyle diledi denende, çözülüş görülür.
Hatayı çözeyim dersen, üzerine yürürsen; karışık iplik misali daha çok
karışır, ayağına dolaşır.
Kenara çekilirsen, Allah’ım sana havale edildi dersen, olayın çözülüşü
seni şaşırtmasın. (15/02/1972)
Dünyanın sözü birdir. Olacak, olacaktır; görülecek, çekilecektir
Allah’ım dersen, çekim nedir? demezsin, şikayetçi olmazsın. (14/04/1972)
Üzüntüler olmasa, sevincin tadı alınmaz.
Meyvesi döküldü diye, ağacı kökler misin? Ağaç sende, bekle.
Dökülenin yerine yeni meyve gelir.
Her olay bittiği zaman, değerini bulur.
Güçlük demeden, dikeninden şikayet etmeden.
Allah’ım Ad’ına kapıya elini koy, şüpheyi sil. (03/05/1972)
Kaşığın elde ise, gönlün Yar’da ise, kaşığa ne gelecek? deme!
Gelene eyvallah dendiğinde, arının balını, üzümün şarabını kaşığında
bulursun. (11/10/1972)
Korku; nesilden nesile, kuldan
kula verilen ezgidir
Seni günde korkutan, Allah’ıma varamama korkusudur,
Kendini layık görememe korkusudur. Sil at onu.
Allah’ımın her kulu O’nun gölgesindedir. (23/08/1970)
Dönüşe korkun olmasın. Ömürde korku yer almasın. Korku olan yerde, iman
silinir. (29/02/1972)
Her kul bir yönde korkuya düşer.
Yumuşak kul olur, taştan korkar; halbuki taş ona ne yapar? Ne kırar, ne
kırılır.
Mantıkta olan bir takıntıdır korku. (26/05/1972)
Korkuyu silmek, nefsi yenmektir. (01/09/1972)
Sonbahar bulutlu geçer ama,
çirkin değildir
Kış ürkütür ama, kötü değildir
Her mevsimin gelişi gereklidir çünkü kulu bekletir
Her kulun beklediği verimli bir mevsim vardır
Her mevsim bana versin, dileğimce olsun dersen yanılırsın
Yaprak dökülmezse, toprak verimini kaybeder. (25/08/1970)
Layık oldun, buldun. Layık
olduğun kadar kalırsın
Yalnız sözümüz yanlış anlaşılmasın;
Layık görülen kul, günde olur, gelende kalır; yerini başkasına verir
diye bir şey yoktur
Kul ya layıktır, sonuna kadar öyle kalır; ya değildir, geç ayılır
Ayılandan olmak da güzel, ne var ki vakit kalırsa…
Mevlana yazdı, söyledi; döndü üfledi
Adem’in varlığı dünya darlığını sildi
Yazıyı deftere, hitabı Yuva’da layık olan kula verir, olay bu
Birinin öbüründen üstünlüğü yok
Verilen müstesna kuldur bilinir, alan da geri değildir elbet.
(31/08/1970)
Uykuya yatarken de ki;
Allah’ım sana sığındım, ruhumu yüce katına emanet ettim
Senden başka düşünmem, dünya diye yakınmam
Yolumu dilerim, yönümü isterim Allah’ım, de; uykuyu bekle, düşünme
dünyayı
Uyu, uyan, kendini yokla. (31/08/1970)
Yuvayı yaparken mevsim de
düşünülür, pencere ona göre açılır
Batıya-Doğuya yön verirsen, doğanı-batanı görürsün, namaz vaktini
bilirsin
Şimale-Cenuba yaptınmı, gölgede kalırsın
Senin yolunu Allah’ım düzene koyar, kuzeye diyene arkanı çevirtir.
(04/09/1970) Yuva’mız açıktır.
Her gelen alır, her arayan bulur, her dileyen görür. Ne var ki,
dilemesini bilmek gerekir. (12/09/1973)
Andığını beddua ile anarsan,
bedduanı karşına verirsin
Unutma; dağın karşısına geçip, ne bağırırsan o cevabı alırsın
Allah’ım esirgemez, dileyenden sakınmaz. (08/09/1970)
Niyaz eden bulur, bedduadan mümin kul uzak durur. (12/12/1970)
Beddua etme! Allah’ımdan iyilik dile ki, iyilik bulasın. (15/04/1971)
Beddua, kötüyü bekleyiş. Kulun hatası değil, imanın kıtlığıdır.
(16/04/1971)
Kolunu kıran olsa, beddua etme
Kolunun kırılması gereklidir, ondan kırılır
Belki, kıranın sevabıdır
Düşünün, neden kırıldı?
Belki, hakka el uzatır da ondan
Uzanmasın, günah bulunmasın diye; Allah’ımın emri ile kırılır.
Beddua ettiğin kulun hatası, sevabından uzak kalışıdır. (19/10/1971)
Yandım, yanasın, kor gibi olasın dersem, beddua mı etmiş olurum?
Bed aslında kötü demek değildir, kulun niyetine uymayandır. Bed,
selamdan uzak kalana denir.
Olmuşsa elden tutanı, bırakın uykuda yatanı. (15/12/1972)
Güne geldik söz ile, yolu verdik
öz ile
İmtihanı biz verdik; göçte, gönüldeki iman ile
Ağızdaki yolumuzu bize veren,
Bize Veli mührünü atan Allah’ımın adı ile
Size geldik yol vermeye, yolunuzu aydınlatmaya, aydınlık gün dilemeye.
(13/01/1970)
Meydan dolu kul ile, kulun eli
yol ile, yolundaki Pir ile;
Yürümek kolay mı? dersen, Allah’ıma sığın da gör. El elinden, ulu
dilinden duy da gör. (08/09/1970)
Gelen ulundur, uyuşan kolundur;
Yanımda bildirdin, sana şükrettim de, duacı ol
Aldığın huzur seni aydınlatır. (30/12/1970)
Çözülmeyen düğüm olmaz, bizden soruldukta
Yumuşak yol dileyen her kula veririz, ağacımıza yaprak olmasa da
Ne var ki; ağacımıza yaprak olana, suyumuzu gönülden akıtırız.
(05/03/1972) Ululardan dilemek;
vasıta kılmaktır, mektubunu postaya vermektir. Var huzuruna, kendin
gönülden dile; verme elden/ele… “Hatalı mı?” derseniz, dedim ya niyete
göredir. Siz, uluya havale ederken de Allah’ım sizinledir. Ne var ki,
aymayı bilmeyen kulları; o yolda aydırır Allah’ım… Uluya giden kul,
aslında gönlünü Allah’ıma bağlar. Niyazı oldukta, ulunun verdiğini
zanneder. Allah’ım verir. Ne var ki, uluyu da kuluna sevdirir; onu her
an kuluna hatırlatır. (01/12/1972)
Gaye; ne olacağı vermek, ne dünyayı çevirmek.. Sadece varılacak yere
götürmek, kulun yolunu ışıklandırmak.. “Yolumun ışığı yeter” diyene,
gönül beraber de olsa; “eyvallah” demek düşer. Bülbüle gülden uzak dur
dersen, bedeni uzaklaştırır ama yine de gül diye figan eder.
(12/09/1973) "Yüküm ağır” dersen,
yanılma! “Yardımcım” dediğin an, yükünü paylaşırlar. (01/12/1973)
Her doğan tahını ile gelir.
Tahın bedelini Allah’ımdan alır. (08/09/1970)
Kimse kimsenin nasibine ortak girmez.
Yumağın nasibi doğanda verilir. Yumağa söz edenin nasibi kısılır.
(14/11/1970)
Nasibin verilişi kulu yanıltmasın. Ne olacak? demesin
Olacağın gelişi, şüpheyi atan kişi tarafından görülür. (25/11/1970)
Geç kalan kulun nasibi kıt olur” denir, kul gönlünce karar verilir.
Ne geç kalmada, ne erken dönmede nasibi bulmak. (25/07/1971)
Allah’ımın nasibi çok boldur, nereden geleceği bilinmez.
Allah’ım; ibadet etmeyene dahi, sevap kapısı açar ki, ibadetin noksanını
örter. (27/09/1971)
Aldığın aşın çeşidi yoktur
Aşkını aldığından değil, gördüğünden bil
Aşın kıt ise, Allah’ımı sevmez misin? diyebilen;
Allah’ımın hazinesinden nasip alandır. (29/09/1971)
Azdan geçme, çoktan kaçma.
Allah’ım nasip olanı verir. Kul, dilediğini değil nasibi kadar alır.
Açıkta olanı düşünen kul, yorgan altında üşür; eğer kul ise. (05/11971)
Kalem/kağıt olsa elde, name yazılır.
Ne var ki; nasip ise, gönderilene vasıl olur. (30/04/1972)
Koruk olsa, üzüm diye beklersin; üzüm olsa, şarap dersin gözlersin.
Şarabı dahi yıllanmaya bırakırsın. Senin yapına verilen dahi sabır
ister.
Sirkeyi dilersen, böcek besler. Üzüm suyu; kulun da, böceğin de
nasibidir. (30/04/1972)
Ne gayret, ne hayret; nasibi ne arttırır, ne eksiltir
Baklava yaparsın, tepsiye doldurursun; nasibin ise yersin
Nasip olmayanı yiyemezsin.
Ne niyetine, ne gayrete uymaz.
Allah’a havale ediniz, sonunu düşünmeyiniz. (24/05/1972)
Gayret ile vermez. Kul, nasibi ne ise onu alır, onu görür, onu verir.
(11/08/1972)
Alamadığın maddeye gönlünü koyma, nasibim kıt deme.
Nasip bolluğu gönülde olsun. Kazancın Allah’ımın nurundan gelsin.
(15/09/1972)
Hz. Meryem der ki;
Tepsiye konan, kulun eline gelen nasibidir.
Dilerse buğdayı aşı, dilerse derya taşı kor.
Burada kulun gayreti şudur; taşı yiyemezsin, ezersin, döversin, emeğini
katarsın. (29/10/972)
Yemeyi dilersen üzümü, deme “bağdan ayırmam gözümü !” Ayırsanda,
ayırmasan da yiyeceğin nasibindir. Bakıma değer verilmez mi?” dersen;
bağını ektikte, köküne su verdikte, emek senin ise de vergi
Allah’ımdandır. Toprağı ermeseydi, kökünü beslemeseydi; ne verdiği su
yeterli olurdu, ne bağın verimi kalırdı. Her olayda O’nu bilin, kim ne
derse desin inancınızı bozmayın..! (11/12/972)
Her yaratılan, boyunca nasip alır. Karınca kararınca, fil midesi
dolunca, sürü mera boyunca. (18/08/1973)
Nerden neyi korursun, kimden nasip alırsın Veren yazmadıysa? Koşan ata
gem vuramazsın, dilediğin yerde “dur!” diyemezsin. Atın koşusunda tozu
çok olur, ne var ki hepsi arkada kalır. Arkada kalana değil, önde
gidenedir itibarımız. Manayı cümlemiz gönlümüze akıttık, “Adım/adım
öteye götür Yarabbi!” dedik. Her dedikte gittik, ne var ki gidişten
habersiz kaldık. Haberimiz olsa ne gerek? Gidiş olsun O’na varsın, yeter
ki varışta O’nu bulsun. (25/08/1973)
Nalbanta gitsen, atını nallatsan, koşuya hazır olur mu? Nasipse olur. Ne
var ki; sen yine de nallatırsın, öyle bekletirsin. (07/09/1973)
Yenilen aş gücüncedir, nasip alan yazıncadır. (24/09/1973)
Çanak aldım, çömlekte balı buldum. Yediğimi bildim, yemeyene sordum;
yediğim on kaşık ta olsa bitecek, bir kaşık da olsa… Öyle ise yemeyenle
paylaşayım dedim, ortaya koydum. Kainatta arı mı tükendi, yoksa
Yunus’umun nasibi mi tıkandı? Arı verir, Yunus yine paylaşır. Aşı o
vermez, ne var ki çoğu; nasibi olmayan bulmaz! (02/10/1973)
Nimet, nasibin ölçüsündendir. Nasip, her günün katkısındadır.
(01/12/1973)
Sabır kulu erdirir.
Yolda taşlar olmasa göze ne hacet?
Kulda hata olmasa, sabıra ne hacet?
Allah’ım kulunu yaratmış, hatasız olmaz demiş; sabrı da vermiş
Sen sabrını aşıla, aşını oldurur; sabır kulun kendinindir, kendini
oldurur. (08/09/1970)
Yumak, sabır ile sarılır. Her kula bir yönden sabır, bir yönden sabır
yolu verilir.
Allah’ımın verdiği, kulun dert dediği; Allah’ımın kuluna olan
sevgisindendir
Derdi olmayan kul, Allah’ını unutur. Dert, Allah’ımı daha çok andırır
Neden? denir; Allah’ımın ulu kulu dertli olur, dünya bağı çözülür
Dert alan, nasıl dünyaya bağlanır? Halbuki dünya gelip, geçicidir.
(06/04/1971)
Sabrı sepete koyalım diye vermedi Allah; kullandıkça değeri artar.
(25/06/1971)
Sabretmeyen, dünyayı dar bilendir. (07/08/1971)
Sabıra yer veren, günü gelende geçeni unutur. (20/08/1971)
Allah adıyla başlanan her işin, sabıra yön bulur.
Yavruna dahi tokat atarken Allah’ımdan izin dilersen elin iner
İşte sabır anahtarı odur. Gayret ile değil, sohbet ile öğrenilir.
(19/10/1971)
Sabır; dünya ile ahiretin anahtarıdır. (15/04/1972)
Koruk olsa, üzüm diye beklersin; üzüm olsa, şarap dersin gözlersin.
Şarabı dahi yıllanmaya bırakırsın. Senin yapına verilen dahi sabır
ister. (30/04/1972)
Beklemeyi bilen görür, meyvesini alır. Sabreden kulunu Allah’ım da
sever, kulları da. (20/05/1972)
Yumağın düğümü, sabır ile çözülür. (24/05/1972)
Ağaçta çiçeği gördün mü? Güzel diye sevdin mi? Meyvesini bekledin mi?
Beklemek bulmaktır. Kasrına muhabbet beklersen, kahrını da kabullen ki;
“Yeter” dendiğinde, yürümeyi bilesin. (22/09/1972)
Sabretmesini bilmeyen, üzüntüye katlanmayan ferahtan haber
almaz.(01/12/972)
Açılan kapıdan geçilir, verilen
elden tutulur; Allah’ıma havale edildikte, kuruntu arkaya atılır. Allah’ım
yazdığını bozmaz, hayır olmayanı kuluna yazmaz. Senin, “çile” dediğin her
olay, aydın kapının kilididir. Her aydın olayın kilidi vardır, anahtarı
kulun elindedir. Kul, sabırdan uzak kaldıkça; ne kilidi bulabilir, ne kapıyı
açabilir. Sabırsızlık kulu oyalar, gönlünü bulandırır. Unutulmasın… Allah’ım
her olayı, kulunun hayrına yazar. Çevrende gördüğün, “uymazsa..” dediğin,
senin kuruntundandır. (07/12/972)
Kazmadığın toprağa çiçek diker misin? Dikilmemiş toprağı sular mısın?
Toprağı kaz, çiçeği dik, kökünü sula. Allah’ıma havale edildikte,
çiçeğin tutar. Kurur diye korkma. Hiçbir olayda hatalı arama. Çünkü,
olayları kul değil, Allah’ım hazırlar. Kayıtta yazılanın dışına
çıkabilir misin? Dünyanın düzenini bozabilir misin? Gidene engel olayım,
gelene karşı durayım diyebilir misin? Pişen aş benimdir diyebilir misin?
Pişirdin.., bakalım nasibin midir? Allah’ımdan olan her olaya "Eyvallah”
diyelim, O’ndan gelenin hayır olduğunu bilelim, geçlikte güçlük
aramayalım. Zorluk çıkarmak kula yaraşmaz.(07/12/972)
Olacağı, olmayacağı Yüce bilir. O’na dayanan kulunu, her türlü gücü ile
korur. “Her türlü gücü nedir?” dersen, en başta sabır…(14/12/972)
Sabrın yeri nereye kadar?” dersen, kıyamete kadar. Sabır, selamete
kapıdır. (01/12/1973)
Sabır, selamete kapıdır; bina HAK diyene yapıdır. Yapımızda Hak’kın Eli
olsun, Hak Ad’ına yapıldığı bilinsin. (11/12/1973)
Mümin olmak; namazla değil,
niyazladır.
Niyaz; Allah’ımın Ad’ına söz etmemektir, sözünden çıkmamaktır.
(14/09/1970)
Mümin olmak, el bağlamakla değil; Allah’ıma gönül kapını açmakladır.
(08/05/1971)
Hata aranmadıkça, her kul mümindir.
Hataya düşüldükçe af dileyen, Allah’ım diyen mümin kulun yardımcısıdır.
Mümin kula yardımcı olan kul da mümin olur. (10/08/1972)
Mümin olmak, Veren’i bulmakla, verdiğini sevmekle yol alır. (16/10/972)
Mümin kulun yolu, ol Hak’tadır eli,gönlündedir Gül’ü
Yumuşak kulu, güzel huyu, kaynakta suyu…
Can dedik canı bulduk
Canan dedik, Hak’ka sarıldık
Eyvallah sözünde selameti bulduk. (02/07/1973)
Mümin kul, umutsuzluğa düşmeyendir. Hasta da O’nun, usta da.. Yapan da
O, yıkanda O.. Yaktı ise hayıra, yıktı ise yine hayıradır. Her hayır
sevgili kullarına.. Beni seveni, ben nasıl sevmem? Beni yaratana ben
nasıl gönül vermem?. (08/07/1973)
Adına hastalık çekmek, günahtan
sayılırsa; Eyüp Sultan neler çektiği unutulmasın!
Peygamber’ine Allah’ım günahını mı ödetti?
Kul sözüne akıl takma, kendi gözüne gözlük takma! Olayı aç da gör
Kuluna hastalık cezası vermez Allah’ım
Gönül üzülmesin, derde yer verilmesin, Allah’ıma havale edilsin
Gününden aynayı yüzüne almış, parlak yüzüne bakmış
Andığın gününü saymayı unutur. Sunduğum; dualarla sabıra yer verir,
üzüntü etme..
Allah’ım kuvvetine sığındık, verdiğine acizane katlandık,
Aldığımız verdiğimiz yolundan, dileğimiz yüce katından
Hastalığı verdin, bu mudur kader? dedim
Affını dilerim; şifasını sen bilirsin, sabrını sen verirsin
Sana dayandım, güvendim, bekledim; şüpheyi gönülden attım
Duanı eksik etme, inancını bozma. (15/09/1970)
OMAR der ki; “Müzmin olandan
sakın, yalnız vicdanına bakın
En büyük adalet; sana yük vermeyen, uykunu kaçırmayan kararındır.
(17/09/1970)
OMAR der ki; Haktan adaletten çıkma
Kendinden almadığını başkasından isteme
Allah’ım ayırmaz; kul ayırır, yakınım der kayırır
Her kul önce cümle dese, adaleti gönlünde bulur. (08/04/1971)
Hak olan Hakk’tan dersen, hakikattir
Hak olanı, Hakk’tan ayırırsan; kulu kula kayırırsan, Hak yolunu
çiğnersin, çiçekleri ezersin. (16/04/1971)
Halktan almaya muktedir olmayan, Hak’tan alır.
Hakkını korumaya kanun yetersiz ise, Hakk’ın adaleti tecelli eder.
Hakk’ın adaleti, haklı olanda tecelli eder.
Terazisi; kainatın kuruluşundan bugüne şaşmamış, haktan ötesini aşmamış,
O’na sarılan kul düşmemiş. (05/11/1971)
Hz.OMAR der ki;
Adalet saçın aldı ise, Allah’ıma sığın. Hak bende diyorsan; O’na giden
köksüzdür, sende kalan çöpsüzdür
Kaderin çizilişi hatasızdır. Kul yanılır, 'Kötü kaderin kuluyum' der.
Dünyada harcamadığın, unutma ki seninle gider. (15/05/1972)
Allah’ım kulunu ayırmaz, ayıran kuldur. (01/01/1973)
Olgunluk; yolunu şaşana elini
vermek, önünden taşı almaktır;
Bırak gitsin, ne hali varsa görsün denirse; taşa çarpar düşer, senin
yolunu da kapar
Müyesser kulun, müyesser niyazı olur. Allah’ım niyazları görür.
(18/09/1970)
Olgunluk; güzele güzel demek değil, her yaratılanda güzellik
aramaktadır. (21/05/1971)
Olgunluğu bulmak için, yolunda yürümek gerek; yorumunu yapmak gerek.
Elbet biz ağacı dikeriz, kökünü sularız; bakımı kuldandır. (07/11/1971)
Sen olgun ol ki, olgununu bulasın.
Sen olgun isen, karşında olanın hatasına uymazsın ve onu da
olgunlaştırırsın. (08/11/1971)
Olgunluk, meyve misali gününü bekler. Her meyve tadını güneşten alır.
(25/04/1972)
Yunus’um geldim, yasemin dalına elimi koydum. Yaratan Allah’ım; kokuyu
verdin, en güzelini derdin dedim. Menekşeyi boynu bükük gördüm.
Yaseminin dalına, menekşenin haline gönül koydum… Öylece efkarlandım,
sonra uyandım. Demek dedim; ne tırmananın, ne yerde sürünenin güzelliği
kaybolmaz. Sürünse de aslından vermez. Sevgimde hata buldum. Ayırdım
diye kendimi suçladım. Olgunluk; ayırmadan sevmek, olgunluk; hatalı olsa
bile övmede, övülecek güzelliği bulmada.. Hata sende değil, bendedir
demede. Kendi körlüğünü duymada. Eğer ben, körlüğümü duydu isem, gören
göze sahip oldum demektir. Allah’ımın lütfuna erdim demektir. Güzeldir
dediğin güzel de; güzel görmediğin, çirkin midir?. (27/09/972)
Olgunluk, aramaktan öteye bulmaktır. Aradığını değil, gördüğünü sev.
(01/10/1972)
Kamil kulun kapısı açık olur. Her dileyen ger, her dileyen bulur.
Olmayan, olgunluğu bilemez; bilse de uyamaz. (27/10/972)
Olgunluk odur ki; önce paklayasın, sonra aşkını yoklayasın..
(25/02/1973)
Taş görürsen yolda, döneyim deme
Dönüşte olmadığını bilir misin?
Dönüş değil; taşı oradan alıp, kaldırıştır güzel
Hiçbir kul yok ki, yoluna taş çıkmasın
Akıllı kul; taşı kaldırır, yolunu yürür.
Uymayı bünyesine uydurmayan; bu yol taşlı der, döner
Umduğunu bulmak her kul diler;
Ne var ki, umduğunun ne olduğunu bilmek gerek. (18/09/1970)
Yumak sarılır, düğüm görülürse
koparılır mı?
Çözmeye çalışmak gerek, çözmek için sabır gerek
Dünyanın gelişi zaten budur
Her yumağın düğümü çözülür, düğümsüz Allah’ıma varılır
Düğümsüz yumak olmaz
Ne var ki, yumağın bazısı düğümlü, bazısı çok düğümlüdür; bu da kader.
Düğümsüz olsa, sabır olmazdı; kul ölçüyü almazdı. (18/09/1970)
Kulun nasibi, Allah’ımın
takdirindedir
Kulun hatası, Allah’ımın tekdirindedir
Allah’ıma eş koşan, 'nasip elimde, kılıç belimde' diyen; Görün ki,
belindeki kılıç kendini vurur. (18/09/1970)
Duman mı seni sıktı, sen mi
dumanı sıktın? Sen dumanı sıkasın ki, seni terk etsin. (18/09/1970)
Dumansız yol dileyene, yol dumanlı olmaz derim.
Duman kulun kendi kuruntusudur. (27/07/1972)
Cengin getirdiği övüntü olmamalı, dumanın verdiği kulu boğmamalı.
(28/10/972)
Sabırla inancı karıştırırsan,
ahiret yolundaki taşları temizlemiş olmaz mısın?
Zaten dünyanın ahirete bağlanışı; kulun türlü gaileleri hazmedişinden
değil midir?
Ahiret; sabir kullarının gidişi, varışı, buluşu değil midir?
Sabır niye edilir? Allah’ıma isyan olmasın diye. (18/09/1970)
Allah’ım kulunu imtihan eder, sabrını ölçer; günde vermediği sabır
ölçüsünü başka yöne çevirir. “Allah’ım!” der, niyaz ederse, O’na
sığınırsa, YM olur. Sabredilmeyecek zemin yoktur.. (25/02/1973)
Allah’ım dünyayı gör diye
yarattı. Görmeye değer olmasa göz vermezdi.
Allah’ımın verdiği her nimeti candan kabul edip, değerlendirmeye
bakınız. (18/09/1970)
Yumağına edilen hatanın cezası;
zaten, dünyada mağdur olmuş kula gösterilir.
Allah’ımın görüşü bildirilir. (23/09/1970)
Kulun dünyada yaptığı, dünya cezası ile çekilir. Dediğim, kanun iledir.
Daha önce verdim; hatalı bulsan dahi devletinin kanununa uymak
mecburiyetindesin. (16/07/1972)
Görmeyi dileyen olmuşa bakar.
Duvar örmek, bina yapmak için; önce temel atmak gerek.
Temeli atarsın, duvarı çıkarsın, damını örtersin; Oh bitti, oturmak
zamanı geldi dersin, yanılırsın
Bakalım, Allah’ım izin verdi mi? Allah’ım izin vermezse, mermer köşk
yapsan otursam desen, boş
Yer sallanır, yerle bir kalır. Onun için, yapsam, görsem, olsam,
getirsem denmesin;
Allah’ım, nasibine havale ettim; olanı beklerim, izin isterim, de ki,
hakiki sahibini her vesile ile anasın,
Alışından, verişinden hayır göresin..(24/09/1970)
Gün gelecek, güğümler dolacak,
harcanma emri alınacak
Mümin kulun güğümü ne ile dolar?
Sözlerimiz, derslerimiz ile dolu günü gelecek
Harcanmaktan maksat; Boşalacak demedim, dağıtım olacak. (24/09/1970)
Kalem kutlanmalı, kul kadar
sevilmeli. Neden mi? Dünü güne bağlar, günü gelene bağlar;
Kul yazar ağlar, kul yazar güler; Kul yazar olur, kul okur bulur, kalem
kulu eğitir.
Defter mi dersin, ona da yer verirsin.
Ya kalemi nerden elde edersin? Onu da sevmez misin?
Onun için, kula dünyada sevmedik bir şey olmamalı. (24/09/1970)
Kalemde yazı olmasa, ağaç dersin atarsın.
Elde kalem olmasa, cahil dersin geçersin.
Cehaleti kalemden bilen, gönülü silendir.
Kalemde ne bulunur el yazmasa, gönül söylemese?
Elde ne görülür aşka düşülmese? (07/08/1972)
Kalem kula niye verilir? İrfana ersin diye
İrfan kimde olur? Allah’ımı bilende
Eline verilen kalem hataya düşürmez. (19/08/1972)
Kalem yazarsa, kulun dileği olur. Yazmayan kalem odundan sayılır.
(10/09/1972)
Kal’em
Kal; Sıfatımın özelliği der Allah’ım
Dünya sırrı, 'Kal' dendi açıklandı
Em; Anahtar.
Sıfatının özelliği O değil midir?
Yoksa, elinizde yazdığınız kalem mi sandınız? (10/09/1972)
Allah’ımın adına başladığın
işinden şüphen olmasın, uygun düşer. (24/09/1970)
Affının büyüklüğünden şüphem yok, sana sığındım Allah’ım de, sabah-akşam
oku
101 Besmele-i Şerif oku, yat. Suyunu içtiğinden şüphen olmasın;
zaman senin için yürür. (13/02/1971)
Ne olursa olsun, kul Allah’ıma
dönsün,
Tövbesi onu kurtarır, niyazı kabul olur
Denmesin; Günahım affedilmez.
Allah’ımın yolunu kendine yön eden, aftan şüphe etmesin
Aymayı bilen, duymayı öğrenir. (25/09/1970)
Sahib’i; 'Son anda aymayı bilen dahi kabulümdür' demiş.
Tövbe; Bilerek işlediğin hatanın affını dilemektir
Hatayı işleyip de tövbe edenin ,aynı hataya düşmesi; Allah’ımı kendinden
uzak tutmasıdır. (04/11/1971)
Hatadan tövbe ile kurtulursun, hata olmasa doğruyu bulamazsın.
Kusursuzluk Allah’ıma mahsustur.
Hatanı bilip, affına sığınırsan; elbet affolursun.
Hiçbir günah Allah’ımın affedicilik sıfatından büyük olamaz.
(14/04/1972) Niyazımız O’na
olsun, O’na varmaya olsun. O’nun her verdiğine “eyvallah” densin;
“neden?” silinsin!... Günün yorumu Allah Ad’ına anılsın. Andık, tövbekar
olduk dersek; tövbemizi bin defa bozar gene döneriz, dönüşte selameti
buluruz. Aştığımız her merhalede O’nu daha yakın görürüz. Neden? O bize
en yakın; merhaleyi O değil, biz aşarız. (12/09/1973)
Aydın gün nedir? Gönüle duman
katmadan geçirilen gündür.
Neden şüphe katalım, Allah’ımın varlığını unutalım?
Gönüle şüphe koyduğun an, Allah’ımın varlığını unuttuğun andır.
(25/09/1970)
Cümleniz dünya derdinden uzak
kalsın.
Kul der ki; İyi de kötü de Allah’tandır, ne yapalım bizi de böyle
yarattı. Asla!
Dünyada olanı bilen, imtihanını verendir.
Allah’ım; dünyada varlığını, ahirette nurunu göstersin; sizleri de öyle
kullarından etsin.
Hoş gönül hoşlandı, can bizi bağladı
Varsın yanayım, kül olup, gene sana savrulayım
İlle senin yolunda olayım. (24/05/1970)
Allah’ım her kulunu bir yönden sınar. Her kulu zayıf tarafından terbiye
eder
Bu, kulun çok sevineceği kaderidir. Ne yazık ki yerinir. Sabır etse,
imtihanını verir. (25/09/1970)
İmtihan nedendir? Şüpheyi silmek için.
Şükür de ki; imtihana layık görüldün. İmtihan, meziyete yol açar.
(06/05/1971)
Her yolcu imtihandan geçer, imtihan neticesi eline verilir.
Eğer, gam ile karşılarsan; Ne oldu halim? dersen, imtihanı kaybetmiş
olursun
Allah’ımdan geldi, beni denedi dersen, gelenden hayır beklersen, netice
aydın olur. (08/07/1971)
İmtihan, dünyada ise zor gelir, manadan ise hoş gelir.
Allah’ım layık olan kulunu imtihana alır. (08/09/1971)
Dünyaya niçin geliriz?
Az zaman yumağın, çok zaman ruhundur. Gönül gözü açılan fark eder.
Sizler bilmez misiniz; yüce varlık gelen midir, yaratılan mıdır?
Yaratılandır elbet.
Gelen de, yaratılan da hizmet için gelir. Demek yaratılan layıktır ki,
Allah’ım gönderir. (25/04/1971)
Dünyaya gelen, imtihana kayıtsız-şartsız uymaya mecbur olandır.
(29/02/1972)
Allah’ım, gönlü has olan kulunun kaybına razı gelmez..
Onu kazandırmak için, olaylarla baş başa bırakır. (12/04/1972)
Gelmeden olmazsa, gitmeyi düşünme, Vurmadan kırılmazsa, atmayı düşünme
“Dünyaya niye geldim; ne aradım, ne buldum?” Dersen, sorguya düşersen;
Dumanına baca aç derim.. Dünyaya aramak için geldi isen, aramayı öğren
Kaybolan eşyanı nerede ararsın? Elbet, eline en yakın yerde YÜCE’yi
ararsan, nerde bulursun? Elbet, gönlünde… Eğer, gönlünde YÜCE var ise,
O’nun yarattığı da vardır, var olmalıdır! (22/02/1973)
Allah’ım kulunu imtihan eder, sabrını ölçer; günde vermediği sabır
ölçüsünü başka yöne çevirir. “Allah’ım!” der, niyaz ederse, O’na
sığınırsa, YM olur. Sabredilmeyecek zemin yoktur.. (25/02/1973)
Olayın büyüsü olmaz.
Nazara inandım, kem gözden korktum dersen; yanlış.
Allah’ıma sığındım, hepsinden masun oldum.
Olmaz demem, sığındığın Yüce’ye güven ki, sen de masun olasın.
(26/09/1970)
Nazarın ettiğini yıldırım etmez. Nazar niyetin elektrik kuvvetidir.
(21/03/1972)
Gönül almak, Allah’ımı hoşnut
etmektir.
Zenginin gönlünü çok kul alır; fakirin gönlünü al ki, sevabı büyük
olsun.
Zenginin gönlünü alan çok olduğu için, çok yere bölünür.
Fakirin gönlü bir sana verilir. Onun için sevabı büyüktür.
Nasıl ki, bol olan mal ucuz olur; kıt olan mal pahalı gelir.
(26/09/1970)
İbadetin yolunu ayırmak
hatalıdır. Yol yürüyenindir. Kimi ayakla yürür, kimi emekler. Netice
birdir.
Nerden geldiğini, nereye vardığını bil yeter. Neydim, neyim, ne
olacağım? de, yeter. (04/10/1970)
Unutmayın; Meryem namaz ile
Allah’ıma varmadı. Yalnız, niyazı bin namaza bedeldi.
Hep Allah’ımdan geldiğini söylerdi. Onun için, gelişi bilin; varışa
şüphesiz inanın.
Dualarınızda; kulluğunuzun, tam olarak, mümin gönülle geliş-
görüş-varışı tamamlamasını dileyin. (04/10/1970)
Bedene hazırlık yapar, siz aşı mideye katarsınız.
Gönülün aşını da düşünün. Gönülün aşı ibadet; Gönül, ibadet ile
beslenir. (19/11/1970)
Kul, karanlık görmek istemezse ibadet eder, Allah’ını anar, geceyi
unutur, sabahı tez bulur. (09/11/1970)
İbadet, kulun kula gösterisi olmasın; gönülden geldiği gibi yapılsın
El açılsın, Allah’ım denilsin, kendinden geçilsin.
Acaba hatam mı var? denilmesin
Hata gönülde olmasın
Elde, dilde olan affa uğrar; gönülde olan asla
Gönülle oynama kırılır; kırılan gönül, Allah’ımın nurudur. (25/02/1971)
Her Allah’ımı anış, ibadetin ta kendisidir.
İbadeti borç için yaparsan, borcunu siler
İbadeti; 'Allah’ım' der yaparsan;
Aşk ile coşarsan, varmaya kapı açılır
Açılan kapı kapanmayandır.
Çünkü, Allah’ımın kapısı hiçbir kuluna kapalı değildir
Meğer ki, kulun gönül kapısı açık olsun. (16/10/1971)
İbadeti senin değildir. İbadet senin bildiğindir, kitabında okuduğundur.
Kuran ibadeti verir .Ondan başka ibadet şekli yoktur.
Ne var ki, dediğim gibi meşrebine uyan sohbetten kaçma
Elbet tarikatın özü, sohbetin sözüdür. Namaz, oruç kulun Allah’ına
borcudur.
Yalnız da olsun, cümleyi toplasan, ne eksilir, ne artar
Allah’ımın affından büyükmüdür borcun? Affına sığındığın an, borcunun
silindiği andır. (20/09/1972)
Zaman olur, evliya dahi borcundan uzak kalır. Evliyanın aldığı da
Yüce’dendir. Dünyada yaşadığı günde ona da hami olan gelir. Allah’ımın
izni ile onun yarım bıraktığını ulusu tamamlar. Öze bakın, yoruma
vermeyin. Mürşidin sözüne, sohbetine katılın, ibadetine değil.
Yolunu alan, ilmine erendir. İlmine eren, bedeni sıyırandır. Bedeni
sıyıranda, ibadet gönülde kalır. (29/09/1972)
Kainat niyaza boyun eğdi.
Ağaçlarda ibadet görülse, kulun gönlü erirdi
Kuşların niyazını duysaydı, bedeni kururdu
Deryadaki balıkların çağrısını duysaydı, aşkından ölür, yine ölürdü
Allah’ım onun için hiçbir yarattığına, öbürünün ibadetini bildirmedi;
Kendi sırrını, kendinde sakladı. (28/10/972)
Gün ışığı her yanı aydınlatır. Biz günden alalım, gecede karanlığı
silelim. “Gecenin ibadeti neden daha makbuldür?” denir: Çünkü gece,
günün muhasebesine düşülür, olaylar paylaşılır; ibadet, bunların üzerine
örtüdür. Çünkü, muhasebe sadece Yüce’dedir. (07/09/1973)
Almışsan olana günden nasibini,
bekle; gelen güne de verir.
Çekme gelecek günün hasretini. Günde günü yaşamalı.
Ne geçmişe yerinmeli, ne gelecek diye sevinmeli.
Gönülde daima huzuru gezdirmeli. (16/10/1970)
Aldığını, gününde sevindiğini…
Anında Allah’ına şükrünü yap ki, dilemeye yüzün olsun, ödemeye gücün
olsun
Olmuyor dediğine gönül takma, arkana dönüp yolun gerisine bakma
Geçtiğin yol uzun gelir, başını döndürür
Gelen yola bakarsan, gelişi tez görünür, kul sevinir. Selam sizlere..
Mevlana’yım;
ALİ’nin duasını aldınız, Allah’ım cümleden razı olsun
Gül bahçesine girdiniz; Yolmayı değil, görmeyi dilediniz.
Allah’ım şükür deyin, niyaza durun. (22/06/1970)
Olmuşa yol vermek ne güzel.
Duanı sordun; Senin tesbihin şu olsun; Peygamber’im anılsın
Olmuşa yol verelim dedim, izin aldım;
Ya Allah, Ya Muhammed, Ya huzur, Ya selamet
Bir tespih, iki tespih deme; akıla geldikçe, yolda yürüdükçe, yazı
odanda durdukça, yatağında dahi. (22/06/1970)
Veren’in kullarıyız, akıl alan
dölleriyiz, rahmetinin selleriyiz.
Seller; akar, akar, akar yumağınca için döker,
Selli sular; nice çöpü çeker, çeker, çeker,
Netice, deryaya tertemiz ulaşır. Çöpü kıyıda kalışır. (16/10/1970)
Nerde aradın, nerde buldun? Hangi gönülü kırdı isen, Allah’ım ordadır.
Rahmeti aradın mı, bekledin de buldun mu? Beklemeye ne gerek.. Her kul
O’nun rahmetinin içindedir. Kessen de, kesmesen de; sorsan da, sormasan
da O seninle. Yeter ki, sen O’nunla olasın. (01/12/972)
Elim açsam, yola geçsem, rahmetini dilesem gökten mi yağar? Toprağı
açsam, ekini atsam; biçmeyi rahmetten bilmeyim mi? Kulu, kulda bulmayım
mı? Kulu O’ndan bilmeyim mi? Yerde gördüğün rahmet O’dur. O’nu bilmek,
O’nu sevmek, O’ndan geleni sevmek sadece rahmetindendir. O’nu bana
bildiren, madem ki yerdir; rahmeti de yerden gelir. Öz olduğumda, ancak
O’na vardım, gönlümü rahmeti ile kardım. Elde yaprak, dilde toprak
yürüdüm. Özde nurumu buldum. (01/12/972)
Aymayı bilen, rahmete uyandır.
Rahmeti bilmeyene, dünya ziyandır..(01/12/972)
Rahmette ne bulursun? Nerde bereket dersin. Bereket; toprağı belleyende,
her yanını elleyende.. “Yardımcı Allah’ım!” dediğin an, yoluna ışık
iner, her kulun Yardımcı’sı etrafında döner. (12/09/1973)
Tedbir imanı zedelemez.
Mesnevi der ki; Nerden geldiğini bildiğin felaketin üzerine gidersen,
ortağı olursun
Gözü, kulağı, ağzı, burnu, en mühimi aklı Allah’ım sana niye verdi?
Binayı yaparsın, balkonu açarsın, kenarına duvar çekersin. Niye?
Düşmeyim dersin
Hastalıktan, kötülükten kendini korumazsan
Elbet, yolunu o yana çevirirsin oldukça. (16/10/1970)
Damda akıntı var ise, oluğunu düzenle. Damı aktarmak, akıntıya karşı
koymak demektir.
Hatalı mı? derseniz, hata, zamanını bilmemektedir.
Rahmet yağarken dam aktarılmaz. Rahmetten önce tedbirini al ki, şikayet
sende kalmasın
Takdire tedbirin faydası var mıdır? derseniz; Damını zamanında
aktarırsan akmaz demedim;
Senin şikayetin olmaz dedim. (29/10/972)
(Soru: Peygamber Efendimiz bir Hadis’inde; “ Tedbir takdiri bozar”
buyurmuşlardır. Açık manası nedir?)
Tedbirde hata etme! demektir. Ne var ki; takdir edilen, tedbir ile
bozulmaz. Neden bozulmaz? Çünkü seni tedbire götüren de, takdire yer
verendir.. Sana tedbiri verdi ise, takdire uyduğundandır. Söylenen
Hadis/i Şerif; Resul’ünün yaşadığı günde, tedbirden uzak kulları Hakk'a
davet için söylenmiş sözü idi. Günümüzde de sözün değeri aynıdır. Ne var
ki, takdir edilen yazı bozulmaz. Kulun vazifesi, Hakk'ın emrettiğini
yapmaktır. Kapını açık bırakma ki, gelenden şikayetin olmasın. O zaman,
gelen de Hak’tandır. Gönül kapını kapa demedim! Gönül kapın kapanmasın!
(14/03/1973)
Yürümedik yavruya, Melekler kucak açar; yürüyenin önünden kaçar, onunla
koşmaca oynar. Neden denir “Bırak düşsün!” Sen korumaya kalkarsan
yanılırsın. Ne var ki, tedbirden uzak kalınmasın. Bebeğe gülmeyi öğretin
ki; hep gülsün, Gül’den geldiğini bilsin, Verenden nasibini alsın.
(14/03/1973)
Mesnevi der ki;
En tesirli nasihat; mümin olduğunu, Allah’ının kendisini sevdiğini
bildirdikten sonra edilen nasihattir. (21/10/1970)
Kulu kul ile eğitmeye çalışan, var olan nurunu madde ile öğütmeye
çalışandır. Nasihat, kulun Hak yoludur.
Eziyet, yumağın düğümüdür. Mumun verdiği ışık yetmezse, meşale yak,
yumuşak olmaya bak.
Verdiğim deme, Veren’i düşün. Gördüğüm deme, göstereni düşün. Yediğin
deme, izin verenden ayrı yola düşme.
O verir, O görür, O korur. Her yol, O’nun himayesindedir. Yavrum dersin,
korumaya çalışırsın.
Unutulmasın ki, koruyan O’dur. O ayırmaz, O kayırmaz, varlığı her
kulundadır. (25/12/1972)
Almak güzel, vermek de güzel ,
vermeyi bilene.
Almayı herkes sever, vermeyi sevendir makbul. (21/10/1970)
Havuzlarınızı doldurduk, çiçeklerinizi suladık.
Sizler dolan suları harcadınız mı ki daha çok dersiniz
Sular harcanmalı ki duruya kalmasın, sinekler üzerine gelmesin.
Kendi bahçenin yettiğini, komşuna da ilet.
Su ne kadar gelirse, o kadar harcanmalı ki, yenisi gelsin. (13/10/972)
Her gelen O’ndandır, şüpheniz olmasın. Her yarattığı gönlünüz mahsun
kalmasın.
Verdiğini sana verir, senden beklemeden. Sevmesini bil ki, O’nu göresin.
Vermesini bil ki, O’nu bulasın.
Verdiğin O’ndandır, aldığın senindir. O’na verdiğini dahi, O’ndan
alırsın. (22/12/1972)
Olgunluk; Sevmede, hatayı
dürmede, yükseğe koymada, geçeni unutmada. (23/10/1970)
Yolunuzu Allah’ımın nuru
aydınlatsın. Amin.
Ad’ını anarak nefesimizi tüketsin. Amin.
Nuruna ererek varışı göstersin. Amin.
Amin dedik, duacı olduk; şükür Allah’ım nasibine erdik. (28/10/1970)
Allah’ımın nuru iki alemde yansın, her kul nasibini bol alsın. Amin.
(29/12/1970)
Aymayı bilen, sormayı bilendir.
Kime sorayım? dersen, Allah’ıma danış, şüphesiz bekle.
Görürsün ki, sana yolunu açar, rehberini gönderir.
Ne var ki, kul buna tesadüf der. Tesadüf nedir ki.. (01/11/1970)
Unutulmasın, Allah’ım hiçbir kulunu yardımcısız bırakmaz
Tesadüf dediğin her olay, senin gücünün yetmeyeceği hesaba dahildir
Ve bu tesadüfü sana, ulun vasıtası ile gösterir
İnsanın bulmasına ne hacet, Yüce Allah’ım gönderir. (27/03/1971)
Yumağın sarılışı, her kulun
eğilişi beden gücüne göredir
Eğitiliş, gönül gücünü gösterir. Eğitmek benden, almak sizlerden.
(14/11/1970)
Gel gülelim, gül derelim, yol verelim, su içelim.
İçebildiğince, avuç doldurabildiğince…
Ne kadar aksa da; yudum gelir ağıza, yıkar, paklar. (23/11/1970)
Meydan kulun; kul yolun, yol Allah’ımın.
Ağaç körpe iken eğilir, istenilen yöne döndürülür
Seneler geçti mi eğdiremezsin, dayanırsan kırılır
Onun için senelerin üstüne söz etmeyin, eşi eşine sitem yapmayın.
Cümleye derim.
Ağacı misal verdim. Anlaşıldı değil mi? (25/11/1970)
Kimseyi kimseden üstün görmeyin. Üstünlüğü kul bilmez, siz ayırmayın.
(25/11/1970)
Ömür, yuvanın kuvvetinden; niyaz gönlünün kuvvetinden.
Ben yerimden değil, yolumdan buldum. (29/11/1970)
Yumağından geçenin, ahireti seçenin duacısıyım.
Ne var ki, yumağından geçmeye ne hacet? Gönülle seç
Allah’ıma varmak için dünyadan geçeyim demeyin;
Her güzelliği görün, bakın, duyun. Varmağa daha gönüllü olun.
(29/11/1970)
Geçilen hak yoludur. Huyun gibi gönlün, gönlün gibi kapın açılır.
(07/12/1970)
Suyumuz deryadan, sözümüz Allah’tan
Söyledik, söyledik, sözümüze sahip çıkanı candan sevdik. Cümleyi sevdik
Ne var ki, sözümüze sahip çıkan, benliğini silendir, verileni
gözetendir. (12/12/1970)
Kulun yolu, kulun gönlüne göre
verilir (03/01/1972)
Gönülden almayanın, yolunu bilmeyenin yumağı düğümlü olur.
Kumunu eleyen, yolunu dileyendir. Sahib’ini bilen, olana uyandır.
(03/01/1972
Allah’a varmanın ölçüsü, duası
yok
Müminim demekten çok, gönül açmak gerek. (24/05/1970)
Gönlünün mevsimi değişmez
Dünyanın yazı-kışı gönlüne girmez
Sabahın doğuşuna bakın
Neden geceyi uykuyla örtmüş?
Görülecek olana, aydın gözle bakmak için. (24/05/1970)
Olgunluk gönüldedir. Ne elde, ne dilde, ne yazıda, ne kalemde.
(19/11/1970)
Allah’ıma elbet gönülle varılır
Ne var ki, gönül gönülle beslenir, gönül ibadetle beslenir
Gönül almak bir sevap, gönül kırmak bin sevabı götürür. (23/11/1970)
Her gönül, gittikçe büyüyen çığa benzer.
Ne var ki, her gönül derken, altın gönülleri kastettim. (28/11/1970)
Allah’ımın yolu, gönülle bulunur, yumak aşk ile sarılır.
Yolumuza taş çıksa, yumağa düğüm olsa, dert dersen yanılırsın
Gelen görecek, gülen ağlayacak
Hummalı olmayı değil, sükunet bulmayı deneyin
Nereden geldik, nereye döneceğimizi düşünün
Denir ki; Öbür alem var mıdır? Yok olana, neden gönül bağlanır?
Meydan kula, kul yola..
Yürü, buldu isen kapıyı. (25/12/1970)
Almanın yolu kapanmaz, alanın testisi kırılmaz. Sevenin gönlü kırılmaz.
Deme; Her kul bir değil mi? Elbet birdir. Ne var ki seven, Allah’ımın da
sevgilisidir.
Sevenin gönlünü kırdı isen, Allah’ımın gönlünü kırmış olursun.
(14/01/1972)
Kapalı olan, karanlık gönüldür
Açık gönüle karanlık şey girmez
Neden girmez? dersen; Çünkü, açık gönül ışık alır, karanlık nasıl girer?
Açık gönül, açık kapıyı bulur. Gönüller sebeple buluşur. (19/01/1971)
Semiz kul etine, temiz gönül cennetine hizmet eder. (17/06/1971)
Gönülden, gönüle akım vardır. (25/07/1971)
Allah’ım her kulunu aynı gönülle yaratır. Kul, kendi gönlünü eğitir.
Sabır ile başlayan, anahtarı bulur.
Dilediği alemde dengine durur. (14/01/1972)
Dilden söylenen, gönülden gelmeli.
Gönül ile dil arasında mutabakat olmalı, olduğu gibi görünmeli.
(17/05/1972) Kainatı, gönülde
bilesiniz. (24/05/1972)
Sahipsiz olmadığımız dünyada, gönlümüze sahip olalım.
Sahip Olan’ımıza , gönlümüzü katıksız sunalım. (23/05/1972)
Sen gönlünü, Gül’üne dolduğunca ver; senin değerini O bilir.
(10/08/1972)
Kâbe’de mumlar yansa, ne gerek? Gönüller alev alsın. (10/08/1972)
Sahraya gidenin aradığı sudur.
Deryada yüzenin aradığı yoldur.
Kulun özlediği Yüce’dir.
Her aranan yol, O’nun içindir.
Sen ara. Hangi yol açılırsa yürü
Unutma ki, netice O’dur. Çünkü, gönül ile varılır.
Madem ki dilek O’dur, gönül ile bulunur. (20/08/1972)
Kulun gönlü bölünmez. Hangi kulda ne gönül var bilinmez.
Temiz cam kirli diye silinmez. Bırak biraz kirli kalsın, cam yok diye
kırılmasın
Kırılsa hata camda mıdır, kıranda mı? Kayıp; Camda mı, kıranda mı? Hata
ne kıranda, ne kırılanda.
Kırılan yok, bölünendir. Kıranın neden hatası yok? Kırayım demedi ki,
kırmayı dilemedi ki,
Kırayım diye niyet kurmadı ki, hatalı olsun.
Ancak kırdıktan sonra hatasını bildi, bir daha kırmayım diye gönül
koydu. (20/09/1972)
Kuş uçtuğu yerde, gönül geçtiği yerdedir. Gönlünü sonsuza sal ki,
tutanak bulamasın, toprağa kök vermesin. (29/09/1972)
Yunus’um der ki;
Her yavrunun gönlünün bir Kâbe olduğunu unutmayın. Dünyanın en güzel
olayı budur.
Allah’ımın Ol dediğine uymak, O’nun yarattığını bilmek, O’nun verdiğini
paylaşmak, sevmeyi bilmek
Güzel gördüğün nedir? Sevmeyi öğrenmek, aymayı bilmek, Kâbeyi gönülden
aramaktır.
Yazılı kitapları okumak, Allah’ımı öyle bulmak, Ay’ı leğende görmektir.
Aradığını gönlünde bul ki, Ay’ı gökte kendin göresin, görüp de eresin.
(22/10/972)
Yüce’yi gönülde bildik; O’dur diye, O’nun yarattığını aradık, gönlünü
hoş ettik. (22/10/972)
Göğün kubbesi, gönülün Kâbe'sine denktir. (29/10/972)
Sahte gönül çiçek vermez. Bozkırı sularsan, vereceği yine bozkırdır.
Vergide değil hata, alanın sathındadır. (03/11/972)
Ne ondan, ne benden, kayıp sadece gönül kırığındandır. (02/11/972)
Gönüller kâbedir. Habib’in nurundan bedeni yıksanda, olma gönül
yarinden. (02/11/972)
Suyunu dolduran, gününü hayır ile dolduran, olmamışa sırtını dönen,
gönlünü aşk ile doldurandır. (27/10/972)
Gönüle ekilen, gönülde biçilir. Her kulun gönlünde aynı ekinden olmaz.
Onun için, ektiğini biçesin, o aşı yiyesin, yediğin aşı bırakmayasın.
Gönlüme ekin ektim, gelin sulayın demeyin. Kulun kuldan alacağı su
yoktur.
Her kulun alacağı, Yüce’nin emri ile ulusundandır.
Gönülden gönüle yol daima açıktır, kulun gönül kapısı açık
ise.(25/12/1972)
Gönül ile yöneldiğin yer Hak’kın huzurudur. (27/07/1973)
Vergiye inandık, sergide gördük, sevgide bulduk. Sevenin gönlünde,
gölgenin silindiğini gördük. Ne gidene kapıldık, ne gayrete katıldık.
Gönül aldık, gölgede ağacın yaprağını bildik. Sahibine havale edilen her
olayda, şüphesiz selameti gördük. Selamet kapısının kuluyuz, kapının
anahtar koluyuz. Dileyip açana, “eyvallah” deriz, cümlesinin gönüllerini
yoklarız. (24/09/1973)
Vasfına erenin, hikmetini görenin üstünlüğü nedir? Gönlünün açık oluşu..
Her gönlünü açan, hikmetine erer. “Zahmet olur, merdiven beni yorar!”
dersen, çıkmaktan sakınırsan, yükselmeyi düşünebilir misin? İçinde
yaşadıkça, gözünün zaviyesi daralır. Görgü daraldıkça, gönül örtülür.
(24/09/1973)
Gamsız der ki;” Gani’den diledim, gönder Allah’ım” dedim. Gönderdi, ben
aldım. Aldığımı düşündüm… Gönülleri satın alsam, çok gönüle sahip
olsam...Meğer gönül, sevgi ile alınırmış; madde, madde ile değişilirmiş.
Neyleyim dedim, kuşlara yem diye koydum; onlar dahi dilemediler. “
Dileyen alsın; gönüller benim olsun “ dedim, Allah’ıma duacı oldum.
(16/10/1973)
Gül’ün açtığı yerde, gönlün seçtiği yerde “O” vardır. Kulun kaçtığı
yerde, gecenin göçtüğü yerde “O” vardır O’nun olduğu yer gönlündür.
(07/12/1973)
Ben demeyin; Ben diyen, simada
olan bene benzer. Azarsa alınır, uzarsa kalınır. Nasibine şükür demeli.
Gönül kırılmasın, Ben denilmesin. Ben diyen yanılır, dünya ve ahirette
yalnız kalır. (23/11/1970)
Gölgeyi arayan güneşten yanandır. Yanalım ki, gölgesine sığınalım.
Dönelim ki, bendimizden geçelim.
Beni benden sormayın, beni benden duymayın. Ne demek? dersen; Ben beni
söyleyemem, ikiye girerim. (22/12/1972)
Allah’ım kulunun ölçüsünü
gönlünden verir.
Nurundan almışsan, simandan bellidir.
Allah’ım nasibini ayağına getirir, olacağı tesadüf gibi gösterir.
(29/11/1970)
Dünyada kula ölçü vermeyin; Çekişi günahından mı? demeyin.
Ölçü, ne sende ne bende, bir Allah’ımda. (12/05/1971)
Allah’ım, kararını aşan kuluna zararını gösterir.
Her olayı tatlıya bağla ki; tadını alasın, güne aydın çıkasın.
(29/09/1971) Allah’ım, hangi
kuluna vereceğini bilir. Kulundan ne cevap alacağını da bilir.
Seçilen kul, ölçülen kuldur. Allah’ımın ölçüsünü verdiği kul, gönül
yolunda kaidenin dışına çıkmaz. “Ne demektir?” denirse; Gönül bedeni
sildi demektir. (27/09/972) Camiye gittim, diz
büktüm diyen her kul, kulluğa layık mıdır? (16/10/1972)
Dile düşürür, ölçülere vurur. Olaylar olmasa, kullar ne ile ölçü alır?
Göre göre ağaca vurursun, hata sende mi, ağaçta mı? Ne ağaçta, ne sende,
ne de O’nda. Çünkü, hata O’ndan sadır olamaz. Olaylar; niyetin
olgunluğunu, kulun hamlığını, Allah’ımın yazdığının (ne denirse densin)
bozulmayacağını gösterir. Merdaneyi , hamura değer vermek için
kullanırsın. (Merdane, olayları mı temsil ediyor? Sorusuna:) Evet!
Konuşan da O, konuşturan da… bize ne düşer?
Olumun mayalıdır, geçtiğin yol kayalıdır, vardığın sahilidir. Ayağına
takılan, takılacak olan her taş; Hak Yol’unun halidir. Ne var ki, kumda
yürüyene… Kumda ayak gömülüdür, taş ona nasıl vurur? Sadece yolunda
durur, elbet zarar vermez. (15/08/1973)
Meyveyi “ham olmasın, dudağı burmasın” dersin, yemezsin. “Kulun hamına
nasıl dayanırsın?” derseniz; kul ölçüsünü kuldan alır, sorgunun yeri
dilde kalır. Edilen niyazın ölçüde yeri yoktur. Çünkü ölçülere sığmaz.
(17/08/1973)
Elmiş yumağı saran, dilmiş
gönülü hoş eden.
Diline bak pas tutmasın;
Kapamaktan değil, pas yapmasın diye yağlanır; konuşma öyle yapılır.
Müstesna kuldan, müstesna söz dilenir. (29/12/1970)
Sözün tatlısı, kulun atlısına benzer. Tatlı söz atlı misali götürür, acı
söz yaya bırakır. (05/10/1971)
Doğru, yüze tokat atarcasına söylenmez
Mevlana, yolunu severek buldu. Dileyene hatasını süsleyerek söyledi.
(17/09/1972) İz ararsan yere, söz
ararsan dile bakarsın. Sözün tatlısına güler, acısına ağlarsın. Demek ki
; ne yerdeki iz, ne eldeki sazdan değil kulun gülmesi/ağlaması. Dilimizi
hoş tutalım, kulun sevincinden gönlümüze maya katalım. Çayırda gördüğün,
koyunu kuzuyu sevindirir. Onun sevinci, senin sevincin değil midir?
(15/08/1973)
Kulluk öğrenmektir, gaye yumak
sarmak değil.
Yumak, istesen istemesen sarılır. Ne var ki, yolunca sararsan, düğümü
kolay çözülür. (30/12/1970)
Aldığın her damla su O’ndandır.
Akaraktan verdiğimiz su, asla yıkaraktan gitmez;
Bendi öyle geniştir ki, sağı solu yıkmaz. (30/05/1980)
Her akan suyun benliği bir değildir. Amma, her akan sudur. Benlik; evet,
kesafet…
Benlikten sıyrılma, O’na tabi olmaktır, kesafetten sıyrılmaktır.
Ne olursa olsun, sadece su kalmaktır.
Maddem ki kemaline işaret koyduk, O’nda noktayı bulduk demektir.
(26/09/1972)
Suyun akışında, yolun gidişine meyil görülür.
Hiç akan suyun ters döndüğü görülmüş mü?(29/10/972)
Duman yolunu bacadan bulur; huzur, kuluna kapıdan gelir. Bacaya
vereceğin nedir? Daha önce verdim; “ateş dahi sudur” dedim. “ispatı?”
derseniz, meydandadır. Yanan ateşten çıkan duman nedir? Nereye gider,
nasıl döner? Kul, ateşlenince nasıl terler?
Kainatın özü sudur; taşı ile toprağı, ateşi ile.
Muayyen gün geldikte, taşı/toprağı su oldukta, kulları O’nu buldukta;
doğuşu bilecekler, varlığı o zaman idrak edecekler dedi Hz. Meryem söze
girdi: Muayyen günün olduğu, cümleye güldüğü gün, görülecek elbet.
Günümüzün hasreti o günde çözülecek (20/06/1973)
Her akan suda takılan çöpler görülür, ne var ki; suyun akışını hiçbir
şey bozamaz. (04/11/1973)
Ayran olur yoğurttan, süt alınır
inekten, inek beslenir ottan.
Dünya bir çember, döner durursun, birbirine eklenirsin.
Amade olan bilir, dönüşe uyar. (24/03/1970)
Kainatta, geriye dönüş yoktur!.. (25/02/1973)
Yoğurdun yenişi, ayranın içilişi
ferahlık verir. Sütün içilişi bebeği besletir.
Olumun gelişine süt gerek, kulun ferahlamasına yoğurt gerek.
Kulun olması için, mayalanması gerek. Kulun huzuru, mayalanmasında.
Mayaladık kulları, altın olmuş yolları.
Dünya altını seçmiş, yolunu bulan geçmiş
Dünyanın altın dediği günde yolunu bulan, üstüne basıp geçmiş.
Olmuşu sorarlar, var olanı ararlar.
Çıkmak kolay içinden, sözüm gelmez derinden
Gününüze söylerim. Ne var ki, sütü verdik mayaladık. Günü vakti gelende
örtüleri açalım.
Dedim; Sözüm karlı dağlar misali, gelip güneşi görür, karları erir,
dağların başı açılır,
Sözüm de öyledir; Mayalanır örtülür, örtü açılır.
Anında bilmezsen, gelende çözersin! (04/04/1970)
Kim kime kem bakarsa, kendi
zararlı çıkar
Kendinden önce, öbürüne duacı ol ki, sen de genişleyesin
Hak, hakkı götürür. Yeme kulun hakkını, seninkini de götürür.
Sahibine yaramayan, senin neyine yarasın? (29/11/1970)
Kuldan gelen hata, ne kadar büyük olsa; Allah’ımın affından büyük
değildir.
Yeter ki, kul hakkı kulu tutmasın. (31/03/1972)
Kaygu ne zaman gereklidir?.. Kul hakkını yersen, gönlünü nefsine
harcatırsan. (16/10/1972)
Nefs mücadelesi en büyük
savaştır
Dostu da, düşmanı da içinde ara
Allah’ına bütün kalbinle bağlanmışsan;
Ne şeytanı, ne de yoldan seni çeviren kötülükleri düşünme,
Ölçünü aşkında ara. (06/06/1970)
Nefs; Sadece kendini içine aldığın gün, dünyada kaldığın gündür
Sen nefsine hükmettiğin gün, ahireti bulduğun gündür. (07/08/1971)
Nefis beden yapısındadır, mantığına bağlıdır
Mantığını, ruhunun ölçüsüne uydur ki; nefsini çiğnemiş olasın.
(21/03/1972)
Oynamadığın oyunda, yenileni suçlama
Elbet bir yenilen, bir yenen olacaktır.
Her bedende nefs iyi ve kötü dediği ile savaşacaktır. (16/07/1972)
Kulunu, dünyayı gör, Yaratan’ı tanı diye gönderen Allah’ım, nefsine uy
demez.
Kulunun dünyasını, zehretmesine izin vermez. (16/07/1972)
Korkuyu silmek, nefsi yenmektir. (01/09/1972)
Mümin olan bilir; Mengene gönülde oldukça, düzene uyulamaz.
Mengene nedir? Gönül mengenesi, nefisin vergisidir.
Nefsini terbiyeden yoksun bırakan, mengenede kalandır. (17/09/1972)
Gönlümü doldurduğun nedir? Oldurduğun meyvadır. Zahirde göremezsen,
aslında ara. Asaletten maksat, feragat olmalı. Feragat nefsinde dolmalı.
Öyle dolmalı ki, nefsini yok etmeli.. (28/09/972)
Kulun hatası odur ki, her yükü nefsine verir. Nefsini yok etmek kolay
mıdır? Öyle ise yok etmeye değil; olduğu halde, olduğunu unutmaya
çalışmak.. Müsait olan her olay, kuluna sevmeyi öğretir. Açık olan her
yol, kuluna geçmeyi öğretir.(29/09/1972)
Mevlâna, seven dileyen kullara
yardımcı olur.
Sevmeyene yok mu ? dersen; gönülden dilerim, yardım derim, giderim.
Yolunda koca bir taş nasıl geçerim?. demeyin
Taşını aşamadın, sudan mı geçemedin, yolunu seçemedin?
Bana hepsi açık ama, kapalı gönülden giremem ne çare
Gönül kapısına taş koyana, sıkı sıkı kapatana ne yapabilirim?
Yalnız, Allah’ımdan dilerim; taşı, gönül kapısından çeksin derim
Evet, kulun yardıma ihtiyacı olanda, hepimiz dolanır dururuz.
Yardımcı olacak uluyu ararız. Hangi yönden olacaksa, o uluya havale
ederiz.
Ne var ki, kul elini açıp derse, gönülden dilerse, yardımını görür,
feraha çıkar.
Allah’ımın izni ile gideriz, kuluna yardımcı oluruz.
Her işin başı da sonu da, Allah’ımadır.
Unutulmasın, bilen kul yanılmasın..
Başlarken Allah’ımdan dile, bittiğinde Allah’ına şükür et ki;
Bir daha dilemeye yüzün olsun, görmeye gözün olsun, dilemeye sözün
olsun.
Cümle için diyeceğim budur. (06/06/1970)
Annenin duasını al ki, gülesin,
iki alemde olasın.
Duaların en makbulüdür ananınki.
Yolun bitende, hesap sorulanda, muhakeme kurulanda sorulur;
Ana duası alanı, yüzünü güldüreni ayırın,
Öyle kulu kayırın, hesabından düşürün, ahireti gösterin
Ananın önünde diz bükülür
Ne mutlu diz bükene, dünyada ana eli öpene. (../../1970)
Umut; dünyayı müsterih
yaşamanın, en büyük anahtarıdır.
Umut kimdendir? Kuldan umut eden daima yanılır. (../../1970)
“Umduğumu almadım, dünya günümde huzur bulmadım!” diyen; umduğunun ne
olduğunu bilmez,
çünkü umudun hududu çizilmez!
Yumuşak yuvanın havası, yuvada
bulayım ihlası.
Yuvasında oturup, İhlas okusun, hayır günü beklesin.
Duanın başına, sonuna Peygamber’inin şefaatine sığın. (../../1970)
Dileğin, dileğince olsun; İhlas oku, bulasın
Çok yumuşaktır kulu, dilinden olanı, ağızdan düşürmeyeni
Gönülden olmazsa, yerini bulmazsa deme
Gönülde olmasa dile gelmez, Allah’ım kuluna boş dua ettirmez
Kulunu kandırmaya değil, gönülü yandırmaya edilen duadır makbul olanı
Her kulun derdine derman veremez,
Eğer ki Allah’ım sebep halketsin, kula yolu göstersin. (23/02/1970)
Niyaz desin, her gün okusun, okuduğuna uysun. “Günüm hayır, yolum hayır.
Sana uydum, uymayı Hak Ad’ına uygun gördüm. Uyarsam, Ad’ına uyarım,
Sen’in ile huzur duyarım. İhlası okusun, dört yanına üflesin.
(25/02/1973)
Kabe derler, ziyaret ederler;
her eden Allah’ın mümin kulu mudur?
Gönülden anmak gerek;
Allah’ın kabesi olan gönülü bol anmak, hoşnut etmek, Kâbe ziyaretinden
makbuldür
Kâbe ziyareti farz. Gönül ziyareti, Allah’ın yapısını tavaf etmektir.
(13/01/1970)
Kalbinde Kâbeyi bulmuşsan, gönül ile yola düşmüşsen; bedeni yorma,
düzeni dürme.
Kur’an’ın yolunu kendine Kâbe etmişsen; zaten gönül ile gitmiş olursun.
Kulunun gönlünü hoşnut etmişsen, Kâbeyi Allah’ımın kulunda bil
Kırma kulun gönlünü, gönlün kırılmasın; yolun burulmasın, ömrün
dürülmesin. (14/06/1972) Kâbe,
gönüllerin bir olmasıdır. Gönüllerin bir olduğu yer Kâbe'ye eşittir.
(03/11/972) Göğün kubbesi,
gönülün Kâbe'sine denktir. (29/10/972)
Unutma! Allah yapısı, gönüldür kapısı, KÂBE işte orası! Murat,
dileyenindir; “Allah’ım!” diyenindir. (13/07/1973)
Olmayana kul meyleder;
Kendinde olana sarılmak değil, olmayanda saadetin olduğunu sanır
Asıl olan, olduğunla yetinmektir.
Güzelin duyumu, mümin kulun duyumuna uysa;
Güzellikler kula umduğunu buldururdu, öyle yuvada huzur bulunurdu.
(18/01/1970)
OMAR der ki;
Yüzü gülene Allah’ım nurundan verir, daha çok aydın olur. (16/02/1970)
Yufkaya tadını verenden, sofraya güler yüz ile oturandan Allah’ım hoşnut
olur.
Sahanında duru su dahi olsa; yüzün gülsün ki, Allah’ım suyunu iki kat
artırsın. (04/08/1972) Konuk
gelse, vereceğin nedir? Bir lokma ekmek olsa, güler yüz ile olsa, baldan
tatlı gelir. (17/08/1973)
Niyetler uygun, Yunus yuvanıza
vurgun
Yavrularım, YM yuva dileyin
Dileğinize geleyim, duacı olayım
Duanız YM 'Allahümme Salliala Muhammedür Resulallah' olmayan maniyi
niyete koymayın.
Mümin kula yardıma yol, mümin kulundur; el Yunus’undur.
Hergün bir tesbih çekeriz, olsun diye bekleriz. (05/04/1970)
Cümleye deyin ki, makbul dua
olsun, Allah’ım tez versin
Dilekler genişliği nisbetinde olumunu bulur
Genişlik; 'Cümleye' demektir
Güneşin ışığı da, sıcağı da cümleye gelir
Havanın sıcağı da soğuğu da cümleyi bulur
Onun için, duanız genişledikçe makbuldür. (18/04/1970)
Kulun ömrü, ayna misali olmalı;
dumanı arkaya koymalı. (13/04/1970)
Ayna yüze bakar; gülene güler, ağlayana ağlar
Hayat da öyledir, gül ki gülsün, iyigün seni bulsun. (18/04/1970)
Aynaya hüzünle bakma. Hüzünle yüzün karanlık gelir.
Kaderin aynayı elinden alır.
Hüznü bile neşeyle karşılarsan;
Neşeyi, hüzne yorgan etmiş olursun. (01/03/1971)
Derya yıldızlara ayna olur. Aynada her yıldız kendini bulur.
Çünkü, ayna olmasa kul kendini nasıl görür? (18/09/1972)
Ağlarken coşana, Allah’ına
koşana 'Aşık' derler. (18/04/1970)
Önce ruh bedene hükmeder. Ruh olgunlaştıkça, bedenden hükmünü kaldırır;
kendi aleminin derinliğini bulur.
Ondan sonra bedende ne sorgu arar, ne yargı. Adeta Yar'i Mecnuna döner
Aslında mecnun denmez aşık denir. (20/06/1972)
Nasıl ki güneşin önünü kapayan
bulut, su olur toprağı sular;
Kulun derdi gözyaşı da gönül bahçesini sular
Mümin olan bilir, Allah’ımdan der. (24/04/1970)
Gözün yaşına söz eden, yaşın verildiğini unutandır.
Gerektiği yerde, yaş da gelir; baş da eğilir. (25/02/1972)
Güldüğümüz O’ndandır, gözyaşımız O’ndandır.
Gülsek de, ağlasak da; kadere uyduğundandır. (16/06/1972)
Gözlerde nur olmasa, görüntüde aksaklık vardır denir, gözün nuru demek
odur.
Eğer, gören gözüm Sen’sin dersen, nurunu aydınlatmış olursun.
Gören gözün elbet O’dur. Bedenin açık penceresidir, kapama ki,
görebilesin
Neyle kapayım, nasıl açayım? dersen; Nefsin kapar, mantığın açar.
(08/09/1972)
Kulluk, hatasızlık demek değildir. Allah’ım gözyaşını ağlayasın diye
vermiş. (29/10/972)
Lokman der ki;
Görmeyen gözde nur aranmaz, akan terde zehir bedende kalmaz
Ter, bedenin zehirine kapıdır. Teri az olanın gözyaşı çok akar.
Az terleyende çok gözyaşı görülür. (29/10/972)
Nasibin kadar ye, gönlünce duacı
ol
Kulun acizini gördüm, YM niyet kırgın.
Dedim ki; Be hey dalgın,
Dünyanın budur işi, uymaz her kulun gidişi, gelişin vardır dönüşü
Çalış dönüşe ki, dilediğin istasyona bilet alasın
Her kul dünyadaki hazırlığınca yol alır
Ne var ki, buranın ölçüsü gönüldür. (21/05/1970)
Gönüle yatmayandan uzak dur, yolunu çevir. (22/02/1971)
Gelmişi düşünmek, geçmişe
atmaktan zordur
Geleceği düşünmek, kul için boştur
Düşünme desem, belki yanlıştır
Ne var ki, gücünün yettiğinden çok düşünürsen, vaktini boşa harcarsın
Gücün düşünmeye yetmez ise, Allah’ına havale et
Senin kaybettiğin O’nda saklıdır. (21/05/1970)
Mevlana’yım!
Asla hata aramam, bulmam, vergisinden uzak kalmam
Yarına nasıl olacak? diyene; Acabadan uzak kal derim
Neydim, ne oldum, ne olacağım? diyen, Allah’ı bilendir
Dama taşı olma, ele gelme, damayı sen oyna
Allah’ım hangi yolu açarsa hayır odur
İrade tek taraflı değil, iki tarafın çarpışması
Neticeyi Allah’ıma havale edin
Hep duacı olalım, doğruluğa yön verelim
Olan olur, olmayan dökülür
Nasibin ayran gibi artan olsun. (../../1971)
Sonu düşünmek faydasız
Allah’ıma sığın ki; Sonun da, sigortalı olsun
Sığınmak şüphesiz olmalı ki, yolunun taşı temizlensin. (03/08/1970)
Beklediğim Allah’ım beni korur, dayandığım Allah’ım düşmemi durdurur
Gelecek korkusu olmayan, madde ile değil, Allah’ıma güvenendir
Allah’ımın kapadığı kapıya gönül koymam, çünkü şüpheye düşmem.
(16/04/1971)
Aldatmak kulun kuruntusudur
Aldattım der sevinir, on defa aldandığını unutur
Sakın, beni aldattılar deyip üzüntü etmeyin
Çünkü Allah’ım, aldattım diyenden on katını alır,
Bir vesile ile 'Allah Kerim' diyene verir. (19/10/1970)
Mümin kullar bir olsa, ümitleri
kırılsa; Haymana Ovası onlara dergah olur, dertlerine su verir
Umutsuzların umudunu getirir; hepsine cevap verir. (07/12/1970)
Canın, Canan’a Canan’ından
yakındır
Daha yakın istersen Canan’ı, canından ol da gör
Canım benim içimde.. ta içimde, kendi canım nerde onu bilmiyorum
Allah’ım Sen bende
Allah’ım Sen tende
Allah’ım Sen canda
Allah’ım Sen her yerdesin
Allah’ım Sen her şeyde
Allah’ım sen talebimdesin. (15/12/1970)
Kul, önce can demezse kendi kazanır
Can, cümle ile aziz olur, Canan’ı öyle bulur. (25/04/1971)
Manayı açmak, aşkına düşenin sırrıdır.
Canan diyen her kul, candan geçendir.
Canan’ı ile Can’ı, bir olduk diyendir. (26/05/1972)
Yol cana, aşk canana gerekir. (07/08/1973)
Bedeni diri tutan: Ruh ile can. Canan, ruhundur. Dolayısı ile O: Can ile
Canan bir. Bedeni buldurur, bedeni siler, kendine götürür. İdrakten
önce, sadece can ve beden vardır. İdrakte beden silinir, can ile canan
buluşur. Hakikate erişte, sadece “O” kalır. Candan da, Canan’dan da
öteye geçilir. Çünkü; can da, Canan’ı da maddeleşmiş halidir. Her şeyden
geçtikte, buharlaşma misali bütün ağırlıklarından sıyrılmış olursun.
Öyle ise, nerde/neyi arayalım, kimden/neyi soralım? Her şey O’na
dönüştükte, üzüm şarap oluştukta. Bağ varken, üzüm şarap olmuşken,
içtikten sonra ne olur? Ne bağ kalır, ne üzüm, ne şarap. Şarabın adı,
tadı sende. Eğer kuluna verebilecek bir şeyin var ise, adın ile tadın
kalır. (15/08/1973)
Dönük olan, sönüktür. Dönük…
Güneşe arkasını veren, ışık alır mı? (19/01/1971)
Yolumuzda şakaya da yer veririz
Saranı sarmak kolay, döneni sarmaktır olay. (27/02/1971)
Varacağımızı biliriz ama varmaya
hazır olmak gerek
Yola çıkmak için bavul hazırlarsın, boş gitmezsin
Göçe hazırlık da elbet gereklidir
Ne var ki, günün korkusu kulun iman halkası olmuş; Cehennem korkusu.
(17/02/1971) Aldığın kaynaktandır
bilesin, tükenir diye sakınmayasın
Kitabı okumak dağil, okuduğunu bilmek lazımdır verebilmek için
Ad’ını anmak içinse; Allah’ım desen, O’ndan geldiğini, O’na döneceğini
bilmen yeter.
Yanılmayın; İlim etmeyin demedim ne var ki, varmayı ilimde bulmayın;
Gönülde arayın. (12/06/1972)
Koşmadan yorulunmaz, yorulmadan varılmaz.
Ne var ki, adım adım gidersen yorulmadan varırsın, vardığını bilirsin.
(28/10/972)
“Koşana ayak uydurayım..” diyenin koşması gerekir. Halbuki, koşmaya ne
hacet; koşan bırak koşsun, kul adım/adım gitsin. Koşu ile tez varılmaz.
Koşan, çabuk yorulur, bekler durur; tekrar koşar. Adım/adım giden ne
durur, ne oturur; daha güzel görür, görgüsü ile bilgisini artırır..
(11/03/1973)
Ceht ile varmak, kabus ile kalmak yoktur. Sadece bilmek, bildiğince
görmek, gördüğünce sevmekle varılır.
Gevrek dala dokunma kırılır, dolgun dala oturma eğrilir; suyun
karıştığına yakınma durulur, kul çok koşarsa yorulur.
Adım adım gidelim, görelim de bilelim, görelim, sevelim, sevgisinde
eriyelim, ermiş meyveyi toplayalım. (06/07/1973)
Dünyada dileği, Allah’ımın yolu
olan kulun dileği verilir. (17/02/1971)
Diledi isen, O’ndan diledin. Bu dileğin, orada olacak dilekti. Onu
dileyen neden görmesin? O’nu seven neden bilmesin? Aşkına düşen neden
bulmasın? (11/12/1972)
Her olay hayırdır, şerri kul
yaratır
Kul, kötü olaya kulu karıştırır. Halbuki, kötü olay yoktur
Her olayın bir sebebi vardır. Her kötü denen olay, bir hayır kapısına
açılır
Bunu bilen; Allah’ımın verdiğini kayıtsız şartsız seven, her çirkin
denende güzellik arayan Müslümandır. (27/03/1971)
Hayır olan, O’ndan gelendir. O’ndan gelen vakıadır.
Veysel Karani der ki; O’ndan gelsin, varsın beni kahretsin. (22/02/1972)
Aymak nedir? Uymaktır
Uymak nedir? Bilmektir
Bilmek nedir? Görmektir
Görmek nedir? Verdiğini sorusuz almak
Verdiği ise hayırdır demektir
Çünkü, hayır olmayan O’ndan gelmez! (22/02/1972)
Hummalı günün, yıldızlı olur geceleri
Dünyayı düzene veren olayların niceleri görüldü.
Her olay 'Düğüm' dendi, çözüldü
Her olay hayırdır. Yel gökte, sel yerde olsa da; dünyayı süpüremez, bir
adım öteye götüremez. (03/05/1972)
Olanı O’ndan bilesin, hayır olana uyasın..(24/05/1972)
Gül fidanı gördüğünde gülünü düşün, “acaba kurur mu?” deme.. Gölde balık
görürsen, yüzmesini düşün, “acaba yürür mü?” deme.. Başladığın her işte,
hayrını düşün “zarar olur” deme. Olanın, O’ndan olduğunu bildiğin
müddetçe; her zarar hayırda son bulur. (29/09/1972)
Gönlün madem paktır, elini açtığın sadece HAK’tır. Gelen de, olan da
hayırdır. (16/10/1972)
Gününün doğrultusu, gecenin eğriltisine pelesenk olmaz. Günün doğrultusu
nedir? Hayır olan her niyet.. Gecenin eğriltisi, şer olaylar. Yani,
kulun kötü niyeti. Niyetin kötülüğünde, mecbur olup yaptığın iyiliğini
görgüye veremezsin. Yaptığın kötülüğe, iyiliği şahit gösteremezsin.
Pelesenk, tekrar/ tekrar edilen sözdür. Yani, kötü niyetine örtü diye
yapılan iyiliğin diyeti olmaz. Allah’ım örtü ile kuluna ölçü vermez…
Niyetini tartar. (11/12/972)
Men edilen her olay, kulun selametidir. Öyle olduğunda gelecek şer seni
sıkmasın. O zaman diyebilir misin ki; “ben çizgiyi zorladım ki, şerre
uğradım!” Zehir, zehir olarak içilirse öldürür, panzehir diledikte şifa
verir. Her an dileğini, hayır eleğinde ele ki, zehir dahi şifa versin.
(22/02/1973)
Hayra inanan kulun huzuru eksik olmaz. Huyun yozu; her hale “Uymuyor"
diye bakandadır.(06/07/1973)
Günün hayıra açıldığını dilersen, sabah uyandıkta kendini yokla, gönlünü
pakla. De ki; “Şükür Allah’ım; elim ayağım, gözüm kulağım Sen’de, her
olayın gelişi madem Sen’den, hayırdır; O zaman günün aydın geçer. Kul,
ne beklerse onu bulur. Sözüm açık! Hayır bekleyen hayırla, şer bekleyen
şerle karşılaşır.
Ne var ki, şer denen de kulun yorumudur. (29/08/1973)
Gününü hayır diye aç! Gözün çöpe alıştığı görülmez, zaten Hak izin
vermez. Gözün yaşı akar, çöpü dışarı atar. Kul ancak gözü açtıkta
hakikate bakar. Onun için gözün yaşı dahi hayırdır. (23/09/1973)
Şer gönülden silindikte, serilen çiçekler görülür. Seven, sevdiği kadar
sevilir! Çünkü, gönül sevdikçe açılır. Gönüle darlık gelmez. “Dar olan?”
dersen, öyle kul sevmeyi bilmez. “Hatalı mıdır?” demek kuluna düşmez.
Yargısı da O’nda, sorgusu da. (10/11/973)
Yolda ışık olmazsa ne ile
bulursun? Yolunu nasıl görürsün?
Bilmediğin yolda rehber aramaz mısın?
Sana verilen rehberindir.
Allah’ım derim, her zaman söylerim; kulundan geçmez
Her kulun doğruyu bulmasına, yardımcı olmasına bir ulu gönderir
Kulun gönül yolu, ulusuna uyar. (17/02/1971)
Sevildiği kadar dua alır. Aldığı
dualar onu yüceltir
Nasıl? derseniz; Nasıl ki, rüzgar bulutu yürütür, dualar da kulu
yüceltir
Her nefes bir kat daha çıkartır. (22/02/1971)
Allah’ım kulunu şüphesinde
yanıltmaz.
O’na giden, hangi şüphe ile giderse onu bulur. (22/02/1971)
Geleceğe şüphesiz bak. Şüphen hayır yönünde olsun
Çünkü Allah’ım, şüphe eden kulunu şüphesinde yanıltmaz
İyi beklersen, iyiyi bulursun. Aynaya bakış misali. (01/03/1971)
Duacı olduğunca, duanın cevabı gelir.
Şüphen olmasın, şüpheni duman boğmasın.
Şüphe edeni Allah’ım şüphesinde yanıltmaz. İyi şüphe iyilik getirir.
(08/05/1971)
Allah’ımın Ad’ına el attığın kapının önünde şüpheye düşme
Çünkü, şüphe elindeki kuvveti düşürür.
Evet, Allah Ad’ına başladığın işinde şüpheni sil ki; kuvvetten
düşmeyesin
Evet, madem ki Allah’ım benimle, gücü de bende; şüpheye düştüğüm an ben,
ben olurum
Halbuki ben değil, O' yum. 'O' olduğunu bildikte, korkuyu sildikte,
sende seni değil; O’nu buldukta;
Ne senden korkarım, ne kendimi tartarım. Varsın gitsin, geri gelsin.
Gelende, gülen sen olasın. (03/05/1972)
Birlikte özlük vardır. Özlük dönüşe değil, sadece gidişedir. Suyun
verdiğini düşündün mü? Kaybolduğunu gördün mü? Yüce’nin vergisi öyledir.
Dumana yol veren, dumansız kalır, olayların açıldığını öylece görür.
Şüphe, kulun kömür halidir. Yandığı an, dumanına yol verir. (28/09/1972)
Şüphe, kulu yanıltır. Allah’ım şüphede olan kulunun şüphesini oldurur.
(29/09/1972)
Gerçek olan; “Dünyada kulum, ahirette halim” diyenindir. Çok arayan,
şüphede ise yanılır. “Hak’kın Rahmeti“ dedikte bulur. (03/11/1973)
Şüpheler kula perdedir. (03/11/1973)
Şüphe ile huzur bir arada dolaşmaz. (14/12/1973)
Dünya malı dünyanın deme, olanı
paylaşırsan, huzurun büyük olur.
Veren, nasibini yakınlarınla paylaş diye verir. (24/02/1971)
Yenini sıyırdın mı, karnını doyurdun mu, fakire ayırdın mı?
Yedim artmadı, midemi örtmedi dersen; sen de kalırsın
Gel paylaşalım, can yolda halleşelim dersen;
Sen O’nda olursun, O’nda O’nu bulursun. (16/01/1972)
Gönüller elma olsa, her gelen bir dilim alsa, sana ne kalır? Çekirdeği
kalır.
Her çekirdek bir elma ağacı yetiştirir. Onun için; hepsi gider demeyin,
gidene gocunmayın.
Salah yolu, O’nu bilendedir; elini ele verendedir. Aldığı ışığı
dileyenle paylaşandadır. (13/02/1972)
Verdiğimiz yazımızda kuş misali dağılsın, elden ele dolansın denildi.
Komşumda olmayan, bende fazladır der, Hz.ALİ fazla gördüğünü dağıtır.
(06/08/1972) Yol sorulur, iz
aranır, güzellik dağılsın denilir. Her gönüle aynı ateş verilir.Ne var
ki, kulun nefsi ile harcanır.
Harcıyandan olunmasın. Yaprak yaprak okunsun, okuyandan dileyene
dağılsın.
Her kul bir yaprak okusa, ikinci bir yaprağı diğer kula verse; Kul
kuldan alır, sözümüz dağılır.
Yaprak dedim, her yaprakta Allah’ımın Yüceliğini gördüm. (25/08/1972)
Havuza su doldurduğunda “suyu göreyim, bahçemi sulayım” dersin. Günler
geçtimi, suyun rengi döner, içine böcek dolar; “varsın böcek de nasibini
alsın” diyebiliyor musun? Güne kadar yazdıklarımız, havuz misali
dolduruldu. Harcaması gerekmedi. Neden? Bol/bol verildiğinden. Bağımızda
sulandı, çiçeğimiz de..Toprağı genişletmek gerek… evet, çevre
genişledikçe algı da genişler. Arz ve talep.. bunun ölçüsü değil midir?
Havuzumuzdaki su harcansın, yeni gelecek suya yer açılsın. “Nasıl?”
deme. Olacak bizlerden hazırlanır, bilmez misin?. (11/10/1972)
Komşuya pişen aşı söyleme, onun aşını bilemezsin; isyankar olur. Sen
pişir, sen bil. Sen verirsen, sevin.. “Allah’ım, vergini paylaştım,
kulun ile halleştim” de.. Hz. Ali der ki; YÜCE’nin vergisi, kulunun
görgüsüne göredir. “Paylaşalım” diyebilen kulu, şüpheyi silendir.
Yaprağı toplarsan, ağaç yapraksız mı kalır? Bu sene kalsa, seneye
donanır. Onun için şüpheye düşmeyiniz, vergisi kadar harcayınız.
(11/03/1973)
Giymediğin fistanını dağıt. Cümleye derim.. Saklamak; gelecekte,
vereceğe güvensizlikten.. Unutulmasın, tedbir boştur! Ne kadar tedbir
alsan, takdire karşı gelemezsin. Alacağını değil, vereceğini düşün!
Sereceğini değil, göreceğini düşün! Göreceğin yerde, sereceğe yer
yoktur. Göreceğimiz nedir? Vardıkta, YÜCE’nin HUZURU!.. (11/03/1973)
Sandığa koyduğun giymediğindir
Bohçaya koyduğun sermediğindir
Gasp ettiğin malda, kendine hak arama!
Muamma değil, dediğim açıktır!
“Ayağım suda olsun, elim sende”” dersen; Ne suya, ne ele faydan olur, ne
de sana verir.
Bu hal, uykuda geçen halden kötüdür. Allah’ım buldursun. (06/07/1973)
Paylaşmak şudur: Sevinen ile sevinmek, üzülenin sırtını okşamak,
dileyene yolunu göstermek, hastanın halini sormak. (09/11/1973)
Ağrıyı ne ilaç keser, ne güllaç.
Sadece Allah’ım dindirir. (24/02/1971)
Ağlamayı huy etmeyin, arkası
kesilmez. (25/02/1971)
Göçene ağlamak, hasretine düşüldüğü içindir. Hasrete sen düşersin.
(17/05/1972)
Tarikata girip, kula kul
olursan, günaha girersin
Tarikat kurulmasından maksat; Allah’ımın yolunu anmak, sohbete
dalmaktır; kula kul olmak değil
Kul kuldan üstün olamaz. (25/02/1971)
Tarikat, suyun deryaya akışıdır. Her akan su, aynı deryada buluşur.
Akan suya katılmayan, deryaya varmaz mı?
Tarikat buldurur, ne var ki erdirmez.
Her kul gönül yolu ile buldu.
Eğer tarikat yolu buldursa idi, gayri müslim olanın cenneti kapalı
olurdu. (03/02/1972) Hiçbir zaman
tarikatın, doğrudan doğruya bulduracağını düşünmeyin.
Ay’ı leğende seyretmeyin. Ay göktedir, bunu kim olsa bilir. Göstereni ne
ararsın, başını kaldır da gör. (22/10/972)
Acıma gidene, acınırsın.
Sarfından kaçındığın sende kalır, gelen az olur. Sarfettiğin, üstüne
koyar, sana döner
Verirsen elinle, gelir o seninle
Elde olan kalmaya mahkumdur. (26/02/1971)
Gözün görebildiği hudut senin dünyandır.
Gözün her gördüğü senin oldukta, gönlüne öyle girdikte…
Dünya malını, bırak dünyada kalsın; sen onu götüremezsin. Ne var ki, o
seni alakoyar
Dünyada mekan gereksiz midir? denirse, gerekli olanı Allah’ım nasip
kılar. Tamaha yer yok. (27/07/1972)
Saydığım günde, sevdiğim yolda
ne gördüm bilir misin? Sevginin bolluğunu; Kulda, bitkide, hayvanda.
(27/02/1971)
Kula hak olmayan verilmez. Kula sevgi veriniz.
Acınacak durumda olan, sevmeyi bilmeyendir
Gücünün yettiğine bak, ötesini düşünme
Senin yapacağın, evet.., dualar ve sevmek, sevmek, sevmek
Tanrı’nın yarattığı her şeyi sevmek. (25/04/1971)
Osman der ki;
Sevmesini bilenle, bilmeyen vardır. Sevmeyen olmaz, olamaz.
Elbet, O’nun verişi diye severiz. Her yarattığında O’nu görürüz.
O’nun aşkı ile ölmeden ölürüz. Göçtükte O’nu buluruz. Biz Seni dünyadan
da bilmiştik deriz. (14/01/1972) Dünyayı dilersen, sevmesini öğren.
Unutma ki, dünya senin içindir. (22/02/1972)
Sevmek, kulun beden yapısına göre değişir
Kimi çiçeği, kimi böceği sever
Sevdiğinde ayrıntı olmamalı..
Allah’ım yarattı, kulunun yoluna serdi dersen, ayrıntısız seversin.
(21/03/1972)
Sevdik gönül alabildikçe, gönlü doldurabildikçe,
Sevmediğin ne var ki? derseniz;
Sevilmedik görmedim, çirkin nedir bilmedim, boşluk bulup doldurmadım.
Meydan olduğu kadar, kulu dolduğu kadar alır. (16/06/1972)
Saygıyı sevgiyle, sevgiyi Yüce’ye
Yüce’den geleni, erinceye kadar yönelt ki;
Kendini bulasın, yarattığını ölesiye sevesin.. (YUNUS)
…………
Aşk ile dolduk dolasıya
Dünyayı sevdik ölesiye.. (A.GEYLANİ)
………..
Dünyayı oynatmazsan neticeyi bulmazsın dedi, ŞEMS’im geldi
Gönülde aşk mı dolu, yoksa cümle mi kulu?
Elbet, cümlesi kulu
Senin gönlündeki aşk, sadece yağ kandili dedi Şems;
Gönül ateşini yetersiz buldu. Kendi ateşini elbet
…………….
GARİB’in gönlüne baktı, kandiline kendi yağından kattı, MERKEZ’im geldi;
Benden de olsun, kul adımı ansın dedi, aşkına merkez aradı
Olduğum yerden, durduğum yere kadar dedi
Olduğum yerden durduğum yere kadar demek; Kainatı çevrelemektir
Çevre değil, hacim. (25/06/1972)
Bahçede; Önce toprağı, sonra kökü, sonra bedeni sevdim, verenden dolayı
Arıyı sevdim, balından dolayı
Dünyayı sevdim, döndüğünden dolayı
Benliğimi bulduğumda; Arıyı da, meyveyi de, toprağı da sevdim; Sadece
Yaratan’dan dolayı. (19/07/1972)
Sevginin ölçüsü bırak sende kalsın. Sevgi, ne resimde, ne heykelde
aranmasın. Gösteriş değil.
Sevgini resime, heykele gösterdiğinde, Allah’tan başka sevgili bulmuş
olursun.
Putlara tapanlar da, putla yarattığı buldular da sevdiler.
Sende aynı hataya düşme. Resim, ressamındır.
Sevdiğin ressam olsun. resim, ressamı unutturmasın. Sevginiz
gönüllerinizde kalsın, sergiye konulmasın.
Neden? derseniz, açalım; Güzel dediğiniz, sevgi ile haykırdığınız,
sizden başkasına güzel görünmeyebilir
Onda huzursuzluk yaratılmış olur. Sen sevdin, beğendin, ben niye
görmedim, aynı aşkla sevmedim der, mahzun olur.
Çiçeği sev, sevginle kal, ağacı sev, gölgesinde kal, kainatı sev, yolunu
al.
Unutma; Arının iğnesi olsa da, verdiği bal. Her kulun gördüğü hal.
Sende olan sende kalsın, kainat sevgine şahit olsun, cümleniz mutlu güne
uysun, umduğunuz gibi olsun. (13/10/972)
Sevgiyi her kul diler. “Seveyim cümleyi..”der. Ne var ki, sevgi zincir
misalidir; zorlamaya gelmez, kendi haline bıraktıkta sevginin sonu
olmaz. “Sevdim, sevileyim..” dersen, sevene hürmet edersen; sevginiz
sonsuz olur, ölümde hudut bulur. (09/03/1973)
Sevgi, kulun yanında değil, huyundadır . (27/07/1973)
Alanın verenin, derdi ile dövünenin gayretinden gelen nedir? “Deryaya su
dökeyim, daha genişleteyim” dersen, bütün ömür gayret edersen, emeğinin
karşılığı nedir? Boşuna yorgunluk. Senin kainattan alacağın, vereceğin
sadece sevgindir, gerisi nasibindir. Deryaya su dökmek; “Ben Allah’ımın
Yolu’ndayım, O’nun ibadetindeyim; elbette O’nun yarattığına benim de
katkım var!” diyenedir. Kendi yerini hazır görenedir. (02/11/1973)
Sev, seni sevmeyeni.. Sev, seni bilmeyeni.. Sev, seni sormayanı..
Dönüşüne yardımcı olursun, kendi yönünü bulursun.. (17/11/1973)
Bütün bitkiler çiçeğini göğe
doğru açar
Hayvanlar seslerini göğe doğru baş kaldırıp verirler
Kulun da Hakk’a yönelmiş olanı, Allah’ına el açar
En katı kul dahi, dara gelince 'Allah’ım' der
Allah’ım; dara gelende değil, her an aklımızda olsun, gönülden çıkmasın.
Amin. (27/02/1971)
Yaşlanmak; gençliğin sonu değil,
hayatının dönümüdür; ömrünün en güzelliğidir, eğer saklanmadıysan.
(27/02/1971)
Ummak güzel. Umduğunu
bulamadınmı, yanılmakla vakit geçirme. Verilendir en güzel, de.
(01/03/1971)
Her yolun gidişi varışadır; her
varış deryayadır. (09/03/1971)
|
MEVLÂNA der ki;
Yazılar okunursa;
Her kul kendi gönlünce nasip alır, destisini
doldurur.
Çeşmemiz akar; ne biter, ne kesilir.
Suyunu alan, yolunu bilen, gelsin alsın
Yeter demem, şikayetçi olmam. (01/03/1971)
Yazılarımı gönüle kazın.
Ne sepet doldurmaya, ne gönül eğlemeye gelmeyiz,
Mümin olana yol, imtihan dileyene yardımcı geliriz. (04/03/1971)
|
Kaide budur; geldim, gördüm. döndüm.
Kimse dışında kalamaz, yazılandan dönemez. (04/03/1971)
Kaide bozulmaz, izinsiz yaprak düşmez
Allah’ım iki yol gösterir; Rahmet yolu, zahmet yolu
Yolunu kul kendi seçer.
Yumağına yazılan görülür, niyete konulan değil
Gayretle olmaz, nasibe söz geçirilmez. (04/10/1971)
Allah’ımın Varlığı’nın tek ispatı; her yaratılanın, elbet mukadderatının
ayrı-ayrı oluşu
Değiştirmeye çalışanın hataya düşüşü; hataya düşenin cezasını alışıdır.
Allah’ımdan can-ı gönülden dilediğin zaman, mucizesine erişindir.
(05/10/1971)
Her şey yerli yerinde. Yerini bozan kul değil, düzeni kuran da kul değil
Ne kadar 'Hale yola koydum' dese de, kul o kadar yanılır.
Çünkü hiç bir düzen; kul elinden, dilinden düzen bulmaz. Olan yazılandır.
(16/10/1971)
Her kulun yazısı baştan yazılır, kaderine kazılır.
Kulun elinden, yazısını değiştirmek gelir mi?
Korkuyu silesin, gönlünü açasın; dumanın dağılsın, kaderin görülsün.
Güçlük; ne kararda , ne zararda., görülmeyen yazıya uymadadır.
Gönüle yatmayan yazıdan uzak kalır. Deme; Dediğin? Dediğim; Kaderine yazılı
olandır.
Sevmem de desen; gün gelir, gönüle yatar.
Asla yazılı olanı istemem diyemezsin; olmaz denir, olacağa uyulur.
Güçlüğü düşünmek yersiz.., her olay değersiz..Eğer, Allah’ıma dayanmış
isen..
Allah’ımın verdiği sözüne düşmesin, seni ürkütmesin. Veren’in verdiği,
kulunun kaderine serdiğidir
Allah’ımdan kötülük gelmiyeceğini; yazdım, yazdım, yazdım. (04/01/1972)
Güzellik çizilende değil, çizilenden olandadır.
Yolun düzü, kulun sözü; Allah’ımın çizdiğine denktir.
Nasıl? dendi. Hak yolunda olanın kelamı O’ndandır. Öyle oldukta, çizdiğine
denktir. (16/01/1972)
Kaderim değişir mi? dersen, yazılan bozulmaz.
Unutulmasın ki, her kuluna Allah’ım en güzeli yazar. Kul kaygu ile, günün
tadını bozar. (15/02/1972)
Her kul dileğince olsun ister.
Dileğine uymayan, 'Kaderimin kötüsü' der.
Aslında dileğine uymayan da, seni yola koymayan da; Hayır yazılan
kaderindir.
Günün olayına 'Hayırdır' diyen, cürmüne ortak aramaz. (15/04/1972)
Allah’ım kaderi kuluna bildirseydi, Sevgili Resul’üne bildirirdi
Resul’ümüz kaderini bileydi, çevirmeye gücü yeteydi;
Sevgili Fatma’sına 'evlat edinme, derdine yanma' derdi
Allah’ım sadece güzellik yarattı.
Çünkü, yarattığına kendinden verdi; kulunda en güzel şekilde ifade etti.
(17/04/1972) Her olay karşıtı iledir.
İyi-kötü, beyaz-siyah, cennet-cehennem
Senin seçme hakkın vardır. İki yol olur, her kulun önünde; hak yolu ve onun
karşıtı
Kulun kaderi; her iki yolda yazılıdır, seçim senin hakkındır. 'Şeytana
uydum' denen odur
Allah’ım, binlerce meleğini; her kuluna doğruyu göstersin diye gönderir.
Yine de hatayı kendine vazife edinen, yolunu seçmiş olur.
Kaide bozulmaz, dışına çıkılmaz! Yolların görüntüsü, kulların akibetleri ile
gösterilir.
Doğru yolu seçen kul, huzuru bulur. Yolun eğrisine giden, daima huzursuz
olur.
Görüntü ise, tam aksidir. Birçok meşakkat içinde huzura varmış olan kul,
doğruyu bulmuş olan kuldur.
Her türlü dünya nimetinin içinde huzursuz olan kul, eğri yola giren kuldur.
Onun için; içinde olduğun hale şükret ki, Hak yolunda olasın, kainatta
cennete varasın. (19/04/1972)
Kaderde yazılandan başkası olmaz.
Öyle mi? Böyle mi? demek yersiz
Kul yazılandan habersiz
Gayret der koşar, koştukça coşar
Olanın gayretinden olduğunu zanneder
Aslında olacak olduğu için, Yüce’nin Emri ile gayret gösterir. (26/05/1972)
Yazan’ın yazdığını bozamam, öyle bir düğüm ki çözemem. Olayları böyle
bildikte, sorguya yer kalmaz.
Düğüm çözmeye gayret edilmez. (22/10/972)
Kader çizilmiştir. Gönülde olan her düğüm, Allah’ım diyene çözülmüştür.
Allah’ım sana yol açtı ise, geleceğe şüphe ile bakma. Öyle mi olsa, böyle mi
dönse deme. (29/10/972)
O’ndan dediğim, günde döner mi? Kader, dün başka, bugün başka yazar mı?
(02/11/972)
Senin kaderinin dahi sahibi olduğunu unutma! Ona dahi sahip çıkma.
Kaydına yazılmayan, kaderine kazılmayan senden değildir. (02/11/972)
O; o kadar büyük ki, senin değil karıncanın dahi, hatta mikrop dediği
görülmedik yarattığının dahi kaderini çizer. Büyüklüğünün ölçüsünü oradan
dahi bulabilirsin. (11/12/1972)
Yürüdük kader diye, okuduk yazar diye, bekledik bozar diye. Dünya günümüzü
boşa harcadık. Çünkü Allah’ım; yazdığını/bozduğunu kendisi bilir, kuluna
hayır olanı vermeden görür. Gören gözün O’nun olsun, O’nun verdiğine kansın.
Diyen dilin O’nu ansın, andığı gibi olsun. Kundağı kul, hayır diye sarsın.
Yıkılan duvara küfr etmesin, yıkan O’dur diye bilsin. Unutmasın; yeni
yapacağı duvar için, eskiyi kaldırır. Yumuşak olayım diyen, bilsin ki o
yoldadır. (13/07/1973)
Mümin olan bilir. Her kulun kaderi yolunca yazılır. Yanılan kuldur, Yazan
yanılmaz. Ne yazıyı değiştirebilirsin, ne düğümü çözebilirsin, izin
gelmedikçe. 18/08/1973
Unutulmasın; gümüş kapıyı örten, altın kapıyı açar.
Her halini Allah’ıma havale et. O’ndan gelen en uygundur. Allah’ım diyenin
gönlüne duman çökmez. “Gelişe uydum, elimi verdim, kaderimi çizenin
çizgisinden şüpheyi sildim” de, duacı ol.
Unutulmasın, yazan O’dur. Kul senin kaderini ne yazar, ne de bozar. Ne derse
desin, yeter ki kul çizene uysun. Hayır, kapısı açıldıkta, sadece izni olan
geçer. “Kimin izni olur?” derseniz; “Allah’ım!” diyenin, her hal ile O’na
uyanın. (04/11/1973)
Dem bu dem, geçenin değil. Yönünü Hak’ka çevirdi isen; her anın, doğuşundur.
Gününü bildi isen, gidişe uydu isen, “Ya Allah” dersin, gelenle bir olursun.
Verilen el O’ndandır. Denilen söz O’ndandır. Olan olacaktır, yazılan
görülecektir. Yanılan silinecektir! Çünkü, silmekten aciz değildir! “Nasıl
silinir?” derseniz; olacağın önüne geçmek, su bendine adım atmaya benzer.
Kaderin yazısı O’nda, uymak kuldadır. Allah’ım kulunu uydurur, ne var ki
“uymayım” diyene yolunu buldurur. “Nasıl buldurur?” derseniz; türlü dersler
verdirir. Uyandan olalım, dersin kolayını bulalım. (01/12/1973)
Yakarsan/ yakarmasan, ne yazdı ise onu görürsün. Ne var ki, her gün bir
sayfa çevirirsin. Ancak geçen günü bilir, gelen günü umut ile beklersin.
Hiçbir kitap, okunmadıkça sonu bilinmez; ama her sayfası yazılmıştır.
(07/12/1973)
Sarfından çok, israfa mahal
verilmesin.
Sarfedilenin yerini Allah’ım boş bırakmaz, israf edilenin yeri dolmaz.
(06/03/1971)
Yemediğin aşı dökme, döktürme.
Yiyemeyeni ara, yiyemeyeni dahi bulamazsan; kuşları belle. (26/05/1972)
Yemeniyi atmayın, heybenizi satmayın, unu toprağa katmayın.
Un, un olduğunca değerlidir; toprak, toprak kaldığınca
İkisini birbirine katarsan, ikisini de yabana atmış olursun, değeri değerde
kaybetmiş sayılırsın. (25/08/1972)
Bedene cefa eden, hükmüne isyan
edendir.
Sahip olmakla, emanetine hakim kılındın
Mantığınla hükmünü verirsin, ceza ile değil.
Mantığını güzellik görmeye zorla ki; bedene verdiğin hüküm, yolunda olsun.
(06/03/1971)
Her kul dünyadaki yapısından değil,
görgüsünden sorumludur.
Kul vardır; Gül bahçesine girer, 'Dikeni' der, şikayet eder
Kul vardır; Dağda gezer, bir ota iltifat eder
Görgü budur. (08/03/1971) Görgü,
kulun soyundan değil, suyundandır (27/07/1973)
Mümin olmak; Müslüman doğdum demekle
değildir
Hristiyan olan Allah’ımın kulu değil midir?
Uyarsa, gönlünü duyarsa, doğru olan budur derse; ona mümin denir
Müslümanlık gönüldedir. (08/03/1971)
Kul, kötü olaya kulu karıştırır. Halbuki, kötü olay yoktur
Her olayın bir sebebi vardır. Her kötü denen olay, bir hayır kapısına açılır
Bunu bilen; Allah’ımın verdiğini kayıtsız şartsız seven, her çirkin denende
güzellik arayan Müslümandır. (27/03/1971)
Müslümanlık, sözde değil, özdedir. Adından değil, yadından bilinir.
Kul iyi anılıyorsa, 'Allah’ım razı olsun' deniliyorsa; o kul, Allah’ımın
Müslüman kuludur. (16/10/1971) Mümin
kulun yolu, ol Hak’tadır eli,gönlündedir Gül’ü
Yumuşak kulu, güzel huyu, kaynakta suyu…
Can dedik canı bulduk
Canan dedik, Hak’ka sarıldık
“Eyvallah” sözünde selameti bulduk. (02/07/1973)
|
MEVLÂNA der ki;
Yerli yerine konan söz, kulu eğitir. (09/03/1971) |
Dama taşı geri gelmez, hep ileri
çıkar. (09/03/1971)
Huzur, arandığı yerdedir.
Kul vardır, dumanı içinde görür,
Kul vardır, üstüne çıkar 'ayağımın altında' der, üstünde gezer
Bulut hiçbir zaman güneşi örtmez, kulla arasına girer
Ne mutlu bulutun üstüne çıkana. (09/03/1971)
Huzur arandığı yerde değil, gönüle konulduğu yerdedir.
Huzuru bozanlar, dumanın ortasında olanlardır.
Dumanın ortasında nasıl olunur? derseniz; bile-bile içine girilir
Kuruntu edilmesin, 'Ne olacak?' denilmesin. (08/09/1971)
Huzur sana gelmez, sen huzuru gönlüne koyarsın. Koymadı isen, dünyada
cehennemi yaşarsın
Gönüle huzur koyun; hem kendinize, hem etrafınıza huzur dağıtınız
Yuva’mız, huzur yuvasıdır. Gelen de, alan da, dileyen de, soran da mahrum
kalmaz
Huzura yol dileyen, gönlünü önce dünyadan temizlesin. (14/04/1972)
Kayguyu gönülden atmadıkça, huzur sana gelmez. (15/04/1972)
Bende beni bildiren nedir? Kainatı saran sevgim
Sende seni bulduran nedir? Aradığın huzur
Huzur ne ile bulunur? Şüphesiz sevgi ile
Ona de ki; Yanmadığı alevde kor aramasın, bacadan medet beklemesin, hava
oradan gelir demesin
Hava, kapıdan pencereden gelir; bacadan sadece duman gider.
Oradan medet bekleyen, karanlığa hükmeder.
Bacaya arkasını dönsün. Pencere göremedim, hayırına eremedim dedikçe, kapıyı
bulamaz. (15/05/1972)
Huzur dileyen, gönlünde güller açandır.
Allah’ımın emri olmayandan kaçandır. (23/05/1972)
Mekanda huzur, gönüldeki güneşle olur. (12/06/1972)
Yemin olmayan yuvada huzur olur, huzuru her kul kendi yaratır. (20/06/1972)
Huzur nerdedir, nedir, kimdedir?
Güzel ile çirkini ayırmayanda, iyi ile kötüyü kayırmayanda, verenin Yüce’den
geldiğini bilende. (16/07/1972)
Hayıra yol gider diyen, kandile yağ doldurandır.
Kandilde ışık gören; Gönlünde huzur var ise, kandil sana ışık verir,
Huzurun yok ise, güneş dahi seni aydınlatmaz.
Her şey huzura bağlı ise de, huzuru yaratan kulun kendisidir. (27/07/1972)
Huzuru yerde gökte değil, gönüllerde oldurduk.
Dünya yapıtını yaşantımızdan uzak koduk, arkamızı döndük. Gölgesiz geleceği
öyle gördük. (01/09/1972)
Geçen unutulur, çünkü üzerine gece örtülür. Olan, olmayan O’ndan.
O’ndan gelen hayırdan hoşnutum diyen huzuru öyle bilir, selameti ordan
bulur. (01/09/1972)
Huzur vereni bilirsen, O’ndan beklersen, huzur senin olur.
Aşmadığın duvarın ötesi, senin merakına yol açar.
Meraka yer vermezsen, huzur senin olur.
Gönlünde olanla, gününe dolanla dost olursan huzur senin olur. (02/11/972)
Kendin huzuru bilmiş isen, cümleye vermiş olursun, kainatı yaşanmış
bilirsin. Yaşamaktan maksat, her olayı yapımına bağlamaktır. Çünkü, olaylar
bütünlüğe kavuştukta netice alınır. Bütünlenmemiş her olayda, talaş misali
öğüten vardır. Nasıl ki, tahtayı yontarsın; yapımsız olan, dökülen talaştır.
Mümin olan bilir; olay, er/geç düzenini bulur. Günün geçiti öyledir.____
Talaşı yere serpersin, basıp yürürsün… (09/03/1973)
Hayra inanan kulun huzuru eksik olmaz. Huyun yozu; her hale “Uymuyor" diye
bakandadır.(06/07/1973)
Huzuru güne başlarken gönlüne koy! Geleceğin üzüntüsü senin neyine? Bırak
onu Allah’ım düşünsün. Gölge düşmesin gönlüne! Günün geleni aydın olur.
(29/08/1973)
Huzurun olduğu yerde, HAK’kın dediği vardır. Mümin kuluna her günü kardır.
Sunduk yoluna, serdik gönlüne.. Silmeyi dilediğin, “Allah’ım hatalarımdan
affına sığındım” dediğin güne kapak örtelim. Pencere; güne açıldıkta
dumanını dağıtır, gününü hayıra açanın gönlünü huzur doldurur. Gönlün hoş
olsun, varsın sepet boş kalsın. (24/09/1973)
Gecede dahi güzellik bulanın, ne büyük huzuru vardır. Gece yolda kalan olur
mu? Yönünün kaybeden görülür mü? Ay misali yolun açılır, yıldız misali yönün
seçilir.
De ki; “Gecede yıldızları saydım, günde güneşe uydum. Allah’ım, her dönüşte
güzeli buldum!” O zaman huzur sendedir. (01/12/1973)
Allah’ım diyen huzuru bilsin, bulsun demedim. Çünkü huzur aranma ile değil
bilinme iledir. (01/12/1973)
Şüphe ile huzur bir arada dolaşmaz. (14/12/1973)
Planın dahilinde olan çizgilerdir;
Doğum, Ölüm, Evlenmek. (21/03/1971)
Kefil olan, olduğu kulun gönlünü
bilendir
Almayı bilene, veremem demez, olmayacağı kula müjdelemez
Ulunun kulu olmaz; Ulu, kula vasidir.
Ay ışığı, nasıl her yuvayı aydınlatır; ne var ki, penceresi açıksa.
(21/03/1971) Ulular sözünden alacağın
şudur: Cümle dinlerin üzerine çıkmış, O’nu her hali ile idrak etmiş,
idrakini dünyada bilmiş, bilmeyene vermiş kullarıdır. (27/07/1973)
En büyük isyan; Allah’ımın varlığını
inkar. (21/03/1971) Almayı bilmeyene,
vereyim dersen; verdiğin heba olmaz mı?
Sevmeyi bilmeyene çiçek versen, gülmez mi?
“Derdim var” diyene, “Yüce’nin Emri’dir” dersen; isyan etmez mi?
Etmemeyi bilen, şikayetçi olmaz; olanı dert bilmez, dert bilmeyen isyan
etmez
İsyan; O’na uymamaktır, verdiğini görmemektir. (12/09/1973)
Yasin sordunuz, anmayı dilediniz
Dileğince okursun, Allah’ının Rıza’sını dilersin
Allah’ım dersin, Sana niyazım açık olsun,
İçimden geçeni versin diye
Dilimce okurum, gönlümce varırım
Dilim olmayanda masal gibi uyurum
Bildiğince okursan, gönlünü açarsan
Sevabın olur, makbuldür
Allah’ını anmak, olumuna uymak vazifendir. (24/01/1970)
Kuran’ın yazdığı, kulca tam açılamaz
Çünkü doksandokuzu ahirete, biri dünyayadır
Onun için ölüye doksandokuzu okunur
Yasin, doksanı içine alır, onun için; ölünün dileği 'Yasin'dir. (21/03/1971)
Ruhu nasıl selamlarsın? Ona ne ikram
edersin? Dua ile..
O aleme göç edene ne ikram edilir? Elbet, Yasin. (21/03/1971)
Okuyun, alışın.
Yasin okuyan; dünya ve ahiretin selametini bulur, yumağını aşk ile doldurur,
kaideye oturur, yerini bulur.
Kaideye oturan sarsılmaz. (16/05/1971)
Varanın dünyadan dilediği Yasin’dir.
Düşünme; 'Dünyayı kırdım mı? Hoşnut ettim mi?'
Oraya varan; dünyayı fistan gibi çıkarır, olduğu yerde bırakır; senin
üzüntün sana kalır.
Dualarınız; evvela Peygamber’imize, sonra cümlesine, sonra Uluna.
(16/10/1971)
Gelmiş göçmüş cümle ruhlar, Cumayı
dünya kulu ile beraber geçirir
Cumanın 'Bayram' dendiği bundandır. İbadetin Cuma günü oluşu bundandır.
(21/03/1971)
Cuma’nın kutluluğu Yüce’den gelenlerdendir.
Duacı olunuz, imtihana gününde hazırlanınız. Size verişim, sizde kalsın;
Yüce’nin emridir. (16/04/1971)
Cumayı bilelim, niyazımıza yer verelim. (05/03/1972)
Günün altısını dünyaya, birini ahirete ayırsa çok mu? Demek değildir ki,
altı günü dünyaya ver.
Ahiret her gün gönlünde olsun, Allah’ım her an anılsın. Ne var ki; Cuma
alemini değiştirenlere bağış ile geçirilsin.
Bağıştan maksat, dualardır. Cuma’nın hikmeti ondandır, Perşembe’lerin
rahmetinden. (17/05/1972)
Sanat, Allah’ımın kuluna lütfudur.
Lütuf alan kul, layık olan kuldur. (27/03/1971)
Kuran’ın dediği şudur: Öldü deyip,
yanan yakılan, matemi gönlünü isyan ettiren
Elbet kulu yakınına ağlar; amma ağlamayı gönlünü karartmak derecesine
getirirse, ruhu rahatsız eder
Eğer ruhun her an yanında olduğunu bilse; ne o kadar yakınır, ne gönlünü
karartır.
Aşırı matem, kul ile ruh arasına duvar örer.
Sahib’imizden geldik, O’na döneceğiz. (21/03/1971)
Yuvanda arı dilince değil, balınca
konuş
O sana arı dilince dese bile;
Allah’ıma sığındım, O’na dayandım; ulumu çağırdım, ulusuna duacı olması için
yalvardım, de.
Olur.., doğru yol açılır. (22/03/1971)
Saadet, kulun kendi güzel duygusudur
Dünya aşkı, Allah aşkının küçücük bir misalidir.
Gün geçer, dünyanın masalı olur. Ama Allah aşkı asla masal olamaz.
(27/03/1971)
Hoş gördüm, saadet diledim. Kuru manada değil, açık manada
Saad; uymak, olanda güzeli bulmaktır. Saad et; Olana uy demektir.
Saadet dileriz denir, havadan güzellik eklenir. (16/07/1972)
Allah’ım, kulu ne olursa olsun;
sever, sever, sever..
Baba yavrusundan geçer mi? Ki emanetçidir.
Ya Yaratan; kendi nurundan olanı sevmez mi? (27/03/1971)
Her dünyaya gelen, Allah’ımın nuru ile doğar. Dünya tamahı ile Allah’ımın
nurunu harcar. (14/09/1971)
Allah’ım her kulunu, nurundan verdiği hamuru ile yoğurur
Ne var ki kul hamurunu dünya çamuru ile bularsa, varış düşünüldüğü gibi olur
Dünya çamur mu? derseniz; Akan suya yön vermezsen, toprak su ile karışır,
çamur olur
Dediğim her kula derstir. (21/09/1971)
Cümlemizin, Allah’ımın Nur’undan olduğu unutulmasın
Sen de Nur’dan, ben de Nur’dan, Nur’unu harcamadığından
Allah’ımın verdiğini, nefsin ile harcarsan, elde ne kalır?
Allah’ım kulunu Nur ile yaratır.
Kul vardır, Nur üstüne Nur katar; kul vardır, Nur’unu nefsi ile harcar. Olay
budur. (30/09/1971)
Allah’ımın Nur’una sahip olmak için; ne Mevlâna, ne Yunus olmak gerekli
değildir
Allah’ımın kulu olman, Nur’una ermendir
Ne var ki, Allah’ımın eren kulları; NUR’unu gönlünde saklayan kullarıdır,
nefsi ile harcamaz. (16/10/1971)
Çok bilirim diyen, cehaletin
pençesindedir. Bilmediğinden yakınandan, çok şey bekle. (06/04/1971)
Kul, misafir olduğunu bilse; dünyada
bağı olmaz.
Misal vereyim; misafir gittiğiniz yuvada, yayılıp dökülür müsünüz? Her odaya
yerleşir misiniz?
Kul için dünya öyledir. Gelen göçer 'Göç' vardır, 'Ölüm' değil
Yumak sararsın, çileyi çözersin, bitti dersin. Çile biter, yumak değil.
Yumağı türlü şekile koyarsın, kulun ömrüdür bu. (08/04/1971)
Ne dünya senin, ne sen dünyanın.
Varsın kaynasın kazan. Ne göçen ozan anlatabildi, ne kainatı Yazan.
(11/06/1973)
Selin aktığı, damına taktığı nedir?
Rahmetidir. Neden O’ndan gelenden sakınayım? Ne olur diye bakınayım?
“Benim..” demediğim, O’nundur. O’nun olan her şey senindir; çünkü, senin
içindir. Akandan aktarılır, yolun gidişine baktırılır. Sen bakandan olasın,
baktıran O’ndan. “O’ndan olsam, baktırsam..” deme.. Baktırdığı isen
sevgilisisin. Sevgilisi olmak, O’nda seni bilmektir. (11/10/1972) Yürüdüm Yar diye
Sevgilim Sar diye
Yandım kor diye
Kandım dünya var diye. (08/06/1973)
Ne dünya senin
Ne sen dünyanın
Varsın kaynasın kazan
Ne göçen ozan anlatabildi
Ne kainatı yazan. (../../1973)
Kulun imtihanı derim;
Her Perşembe gecesi kul imtihan verir, gelen ruhların arasına öyle karışır.
Verilen imtihan çeşit çeşittir.
Gelen ruhlara hürmet, Allah’ıma verilen kıymettir. Allah’ıma ibadet kulunun
borcudur. (16/04/1971)
Gül bahçesi seherde; Tanrı’sını anar, rahmetine erer.
Sabahı unutmayın, Perşembe gecelerini geçirmeyin; ibadete yer verin, dünya
gailesini silin. (17/04/1971)
Günün altısını dünyaya, birini ahirete ayırsa çok mu? Demek değildir ki,
altı günü dünyaya ver
Ahiret her gün gönlünde olsun, Allah’ım her an anılsın. Ne var ki; Cuma
alemini değiştirenlere bağış ile geçirilsin.
Bağıştan maksat, dualardır. Cuma’nın hikmeti ondandır, Perşembe’lerin
rahmetinden. (17/05/1972)
Acı söz seni de, dediğini de yakar.
Unutulmasın; zararı değdiği yere dokunur.
Acı sözün değdiği yer, kendi dilindir. Dilinden değil, gönlünden ibret
alasın. (16/04/1971)
Tatlı söz atlı misali götürür, acı söz yaya bırakır. (05/10/1971)
Ağaca balta vuran, Kuran’ı inkar
edendir. Orman cümlenin malıdır. Sonra cümlesi seni affetmez. (17/04/1971)
Mantığı kullanmak kulun kendi
elindedir.
Kader sorulur; Gerekli olan, mantığın kadere hükmü
Mantık, kadere nasıl hükmeder?
Her gelenin Allah’tan olduğuna kayıtsız-şartsız inandınmı, mantığın seni
huzura vardırır
Hüküm; mantıktan ancak bu kadardır, gerisi Allah’ımdandır. (17/04/1971)
Kulun elinde olan sadece mantığı.
Onu; iyi de, kötü de kullanabilir
Mantığı iyi kullanmak; Her olanı Allah’ımdan bilip, amade olmak
Kötü kullanmak; Kaderini değiştirmeye çalışmak.
Ne gayretle, ne hayretle kader değişmez. (14/02/1972)
Nefis beden yapısındadır, mantığına bağlıdır
Mantığını, ruhunun ölçüsüne uydur ki; nefsini çiğnemiş olasın. (21/03/1972)
Mantık ile vicdan beraber yürümeli.
Vicdan, mantığı doğruya götürmeli. (31/031972)
Mantıkta aranan güç odur ki; kötüye kötü olduğu için değil, aradaki farkı
gördüğü için, kazancını bilsin. (16/07/1972)
Her kulun mantık ölçüsü bir değildir.
Kulun dünya günü mantığına bağlı olsa da, Yaratan’ı bildikte, bağlantıyı
kurdukta, gerekli olanı alır.
Nerden? denildi.. Elbet Yüce’den. Almayan, yol münasip der, yolunu çizmeye
çalışır
Çizilen yolun kendisinden olmadığını öğreninceye kadar yorulur, üzülür,
kahrolur.
Allah’ım dediği an, düğümü çözülür.
Dünya gününde gerekli olan, mantığını Hak yolunda kullanmaktır. (25/08/1972)
Yüce Allah’ım; maddeyi dilediğine,
manayı dileyene verir. (17/04/1971)
Manayı dileyen, maddeyi silmesin. Dünyadan geçeyim demesin.
Dünya yaşanmaya, mana varılmaya. (08/07/1971)
Manayı bulan, dünyayı huzur ile geçirir. (10/10/1971)
Sergide elbet bulamazsın; sen Allah’ımdan dile, O sana gönderir.
Manayı dileyene, maddeyi dilediğine verir.
Mana dilenirse her kapı açılır, madde verilirse her kapı açıktır.
Sohbet açılırsa, her perde görülür. Ne var ki, görmeyi bilen görür.
(20/09/1972)
Manayı açmak, maddeyi geçmekte bilinir.
Sergiye konan her eşya senin gösterdiğin fiyata satılır.
Uymayı bilirsen, toprakta ararsan, aradığını bulursun, başını Yüce’ye
kaldırırsın. (28/10/972)
Manayı açmak, her kula elbet nasip olmaz. Nasiplenen kul, “Allah’ım” desin,
şüküre varsın! Mevlana Allah’ımın Emri ile gelmiş, cümlenize manayı gün/gün
açmış. Her olayda O’nu bilen, her düzende O’nu bulur. “Düzenini bulduracak
SEN’sin Allah’ım..” deyin, O’na havale edin! Durmadan okuyun, duasız
bırakmayın..(09/03/1973)
Talip olduğun madde ise, verilmeyenden şikayetçi olma. Mana ise, verilenle
övünme. Ne verilen sana, ne alınan senden. Verildi ise paylaş diye, alındı
ise paylaşmadığın için. Tasarruf sahibi sadece O.(07/08/1973)
Yel ile gelenden, sel ile gidenden olma! Manayı madde ile karıştırma! Tuz
ile şeker beraber yenmez. Ne var ki, hiç birinden ayrı kalınmaz.
(19/10/1973)
Manadan uzak kalma, çünkü yolunun ışığı oradandır. (04/11/1973)
Manayı yol bilen; maddeden gelene uyandır. (10/11/1973)
Gelişte aramayan, dönüşe uyamayan var mıdır? “Geldim/ kalacağım, kainata
sahip olacağım” diyemeyen, kulun kendisi değil midir? Öyle ise, “tam
maddeyim” diyen yoktur. Madde dendiğinde, verginin SAHİB’ini düşün.. Maddeyi
veren O, sevdiren de O.. Öyle oldukta, hata aranmaz. Dünyaya geliş,
buluşadır. Buluş, sevişedir. Her kul, “mana” derse, gelişten kayıt silinmek
gerekir! Sanılmasın ki; “Madde, madde, yine de madde” diyen kullar, manaya
uzak kalır. Aynada kendini sakladığı yerden, anda kurtulur. Manayı bulduğu
an, maddeyi dileyene aktarır. Onun için; neyin/nerde başladığı, neyin/nerde
son bulduğu bilinemez kul gözü ile… Onun için; ölçü verilemez kul sözü ile…
Sevgide ölçüyü veren O, “Yanıyorum!” diyene, suyundan içiren O…”Yanıyorum”
dedikte, yananı gördün mü? Yolun açıldıkta, duranı gördün mü? Düz ovada
gidene sorsan, sadece yer ile göğü tarif eder. Yüce dağa tırmandıkta, geniş
çevreye göz atar. (07/12/973)
Yaşamaktan maksat nedir? Çok gezen
midir, çok seven midir?
Hem gezendir, hem sevendir. Çok gezen çok görür, gördüğü kadar sever.
(25/04/1971) Yaşamak nedir? “Nefes”
derseniz; “Her nefes alanın yaşadığı şüphelidir” derim.
Çünkü, yaşamak bilmektir, ancak bilen yaşar. Bilmeyen ağaçtan farksızdır.
Bilen, O’ndan gelene uyandır. “O yazdı ise, en güzeli..” diyendir. Yediği
kuru ekmek olsa, “eyvallah” diyendir. Yenmeyi değil, sevmeyi bilenin yenilse
dahi elini verendir. (26/11/1973)
Kulun öksüzü Allah’ımın emanetinde..
Allah’ımın öksüzüdür darda
Onlara yardımcı olalım, Allah’ımdan izin dileyelim. (06/05/1971)
Usanmaktan söz eden, Allah’ına isyan
edendir. Verdiğini beğenmedim diyendir. (16/05/1971)
Allah’ım adının anıldığı, gönüle
konulduğu yerdedir.
Adını ananın, gönüle koyanın yardımcısıdır. (01/06/1971)
Her yemin, Allah’ımın adına edilir.
Ne var ki yemine en son karar verilirse, yerini bulur.
Her sözü yemin ile noktalamayın. (17/06/1971)
Yemin edilmesin!.
Yemin, elbet Allah’ımın adını yumağını sarmaya değil de, kula katmaya,
ortaya atmaya kullanırsan, hata olur.
Allah’ım Şahit demektir. Kendin doğruluğunu bilmediğine, Allah’ımı nasıl
şahit koyarsın?
Allah’ın gördüğünü, kula şahit etmek; kulu üstün tutmaktır.
Kula hesap vermek mecburiyeti asla yoktur. (20/06/1971)
Yemin edilmesin.
Allah’ımın adını, yumağını sarmaya değil de; kula katmaya, ortaya atmaya
kullanırsan hata olur. (23/06/1971)
Yemin olmayan yuvada huzur olur, huzuru her kul kendi yaratır. (20/06/1972)
Varsın adım anılmasın, yeminin yeter ki bozulmasın” demeyin, sevenin adı
anılmalı.. Allah’ımın yazdığına yemin söylenmemeli, çünkü yemin, Allah’ımın
vergisine isyandır. Kul sorar? “Yemin ettim, yeminimi bozdum. Ne ile
ödeyeyim? Bir ekmek ile mi, bir çömlek ile mi?” O da senin değil ki, ne ile
ödeyesin? O’nun Ad’ına sözleşme yaparsın, üzerine mührünü koyarsın, bozarken
kuldan sorarsın!.. Daha önce dedim, yemine asla yer vermeyin, verdikte;
Allah’ımdan af dileyin. “Hatamı Sen görürsün, Sen tamir edersin, affet beni
Allah’ım dedikte, yemin mührü kalkar. Ne var ki, aynı hataya bir daha
düşmemek gerekir. İşte o zaman yeminin sana döner, ettiğini bozdurur,
eldekini yozdurur. (12/09/1973)
Yemin, yerini bulmayanlarındır, Yemin, doğruyu bilmeyenlerindir.
(02/10/1973)
Her verdiğimiz madem ki O’ndandır, alan ile aramızda andlaşma vardır. And,
yemin değil midir? And içme ayrıdır. Andlaşma oluşumun kutlanmasıdır.
19/10/1973
Mevlana’yım!..
Sehere saat verdim, kulunun sevincine ortak oldum.
Aymayı bilenden olun, huzuru gönülden bilin. (19/06/1971)
Selama selam veren, her kişidir
Selama bel büken, er kişidir
Ne var ki; Selamına arkasını dönene, selam gerekmez
Alçalmak değil, selam Allah’ımın adınadır
Arkasını dönene selam verilmez. (19/06/1971)
Selamın en güzeli nedir bilir misiniz? Sevdiğini sevdim, yoluna “O’na” diye
uydum; O’nu sende gördüm; can dedikte, Canan’ı sende buldum. Beden yapısı
bedende bulur, bedeni bina bilir. Sedefte renge uyar, ağaçta şekle bakar,
kumda gönülü yoklar. Gönüller kaynaştıkta, selamı alır/ verir. “Gönüller
kaynaşmazsa?” dersin. Eğer kulunu O’ndan bilirsen, “kaynaşmayan” demezsin,
ona da uyarsın? “O, bana uymazsa?” deme! Niyetin ikiye bölünmüş olmasın,
uyan/uymayan diye gönlünü ayırmasın, her uymayanda uyan yönü arasın!.
(14/12/1973)
Kul, kula köle olamaz. Kulu kendine
köle eden, köleliğe adaylığını koyandır.
Üstünlük iddiasında olan, ayarını düşürendir; Altının değeri gibi.
Altına, altından başka madde karıştırıp kuvvetli olsun dersen; kuvveti
artar, ayarı düşer. (20/05/1971)
Sultan olsam, cihana gelsem, kul önünde dursam; yine de taç almam.
Kula önümde eğil demem.
Çünkü, verseler cihan sultanı olmam; olanında önünde eğilmem.
Sen de eğilme! Kula kul olma! Kulu kul etme!
Etme; ben de sen gibiyim.
Aşkına kul olmak, aşkını vermektir. (22/02/1972)
Bir yuvaya gelen-giden çok ise, o
yuvayı kutlamak gereklidir
Gönül kapısı açık olan kulların; yuvası da açık olur, gelen huzur bulur.
(22/05/1971)
Konuk, nasibi ile gelir.
Allah’ım kulunu kuluna yük etmez. Allah’ım diyen konuğa yüz çevirmez.
(07/08/1971)
Dualarımız cümle içindir. Hak’kı bilen, Hak’tan geleni cümle ile paylaşan
içindir.
Konuğunda Tanrı’yı gören, O’nun Ad’ına ağırlayan içindir.
Allah’ım cümlenizden razı olsun, Tanrı konuğundan yuvanızı mahrum etmesin.
(06/08/1972) Konuk sana gelir,
elinden nasibi dökülür. (01/12/1973)
Şarap içenin, hoş olanın sözü
edilmez. Ne var ki, kulun günü gününe uymaz
Bugün hoş gelen, yarın nahoş olur. Onun için içilmesi yasaklandı.
Elbet, sarhoş eden her madde. (22/05/1971)
Sohbet, gönül yıkamaya benzer.
Vasıta bekleyenindir, Allah’ımdan dileyenindir. (22/05/1971)
Sohbet dinleyin, yola ışık verir. Her sohbet bir adım öteye götürür. Her
kulla..
Ne var ki, sohbet dendiği yerde kalmalı, kulun sırrı kula verilmemeli.
(23/05/1971)
Allah’ım adına edilen sohbet; aşkından gelir, yoluna yürünür.
Yolunda ışığın var ise, sohbet her an gereklidir. Sohbet kulu bir adım öteye
götürür. (14/10/1971)
Unutmayın, sohbetimde muğlak kalan hiçbir konu yoktur.
Ancak sohbetten uzak kaldıkta ; bir evvelki sohbeti tekrarladıkta, örtülü
zannına düşülür.(20/09/1972)
Sohbetin en güzeli, tekrar tekrar açılanıdır. Çünkü, her açılışta mana
değişir. Her değişen manada kul gelişir.
Gelip geçen sohbet, gidişe vasıta ile varayım demeye benzer.
Tekrar edilen sohbet, içinde yaşamaya benzer. (22/09/1972)
Sohbetin sonu gelmez, kulun sözü tükenmez
Yudum yudum içsin ki tadına varabilsin, günümü Hak verdi diyebilsin, sevgi
pazarına gönlünü koyabilsin, sevmeyi bildi ise, gönül tahtına oturabilsin…
Bina kurulur, kimin eliyle?
Ezan söylenir, kimin diliyle?
Kainat seyredilir, kimin gözüyle?. (02/07/1973)
Sohbetlerimiz O’na gidiştir, gidişte buluştur. Buluş er/geç vakidir. Ne var
ki, tez varışı dileyen, “Allah’ım Sana” diyen kullarının gönüllerine
hitaptır. (27/07/1973)
Sohbet, ilime anahtardır
Sohbet, dünyaya ihtardır
Sohbet, kulun gönlüne muhtardır. (Yunus) (12/09/1973)
Sohbetin en güzeli, gönüllerin bağlanışıdır; Yârine ağlanışıdır, güzelin en
güzelini görüşüdür.
Yar ile bir olduk, Yar sofrasına oturduk. İçtiğimiz şerbette, açtığımız
sohbette şüpheleri sildik; tek bir olduk. (16/10/1973)
Söz; mayalı hamura benzer, ne tarafa
çekersen öyle şekil alır.
Mendil kalıbını alırsa cebe hata vermez, onun için dürer de koyarsınız
Söz de dürmeden denirse, pot yapar
Dört söz, bir saz.
Müzik bile, biteviye gitmez; söze saz karışır
Sazın karışmadığı yerde, söz tatsız kalır. (20/06/1971)
Sözü kırıcı vermeyin. Öz’ü söz ile harcamayın
Kırıcı söz; hem seni, hem kırılanı üzer. (21/09/1971)
Sözün tatlısı, kulun atlısına benzer. Tatlı söz atlı misali götürür, acı söz
yaya bırakır. (05/10/1971)
Yer yerinde, söz serindedir. Sözü diyen; yediği aş gibi pişirmeye çalışmalı,
öyle demeli. (16/01/1972)
Papağan konuşur, kötü müdür? Değil
Ne var ki, bazı konuşması kulun başına dert açar
Bilmez ki dert olacağını, bilse demez
Kul da konuşur, kötü niyetli değildir
Ne var ki konuşma, bir başka kulun yumağına düğüm atabilir
Onun için dört taraflı düşünün, sözünüzü bohça misali sarın ki; açıklık
kalmasın, bir yanından sarkmasın.
Söylenilen sözü, en iyi tarafından alın.
Sözü diyen de, alınan da; niyette yanılmış iseler, Allah’ım affetsin.
(05/03/1972)
Asalet, bedende değil gönüldedir.
(20/06/1971)
Medine, gitmeyi dilediğiniz...
Doğuşu, oluşu, göçü, umduğumuza erdirse Allah’ım; elbet seviniriz.
Ne var ki, dilersek gönülle de varırız. Allah’ım gönülle varışı nasip etsin,
kulunu layık görsün. (20/06/1971)
Kuluna hata yükleme! Yetmez kahır
deme!
Çekecek kahırın varsa, ondan bundan değil, kaderinden çekersin. (20/06/1971)
Kahrına mesnet sorma; nerden gelir, nereye gider?.
Veren O ise, alan da O olur. Çünkü, her şeyin sahibi O’dur. (02/11/1972)
Lütfunda aradığın keramet değil, selamettir. Kahrımda gördüğüm saadettir.
Kahrım, lütfunu şahit kılar. (11/10/1972)
Kahrında mülkün sahibine havale edilen, selameti bulur. (16/10/1972)
Kahrı sildik, küfürdür dedik. Gönülden olanı duyduk, “en güzeli” dedik,
uyduk. Küfr, kahrın ta kendisidir. Çünkü kahr, Veren’i inkardır. Niye
küfredersin? Niyetine uymayana. Niyetine uydurmayan kim? (10/08/1973)
Emeğinin karşılığı her zaman varit
değildir. Kader budur. (20/06/1971)
Secde, Allah’ımın sergisine varmak
değil; sevgisini içte duymakla yapılır. (01/07/1971)
Gölgeyi severim, güneşten sakınmadan. Güneşi severim, bedenden yakınmadan.
Yamayı gönlümde denemedim. Çünkü, yamaya delik açmadım. Gamdan heves
diledim, heveste aşkı buldum. Yedirdiği lokmada, yetirdiği hırkada O’nu
gördüm. Alacağım, vereceğime karşı çıksa kainat borcum kalırdı. Varışta
gördüm ki, aşkım borcumu ödemiş, Yaratan’ım aciz kulunu yanına layık görmüş,
kullarına hizmete göndermeye, niyetimi kabul etmiş. ”Şükür Allah’ım “ dedim,
nurunda secdeye vardım. Merak edildi, binadaki secde soruldu? Secdeden
maksat, hürmettir. Secdeden maksat, sevmektir. O’nun ile Bir olmaktır. O’nda
kül olmaktır. Secde odur! (27/09/972)
Zulmü, kula reva görmeyin; layık
olsa bile. Kulun cezasına ölçü vurmayın. (05/07/1971)
Zulme, zalim yol verir; yolda kendi tükenir. (30/09/1971)
Zulmün getirdiğini sevap götürmez. Sevabın getirdiğini zulüm silmez.
(11/10/1972)
Asayiş düzgün olsun, her kul huzuru
bulsun demek için, senin de katkıda bulunman gereklidir.
Şaşırmış dediğin kulun elinden tutman gereklidir. Neme lazım diyen, kendi de
eğridedir. (05/07/1971)
|
Doğruyu aldı isek, eğriye örtü olur
Bizi bize bildiren, niyette dürtü olur (12/05/1988) |
Güzellik, nasibin olanı almadadır.
(05/07/1971)
Güzellikte aradığın nedir? Yüzde ben mi? Kulunun yüzünde görmediğin
güzelliği, gönlünde aramaya çalış
Soymadığın elmanın kabuğunda rengi güzeldir, soyduğun elmanın tadı güzeldir.
Onun için kul da süslendikçe güzelleşir. Allah’ım, güzelliği öyle övmüştür.
Süslenmenin kadına yakıştığı da, yine meyve misalidir. Erkek ağaç meyve
vermez. (14/04/1972) Güzellik
geliştedir, güzellik veriştedir, güzellik varıştadır.
Varışı bulmak, barıştadır.
Güzeli gören, kusuru silendir.
Kusur gördü isen, bil ki hata sendendir.
Çünkü Yaratan hataya düşmez, kulundan asla geçmez
Olan da O’ndan, olmayan da O’ndan
Neden şikayetçi olalım, O’ndan gelenden?. (05/09/1972)
Olanı, olduğu gibi görürsen; her olanda güzellik ararsan, kendini bulmuş
olursun.
“Ayvada kurt var” dersen, atılır mı? Temizlersin elbet. Kulun hatasını da
örtersin…(14/12/972) Dağa tırmanan
düzlük arar, güzelliği düzlükte görür; halbuki hepsinin güzelliği ayrı
ayrıdır. (25/08/1973) Çam güzeldir;
dökülmez, yeşili gitmez diye..
Çoban güzel, sözden başka gütmez diye.
Dost güzel, çirkini bilmez diye
Kainat güzel, kulundan esirgemez diye
Veren’in vergisi güzel; sevgisi güzel, sorgusu güzel
Alan da güzel alsın; sergisinde görsün, sorgusunda korkmasın. (31/08/1973)
Güzellik nedir bilir misiniz? Her olana “Eyvallah” demek. (04/11/1973)
Bir işini yaparken; kendinden önce
başkasını düşün, zarar vermesin diye.
Unutma ki, başkasına bile bile vereceğin zarar; er veya geç senden de çıkar
Ummadığın, beklemediğin zamanda. (08/07/1971)
|
Doğru eğriyi silsin
Kulu gerçeği bilsin
Nasibi için gülsün
Dost elinden su içsin. (29/04/1988) |
Kanun ne kadar ağır gelirse gelsin,
uyulması icap eder.
Şeriat, masayı kaldır demez, yaşamını men etmez
Eğer ki sen, başkasının yaşamına engel olmazsan
Eğer sen, can ile oynarsan; şeriatin emrine uymak mecburiyetindesin; istesen
de, istemesen de
Bağımsızlık dilersen, önce bağladıklarını çöz. (08/07/1971)
Konuya uy ki, dışında kalmayasın.
Duvar çevresine dur ki, kapıyı bulasın. (14/12/972)
Kanun dediğin nedir? Beden ile
nasibin çerçevesini yıkana ihtar. (01/01/1973)
Zikir ölçü ile olamaz, çerçeveye
giremez. (09/07/1971)
Hatır almak, kulu sevmek, Allah’ımın
lütfuna ermektir. Sevdiğin kadar sevilirsin. (10/07/1971)
|
NUMAN’dan Cümleye Dua
Cümleniz Allah’ıma emanet olasınız.
Cümlemiz, cümlenizle…
Siz de; sevdiklerinizle, çocuklarınızla…
Cümleniz, cümleyi severseniz;
Bir demet çiçek olursanız, bağınız ben olayım. (10/07/1971) |
Önüne taş gelirse
tekme ile atma; ele al, kenara koy. Senden sonra gelen de takılmasın. (12/07/1971)
Allah korkusu olmayan, kuluna söz
edendir.
Kusur görülse dahi söylemekten uzak kalınmalı, hatasını tamire çalışmalı.
(12/07/1971)
Kusura yer veren, görüntüde hataya düşendir. Her kulun olmasını istersen,
pencereni güneşe aç. (04/02/1972)
Kusursuzluk beklemeyelim, kusur deyip, dönmeyelim.
Kusur gördü isek, kusurun sebebini arayalım. Yoksa, hataya hata demek en
kolaydır. Ne var ki, seçilen, yolun en zorlusu.
Hz. ALİ’yi örnek alalım. Elbet Peygamber’imiz örneğimiz ne var ki,
Peygamber’imizin ilk yetiştirdiği kul, Hz. ALİ’dir.
Hz. Fatıma’da bütünlük mevcuttur. Kusur arayan kul, bütünlükte de bulur
(20/06/1972)
Kuluna kusur yüklemedik. Yükleyene
“Hak Yolu’ndasın” demedik. Çünkü, kuluna kusur yükleyen, sırtına dağlar
kadar ağırlık alandır. Ezilir, ufalır, idrak ettikte yükü kaldırır.
Bizi inkar edende kusur aramadık. “Allah’ım gönlünü bilesin, ona aynada
kendini gösteresin” dedik, duacı olduk. Ne yerindik, ne gocunduk. Allah’ıma
emanet olasınız, gönülde kandilleri bulasınız. (24/9/973)
Didinme, ömürü boşa harcamadır.
Yanılmayın; gücünce çalışmayı, Allah’ım emreder.
Gücünün üstünde çalışırsan, bedenine zulmetmiş olursun. (12/07/1971)
Yaşamak, çalışmak ile kaimdir
elbet.. Çalışmanın, yaşayana zarar vereninden kaçının! Koşuya çıkan atın
gayreti, neticeye kadardır. Neticeden sonra, aynı hızla koşarsa, çalışmanın
ötesine geçmiş olur. (27/02/1973)
Çeken sen değilsin, beden; göçen
beden değil, sensin. (25/07/1971)
Bedende sayılan verginin yarısını
nerede buldun, kimden aldın, kime vereceksin ki senin olsun?
Sen dahi, sende değilsin. Benimseme bedenini, dünyaya bağlamasın.
Bağlandıkça O’ndan uzak kalırsın. (02/11/972)
Bedenin vergisi O’ndandır, dünyanın
sevgisi O’ndandır. Madem öyle, onu da sevelim dünyada.
O’na bedende değerini verelim. O’na varmak için, bedeni hırpalamak gerekmez
Madem ki bedenin de O’ndandır, O’nun vergisindendir. (22/12/1972)
Bedendeki dert, gönüle şifadır.
Gönülün şifasını beden hazırlar. (22/12/1972)
|
Hz.OMAR der ki;
Her olay bohça misalidir, asla dört ucu bir araya gelmez..
Kul da; niyetini, dört ucu bir arada beklemesin..
Bir ucu varsın, açıkta kalsın!... (07/08/1971) |
Kimseye el, dil, göz atma. Kimsenin
durumu, kimseyi ilgilendirmez. (17/08/1971)
|
KADERE UYMAK
Çizgiyi geçeyim, öne durayım diyen yanılır
Çizgiyi geçmek elinde olsa, her kul 'Öne geçeyim' derdi,
Karışıklık ondan çıkardı..
Allah’ım, her olayı çizgilemiş,
Kulun niyetini uysa uymasa 'Öyle olacak' demiş.
Dünyam hoş geçsin dersen, çizgiyi çiçeklendir. (20/08/1971) |
Niyetin iyi olsun.
Niyet iyi değil ise; Sana değil zararı, kötü niyetli olanadır. (20/08/1971)
Olmuşta, kadere uymayı hayır bildik.
Yazan, yazılanı bilir; kulunun heybesinde olanı görür.
Hangi gözünü yükledi ise, onun ile yürür.
Olanın, kaderin yazısına dahil olduğunu bilirsin.
Kulun yaptığı, Allah’ımın yap dediğidir. Değil…
Suç; kulun niyetidir.
Heybesine iyi niyet koyan kuluna , Allah’ım yap demez
Onu böyle tecelliye kul etmez.
Ona yaptırılan;
Niyetinin, onu nerelere kadar götüreceğini göstermektir. (27/08/1972)
Olan olduğu gibi, geleni durduğu
gibi, seveni bildiği gibi görelim.
Görgüyü, her kulun alışıdır bilelim.
Alışın önemi, niyetin güzelliğine denktir.
Güzel niyet, dünyada ahenktir.
Varsın bir ucu açık kalsın, yeter ki Yüce gönlüne dolsun. (05/09/1972)
Her kul vazifesini beden gücüne göre
alır
Değiştireyim, yön vereyim diyen kul yanılır.
Çünkü yönü, niyetine göre doğuştan eline verilir.
Doğuşun vaktini sen mi bilirsin, ben mi? Yoksa, kulun kaderini yazan mı?
Yüce Allah’ım için geçmiş, gelecek, olmuş, olacak yok
Kulun niyeti, Yüce’nin niyeti denemez. Yüce niyet etmez, sadece 'Ol'
der. (18/09/1972)
Niyeti verdim verdim almadınız.
Olduğu gibi bilmediniz. Sohbeti onun için gerekli görürüm
Yazılanı tekrar tekrar okuyun demedim mi?
Niyeti daha önce dedim, heybe ile misal verdim
Allah’ım kuluna iki yol açar. Aslında yol birdir; İleri gidersen varışa,
geri dönersen yanışa
Yanıştan maksat, cehennem ateşi değil; pişmanlık
Cümlemiz O’nun için gideriz, aşkında huzuru buluruz. (18/09/1972)
Yolu yürüyen ayak mıdır, niyet mi?
Ayakta ne aradın, niyette ne buldun?
Ayak senin ise, niyet Yüce’nindir.Yüce’nin emrinde ayak yürür.
Dünyada niyetini Yüce’ye bağlayan, varışta neticeyi bulur.
Çünkü hiçbir kul, eğer nasibi değil ise, niyet ettiği yere varamaz. Emir
gelmeden yürüyemez.
Niyetin ameline eşit olmalı ki, ganimeti bulasın.
Onun için her atılan adımda Besmele-i Şerif okunur ki, Allah’ımın Ad’ının
anıldığı her niyet, hak olana varır. (25/08/1972)
Yunus’um der ki;
Kuzuyu sesinden sevsem de, yürüyüşünde Hak’kın adını bulurum.
Onun gibi olsam, her adımımı Allah diye atsam der, gönülden hasret çekerdim.
Meğer o da niyazdan sayılırmış..Kuzunun attığı her adım, benim sevabıma
yazılırmış
Dedim ya niyet; Hak Ad’ına yumuşak yol olsun, her kul kumuna gömülsün.
Deryanın sahilinde gönlünce buluşsun. Varsın büyük küçük birbirine karışsın.
Madem ki O’ndanız, sevgimiz bağlansın. (25/08/1972)
Niyetin en uygunu; Senden gelene
uydum Allah’ım, her olayda seni buldum Allah’ım demek gerekir.
Olgunluk, gelenin hayır olduğunu bilmektedir. Dağın ardını merak eden aşmaya
çalışır.
Görmeyi dilersen, yürümeyi öğren. Güzel olan her şey de O’nu buldun. Güzel
değil dediğinde, niye O’nu aramadın?
Eğer O’nu güzelde, çirkinde, hayırda, şerde ararsan; sonsuzluğu yaşadığın
günde görmüş olursun. (27/09/1972)
Kuşun yuvasına gelen, yumurtasına
tamah edendir. Yumurtayı yese de, midesini sustursa iyi.
Duvarı aşsa da, doğruyu bulsa yine iyi. Her attığı adımda zararı görülür .
Çünkü niyette olan yoktur.
Umulduğu gibi elbet gelmez. Ne var ki, her kulun niyeti hayıra olmaz.
Allah’ım” diyen kul, niyette hayır görür. (19/10/972)
Müstebit olandan illet, mugayyir
olandan zillet eksik olmaz. Her olay, dünyada yerini bulur. Ahirette kul,
sadece yerini alır. “Yerini nerden alır?” derseniz; gönülden, niyetinden..
Gönlün, bahçendir; niyetin, diktiğin çiçek… Kimi diken eker, kimi gül..
Niyetin senindir, ne var ki amelin olmayabilir. Amelin ile niyetin uymaması,
kulun O’na sığınması ile yer bulur. Eğer kulu; daimi Allah’ına sığınıyor
ise, niyeti uygun olmasa dahi, Allah’ım amelini uydurur. (25/02/1973)
Can çekerse, niyet hata mıdır?
Nefsine savaşı o zaman aç (25/08/1973)
Süslenmeye hevesi olan, güzelliğe
aşık olandır; kötü görmeyin. (16/05/1971)
Kul, süsü etraf için yapıyorum
sanır; halbuki, yalnız kendini düşünür. Asla yanlış değildir.
Dağlar taşlar dahi süslenir, kul niye süslenmesin?
Yalnız, kulun süsü de dağların süsü gibi sade olsun
Aşırı giden her şey göze çirkin görünür. (24/08/1971)
Aşını yersin, ne tatlı dersin.
Tadını vermek için, acı biber de koyarsın.
Hayatın tadı, acı karıştıkça bilinir. (26/08/1971)
Geçmişi silmezsen, geleceği
açamazsın. Köprüyü kurmazsan, öbür yakaya geçemezsin. “Usanmadık dünyadan..”
derseniz; usanmaya gelmediniz ki, kuyuyu yolunuza örnek almadınız ki..
Gemiye her dileyen yolcu biner. Gideceği yeri kaptana sorar. Ondan öteye
yolu düşünmez. Sadece, gemideki yolcularla hoş geçinmesi gerekir.
(06/07/1973)
Uykudan şikayetçi olan, ibadet ile
geçirsin; gününü boş harcamasın. (26/08/1971)
Uyumayı vaktine veren, uykuyu
sevendir. Vakitli/ vakitsiz uyumaya çalışan, uykudan şikayetçi olandır. Çok
uyku uyuyan, asla uykuyu sevmeyendir. Hasretlikten değil, gafletinden
şikayetçi olur. Çünkü uyku ile geçirdiği anlar, boş kalmış anlardır. Halbuki
uyku vakti bellidir. (06/07/1973)
Gayret gösteren, kuvvet bulur.
(26/08/1971)
Meylini almadan, düzlük bulunmaz. Yükselmek için, yokuş çıkmak gerekmez mi?
(26/05/1972)
Gayrete hürmet gerek. Ne var ki,
bağlı duran sandalın küreğini çekene değil.__ Ne gidene yanarım, ne boşuna
dönerim. Güğüm dünyanın malı… Rahmetini dilerim; dolarsa, taşırken güçlük
çekerim. Ya dolmadıysa, elbet kolay gider. Ağır olsun diye içine taş
doldurur musun? O zaman boş gayrete düşmüş olmaz mısın? (20/06/1973)
Yumağın sargısında hata var ise,
bitişte yargıya düşer. Gayrette hata olmaz. Merdiven çıkmayı dileyen, gayret
etmeden çıkabilir mi? (07/09/1973)
Gayretin olduğu yerde, hayrete
düşülmez. Çünkü, olanı kendinden bilirsin. Gayretin olmadığı yerde dahi oluş
görüldükte, hayret sendendir. Seni gayrete veren de O’dur. Merdiven inişe/
çıkışadır. Gayretin yeri nerdedir? Gerektiği zaman iniş, gerektiği zaman
çıkış. Yerini bilmeyen, çıkıştan nasip almayan mıdır? Hayır! (01/12/1973)
Öğrenmeye niyet ettiğin; gücünün
ötesinde ise, gayret boşunadır.
Gördüğün; gönlünün aldığının ötesinde ise, hayret boşunadır. (02/11/1973)
Yuvayı yapan dişi kuş ise de, çatıyı
örten erkek kuştur.
Yuvanın temeli denmesi budur.
Kadına söz edilmez, bilinsin..
Duvar olmasa, çatı vurulmaz.
Ne var ki, çatıya levha konmaz, duvara çakılır, sıvası dökülür, olay budur
Çatıyı zayıf görürsen, ortaya çatma koyarsın
Kadın, her dünya gününde fedakarlığını gösterir. Yerindiğiniz kadar değil.
(26/08/1971)
Kulu terbiye edeyim diyen, yıkanmış
çamaşıra ütü vurandır
Çok kızgın ütü vurursan, sararır. Yakandan olma, tutandan ol. (26/08/1971)
Naz, nazana yapılır; nazan da
sevgilidir.
Nazına katlanmazsan, nazanı bulamazsın.
Dünya yaşantısı nazıdır.
Dünyada ne görürsen, nelere katlanırsan, dünyanın sana nazıdır.
Güçlük, duman dağılıncaya kadardır.
Nasıl ki, ocağı yakarsın dumanı tüter, dumanı geçer kor olur. (26/08/1971)
Sağır olsam, niyazım geri mi kalırdı?
Dilsiz kalsam, Allah’ım diyemez miydim?
Kör olsam, yarattığını bilemez miydim?
Elim elini tuttukta, senin olduğunu idrak edemez miydim?
Beni bildikte, seni idrak ettikte Yaratan’ı duyamaz mıydım?. (10/08/1972)
Kum yerde, bulut göktedir.
Kum rüzgarla uçsa da, bulut yere düşse de;
Yine kat-i olay yerini bulur, kum yerine oturur.
Aradaki fark, rüzgarın ettiği oyundur. (27/08/1971)
Denir ki; İlahi adaletsizlik dünyada
görülür?
Adaleti öyle yüce ki;
Sualine ne sen, ne ben takdir koyamayız, verileni ölçemeyiz
Ne var ki, Allah’ımın verdiği dünyada ölçülmesin
Kulunu nerden sevindirir bilinmez
Terazide iki göz; Biri mana, biri madde
Kimi kul manada kazanır, kimi maddede
Kimi ikisini ortalar, gücün yetince. (01/09/1971)
Ay’dan söz edene daha önce verdik.
Taş toprak bile yetersiz dedik
Arayalım, bulalım, dünyayı zengin yapalım denildi
Dünya’nın maddesi dünyaya, Ay’ın maddesi Ay’a gereklidir
Ne onu buraya, ne bunu oraya tab edemezsin, edilmez; el ile tutulmaz
Gerçek değil midir Ay? Gerçektir amma, senin gerçeğin değil
Sana sadece söz ile saz ile verir, Öz’ü kendinde kalır. (01/05/1983)
Dünyanın indi-çıktı, oturdu-kalktı
derdi olmasa güzellik bilinmezdi
Nasıl ki aşı pişirirken, soğanı katarsın; pişirirken soğan acı gelir,
pişende tat verir
Duacı ol, üzüntün soğan gibi çiğken acı gelsin, pişende tatlı olsun
Her olayın daha kötüsünü düşün, öyle duacı ol
En kötünün içindeyim dersen Allah’ıma güç gelir,
Sana daha kötünün de olduğunu gösterir. (15/09/1971)
Olaylar da soğan gibidir; pişince, acısı geçer.. (16/09/1971)
Kulun zengini şanslı, fakiri şanssız mıdır?
Her kulun ölçüsüne göredir dünya vergisi
Kaderi, dünya malı ile ölçersen;
En kadersiz kullar Erenler’dendir
Çünkü onlar, aldığını verenlerdendir. (15/09/1971)
Kur’an, Allah’ımı anmanın kitabı
değil; kula yolunu vermenin kitabıdır. (21/09/1971)
Tefsir, tercüme değildir. Tercüme,
Kur’an’a tabi değildir.
Açıklanması gerekli olan yerleri, kula açıktır; gerisi kulun gücünün
üstünde. (21/09/1971)
Gönlüne dolmayan, gününde olmayan Kur’an/ı Kerim’de var mıdır?
Her gün yazılıdır, her yazılan kıymetlidir çünkü Yüce’nin emridir.
(10/08/1972)
Allah’tır yolun aslı ve yol, Kur’an'ı Kerim ile tamamlanır.
Tevrat, İncil, Zebur yola girişi gösterir, Kur’an'ı Kerim varışı.
(10/08/1972)
Olaylar perde/perde oluşmuştur.
Kuruluşta; güneşe, ateşe, suya, taşa, toprağa tapılmıştır. Orada dahi
yaratan aranmıştır. Bilinçler adım/adım aşıldıkta, İslamiyet’e varılmıştır.
O hali, tekamül etmiş halidir ve kainatın sonuna kadar nokta dahi almayacak
hale gelmiştir. Aslında Kur’an'ı Kerim o hale gelmiş değil, kul hazmedecek
hale gelmiştir. Kur’an’ın verdiğine; bugün cümle kainat ister/istemez
uymuştur.
Çünkü, uymamak elinde değil. (27/0/1973)
Kor olsa ateş, gönülde küllenmez
Körük olandan, ateşi sor; ateşi yakandan geleni sor
Allah’ım, ateşini yakmaz; ateşin senin malın
Ateşini yakan, Ulu’ndur;
Ulu’nu bulduran yolundur.
Yolunu bulduran gönlündür,
Gönlünü yoluna bağlayan aşkındır
Hepsi zincir olur, aynı daire içinde döner, durur. (27/09/1971)
Allah’ımın vermeyi, zorluğa
vurmadığı bilinir
Cümleye esirgemediğin bolluğa, esirgediğin darlığı getirir
Bardakla verdiğinin yerine, desti ile gelir; eksilir demezsen
Vergisi, görgüsüne denk olan kul; dolgusunu bulur. (27/09/1971)
Sulhun olduğu yerde, dünya cennet
görünür; harp olan yerde, cehennem yaşanır. (28/09/1971)
Dünyada barış, ahirete varış. (04/02/1972)
Hz.Omar der ki; savaşı sulhu temin
için düşün ki, muvaffak olasın. (07/08/1973)
Cepheye varan, savaşa hazır olur.
(17/08/973)
Cephede savaşana kalkansız gidilmez
Savaşı bırakana silah çekilmez! (01/12/1973)
Her kul, dünyada bir tarih kaydeder;
gelen kula örnek verir, yol seçme hakkını tanır. (28/09/1971)
Dostluk, dünya ile ölçüsü olamayan;
Bir kelime ile, içine dünyayı alamayan bir bağdır. (29/09/1971)
Dostlukta kızmak yoktur.
Dost sadece sever dedi ise, sevgisini ispat eder.
Hatana; 'Adam sen de' diyenden uzak kaç. (07/11/1971)
Dost; Allah’ın ta kendisi. Dost , Allah’ın yarattığı hepsi; taşı ile toprağı
ile. (14/06/1972)
Dost; cömert olandır, gönlünü
seninle paylaşandır. Maddeyi herkes paylaşır. Sevgini paylaşabiliyor musun?
“Al canım” diyebiliyor musun? Sen O’ndansın. (15/08/1973)
Olmuşun zekatı verilir.
Madem ki elinde; Eksilir dersen yanılırsın, eksilir dersen, eksilir.
(19/11/1970)
Binanın vergisi de zekattan sayılır.
Vergiden kaçınan, zekatını noksan verendir. (10/10/1971)
Resul’ünden gelene “Eyvallah” dedik,
Gönüller Sultanı önünde selam verdik.
Selamı, şefaati, cümleye olsun. Dünya ve ahirette, gölgesi üzerimizden eksik
kalmasın. Amin. (11/10/1971)
Görmek başka, dönmek başka,
Sevmek başka, aşk başka,
Sevmek, gönlün alabildikçedir;
Aşk, canın verebildikçe. (14/10/1971)
Aşk; ne küçüklükte, ne büyüklüktedir. Aşk, kainatı gönüle koyabilmektedir.
(19/10/1971)
Kulun kaygusunu gideren tek bekçimiz, Sahib’imizdir.
Bir tek aşkını verebilmen, O’na kavuşabilmendir.
Sen götür, sundum Allah’ım de, sana verebileceğim aşkımı getirdim de.
Sorgun orda kalır.! Ne var ki; O aşk gönlünü kor haline getirebilmeli,
cehennemi dünyada silebilmeli. (26/01/1972)
Sebep söz ile; her kış yaz ile
bilinir
Yaz olmasa kışa boyun eğilir
Ne var ki, yaz geleceği bilindiği için beklenir
Yazın verdiği, kulun beden ile yandığıdır
Bedeni yakan, görünen güneştir
Gönülü yakan, aranan ateştir
Aşk ateşi dağlamaz, kulu dünyaya bağlamaz. (25/02/1972)
Bende sadece aşkı vardır.
Aşk ile oldum, aşk ile buldum
Yaprak iken gazele döndüm.
Yeşilden sarıyı buldum. (08/09/1972)
Odunu yakmazsan, kömür olur mu?
Kömür rengine bakıp da sevilir mi?
Ama kömürü yak da görelim, aşkı ondan öğrenelim. (08/09/1972)
Cesette ne ararsın can olmayınca?
Ruhta ne ararsın aşk olmayınca?
Yanarsan O’na yan; Aşkın sahibi O’dur.
Dönersen O’na dön, ruhun sahibi O’dur.
Olduran O, dolduran O, döndüren yine O
Kayguya yer yok. (02/11/972)
|
AŞK
Allah’ımın Ad’ını aşkında arama; aşkın zaten Allah’ımdır.
Sevmeyi bilmek, verdiğini görmekledir.
Görmek aşk değildir.
Önce göreceksin, seveceksin; Gördüğünü sileceksin..,
Aşk odur. (07/11/1971) |
Aşk dünyanın değil, canın
ötesindedir. “Canım kalsın, Canan’ım bilsin” diyebilir misin? İşte aşk odur.
Canım O’nda, Canan’ım bende, bir olan cümlede. (03/07/1973)
“En mühim olan nedir? Dinlerin
üstüne çıkanı nedir?” dersiniz. Dinler ne için kurulmuştur, nereye
götürmüştür? Bugün dinlerin verdiğini, nereye ulaştırdığını bilmek isteyen
her kul bilir, sorsa öğrenir. Madem, bilinen ortadadır; demek ki olay
açıktır. Yani, her aldığın seni doğru yola götürür. Sadece Aşk seni cümle
dinlerin üzerine çıkarır. Seni dine davet eden Peygamber’in, hangi kuvvete
dayandı? Allah Aşk’ına!. O’nu gönlüne alan, dinlerin üzerine çıkandır.
Gönlünde aşk duyan, ALLAH AŞK’ına düşen; ne olursa olsun, şeklin üstüne
çıkmıştır, aslında şekli silmiştir. (27/07/1973)
Allah Aşk’ı mutluluktur.
(02/08/1973)
Canım Canan’ın, gönlüm Canan’ın,
benim olan neyim?.. Geldim, gördüm, her şey benim dedim; dünyayı benim
sandım, maddeyi kendime mal ettim. Aşkına düştükte, her olayı deştikte; odun
idim, kömür oldum. Deşmekten geçtikte, yandım kor oldum. Yana/yana bitmişim,
kül olup kalmışım, ben/benden çıkmışım, O’nun ile BİR olmuşum… Bunu kim
bildi, kulluğu kim çözdü? Kar yağsa yağdı deme, sel alsa gitti deme, çölde
kalsa yandı deme. Ne yanan senden, ne sönen.. Aşkın yakar, aşkın dünyadan
söker, aşkın yaprağı döker. (31/08/1973)
Aşk, kulun dünyadaki en son
mertebesidir. (11/12/1973)
Fani ile Baki,deniz ile göğe benzer,
birbirine kaynar.
Ne var ki, sen göğü göremezsin, sonu nerde bilemezsin. (19/10/1971)
Aştığın yolu görmek istersen; geriye
dönmeye ne hacet, gönlünü yokla. (19/10/1971)
Mayası yoğrulmayan, yolunu dilemeyen
kuldur. Güneşi dilemeyen kul görülür mü? Kainata döşek kurulur mu? Mümin
olan bilir. Kanımıza değil, gönlümüze hükmedelim. Yüce’nin emri öyledir.
Bedende mucize ararsan, damarını gördün mü? Yudumu yutağa verdin mi? Bedeni
kuma serdin mi? (28/09/972)
Yol geçer, kul seçer, çiftçi biçer,
gelen göçer. Gelişten göçe kadar kul yolunu seçer.
Hangi ulunun yolunu seçeyim? diyen şaşar. Çünkü yol ulunun değil,
Yüce’nindir.
Örnek olayım, öyle olayım diyeceğin tek varlık Hz. Muhammed’dir.
Her ulu, O’nun bir tek vasfı ile yolunu bulmuştur.
O, bütün vasıflarını bünyesinde toplamıştır. Her bir ulu, O’nun yolunun
tozunu tamamlar. (16/11/972)
Uzun yolun seçilişi, HAK içindir.
Dünyanın vergisine yol sorarsan; suyun akışına kapıl, çünkü çabuk götürür.
“Yele kapılayım” dersen, oradan/oraya vurur. (19/08/1973)
Gölge ararsın, her ağaca bakarsın.
Kendi gölgen, sığınmaya çalıştığın ağacı örter. Arama sevdasından geç, kendi
gönlünü seç. Yunus olmadan, ateş yakmadan aradım/durdum; yolumu orada
buldum, orada bulduğumu sandım. Aslında yol, kendi gönlümde imiş. Sen seni
bilmezsen, kim seni bulsun?
Yunus yolunda, dileyen kolunda. Bir eline taş al, bir eline kum. Yürüdükçe
elinde olanın ağırlığını görürsün. Önce taşı elden bırakırsın, sonra kumu.
Elinden bıraktıklarında ne kaybetmiş olursun?.. O zaman; eline almanın
lüzumsuz olduğunu görürsün. Saymadan yanına aldığın taşın faydası, sayarak
aldığından çok mudur?.. Almayı dilediğini bilerek al, o zaman faydasını
görürsün. (02/10/1973)
|
NE MUTLU!.
Hoş sohbeti bulduk, koyun postu serdik
Yününü aldık, bedene ördük
Giyen canlara ne mutlu
Garib’in gönlüne serdik postumuz
Cümleye dedik, dostumuz
Selam deyip gelen canlara ne mutlu
Yolumuzu Yuva’ya bağladık
Kapımız her kuluna açıktır dedik
Kapımız açık gören canlara ne mutlu
Yumuşak yol dileyen,
Kumunu dünyada eleyen canlara ne mutlu. (19/10/1971) |
Dünya ile Ahireti ayıran çoktur. Ne
var ki, dünya ile ahireti beraber yürütmek;
Kerametin en yüksek mertebesini bulmaktır. (19/10/1971)
Ahiret ne el bağlayanın, ne diz bükenindir.
Ahiret, gönülden Allah’ım diyenindir (09/05/1971)
Dünya kul için, ahiret Allah’ım için sevilir. Dünyada kulunu sevmeyen;
ahiretini anmaz, özlemini duymaz
Kul kulu sevmezse, dünyanın değeri nerde?
O dünya, madem kul için yaratılmış; birbirine bağlantı veren günleri
emretmiş, sevin-sevilin diye, bundan uzak kalmak niye?
Kul önce nafaka derdine, sonra da toprak derdine düşmüş. Düşünmemiş;
Allah’ım dünyayı senin için yarattı amma sana vermedi.
Gittikten sonra, zaten hırsına yanarsın; onun derdine düşersin.
Ahiret, dünyanın aslı; dünya, ahiretin gölgesi. Gölgede niyetin ne ise,
ahirette bulacağın odur
Allah’ım cümlenizi aydırsın, dünyayı sildirsin, gölgeden aslına döndürsün.
(27/01/1972)
Dünya, ahiretin gölgesidir
(11/03/1973)
Dünya’dan, ahiret kapısını açacak anahtar sabırdır.
Ahiretin ilk kapısı kabirdir.
Ahiretin korkusu, kulun kaygusu olmamalı;
Dünya’dan gidişi hazırlamalı. (31/03/1972)
Oynadığın oyun sana tatsız gelir. Oynadıkça alışılır, gün geçtikçe bıkılır,
yeni oyun aranır.
Dünya günü öyledir. Yeter ki dünyaya gelişi bilip, dönüşe uymaya çalışasın
Gittimi gelmek yok diyene de ki;
Gidenin demedim, bedeni sıyıran olacağım, kandil ile yağ misali yandıkça
yanacağım. (20/06/1972)
Aşmadığın duvarın ötesinde ne
olduğunu merak etme. Zaten kul olarak hüküm veremezsin.
Çünkü, buradaki güzeli beden ile idrak edemezsin.
Binanın güzelliğini gölgesinden bilebilir misin?
Bir kitabın gölgesinden, kitabın içinde yazanı çözebilir misin?
Dünyayı sevdi isen Sıfat’ına aşk ile bağlan. Daha önce dedim; Sevgi ayrı,
aşk ayrı
Sevgi, gönlün alabildiğince; Aşk, canın verebildiğincedir.
Doyum olmayan kainatta, açlık
yerilmez; göğün kubbesine ip gerilmez.
Gönlünde sadece Allah olan kuluna, dünya emaneti verilmez. Verilse de
bilmez. Bilmez, çünkü,sahibim demez
Sahibini bilir; O’nun Ad’ına harcar, kendine değil. (19/10/972)
Cümleniz, dünyayı çiçek bahçesi
biliniz. Gül bahçesine gönül koyunuz.
Orda durak verelim, dünyadan sıyrılalım deyiniz. (19/10/972)
Gece ve gündüz dünyaya mahsustur,
kainata değil. Dünya, kendi gölgesinden gölgeyi bulur. Kainatın gölgesi
yoktur. Kainat ışığını güneşten değil, Yüce’den alır. O’nun Nur’u ile
aydınlanır. Dünya maddeyi, kainat manayı besler. Kainat; Allah’ımın “OL”
dediği, her yarattığıdır. Madde olan her şeyde gölge mevcuttur. Gölgesizlik
manaya mahsustur. Çünkü, Allah’ımın gölgesi yoktur. O’nun sadece nuru
vardır.
O’nun yarattığı isen, neden kendini sevmezsin?
O’nun yarattığı isem, neden beni sevmezsin?
O’nun yarattığı ise, neden onu sevmezsin?
Sen; beni, onu sevdi isen, neden gölgesine katlanmazsın?
Madem ki, gölgesizlik dileğin. Gölgeyi dilemeyen, gölgesizliği bulamaz
Dünyayı sevmeyen, ahirete uyamaz. (16/11/972)
Her hale uyanın, dünyayı misafirhane
bilenin mekanı; Dünyayı O’nun bilmektir
Dünya da O’nun, ahirette. Ahireti baki bilenin, dünya mekanı olmaz.
Geldik, gideceğiz, gönülleri hoş edeceğiz deyiniz ki; Suyunu aldığınız
kadar, dileyene de verebilesiniz. (15/12/1972)
Dünya, dünyalı için; kainat her
yaratılan için… Cümlesi senin için, senin buluşun için. (19/10/1973)
Güçlüyüm diyen, zayıfı koruyandır.
Zayıfa kuvvetini gösterip, güçlüyüm dersen, gücünden kendin şüpheye düşmüş
olursun. (05/11/1971)
Kamayı eline aldı isen, güçlüyüm deme. Unutma ki, elindeki kama seni de
yaralayabilir. (20/08/1972)
Yolun gidişine uymak, dünya
kaygusunu silmekle olur
Dünya olaylarını bırak Allah’ım çözsün
Düzlük gönüldedir, dünya gafildedir
Demek değildir ki; Çalışma, bekle gelsin, aksın içilsin
Vazifeni gücün kadar yaparsın, hak yiyenden uzak durursun. (31/12/1971)
Kayguya düşen, O’ndan uzak kalandan yol aramak yersiz değildir.
Mantığını veren Allah’ım, 'Doğruya çalıştır' der.
Kayguyu imtihan için vermez. Kayguyu kul, kendi gönlüne koyar. (14/04/1972)
Kayguyu gönülden atmadıkça, huzur sana gelmez. (15/04/1972)
Heybeyi sırtına alan; ön gözüne
ferahı doldursun, arka yüzüne kayguyu koysun, koyduğunu unutsun
Gün gelip açanda, 'Dert miymiş? desin. (03/05/1972)
Geleceğin kaygusunu çeken kul, Allah’ımdan uzak kalan kuldur.
Sen O’ndan uzak kalma ki, O seni bırakmasın. (15/05/1972)
Mayası verilen yoğurt, beklenmek ister.
Allah’ımın verdiğinin, ölçüsünü gördüğünün kaygusuna düşmeyin. (17/05/1972)
Her olay geçer. Kayguyu gelecek güzel olay örter.
Örtüleni açma, toprağını deşme, manadan geçme. Hayır de, güzel olayı bekle.
(23/05/1972)
Yuşa Aleyhisselam der ki;
Küçüğü, büyüğe vurma; komşu kapısına sergini kurma
Küçük; Gaflet, Büyük; Kaygudur.
Kaygu gafletten doğar denirse yanlıştır.
Kaygu, kulun mantığına uymayana isyanıdır.
Gaflet, nefsi yanıltan duygudur. Onun için, birbirine vurma
Gaflet küçük dedim. Unutulmasın, küçük büyümeye namzettir. (08/09/1972)
Gül fidanı gördüğünde gülünü düşün,
“acaba kurur mu?” deme.. Gölde balık görürsen, yüzmesini düşün, “acaba yürür
mü?” deme.. Başladığın her işte, hayrını düşün “zarar olur” deme. Olanın,
O’ndan olduğunu bildiğin müddetçe; her zarar hayırda son bulur. (29/09/1972)
Kaygu ne zaman gereklidir?.. Kul
hakkını yersen, gönlünü nefsine harcatırsan. (16/10/1972)
Kaygusuz der ki;
Ne oldum, ne olsam demezsen; ben gibi kayguyu silersin.
O verdi, O gönderdi, O çağıracak; bana ne kaldı düşünecek? (09/11/1973)
Kayguya dönüş yapma, dönüşte yol
bulma. “Adım atıp, kapım gördüm; gidişim o yönedir” de, yanılma! Yorganda/
urganda değil; buhran düzeydedir. Düzeyde olan, yel ile, sel ile gider. Öyle
oldukta; kul, neyi kaygu eder? Benden olanın sorgusu Hak’tandır. Hataya
düşüldükte, affı yine O’ndandır. O’na sığındıkta, “gelen gitti, gönülde
sohbeti kaldı!” dersen, umut kapını görmüş, O’nun ışığına yürümüş
olursun.(01/12/1973)
Yaşamaktan amaç; her olanın O’ndan
geldiğini bilmek, O’ndan gelenin hayır olduğuna inanmak…
Bunu bildiğin gün; dünyayı ayna örneği görürsün, kuruntudan kurtulursun.
(30/12/1971)
Şeytana uydum diyen, Allah’ımı
gönülden çıkarandır. (30/12/1971)
Şeytanı bildim diyen, şeytanın Tevhit çekemediğini bilmez mi? (12/04/1972)
Can ile cini karıştırana de ki; Can canan ile, cin şeytan ile.
Canan ile oldukça, cinde ne aradın? Şeytana uymakta ne buldun?
Şeytanı andığın, hatana ortak tuttuğun müddetçe kork. (25/04/1972)
Vazifeden şüphe ettiğin an, gelişe
isyan etmiş olursun.
Vazifesi olmayanın yaratılması düşünülemez.
Şeytan, senin dostun mu, düşmanın mı? Şeytan isyanın örneğidir.
Eğer şeytan olmasa, sen senliğinde kalırsın, benliğini bulamazsın, ben deyip
kendini silemezsin.
Öyle ise şeytan dosttur. Şeytan dahi seni kazandırır. Beni kazandırana neden
düşman olayım? Onu bilgimden sileyim?
Neden sohbeti hata görülür? Sohbet, sohbet bilmeyenden öğrenilir. Şeytan,
Yüce’nin yarattığı değil mi?
Kulu; Yüce’nin dilinden, O’nun sözünden ettiği anda, Şeytana söz vermez.
Allah’ımın dilinden konuşan kul,
Şeytana söz verdiğinde, Yüce’nin dilinden çıkmış olur.
Mümin olan, Şeytan dan korkmaz! Onun özü de O’dur. Şeytandan korkulması
gerektiği gösterilir.
Ona değil, cümleye örnek verilir. Müminlerin dayısı, bu örneğin
temsilcisidir. (Muaviye) (20/09/1972)
Merkez Hazretleri der ki;
Derde deva arayan, yerde aramasın; kuldan beklemesin.
Elini Yüce’ye kaldırsın, önce O’ndan dilesin. Derdinin devasını bulacaktır.
(30/12/1971)
Komşusunu seven, dünyada da,
ahirette de sıkılmaz. (30/12/1971)
Komşu gönlü alanın, yolda kalana el verenin; yumağı bizlerce çözülür.
(07/12/1971)
Komşuyu komşu diye seversin. Gayri müslim olana yüzünü dönersin.
Neden? Allah’ım yaratırken ayırır mı? Kulum der kayırır mı?
Komşuyu seçme! Allah’ım kainatı ne sana, ne bana değil, cümleye yarattı.
(03/02/1972)
Görgüyü değil, yargıyı düşünelim.
Yolumuzu 'Yargılanacağız' diye yürürsek, hatalardan kaçınırız.
Hata işleyeni sen suçlama, Allah’ım görür. Allah’ımın gördüğüne söz etmek
O’na ortak koşmaktır. (22/10/1971)
Saffetini koruyan, gönülcüğüne altın
kaplayandır..
Aldandım diyen yanılmasın;
Aldattım diyen sevinmesin
Kulun aldanması kolay, gönlünü bilmem
Ne var ki, Allah’ım hak yiyene sevap yazmaz
Kazanç ile kayıp orada belli olur. (22/10/1971)
Meydan kulun, namaz
yolun.
Niyaz kulun, niyet kulun, aldın yolun.
Cümleye
Namaz kılmadım, layık olmadım demeyin
Namazın yeri başka, layık olmak başka
OMARder ki; Kırk yıl namaz kılanla, kırk yıl niyaz edeni gördüm;
Sayelerinde yolumu öğrendim.
Dedim ki; Namaz ayrı, niyaz ayrı; nasıl ikisi bir yol aldı?
Hikmetinden sual edilmez, Allah’ıma aşktan başka bir şey ile varılmaz.
Aşksız kıldığın bin namaz, aşkla kıldığın bir namaza eşit olmaz.
Elbet olmaz. (30/01/1971)
Namazı kılamadım diyen, borcundan ezilende; borcunu
yarıya indirir,
Allah’ımın affına mazhar kılar.
Melekler kılınmayan namazı kılar, kılmadığını değil.
Yaprak bile eğilir, Allah’ımın verdiğine
Dileyelim Allah’ımdan, dileyen bulur. (12/04/1971)
El bağlamak, diz bükmek bedenin selameti;
Gönlünü Allah’ına açmak, canının selametidir.
Borcunu ödersen, gönlünü açarsan;
Hem bedenini, hem gönlünü selamete götürmüş olursun. (09/05/1971)
Namaz sorulur, vakti? denilir
Namazı vakitle kılarsan, sevabı büyük olur.
Açayım, kılarım dediğinde sözü uzatmış olursun. (22/10/1971)
Namazı borcum diye kılarsan, borcunu ödemiş olursun;
Aşk ile kılarsan, Nur’una varmış olursun.
Yalın dilin ne ise, gönül onu söylesin.
Namaz; emredildiğince, Kur’an’da, yazıldığıncadır.
Niyaz, yalın dilincedir.
Yudum- yudum alanın, gönülde aşk duyanın, Sahib’ini bilenin. (04/11/1971)
Telli-Pullu kızını kaybından yumuşak
yol buldu, sabrı ile Allah’ımın lütfuna erdi.
O’nu teselli eden; gelinlik kızlara yardımcı olmasında, bulması.
Her kulun dünyadaki emeli ne ise, varıştaki ameli odur.
Günde, Telli Baba denir; anılır.. Olmasını dileyen, Allah’ımın Ad’ına gider.
(22/10/1971)
TELLİ salındı geldi, gelin elinden tuttu;
Dumansız gönüllerde yağsız kandil kalmasın, dileyen kuluna kapımız
kapanmasın dedi, duacı oldu. (25/06/1972)
Gül’ümüz çağıranda, Ümmetim deyip
bağıranda; yönümüz O’na olsun, gecemiz güne dönsün, salih olan sevinsin.
Salih; Allah’ımın yolunu şüphesiz yürüyen, aşk ile yolu birleştirenler.
(22/10/1971)
Hürmette kusur etmedikçe, gönlünün
ölçüsü yerinde yol bulur. (27/10/1971)
|
Mümin olanın en birinci yolu, hürmette kusur etmemektir. Hürmetten maksat;
Düğme iliklemek değil, verilenin Hak Sözü olduğunu bilip; yudum-yudum içmek,
şükrünü etmek, yere diz koymak, benliğinden sıyrılıp Öz’ünü bulmak. (02/11/1971) |
Kusurun görülmesi, kulun kendi
hatasıdır. Kulun değerini kusurdan değil, meziyetten verin.
O zaman, sevgiyi kainata dağıtmış olursunuz. (27/10/1971)
Güzeli gören, kusuru silendir.
Kusur gördü isen, bil ki hata sendendir.
Çünkü Yaratan hataya düşmez, kulundan asla geçmez
Olan da O’ndan, olmayan da O’ndan
Neden şikayetçi olalım, O’ndan gelenden?. (05/09/1972)
Kuluna kusur yüklemedik. Yükleyene
“Hak Yolu’ndasın” demedik. Çünkü, kuluna kusur yükleyen, sırtına dağlar
kadar ağırlık alandır. Ezilir, ufalır, idrak ettikte yükü kaldırır.
Bizi inkar edende kusur aramadık. “Allah’ım gönlünü bilesin, ona aynada
kendini gösteresin” dedik, duacı olduk. Ne yerindik, ne gocunduk. Allah’ıma
emanet olasınız, gönülde kandilleri bulasınız. (24/9/973)
Berat gecesinde duanız verilir;
Allah’ım, günah işlemekten sana sığınırım; sen beni her türlü günahtan uzak
tut, gönül kırmaktan ala koy.Amin.
Allah’ım, bedenim ile canımı sana havale ettim. Her türlü şerden canımı, her
türlü terden bedenimi koru.
Cümlemizin, gelmiş-geçmiş günahlarımız af olunsun.
Yolunu bilenle, bilmeyen beraber olsun; bilen, bilmeyene göstersin.
(05/10/1971)
Sahip olduk malına, Sen’in olan
mülküne
Sahip olduk dalına, Sen’in olan köküne
Sahip olduk Ad’ın ile
Seni andık gönül ile
“Ya Allah” dedik, Sen’den af diledik
Günün hürmetine, Resul’ünün şefaatine sığındık
Yumuşak olduk, “Affet Allah’ım” dedik
Aşkımız kök verdi, kökünde suyu buldu
Miyarımız, sevenlerin sevgisi olsun
Sevmeyi bilmeyenlerin övgüsü olsun
Cümleniz, gecenin hürmetinde affına sığınsın
Cümle günahlar af olsun. (12/09/1973)
Affını defterinden silinsin diye
duacı olursan, kendini aldatmış olursun
Canı gönülden af dilersen, tekrarından sakınırsan; elbet affa uğrar
Allah’ımın en büyük vasfıdır affediciliği. (05/10/1971)
Hata işlenmeden, doğru bulunmaz.
Küçükte hatayı hoş görürsen, ona affı öğretmiş olursun. (09/03/1973)
Hz. OMAR der ki;
Kulun terazisi olan, Allah’ımın aşkına düşendir.
Kulun terazisi nedir? Ölçüye vurmak değil elbet..,
Kula kulu buldurmak, hatasını bildirmek. (07/11/1971)
Geldik, dünya terazidir bilelim
Dünyaya gönderilişin sebebini merak ettiniz.
Ruhların ayrımını, terazisiz ayırdıkta; adaletinden şüphe edilirdi.
Onun için, dünyada ermiş kullarına cefayı çok verir; onu öyle dürür
Kulluk her yaratılana nasip olsa, dünyanın değeri kalmazdı, kul dünyayı
terazi bilmezdi.(08/09/1972)
Güçlük; kolayı bulmaktır
Her yönünü aramadan, kolay bulunmaz.
Gözün verdiği değil, vardığı yer kadardır görülen. (07/11/1971)
Güçlüğü yenende hafiflik kalır.
(28/10/972)
Güçlüğü nasıl yenmeye çalışırız?
“Allah’ım, gücüne dayandım, Sen’inle bir oldum, yardımını diledim” dersin.
Şüpheye düşme, “Ya Allah” de, yürü. (10/08/1973)
Mevlana der ki;
Allah’ımın ateşi beni yaksın, anda kül etsin dedim, dünya günümde.
Aşkına yandığımdan, varlığını bulduğumdan beri;
Yumuşak yol vermeye, kulunu da ateşlemeye çalışırım.
Pişeyim diyen yanmaktan korkmaz
Uzun ömür odur işte! Aşka düşene, yaşadığı uzun gelir.
Ve uzun ömür dileyen her kul, onu söyler; ne var ki, söylediğinden
habersizdir. (08/11/1971)
Dilde tesbih olsa, her hal ile
uyulsa; niyaz üç kelime ile beden bulur;
"Sen’den geldim
Sen’in ile oldum
Sen’in ile Sana döneyim Allah’ım” dense, ömrün özeti olurdu. (07/12/1973)
|
Gül olduk güllerdeyiz, kor olduk
küllerdeyiz. (18/03/1988) |
Şakalar kulun benliğine zarar
vermiyorsa; hoş gelir, olduğu yerde kalır.
Varlığına söz ediliyorsa, Allah’ıma güç gelir. (08/11/1971)
Ehil olanın, zillete düştüğü
görülmez.
Zillete düşene tekme vurulmaz. Vurulan tekme, ona denk olandandır.
(15/11/1971)
Benim olmayanla övünmek, elden
olmadığında dövünmeyi gerektirir. (15/11/1971)
Denize niye girilir? Her kul ne
niyet ile girerse, ameline göre alır;
Kimi serinler, kimi şifasını alır, kimi paklanır, kimi haklanır.
Hak nedir? haklanmış sözü…? Aslında Allah’ını kendinde bulmuş olanadır.
(26/11/1971)
Deryaya niye gidilir? Suyunu
görmeye, yüzmeyi bilmeye.
Balık niye çekilir? Dünya haline. Derya; hem açı besler, hem toku.
Aç; Balıkta, Tok; Halik’te bulur. (19/10/972)
Güzellik ararsan göle git, derinlik
ararsan deryaya. (01/12/972)
Gölde balık avlayan mahduttur.
Deryada balık avlayan neden çoktur? Balığın asıl vatanı deryadır.
(22/12/1972)
Huyun en güzeli; Huysuza 'Sen
güzelsin' diyebilendedir, huysuzda güzeli bulabilendedir;
Düğümü çözmesine yardım edebilendedir. (10/12/1971)
Huymuş güzeli güzel yapan; huymuş kula kulluğunu bildiren;
Huymuş kulda sevgiyi uyandıran; huymuş sevenleri birbirine bağlayan.
(17/05/1972)
Huysuza, 'Huyun çirkini' denmesin;
huyun en güzeli, dumanda dahi dengini bulandır.
Huyun en güzeli, canları birbirine bağlayandır; aşkını cümleye bildirendir.
(07/06/1972)
Yemeyende yudum görülmez, huyu ile doğana öğüt verilmez,
Merdane tutana mayala denilmez. Yufka açmayacak ise, eline merdaneyi almaz.
(04/08/1972)
Huy; Yumağın alabilme, aldığını verebilme yetkisi. (06/08/1972)
Huyu ile gelene öğüt verilmez dedim. Çözümünü yanlış gördüm.
Huyu ile kim gelir? Allah’ımdan vazife almış kulu.
Huy; Allah’ımın vergisine sahip olan, gelişe kulu için yaratılan.
Elbet, evliya da huyu ile gelir. (07/08/1972)
Hasıra oturdu isen, taşını temizle
de otur.
Hasırın manası soruldu. Kulun huyudur.
Huyunu kuma serersen, yumuşak yol bulmuş olursun. (01/09/1972)
Huyda aranan nedir? Seni yaratan
kimdir?
Huyunu verene, yolunu gösterene şükret ki; heybende bulduğun sana huzur
versin. (05/09/1972)
Huyun güzelini mal edende, yolun
uygunu görülür. Her olayda Veren’den söz edilir. (17/09/1972)
Huyun ötesinde olan, kafesten
ayrılandır. (20/09/1972)
Uygun gelmeyen, seni sarmayan dışarı
vurulmaz. Kendinde hoş görmediğin halin, sende kalandır. Onu yok et ki, seni
rahatsız etmesin!
Gözetlediğin nedir? Görmen gerekmeyen.. Görmen gerekeni, gözetlemeye ne
hacet? Sana verilenden öteyi arama!.. (27/09/972)
Kuyuya ses verme, gücenmeyi huy
etme, gocunmaya niyet kurma.. Huyununda kaydına şüphe ile bakma…
(11/10/1972)
Dünya sadece şekildir. Eşyanın aslı
ruhudur. Cesette ruhun eşyası değil mi? Asıl olan nedir? Elbet ruhtur.
Ne var ki, ruh da gelişe bağlıdır. Huyunu aldı ise, eşyanın yerini
bulabilirsin. Huyunu almayan eşyaya yerini veremezsin. Huydan maksat; Her
eşyanın yapısıdır. (02/11/1972)
Koyunda huy var, renk yok; çiçekte
renk var, huy yok. Kulda renkte var, huyda var eğer kul ise.
Ne koyun olalım renksiz, ne çiçek olalım huysuz
Huy, yerini nazarlama. Renk, çevreye uyma. Koyun, kayda itaat; çiçek,
görgüsüz gösteri, Geçit, mertebe. (02/11/1972)
Hayra inanan kulun huzuru eksik
olmaz. Huyun yozu; her hale “Uymuyor" diye bakandadır.(06/07/1973)
Huyun ummadığın değerleri vardır.
“Gizlenmese..” dersin. Kendin dahi, kendinde olanı bilmezsin. Ancak
kendinden sıyrıldıkta, huyda olanı görür; “Allah’ım sana sığınırım” dersin.
İşte, “Sen’den, Sana sığındım..” dedikte, kendinde olana uymuş olursun.
(07/12/1973)
Hayırsız dediğin olay, bil ki ;
hayıra açılan kapıdır. Daha ağır gelecek şerri örter.
Usandım demeyin, şikayetçi olmayın. Şikayet kulu, daha kötüye götürür.
(08/01/1971)
Allah’a havale edilen yol; hayır ise açılır. (02/03/1971)
Gül fidanı gördüğünde gülünü düşün,
“acaba kurur mu?” deme.. Gölde balık görürsen, yüzmesini düşün, “acaba yürür
mü?” deme.. Başladığın her işte, hayrını düşün “zarar olur” deme. Olanın,
O’ndan olduğunu bildiğin müddetçe; her zarar hayırda son bulur. (29/09/1972)
Almayı dilediğini almak, Allah’ımdan
dilemekle olur.
Allah’ıma varmak, yolu yürümekle olur.
Hiçbir kul; Allah’ımın yolunda yürüyüp de, varmadığı görülmemiştir.
Demek ki; Allah’ıma varmak, kulun isteğiyle olur
Kuluna vermek, Allah’ımın dileğiyle olur. (07/02/1971)
Kolun uyuştu mu oku; Peygamber’imize
ve cümle ümmetinin ruhuna
Dua dileyen, gelip gönül kapısı açık olana işaret verir;
Kolun uyuşması, başın ağrıması, kulak çınlaması hep bunların işaretidir
Göz seyirmesi işaretini alan, okusun; Allah’ımın cümle kullarına desin.
Dünyasını ve ahiretini aydınlatır. (12/02/1971)
Dünya yükünü omuzundan atman; Ne
olacak, nereye varacak? dememen
GARİB’in seçimi; Acaba? yı silimindendir.
Silmen gerek. Gönlündeki hazineye güven, Allah’ım en güzelini verir, de;
şüpheyi sil.
Gönülle uymaya çalışırsın, mantığın 'Acaba?' der;
Acabayı sildiğin anda 'Yeniden doğdum' diyeceksin. (31/05/1971)
Kendini bil ki, O’na varasın, teslim ol ki, bulasın.
Teslimiyet, dünya kulunun en son mertebesidir
Ne var ki, teslimiyet dilde değil gönülde olmalı; bedeni silmeli, ortadan
kaldırmalı.
Teslimiyet; Kandan gidene 'eyvallah', Canan’dan gelene 'şükürler olsun'
diyendedir.
Hakimiyet kurayım, kuluna hükmedeyim diyende, teslimiyet ne gezer?
Gönülden geldiğince niyaza durmuş isen, teslim olduğun andır.
Talep dünya için ise, dünyanın malıdır. O zaman teslimiyetten sıyrılma derim
sana
Allah’ım dersen, aşk ile coşarsan; Canda Canan’ı buldum, bedenden sıyrıldım
dediğin an niyazın kabuldür
Ya bedene döndüğünde ne edeyim?
Cennetini değil, Zatını dile ki, O’nda Canan’ı bulasın, Cananda bedeni
silesin
Aşkta aradığımız nedir? Bedenden sıyrılmak, beden ile bulamadığın sonsuza
varmak. (24/07/1972)
Kayığı buldu isen, batmış gemide;
eğer yanındakine yer verirsen, kulu olursun. ”Canımı kurtarayım, önce ben
atlayayım..” dersen, canına pazarlık etmiş olursun. Çünkü, kayığa önce de
binsen, sonra da binsen, hiç de binmesen, yazın ne ise onu göreceksin. Ne
var ki, niyetine göre heybeni dolduracaksın. Her hadisede değeri olan,
teslimiyettir. Olmuş için..olacak için. (16/11/972)
Sevmeyi bildiğince, yolunu aldığınca
yürü… “Yalın ayak gidelim, gönlü hürde bulalım, dizi yere koyalım, başı öne
eğelim; “Yazdığın Hak’tır” diyelim, eli göğse bağlayalım. (07/12/1973)
Duamız; toprak altına girene değil,
bedensiz aramızda dolaşana olsun. (28/11/1971)
Namaz ile değil, niyaz ile varılır; kem söz ile değil, açık gönülle
bulunur.(16/02/1972)
Hz. Musa der ki; Niyaz deryayı yol yapar, kulunu selamete atar. (03/01/1972)
Niyazın ölçüsüne girilmesin, niyaza ölçü olmaz. Kul ölçü ile varmaz. Niyaz,
O’na bağlar.
Gönül vermeden edilen niyaz; sepete su doldurmaya benzer.
Aşk ile edilen niyaz, deryaya denktir.
Allah dediğinde, kainatı sarabiliyor musun?
Gönlünü, göçene kadar O’na bağlayabiliyor musun? (29/02/1972)
Kitap okur gibi edilen niyazın
vergisi de, kalıp misali olur. (30/04/1972)
Niyaz ile gelen, hayır ile son bulur. Yumağın düğümü, sabır ile çözülür.
(24/05/1972)
Allah’ımın Ad’ına edilen her niyaz,
gönülün yaklaştığı nisbette yerini bulur.
Topu eline alırsan, her zaman aynı güçle atamazsın. Uzağa gider, bileğinin
gücüne göre
Niyaz da öyledir. Gönlünün yaklaştığınca değerini bulur. (16/10/972)
Kul, niyeti ile bulur. Yumuşak olan
her kulun okuması, Allah’ımın Emri’dir. Her yolu gidişe götüren, her kapıyı
açan niyazdır, unutmayınız!...(09/03/1973)
Niyazın olduğu yerde, şüpheye yol
olmaz! Niyazını eden, “ne olacağım?” demez; namerde boyun eğmez, olayda
mahsun kalmaz.(18/08/1973)
Miyar, görgüde değil, sergidedir.
Altın lirayı gümüş çerçeveye koyamazsın. Altın lirayı, gümüş çerçeveye
koymaya kalkarsan;
Kendi görgünü sergiye koymuş olursun. Elbet; ne senin gözüne, ne kamuya hoş
gelir.
Her erkeğin eşi, elindeki altınıdır. Ona verdiğin değer, koyduğun çerçeve
ile ölçülür.
Yalnız çerçeve; altının değerini düşürmez, senin görgü değerini gösterir.
(03/01/1972)
Hz. DAVUT der ki;
Kulun değerini beden yapısına göre değil, gönül yapısına göre Allah’ım
verir.
Kambur; kamburum var diye üzülür. Kambur, gönülde olmasın
Beden; kısa olan dünyada, gününü nasıl olsa geçirir. Kambur beden dünyada
kalır.
Kambur gönülde ise, ahiret zindan olur. (03/01/1972)
Hz. MERYEM der ki;
Ananın verdiği, yavrunun kardığıdır. Ananın verdiğine su katılmasın.
Helvayı karan; yağını da, suyunu da ölçer koyar. Ayrıca su katan, helvanın
tadını bozar
Terbiyenin, imanın temeli olduğu bilinmeli.
Mayayı yoğuran, ekmeğin şeklini veren, kulunu yerinde yaratan Allah’ım;
Özelliği-güzelliği anaya verir, babayı yuvaya temel eder. Temeli sağlam olan
yuvanın, duvarları da sağlam olur
Duvarlar olmadan, temel değerini bulmaz
Her hatun el açar, 'Allah’ım, yardımcı ol' der,
Erkek, gücü kendinde bulur; ermesi onun için güçtür. (03/01/1972)
Yuvanın çiçekleri..Yavrular. (30/05/1972)
Yalanın yeri, yılanın deliğinde son
bulur.
Allah’ıma sığınan, asılmaya götürülse; yalana teveccüh etmez
Yalanın yeri; aslında yılanın yönüne benzer.
Ne var ki, yılan da dünyaya kötülük için gelmez.
Amma; yaptığı niyete uygun gelmez de, onun için sevilmez. (03/01/1972)
Güçlüğü düşünmek yersiz. Her olay
değersiz eğer Allah’ına dayanmış isen.
Allah’ımın verdiği sözüne düşmesin, seni ürkütmesin.
Veren’in verdiği kulunun kaderine serdiğidir.
Sıhhatini Allah’ım vermedi mi, kuluna sermedi mi?
Allah’ımdan kötülük gelmeyeceğini yazdım, yazdım, yazdım. (04/01/1972)
Olacağı önleyemezsin ne var ki kendini hazır bilirsen, Allah’ıma sığınırsan,
olay seni sıyırır geçer
Ömürde olan; gah gülen, gah ağlayan gününü güzel desin, hayır olanı beklesin
Gidenin arkasından bakmasın, gelenin hayrına inansın. (04/01/1972)
Meyveyi yiyeyim” diyen, olmasını
bekleyendir. Beklemezsen, kayıp kimin? Mimar çizer, işçi düzene koyar, kimin
için? İçine girip oturacak için.. “Ne demek?” dendi: Mimar, yazan; işçi,
kaderini yoluna koyan… İşçi; melekleri, evliyaları.. Hayır olmayan
Allah’ımdan gelmez. Kaydını sormayın, kimsenin derdine düşmeyin. Unutmayın
ki, Allah’ım cümlenindir. (03/09/1973)
Bunalım, karamsarlıktan doğar.
Amacına çizgi çeken, olayı kendi hazırladığına inanandır.
Aklını olayın bağlantısına değil de, düzenine kullanırsan huzuru bulursun.
(14/01/1972)
Kul göçünü özledi mi, bil ki yoluna
altın serpilir. Dünya bağı çözüldü mü, sırtına kanat takılır.
Göçünü özledin mi, dünya sevgine rağmen?
Göçü özlemek, dünya kahrından ölmek değil; Dünya sevgisine rağmen, O’na
varmak özlemi
Özlediğim, O’na varmaya arzu duyduğum gün, erdiğim gündür. (14/01/1972)
Asinin isyanı; bedenden olan
şikayetidir, aslında ruhu aşk halindedir..Onun için, asiye acımayalım.
Allah’ım kulundan geçer mi? Asi kulunu has kulundan ayırmaz. Asi olanı
cezalandırır dersen, yanılırsın.
Senin ceza gördüğün, Allah’ımın ona hidayetidir. (16/01/1972)
|
Mevlâna'dan;
Küllenmek, HAK yolunda yoktur!
Ağaç idik, budandık, odun diye dürtüldük;
Kömür olduk satıldık, ateş diye yakıldık,
Şems’i öyle tanıdık….
Yandık, yandık, yandık…
Hep yandık, aşkı ile budandık…
O’nu gönülde bulduk, vuslatına öyle erdik;
Varmayı dileyenlere görevli geldik. (16/01/1972) |
Hastanın şifası, dertlinin devası
Allah’ım.
Duacı olman; seni de, hastanı da huzura kavuşturur.
Ona de ki; Derdini Veren’in, varmayı ölçüde bilene verdiğini bilesin dedi
Mevlana. (16/01/1972)
Allahüekber” deriz, tekbir derken de
gönülde O’nu görürüz. (16/01/1972)
Düşünce, doğuşa götürür. Ne var ki;
düşüncende O olmalı. (16/01/1972)
Kul, düşünce ile bulur. Düşünür
düşünür, düşüne düşüne bilgisini oldurur. Olgun bilgi, buldurur. (22/10/972)
Vahdet odur ki; Ahiretten geçesin,
cennete gülesin, cehennemi sulayasın.
Cehennem sulanır mı? diyene de ki;
Her kul sulayım derse, cehennem korkusunu silerse;
Ne cenneti, ne cehennemi akıla koymaz
O’ndan başka düşünmezse, elbet sulamış olur
Suyun gittiği yer, deryadan şaşmaz.
Sen O’nu bul ki deryaya varasın. (16/01/1972)
Cenneti buldun mu?” dediler , bana
sordular (YUNUS'a)
Cennetten maksat; çeşitli çiçekler mi, kanatlı melekler mi?
Yoksa dünyada gönül ile aradığım, Aşkın diye feryad ettiğim, kafesime isyan
ettiğim, O’na koşmak dileğim mi sorulur?
Göçümde ismim ile anıldığım an, alemden aleme göçüldüğü an döndüm, kafesime
baktım;
Sen ne güçlü imişsin ki, beni taşımışsın, bende O’nu gizlemişsin dedim,
kafese gönül dolusu selam bıraktım.
Allah’ımı buldum, O’na kavuştuğumu bildim, çünkü kafesimden çıktım
Benim cennetim de, cehennemim de budur
Benim için her şey sadece O’dur. (04/08/1972)
Ayağına takılan taşa değil, hatayı
kendine bul! Kayguyu arama.. Cennet/Cehennem kulun gönlündedir..
(16/03/1973)
Cehennem nerde başlar, nerde biter?
Gönlünü O’na bağladığın an bitiştir. NUR’unu harcamadığın, varışa hazır
olduğun zaman, ışığın sana buldurur. NUR’unu harcayan, varışta yolunu ne ile
bulur? Göçünden kıyamete kadar olan zamanın, sana cennet veya cehennem olur;
NUR’un kadar yaklaşmış olursun. Hiç harcamamışsan, doğruca O’na varırsın.
Çünkü, aradan mesafeyi silersin, olayları bölersin, doğruca O’nu bulursun..
İşte, arandaki perde senin cehennemin olur. (07/09/1973)
Cennetini dilediysen, gönlünü mamur
et; çünkü, cennet sendedir. Cehennemden korkun var ise; verdiğini bilesin,
Allah’ımdan diyesin, cehennemi gönlünden silesin. (07/09/1973)
Cenneti kimindir, cehennemi kimedir?
Yumağını saran her kulu, cennetini diler. Allah’ım, her kulunun dileğini
verir. Aymayı bilmeyen olmaz, cehennem kuluna yazılmaz! Hatırda kalan nedir?
Almadığın değil, sadece aldığındır. Aradığın olmazsa, bulduğuna sevin;
yerini bilmezse, kaldığına sevin.. (26/11/1973)
Almayı dilediğin; Allah’ım dediğin
an seni bulur.
Hancıya dilediğini sorsan, müşteri der; yolcu yol ister
Allah’ım, her ikisinin de dilediğini verir.. (16/01/1972)
Olacağı önleyemezsin ne var ki;
kendini hazır bilirsen; Allah’ıma sığınırsan, olay seni sıyırır geçer.
(16/01/1972)
Gümüşü dünyada dileyen; altın,
yolumu ahirete bağlasın der. (21/01/1972)
|
Hacı Bayram dedi ki;
Öğütlerim olmasa küpe altın dolmazdı,
Dostlar yolda kalmazdı. (12/08/2003) |
Baykuş denir.. Güzellik..
Fakat kul dilinde, ölüm habercisi.
Ölümü kötü alırsan, öyle..
Aşka düşüp de, O’na kavuşmak için yanarsan;
Baykuşun sesi sana müjde gibi gelir.
Dünyada kötü olay yoktur, kul yaratır. (23/01/1972)
Döşenmiş oda büyük görünür, neden?
Yerini alanın güzelliğinden, düzenini bulduğundan.
Düzenini bulan her olay, büyük mesafe alır. (26/01/1972)
Hak dediğin nedir? Dünyaya 'Ol' dediği, her olanı gördüğü, düzene koyduğu
Düzende Hak olmayan ne gördük?
Nasıl düzene koyalım, dürelim dedik
Ne sen düzeni bozabilirsin, ne düzensiz diyebilirsin
Olduğu gibi güzel, verdiği gibi güzel. (14/06/1972)
Yaratılanda asla aksaklık yoktur, o da birliğin en açık işaretidir.
Kul yapısında görülen aksaklıklar, kainatın yapısında asla görülmez.
Nasıl ki, ne kadar gayret edilse; Örümcek ağı örülemez, arı balı yapılamaz,
kuş yuvası kurulamaz, kulun kaderi çevrilemez,
Denizi devireyim, tersini döndüreyim diyemez, nasibi olmayanı yiyemez,
Onun için cümlemiz O’nun yazısının içindeyiz.
O’nun yazısı içinde oldukça; niye dert edelim, olmaz diye kahrolalım?.
(04/08/1972)
Sucuyu ararsan, kaynağın başında bulursun
Yolcuyu ararsan, hancının peşinde görürsün
Derdini sorarsan, Veren’den şüpheye düşersin
Olanı olduğu gibi, kapına geldiği gibi görsen,
Yolum, Allah’ımdandır dersen, düzenini sen duymadan bulur, kendi çizdiğince
yürür.
Öyle mi yapsam, böyle mi? demek boş
Kapıyı çalana, evde olduğun halde, açamam diyebilir misin?
Her olayı, O’ndandır diye bil ki çözümünü bulasın
Dileğimce uymaz, arkası bana aydınlık görülmez dersen;
Senin görgün, öteye varmaz, Allah’ımın sırrına aklın ermez
Onun için her olayı, olduğuna ver ki, çözümüne şahit olasın
Dünya gailesinden kendini kurtarasın
Kaderini çeviremezsin, düzenini kuramazsın
Onun için olanda hayır bul ki kendinde düğümü çözesin. (07/08/1972)
Koyun derlenirse, kuzu melenirse,
güzelliği artar.
Toprağı kar örter. Örtüye ne hacet? dersen, rahmetine söz etmiş olursun.
Rahmet dahi mevsimine göredir. Karlarda, buzlarda dereler akmazsa, deryaya
çıkmazsa, çamur olur.
Çamur kula zahmet verir. Sen kara katlan ki, çamurdan kurtulasın.
(19/10/972)
Yaprak meyveyi saklar amma çiçeği
asla
Zaten çiçek, yapraktan evvel tomurcuklanır
Yaprağın gizlediği meyve, erdiğinde kendini gösterir. (26/01/1972)
Çiçek güneşten solmaz, susuz kalmadı ise. (12/08/1972)
Çiçeğinde çeşidi vardır. Hepsi gül değil ama; gülün yoldaşı, her kulun
haldaşıdır.
Kimi kokulu, kimi kokusuz; kiminin rengi, kiminin ahengi
Amma hepsi de çiçektir. Her çiçekten öz alan böcektir.
Sevilmeyen çiçek olmaz. Hiç bir çiçek gül kadar sevilmez (19/08/1972)
Meyveyi ağaçta bulan yavru, tadını daha çok sever. Ağacından koparayım der
Varsın koparsın, tadını bulsun. Ağacı köklemez ya. (27/08/1972)
Çiçeğin açması, meyvenin olacağını
müjdeler. Meyve olmayacaksa çiçek açmaz. (15/12/1972)
Bayram, bayramda yapılır.
Hatırlamak, dualar ile olur.
Gelenlerin, gelenlerle beraber olduğu bilinir.
Hz. İSMAİL der ki; Koyun ile kuzudan, dağıttığın fakirden aldığın dua; kalır
dünyadan
Ne sırattan geçirir, ne göçünde götürür; gönlünü ferahlatır, dualar
hafifletir
Yediğince yedir, içtiğince götür; sırtına vurduğun katır, seni de, beni de
taşır. (26/01/1972)
Kesilen kurban, Hz. İSMAİL’i
temsil eder. Onun için, özürsüz olması gereklidir (26/01/1972)
Sevindirirsen, bayram sevinci olur.
Sevinen, sevindirene vücut vergisi borcu
olmaz. Neden olmaz? Çünkü, şeriatten ayrılınmaz. (26/01/1972)
Her kabiliyetin, bir kula
verilmediği malumdur. Neden? Kulun, kula hizmeti olsun diye. (26/01/1971)
Veren’in aldığı nedir? Senin ruhun.
O ruhu, verdiği gibi teslim et ki yerine varsın.
O’nunum diyebilmek için, O’ndan geleni harcama. (22/02/1972)
Ruh, sadece Allah’ımın Nur’udur;
onda hiçbir katık yoktur.
Nefis beden yapısındadır, mantığına bağlıdır
Mantığını, ruhunun ölçüsüne uydur ki; nefsini çiğnemiş olasın. (21/03/1972)
Geldik, dünya terazidir bilelim
Dünyaya gönderilişin sebebini merak ettiniz.
Ruhların ayrımını, terazisiz ayırdıkta; adaletinden şüphe edilirdi.
Onun için, dünyada ermiş kullarına cefayı çok verir; onu öyle dürür.
(08/09/1972)
Duygu ruhta mıdır, bedende mi?
denirse; Ruh gittiğinde, beden gereksiz eşya olmaz mı? (03/11/972)
Taş, birbirine vura vura kırılır;
ufalanır, kum olur. Senin yapacak ne gücün var?
Güç Allah’ımda de, O’na teslim ol.
Hoyrat olan, kırılmayan taşa benzer.
Sen kırıldın, sen ufaldın. Ufalmaktan maksat yumuşadın. (04/02/1972)
Yel ile gelen, sel ile gider; kumu
kalır. (07/06/1972)
Kuşku; dünyayı kuyu bilendedir!
Kuyuyu da boş görendedir. (29/02/1972)
Kaybını düşünen, kazancın değerini
bilmez, neden?
Kaybını düşünmekten, kazanç yolunu düşünmeye yer kalmaz.
Dediğim madde değil, mana..
Kaybından af dilediğin an kurtulursun.
Daima kazanmaya çalışmalısın
Neyi kazanayım? dersen, kaybettiklerini elbet. (01/03/1972)
Kaybından üzüntüye düşen, duman ile yoğrulandır.
Çünkü, kayıp olan, aslında sana yazılmayandır. (30/04/1972)
Pamuk yetiştiren, toprağını elleştiren şikayetçi olur.
Ne var ki, kazancı eline girdikte, yorgunluğunu unutur. Tekrar dikinceye
kadar. (19/07/1972)
Açmadığın kapıyı kaybımdır deme.
Kayıp olana gönül koyma. Çünkü; kazancına yazılmış ise, kapı sana açılırdı.
(01/10/1972)
Yunus’um der ki;
Kaybolan her eşyamda gözümü yumdum, Allah’ım senin olan sana geldi dedim.
Geleni de emanet bildim, gözümle sevdim, elimle okşadım, kundak misali
sardım.
Yüce’nin yüceliğini her verdiğinde buldum. (13/10/972)
Gemiyi yelkende değil; silkende
düşün, dalga gelip, vuranda düşün
Ne kaptanda söz kalır, ne yelkene ip verir, ne kul dünyayı görür
O anda , Allah’ını bilir…
Asıl olan, gemiyi silkmeden Allah’ım demekte, O’na sığınıp yola çıkmakta.
Her başladığın O’nun Ad’ına oldukta, selameti bulmuş olursun. (01/03/1972)
Çaydan geçen paçasını kıvırır,
gölden geçen salını devirir; elden medet bekleyen, dizini dövdürür. Kuldan
bekleme, dumanı gönlüne ekleme, “şahit bulsam, yoluna koysam..” diye
düşünme! Allah’ım görür, her kula layık olanı verir. Yanılmayın; “gördüğüm
cezaya layık mıyım?” demeyin, olayları ceza diye görmeyin. (29/08/1973)
Sahrada gidersen, susuz kalırım
deme; su verenin gelir, tası ile sunar. (16/10/1973)
Gönlünü Allah diye açan, kainatta
doğruyu seçendir.
Çünkü, Allah’ım yardımcısız bırakmaz; Allah diyen kulunu yanıltmaz.
(10/03/1972)
Hediyenin yeri büyüktür.
Bir yeşil yaprak olsun;
Yeter ki, Hatırladım, andım, adına aldım densin
Sevinen ile Allah’ım seni de sevindirsin
Allah’ım Ad’ına sevindirdiğinde, Allah’ım seni sevindirir. (11/03/1972)
Huşu ile bulursun Yaratan’ımı, saygı
ile bilirsin yarattığını
Saygı, sevginin eseridir. Soysuza vereceği olmaz.
Soysuzun soyluya vereceği, ibret dersidir.
Bunlar dünyanın tecellisidir. Soyluyu, soysuzu değerlendirir.
Soysuz olmasa, soylu adını almaz.
Soysuzu vereyim; geldiğini bilmeyen, gideceğine uymayandır
Soylu; Geldim, gördüm, dönüşe uydum diyendir. (03/02/1972)
Soyluyu ayıran dünyadır; soysuzu sıyıran, yine dünya!
Allah’ım, soylu- soysuz ayırmaz; kulunu- kuluna kayırmaz.. (14/04/1972)
Soylunun; soyuna mı, dalına mı sevgi
beslersin?
Yaratan, soyu da dalı da yarattı. Ne var ki, soy silindi, dalı kökünde
kaldı. (28/10/972)
Soyluyu/ soyludan sorarsan, “Güzel!”
der. Soyluya soysuzu sorarsan, “Çirkin” olduğunu söyler.
Soylu ile soysuz arasında görülen nedir? Kulun/kuldan ayırdığı. Allah’ım
ayırmaz, soylu/soysuz demez, vergisinden mahrum etmez. Vergiden maksat,
madde ise; ayırıma kul düşmüş olur. (17/11/1973)
Yumuşak olmazsan sertte, sertliği
dene yumuşakta
Yumuşaklık her kula gelmez, aradığını bulmaz.
Kuma taşı atsan parçalanır mı? Ancak taş, taşta parçalanır.
Taşı kuma attın mı, sadece çukuru kalır.
Rüzgar gelir, onu da düzeltir.
Kaynayan aştan, kırılan taştan sakınma
Dünyanın derdini kemer diye beline takınma. (03/02/1972)
Yumuşaklık; Allah’ımdan gelene
eyvallah demektir. (01/09/1972)
Her yaratılanı güzel bulmak, yumuşak
kulu olmaktır. (09/03/1973)
Yumuşak yolda olan; günün haline
uyanın, gidişi nasıl olur? Yük aldıysa, yavaş/yavaş yürür; sözünü verir,
gönlünün dumanını üfürür. (04/08/1973)
Kulundan bekleme, ne var ki; kuluna
dik söz söyleme! Yazdık, çizdik, çözdük. Yenmediğin eli, severek okşa.
(26/11/1973)
Güzelde çirkin bulmaya değil,
çirkini güzel görmeye çalış. (10/03/1972)
Güzelde aradığını bilen, yaratılanı tanımayandır
Yaratılanı tanıyan, güzel-çirkin ayırmaz
Ağaçta kök ile çiçeği benzetmez
Kök olmasa, çiçek vermez. (14/04/1972)
Çirkini görmezsen, güzeli bilemezsin. Önce ayırmasını öğren, sonra çirkinde
güzeli ara.
Çünkü her çirkinde, en güzeli veren, kıymetini ortalayan vasfını görmelisin.
(23/05/1972)
Güzel olanı yarattığı bilinse,
Çirkin denilende güzel aransa;
Dost’luk O’ndadır bilinse, hataya düşülmez .
Dost elbet O’dur, O’ndan gelendir, O’nu bilendir.
Dumanı dahi dost bilsen, güzelde güzelliği bulursun.
Güzeli; O’ndandır diye, aşka düşmek. (16/06/1972)
Güzelde aramak, çirkinde bulmak önemlidir.
Denir ki; Ne aranır, ne bulunur?
Güzeli güzel yapan aranır
Çirkinde güzeli bulmak, kulu kazandırır
Saçı olmayan çirkin midir?
Saçın örtemediği baş, kulun meziyetini açar
Gözde çirkin olana değil, gönülde diken batana can yanar
Hata beden yapısına değil, kulun görgüsüne verilir. (27/07/1972)
Güzellik; Güzele demek değil, çirkin gördüğünü gönülden silmektir.
Yanlış anlaşılmasın; Çirkin gördüğünü tatbik etme
Nefsin çirkin gördüğü, gönülde sevgi bulmaz.
Sevgi silindiği an gönül yerinde olmaz, Allah’ı ile dolmaz
Çünkü Allah’ı ile dolu olan gönül, çirkin görmez, çirkini silmek odur.
(20/08/1972)
Yunus oldum geldim, gönlümde
saraylar doldurdum, güzellere kapıları açtım, çirkinlerin önünden geçtim.
Ta ki; Kasrına gönül koydum, gönüldeki sarayları yıktım!.. Döndüm baktım ki;
güzel daha güzel, çirkin ondan güzel
Nerden geldim, öyle gördüm? Gafletimden utandım. Kendi kendime sordum:
“Aynaya bak gafil, güzel misin?”
Aynaya bakanda, gönülde ateş yandı. Güzelin yaratılmadığından mısın? Güzel
olmayan O’ndan değildir.
Güzel olmayan var mı? derseniz, gönlünü yokla derim. Müspet cevap almışsan,
kendini kutla derim.
Kulun gönül gözü kör ise, güzelde çirkin bulur. Şaşkın baktığın her olağan
üstü hadise, aslında müspet olaydır.
Kuğuya güzel diyen; güvercinde muhabbeti bulan, düşündü mü? Allah’ım her
güzelliği bir yarattığına verse,
dünyanın düzenini bulamazsın. Her yarattığını bir meziyet ile, güzelliğe
ortak göstermiştir.
Güzel nedir? denirse; Gördüğüm, görebildiğim her şey, de. (22/09/1972)
Gözden gülen, gönülden bilendir;
güzeli bulan, çirkini silendir. (28/10/972)
Toprağa ektim ekin, gelin cümleniz
biçin
Ad’ını anıp göçün, olanı güzel diye seçin
Olanı çirkin görüyorsan, gönlünü yıka derim. (18/08/1973)
Güzel odur ki; gören göze karşı
çıksın. Gören göz odur ki; “Yaratan’ın vergisi” desin, her vergiye gönlünü
bağlayabilsin. (10/11/1973)
Güzeli nasıl bilirsin, ne ile tarif
edersin? Şekli ile mi, rengi ile mi, yoksa kokusu ile mi? Güzelin tarifi
olmaz, çünkü görgü çizgi ile kalmaz! Tarif ettiğin an, çizgi çekmiş olursun.
Yunus’um der ki; tüm güzelliği görebilen,, bedeni kainata serebilendir.
Seste, sözde, çizgide eremeyen; güzeli çerçeveye koyduğundandır. Ayna; niye
aldığını sabitleştirmez? Her geleni içine aldığından. (14/12/1973)
Pak gönül, hatasız bedene sahiptir.
Hatalı bedenin gönlü, pak değil mi? dersen;
Eğer hatasını meziyet haline getirirse, gönül pırıl-pırıl olur derim.
Kul vardır, bedendeki hataya isyan eder; ahlakını daha hatalı kılar.
Kul vardır, olan Allah’ımdan der, hatayı meziyet ile örter. O, kulların en
makbulüdür. (14/02/1972)
Kul vardır, tesadüfe hayret eder;
kul vardır, tesadüf diyene hayret eder. (15/02/1972)
Hangi istasyondan binsen, aynı sona
varırsın. Yeter ki, o trene yetişebilesin. (13/02/1972)
Sahibi olmadan, sahibim diyene;
gaflet uykusu tatlı gelir.
Uyandığında boşa kürek çektim der, geçen gününe yanar. (13/02/1972)
Gaflet, tatlı uykuya benzer. Her
sorgu, gafletin ta kendisidir.
Elbet, Ayet-el Kürsi’yi dilinizden eksik etmeyin.
Dilinde yok ise, gönlüne katarsın; 'Okudum, O’nun ileyim” dersin .
Katık yaptığın, münasip olandır; niyetine düşen değil. (30/04/1972)
Gaflet odur ki;
Önleyeyim, önüne durayım, vakitten geçireyim
Han ile hancı misali. Hancı, hanım der; yolcu, yolum der.
Handa durak var ise;
Ne han, ne de hancının muvaffakiyetidir, ne de yolcunun niyetidir.
Sadece 'Dur' diyenin Emri’dir.
Vaktine zam olsun dersin, uzat diye duacı olursun; Ne uzar, ne kısa kalır.
(30/05/1972)
Gafletten uyanan; 'Uyumuşum'
diyende, huzur gördük.
Uyanışta bulunan huzur; yandığın anda içtiğin, bir bardak suya benzer.
(08/06/1972)
Yuşa Aleyhisselam der ki;
Küçüğü, büyüğe vurma; komşu kapısına sergini kurma
Küçük; Gaflet, Büyük; Kaygudur.
Kaygu gafletten doğar denirse yanlıştır.
Kaygu, kulun mantığına uymayana isyanıdır.
Gaflet, nefsi yanıltan duygudur. Onun için, birbirine vurma
Gaflet küçük dedim. Unutulmasın, küçük büyümeye namzettir. (08/09/1972)
Gaflete düşen, O’na saygı ile
eğilendir.
Çünkü gafletten uyanmak, O’ndan af dilemeye denktir. (03/11/972)
Yamalı fistan giyen, yamasından
utanmasın
Varlığını, 'Benim' diyen utansın
Çünkü; varlık senin değil, O’nundur. (13/02/1972)
Kimden geldi, nerde durdu, kim
vurdu? demeden, sorguya vermeden duacı olunuz. Kimliğe değil, varlığa önem
veriniz. Çünkü kimlik dünya malıdır, varlık ahiret malıdır. Varlık;
sonsuzlukta birliktir,
Gül’ün birliğine eşittir. (16/11/972)
Dünyada gaflete düşen, göçende
almaya çalışır. Göçene ışık vermek Allah’ımın gücünde.
Dünyadan göçenin bizden alışı kesilir. Nasıl ki; dünyada dünya ışığı, sadece
olduğu yeri aydınlatır
Uçak yerden kalktığında, dünya ışığından uzak kalır. Kul da göçünde, dünya
ışığından uzak kalır.
Orada ancak, mertebesi derecesinde Allah’ı iledir.
Mertebe, dünyada alınır. Ruhlar ferahlık bulur, dünya kulunun aydınlık
ruhundan
Kulunu görsün, dünyada mertebesini versin deriz, duacı oluruz. (13/02/1972)
Bir karış toprakta beden verilir.
Toprağa verdiğini, toprak örter mi?
Niye verdin diye seni dürter mi?
Her verdiğini alır, sinesinde değerlendirir, sana en güzelini verir
Veren’in aldığı nedir?
Veren’in aldığı sana verdiğidir
Verdiği nedir? Senin ruhun
O ruhu, verdiği gibi teslim et ki; yerine varsın
O’nunum diyebilmek için, O’ndan geleni harcama. (22/02/1972)
Çiftçi toprağı sürer, işçi ekini
eker; her kul topraktan bekler, gönüller dostu gözler. Gördüğün O değil mi?
Suçladığın dahi O değil mi? O seni gözler, O seni bekler. O’nu bütün
gönlünle sev ki, sadece O seni sarar. Verdiği her karar, kulun hayrına
yarar. (31/08/1973)
|
Saz, kulağın
pasını; söz, gönülün pasını siler. ( 14/02/1972) |
Benim dediğin yerde sen yoksun
O’nun dediğin her yer senindir.
Çünkü, O’nun dediğin yerde, senin gönlün vardır
Gönlün olduğu her yer senindir
Deme; Tapum var mı?
Senin olmayanın oluşunu, kağıt mı ispat eder?
Benimdir dedim, kainatı sardım; kainatta her güzelliği gördüm. (22/02/1972)
Ben diyen, şirk koşandır.
Ne sen, ne ben, sadece O
Yük ile taşı, gönül ile ver
Sende olanı, cümlenindir de; kainata ser
Hak Ad’ına verilir. (21/03/1972)
Kul, kulu O’ndan çok sevmez.
Ciğer parem, yavrum dediğin dahi, sana beden ile bağlıdır.
Beden kalktıkta; sen de, yavrun da O’sunuz
Kulun kula sevgisi, O’ndan geldiğindendir. (22/02/1972)
Cemiyet, günün yaşantısını verir.
İslamiyetin şartları Kur’an’dadır.
Resul’ümüz onu da verdi. Kur’an’da verilenin, gününe uymasını her mümin
kuldan istedi.
Zamana kendini uydur dedi. Cemiyete kendini uydur, kendine baktırmayacak
şekilde
Dozun sözünü vereyim; kendine açıklık içinde, çok örtü ile de baktırırsın.
Unutulmasın; Resul’ümüz hatunları örtmedi, cemiyetten uzak tutmadı.
Daha önce verdim ya, 'Edep Örtüsü' dedim ya.
Müstesna olayım diyen, kendine baktırandır. İstisnadan uzak tut kendini
yeter. (25/02/1972)
Cemiyetin dışında kalan, gözden uzak
dahi olsa; kendi kendini cezalandırsa, Bağlandığımız birlik neden yolunu
çevirsin?. (16/07/1972)
Cemiyeti suçlayan, kendini dışında
bilendir İçinde bilsen, kendini suçlarsın.. (11/03/1973)
Mürşit, karanlık yola ışık tutar.
Verilen nedir? Yol. Mürşit nedir? Yol veren
Ne var ki, yol veren, yolunu önce kendi bilmeli, daha sonra yolcuyu
bulmalı
Allah’ım yolu olanı nerde olsa bulur, mürşitten nasibini verir. Fani de
olur, bâki de..; kendini bildirir.
Mürşitsiz yol bulunmaz mı ? dendi. Eğer yol gösteren gerekmese idi,
Evliyalar gönderilmezdi.
Evliyalar niye gönderildi? Ayrıca kitap mı yazdılar? Yol mu çizdiler?
Sadece Resul’ünün yolunu gösterdiler, kuluna o yolda örnek oldular. Olay
budur.
Evliyalar, yolundan alıp-verenler; kendilerini bildirenler, ancak mürşit
olabilir
Ben Mürşitim demek, mürşitliğin icabı değildir. Mürşit kendini bildirmekle
mükelleftir. Söz ile değil, öz ile.
Mürşitsiz yol alınır mı? denir; alabilen müstesna kulları vardır, yoktur
diyen olmadı.
Yanlışlık doğruyu buldukta silinir. Suyunu bulan içer. Mürşit sunandır.
Sen, kaynağını buldu isen, avucunu doldur içebildiğince.
Her gönül kendi çapında mürşittir, ne var ki yetersiz kalır.
Onu besleyecek kaynak gereklidir. (21/03/1972)
Mürşit, eline meşale alan, öne düşendir.
Ya mürşit/i kamil?
Mürşit, ancak eline meşale alabilirse ışık tutar.
Mürşit-i Kamil; Başınızın üstünde yanan elektrik gibi her yeri
aydınlatabilir.
Meşalenin olduğu yer loşçadır.
Yukarıdan verilen ışık her noktayı aydınlatır, karanlık kalmaz.
Allah’ım, gönüllerinizdeki aydınlığa gölge düşürmesin. (30/05/1972)
Mürşit-i Kamil, gönül yolundan çağırır.
Mürşit-i Kamil’in kapısını çalan geri dönmez, çünkü gelende şüphe olmaz.
Mürşit-i Kamil’i nasıl bulalım? dersiniz.
Sizler nasıl buldu iseniz; her dileyen aynı aşkla dilesin, bulmaktan şüphesi
olmasın.
Gönülden dileyen bulur, yola çıkan yürür. (02/06/1972)
Çeşmede su olmasa, çeşmenin değeri madeninde kalır
İsterse altın olsun, çeşmenin değerini bulduran sudur
İsterse bakır olsun. Çeşme; Mürşit. (07/08/1972)
Yağda kızaran nedir?
Alevini bilemezsen; ya kavurursun, ya yağını bol aldırırsın.
Mürşitte aranan odur ki, alevini düzenlemesini bilsin
Size verilen, dünya ölçüsünün çok üstündedir
Çünkü, doğrudan doğruya Yüce’dendir
Mangal yaksan, aşı üzerine koysan, pişmesini beklemez misin?
Kömürü bitende eklemez misin?..
Dünya mürşidi mangal misalidir, daim eklemek gereklidir
Nerden eklenir? derseniz; Yüce’den
Yalnız, alışını kendi de bilmez;
O da Pir'im der, onun yolunu inceler, hakikati orada arar
Bizim verişimiz kesintisiz olur
Dünya mürşidi ölçüyü, bedenden gözler; Bizler, gönülden
Doğrudan doğruya ruhlar ile buluşur,
Yüce’nin verdiği ölçüler içinde konuşuruz.
Olgunluğu beden ile değil, gönül ile tartışırız. (10/09/1972)
Kitabı; eline değil, gönlüne
akıttık, cümle ile bir olduk… Mürşid deneni verdim. Aranan nedir? Yolda
gidilenin hakikati. Öğreten kim, öğrenen kim? Dünya gününü bilip de göçen,
hakikati bulan…(14/03/1973)
Yuyanın dilinde olana yol kapalı
olmaz..(10/11/1973)
Allah’ım, aşkımı gemi yaptım; her
dileyen kulunu çağırdım
Gel gidelim, aşkına yelken açalım
Aşk gemisi benden, yelkenleri sizden olsun; Derya ile rüzgarı O’ndan.
(21/03/1972)
Deryaya varan, nasibini bulur. Kimine gemi, kimine sandal..
Gemiye nasip alan, kaptana sarılandır.
Sandaldan nasip alan, küreğe davranandır.
Gemimizde olan her kuluna yardımcıyız.
Sandalla yetişmeye çalışanı da bekleriz;
Yönünü bulursa, bize doğru kürek çekerse (12/04/1972)
Vicdanına yük olmayan olay, yolun
doğrusudur.
Mantık ile vicdan beraber yürümeli.
Vicdan, mantığı doğruya götürmeli. (31/03/1972)
Aşkta tuzunu yerinde kullanan, aşına
söz etmeyendir.
Aşımı yiyeyim, günümü eyleyim, kulunu gözleyim dersen, dünyaya gelişte
yanıldın derim.
Aşımı yiyeyim, şükür edeyim, günümü göreyim; O’nu bileyim, yarattığını görüp
de seveyim dersen;
Gelişe uymuş, dönüşe hazırlanmış olursun. (12/04/1972)
Yolda fal, falda hal aradılar.
Allah’ımın Bir’liğinde, kulunun kaderi bilinmez mi?
Kulunun kaderi; 'Cin taifesi' denilen yobazdan mı sorulur?
Yumuşak yol vereyim, kulunun yolunu açayım diyeceğine;
Kulunun önüne koskoca bir kaya örtmeye çalışan kula, 'Yobaz' denmez mi?
Allah’ım kulunun kaderini; imanını, O’na olan güvenini, 'Cin taifesine' mi
teslim eder?
Kur’an da görmez misin, Allah’ım demez misin?
Şüpheyi silesin, verilenin mutluluğuna eresin
Dünyayı 'Cin taifesine' asla nasip etmez, niyette kulu yanıltmaz. Allah’ım
diyen kulun yanına şeytanı yaklaştırmaz.
Olduğumuz yere, yumuşak yol bulmamış ruhlar dahi gelemez
Şeytanı bildim diyen, şeytanın Tevhit çekemediğini bilmez mi?
Kulun iradesine Allah’ım dahi karışmazken, Cin’imi karıştırır? (12/04/1972)
Hiçbir varlık kulun ne bünyesine, ne kaderine hükmedemez
Cin taifesi diyen, Yaratan’ın yüce varlığına, ortaklar saymış olur
Yüce Varlık, kuluna hükmeden ortak yaratmadı
Hüküm; Tek Bir Varlık olan, Allah’ımdadır
Sana hükmeden bir varlığa inandığın anda, Allah değil Tanrılar demiş
olursun. (17/04/1972)
Can ile cini karıştırana de ki; Can canan ile, cin şeytan ile.
Canan ile oldukça, cinde ne aradın? Şeytana uymakta ne buldun?
Şeytanı andığın, hatana ortak tuttuğun müddetçe kork. (25/04/1972)
Kulunun varlığı nedir? Allah’ımın Nurudur. Allah’ımın Nurunu harcamadı isen,
korkun nedendir? Bilmeden harcanmaz.
Aşkı gönülde oldukça, Allah’ım Seninleyim dedikçe, Allah’ımın gönderdiğinden
başka kuvvet gelemez; gelse de barınamaz. Allah’ımın ateşi öyle bir ateştir
ki; hiçbir kuvvet ona dayanamaz.
Denir ki; Kime karşı korur? Dünyayı yaratan, kulunu gözeten Allah’ım, seni
cin ile mi yanıltır?
Bunca Peygamber gelmiş, Evliyalar göndermiş, hangisi cinden söz etmiş?
Gönüller pak olsun, yolumuz Hak olsun. Dilimizde Ad’ı, gönlümüzde ateşi daim
kalsın.
La İlahe İllallah dedikçe çevrende toz dahi kalmaz. (15/05/1972)
Almayı bilen, sohbeti seven;
değerine değil, vergisine önem versin.
Çok dinle, az söyle; gönüldekini oldur, nefsinde olanı öldür
Yudum-yudum aldığını önce hazmet. (14/04/1972)
Güzellikte aradığın nedir? Yüzde ben
mi? Kulunun yüzünde görmediğin güzelliği, gönlünde aramaya çalış
Soymadığın elmanın kabuğunda rengi güzeldir, soyduğun elmanın tadı güzeldir.
Onun için kul da süslendikçe güzelleşir. Allah’ım, güzelliği öyle övmüştür.
Süslenmenin kadına yakıştığı da, yine meyve misalidir. Erkek ağaç meyve
vermez. (14/04/1972)
Unutma ki, gül dikeni ile sevilir;
dikeni olmasa, hoyratça yolunur.
Kök yeşil olarak beğenilmese de, güle can verir. (15/04/1972)
Göğün altında gülün nice gülleri vardır. Gül'den olmayanın gönülleri dardır.
Ancak kul; Ben O’ndanım, O’nun ümmetindenim dediğinde, dayandığı kuvvetin
büyüklüğünde huzuru bulur.
Bilir ki; Ümmetim diyen yalnız bırakmaz, sözünden dönmez, Allah’ımın
emrinden çıkmaz. (10/08/1972)
Gül, yapı olarak bir çeşittir, gerisi aşı. (10/08/1972)
Hiç bir çiçek gül kadar sevilmez.
Meleklerin döndüğü, gülleri koktuğu, gönül gözü açık olanlarca görülür.
Gül, Hz. MUHAMMED’i temsil eder. O’nun sevgisine hürmeten, dünya gülleri
melekleri etrafına toplar. (19/08/1972)
Cehil elde gül solar. Gülün soluşu ,
kökün oluşundan değildir.(13/10/972)
Gülün dikeninde hikmet nedir?
derseniz; Kulun hatalarına askıdır derim.
Gül nedir? Nezaketin, zerafetin,paklığın örneğidir.
Onda hata ararsan; hataya kendin düşmüş olursun, dikenine takılırsın.
(03/11/972)
Gül’ün sözünde Veren’in özü vardır.
(12/091973)
Denizde dalga gördüğüne şaşarsın,
suyu çoğaldı sanırsın.
Halbuki, ne eksilir, ne artar
Sadece öfke ile birbirini kovalar
Sahilde son bulur, kumda sükuna varır
Kula da huzur verecek, sahile attığın adımdır
Sahilden maksat; dünya hali değil, mana halidir
Kul sahili buldu mu, kumu eline aldı mı?
Manayı, madde ile çarpmayın
Sahile inmek, maddenin ötesine geçmektir
Kumu eline almak, “manayı seçtim” demektir. (15/04/1972)
Kumunu eleyen her kul, sahilinde
bekler. Geceyi yıldızlar süsler. (18/09/1972)
Yer mi Güzel Ser mi Güzel?
Yer mi güzel, ser mi? Elbet yer
güzel. Neden? derseniz; başı yere koyarsın ama, yeri sere koyamazsın.
(15/04/1972)
Yabanda olan; yozan da yazsın,
yozduğu dalda kalsın.
Manaya yol dileyen gelir; yozmayı bulan uzak kalır.
Uzak kalanın da duacısıyız.
Kainatın kurucusu, cümlenin yaratıcısı
Yozanı da görsün, yolunu versin.
Ne gidende gözün kalsın, ne kalanda aklın dursun.
Yolunu gülüne bağlasın. (15/04/1972)
|
KAYGUSUZ ABDAL'dan
Olaylarda O’nu gördüm, hürmetimden secdeye vardım
Beni secdede gören, sandı toprağı diledim..
Bilen bilir, şükür; kuluna eğilmedim. (15/04/1972) |
Ecel-i Kaza dediğimiz nedir,
yazılanın dışında kalan mı?.
Doğum, evlenme, ölüm; binanın planındandır, dışına çıkamazsın
Zelzele ecel-i kaza mıdır? Zelzelede ölümü, ecel-i kaza görürsen; yanılırsın
Ecel-i kaza; vakitsiz, sebepsiz ölüme telmihen söylenir (telmih: açık
söylememe)
Ölüm mukadder olduğu anda, intihar eder sabırsızlığından
Her yazılan Allah’ımdandır. Aldığı yerde, dünyadaki ölçüsüne göre değil
midir?
Her olaya sabırsızlık gösteren, ölümünü de aynı ölçüde verir; ondan sonra
gelenlere örnek olur. (19/04/1972)
Kulun eceli yazıldığıncadır. (16/07/1972)
Kaydı silinen, dünyasını değiştirir. Sebep ne olursa olsun emir, oradan
gelir. (16/07/1972)
Toprak verici olduğu gibi, hataları
da örtücüdür; sinesine çeker, üstünü örter. (23/04/1972)
Toprak senden almadı ki, sana
versin. Verdiğini söylemezsin, söyleyemezsin. Sen onu elledin, sen onu
belledin. O seni yine de derledi, topladı, kucağında büyüttü. “Nasıl
büyüttü?” dersen, gönül yapını besledi. Gülü ile, sümbülü ile, bağrındaki
üzümü ile. (28/09/1972)
Toprağın derdine düşen, kainatın
sırrını deşendir. Seni senden ayırmasın, toprak seni elemesin.(11/12/972)
Toprak veresiye, kul alasıyadır
Toprak verir bıkmaz, kul alır bıkmaz..(27/02/1973)
O’nun Ad’ına geldik, Ya Allah dedik;
Eşhedüenla ilahe illallah, Hak Muhammed Resulullah dedik,
Ad’ını gönülden andık; çünkü O’nun Nur’undan olduğumuzu binlerce defa dedik.
(23/04/1972)
Hürmetimiz Sıfat’ına, aşkımız
Zat’ına, yolumuz Gül’üne, günümüz doğuşuna kapı açar
Açılan kapıda cümlenizi kucaklar. Kumunun elendiği yerde değil, sahile
vardığı yerde;
Cümlemiz buluşur, onunla kucaklaşırız. (25/04/1972)
Kuyuda renk olmaz, çünkü sonsuza
bakmaz.
Deryanın rengi, sonsuzdur dengi.
Hep sonsuza baktık, sonsuzlukta yıldızlar ile bir olduk
Sonsuzu bulan, gecede uyanır. Uyanmak nedir? Aydınlığı bulmaktır.
Gönülde yaktığın ateş öyle aydınlatır ki; karanlığı bilmezsin, yolundan
çıkmazsın. (25/04/1972)
Uyanmak nedir? Aydınlığı bulmaktır.
Gönülde yaktığın ateş öyle aydınlatır ki; karanlığı bilmezsin, yolundan
çıkmazsın. (25/04/1972)
Gemide kaptanın sözü geçer denirse
de; havanın gidişine uymayan kaptan, gemiyi alaboradan kurtaramaz.
Onun için her olaya 'Kaptan olayım, sözümü tutturayım' diyen, yanılır.
(28/04/1972)
Demir atmış gemide beklenmez.
(19/10/972)
Gemiyi buldun, elini verdin; düşünme
fırtınayı.
Fırtına götürse de, derine batırsa da, deme; Kurtulmak nasıl?
Kurtuluşu O’ndan bil, selamet yolunu bul. (02/11/972)
Gemiye yolcudan başka kim girer?
Tayfayı unutma! Manayı bilenden dilersiniz, “Tayfa kim ola?” dersiniz.
Yolcunun yoluna kim gelir, yardımını kim verir? (03/11/1973)
Güzel göreyim dersen, güzelin ölçüsü
görüşe göre değişir.
Yüzeyde kalan yosun, sahile vurur; çöp diye attırır. Deryada olduğu müddetçe
değerini bulur. (28/04/1972)
Kuyuda olan sudan alanın bildiği,
sadece ağzını ıslatmak; nefsini köreltmektir (28/04/1972)
Kuyunun verdiği suyudur, suyu
eksilmez; ne var ki nehir gibi akmaz, dereye dökülmez.
Eğer ilmini kendine saklarsan, kuyu misali kalırsın.
Varsın nehire kol olsun. Yeter ki, deryaya desin, gönlünü O’na versin.
(14/06/1972)
İlmine güvenen, kuyuya benzer; Benim de suyum var der. (14/06/1972)
Kuyu bağda ise, çevresini sular;
bahçede ise çehresini sular.
Oluktan akan su, gittiği kadar sular, oluk bittikte ordan döner.
Halbuki akan suyun dönüşü olmaz, olamaz. Deryayı arar, oraya vardıkta
katılır; deryada kaybolur.
Çünkü, o da deryadır. (08/09/1972)
Kuyuya ses versen sana döner.
Gönlüne verdiğin ses seni iter..(28/09/972)
Kuyu, yolun gidişine değil, duruşuna
hizmet eder. (13/10/972)
Kaynaktan bulanın, yanmaktan
kurtuluşa vardığı görülür.
Yandıkça kaynakta sönmeye çalışır.
Sönmekten maksat, kanmaktır. (28/04/1972)
Kahrını dünyanın vergisine koyan,
zevkini neden kendi gücünden bilir?
Kahrolduğu an, 'Allah’ım' diyen, verilenin geciktiğini gören;
Allah’ım desin, daha çok kendini Allah’ına bağlasın. (30/04/1972)
Mücehhez dünyanın tek kurucusu, her
kulun tek vericisi; sevenin-sevmeyenin, bilenin-bilmeyenin kurtarıcısı
Yarattığı her varlığa kucak dolusu vergisi olan, Yüce Allah’ım
Bağlantımı gönülden diledim, uymaya çalıştım. Her türlü şerre arkamı verdim.
Meyhanede şarabı aşk diye gördüm, ancak içtikçe erdim. (30/04/1972)
|
MEVLÂNA'dan
Hummayı bilmeden, gönlünü bozmadan gelenlerleyim,
Yolum Allah’ıma diyenlerleyim,
Yarattığında aşkını bulanlarlayım,
Hasreti bilmeden duyanlarlayım. (01/05/1972) |
Ayyaş değiliz amma, sarhoşuz.
Ayyaş, pespaye olan; Sarhoş , gönlünü veren
Meyhanede mey değil, meydan ararız; meydanda sarhoş döneriz. Meydanı onun
için ararız. (03/05/1972)
Meyhanede mey değil, meydan ararız;
meydanda sarhoş döneriz. Meydanı onun için ararız. (03/05/1972)
Meydanın olduğu yer, kainatın ötesine vardığı yerdir; kainatın ötesinde
Nur’unu buldurduğu yerdir. (19/07/1972)
Meydan aldığınca değil, dolduğunca
değil, geldiğincedir. Kim gelirse gelsin; ne dolar, ne taşar. Neden? Kul
yapısı değil de ondan. (28/09/1972)
Allah’ımın Ad’ına açılan her kapı,
nur ile donanır; sanma ki kapanır.
Gönlünde aşk olanın, aşkına sadık kalanın, dünyada her muradı olur. Kapı
zorlansa bile, er geç açılır. (03/05/1972)
Kararımı verdim, Allah’ımın Ad'ına
yola koyuldum. O’nun Emri, yolumun hayırınadır (diyerek başla) (1973)
Niyazım verdim, okuyun! Kapanan
kapılar açılır. (bin Kevser) Okunsun, gönül ile niyaza varılsın. Günün yönü
dönmez, izin verilmeyen okunmaz. Rahim ve Rahman olanın Ad’ını anmak, elbet
salâh yoludur.Okunsun elbet.. Her muradın kapısı O’nun Ad’ı ile açılır. Her
eşikten O’nun Ad’ı ile geçilir. Dünyadan ahirete O’nun Ad’ı ile göçülür.
Minareye O’nun Ad’ı için çıkılır. Kurduğunuz yuvada selameti arayalım, çünkü
selamet kulun kendi bünyesindedir. Yazıyı bozmaya çalışan, rüzgara varsın
essin diyen, fırtınaya tutulur. O zaman tutunacak yol arar. (03/09/1973)
Kapanan kapılar unutulsa, açılan
kapılara bakılsa; kaygular silinir, gönüller yıkanır. “Her kapıyı HAK ELİ
açtı” denilir. Elbet, açan O’dur, uyulan O’nadır, silinen O’ndandır.. Giden
memnun, gelen mahzun. “Aradık” diyelim, kainata gelişe inanalım. Dönüş O’na,
O’nun ile olsun. (07/12/1973)
Verilenin dağıtılışı kaynağa benzer,
aktıkça değerini bulur. (15/05/1972)
Cahil kalmayayım” dersen; yazılanı bir oku, bir daha oku, bir daha oku
Her düşündüğünün cevabını orada bulacaksın. Yazımız bir olsun, sohbetimiz üç
Bunca yazımız kaç sohbete girdi? Unutmayın; her sohbetinizde aranızdayız.
Sohbetten gaye, dünyayı çözmek değil, ahireti bulmaktır.
Sunduğum şarapta bulduğunuz tadı bende aradım, kulları taptaze şarap diler
dedim
Ne var ki, geçen günleri aramanızda, verileni okumanızda hayır gördüm.
(13/07/1972)
Mevlana’nın sözü tek kanaldan
verilir. Yüce’den güne, gündeki kullarına.
Tek kanal, sadece güne verilir, tekrar verilmesi asıra dayanır. (17/09/1972)
Sunulan her bardakta, deryanın ruhu
vardır, bir yudum dahi olsa, kuluna kardır. (19/10/972)
Allah’ımı anışında; dilin ile mi,
gönlün ile mi konuşursun?
Gönlünün lisanı olmaz, kaydın dil ile yapılmaz. İman yazı ile çizilmez
Bilsen bilmesen O’nun kulusun, O’nun Nur’usun. (15/05/1972)
Yoklukta, varlığa sevgi duyulmaz;
varlıkta yokluğa düşene tekme atılmaz.
Hz.Ali der ki; Zillete düşen varsın düşmanın olsun, sen onu tekmeleme.
(15/05/1972)
Kuşakta darlık görmeyelim, 'Sıktı
beli' demeyelim, yolunda şikayetçi olmayalım
Gidende sorgu, kalanda yargı aramayalım, 'Olmasaydı, darlığı vermeseydi'
demeyelim.
Hiçbir olayda darlık kalmaz, kuluna kusur yüklemez.
Kum; yolunda yürüye/yürüye, ayak ile sürüye sürüye; kah çukur olur, kah
tepelenir.
Düzenini bulmak için yel gerekir; esen yelin hikmeti odur; Düzenini
buldurmak, çukurları örtmek. (17/05/1972)
Yende darlık görsen de, gönülde bulmayasın, katıya çatmayasın. (19/08/1972)
Kuşak beli sıkmasın, belde hata
yapmasın dense, yersiz olur.
Çünkü beden Yaratan’ın, kuşak yaratılanın eseridir.
Sıkarsan dar gelir, bolluk yüzeyde kalır.
Düzlüğü ararsan, emeğini sakınma. (05/09/1972)
Kuşakta hata var!” dersen, “belin
ölçüsünü yanlış aldın..” derim. Çünkü hata ne belde, ne kuşakta… kulun
gayreti ordadır. Ölçüde yanılma oldu mu, darlık görülür. (13/10/1972)
Her kul vardıkta, Allah’ımı idrak
ettikte; sadece O’nun Ad’ını anar, sanılmasın şaşar
Ad’ın ile geldim, Sen’i buldum, şükür Allah’ım” der. (17/05/1972)
Hak olanı, batıldan ayırın.
Kulun üzüntüsü, gönül kırdı ise olsun; kediyi kovdu ise olsun
Dumansız gökte yıldızlar sayılsın, gönüller batıl olandan sıyrılsın,
Kur’an’ın yazmadığından ayrılsın
Hz.OSMAN der ki; Öğretici verir, bir daha verir; kul alır, bir daha alır.
Alamazsa sınıfta kalır.
Sınıfta kalışın; öğreticinin bildiğidir, senin değil
Batıl dediğim, Kur’an’dan uzak kalan içindir. Kur’an ne yazıyorsa odur!
O’nun dışında kalan batıldır.
Uğurlu uğursuz demeyelim, günleri ayırmayalım; hayvanları sıyırmayalım,
olaylarda kötülük aramayalım.
Her olanı, güzele hayıra yoralım. Batıldan sıyrılmak budur. (17/05/1972)
Mümin kulda yobazlık görmedik. Mümin olmak, Allah’ımı gönülde bilmektir;
kainatta bulmaktır.
Batıldan sıyrıldığın an, kainatta güzeli bulmuş olursun. (26/05/1972)
Buluta söz edene, suyun özüdür
dedik.
Bulut gölge eder, kulunu güneşten mahrum bırakır diyen yanılır
Neden güneşten mahrum kalasın?
Güneş yine aynı güneş, yeri de aynı
Araya giren bulut O’ndan değil mi?
Rahmet dileyen sen değil misin?
Öyle ise, gölgesine katlan ki meyvesini yiyesin. (20/05/1972)
Güneşin doğuşunda bulutu sayma,
Rahmet’e uyuştur. (04/11/1973)
Gölgede yol arama, buluttan
şikayetçi olma! Bil ki bulut, rahmete miyardır. Her kul verdiğine ayardır.
(10/11/1973)
Yudum/yudum alırsan, tadını
bulursun;
Birden içeyim dersen, umduğundan öteye geçemezsin.
Her gelen alsın, gönlüne dolsun deriz; ne var ki kabı kadar alır
Kur’an cümleye verildi; alanın ölçüsü gönlünün derecesindedir.
Kime sorsan kendince mütalaa eder, yorumunu öyle söyler. (20/05/1972)
Kaşığı aşa kattıkta yediğin, midenin aldığı kadardır. Aşını, ölçüne
uydurmazsan; YM olmaz…(14/12/972)
(Bir konuğa yazdırılmış. Özel
birkaç cümle şiirden çıkarılarak …)
(Kalemi konuğumuza verelim..)
Gül ki; güllerden demetler gelsin
Can pazarı değil bu!
Seviş, özleyiş gibidir
Özlemin çok derin..
Gel, gel ki göresin
Tanrı’na vasıta yok, için/gönlün…
Senin için basamak/basamak
Hiçbir yasak olmayacak
Yılların ardında kalmışsın
Bıkkınsın, sıkkınsın…
Amma büyük tılsım;
Yanış mı, dayanış mı?
Onu sen gecelerinde görebilirsin…
Gecelerde;
Yalnızlık, üzgünlük, bozgunluk vardır,
Ama yol, burada katedilir.
İçin mi sıkıldı?
Yorgun musun, doygun musun? Sabırlı ol!
Gecelerde sen;
Sen, gecelerde varsın.
Yıkılışını sanma!
Her yıkılış, bir diriliştir.
Suçlu olduğunu sanma!
Usanma!
Bir hayat ki çetrefilli,
Bir yıkılış ki;
Azmin ötesinde, can cana kıyar
Amma; candan cana haykırıştır…
Bir içtenliğin esirisin,
Diren direnebildiğin kadar.
Yolun yokuş, hatalar kul için…
Sıralanan dağlara bak, ne biçim?
Güneşe koş, yeni doğanlar gibi,
Orda ben varım, sen gibi…
Fırtınalarda Yaratan’ı ara,
Acıktığında hamd et…
Sevenlerin güçlülüğü
Kainatın varlığıdır.
Hasta gönüllerde sevgi olmaz,
Pas tutan bakır gibi…
Gene gel, gene gel, gene gel..,
Yanış/yakılış işidir bu!
Can evimi tüttürdün bu gece…
Hatayı kendinde arama,
Hayat; hayatın içindedir,
Geleceklerde.., hayat ebedileşir..
(Kalemi Garip alır.)
Vermeyi dilemekten değil, gelen emirden aldık
Verilen nakledilendir, elden/ele aktarılandır. (26/05/1972)
|
Hz. MERYEM'den
Erenler sofrasında her lokma eğitendir, dertleri öğütendir.(14/09/1989) |
Kandili niye yağsız bırakmazsın?
Sönmesin diye
Sönerse, elbet kandilin hatası olmaz.
Ya yağsızlıktan, yahut da rüzgardan söner.
Her hali ile hata, kandilde değildir. (26/05/1972)
Mevlâna'yım!..
Aşkımız deryada buluştu, derya aşk ile tutuştu; kandil yağ ile doluştu,
ışığında her kul toplaştı
Kandil, Veren’in vergisi; yağ, kulunun doldurduğu ne var ki, ne yağ ne
kandil;
Dünya durdukça dursa, ateş veren olmasa, ne yanar ne ışık verir.
(14/06/1972)
Kandilde sanmayın ışık söner, yağı temizlendikçe. (16/06/1972)
Kandili az görürsün, “ ışık az
verir” dersin. Karanlıkta kaldın mı, kandilden medet beklersin. Neden
şikayet edersin? (07/12/972)
Yumak olan, sargıya gelen her kul;
sarıldığı müddetçe eylemdedir.
Gönlümde aradığım eylemi buldum diyen kul, kainatı olduğu gibi saran kuldur.
(26/05/1972)
Gecelerde; yalnızlık, üzgünlük,
bozgunluk vardır. Ama yol, burada katedilir. (26/05/1972)
Yunus’um der ki; Geceyi yıldız mı süsler, söz mü?
Dünyanın gecesini yıldız, kulun gönlündeki geceyi söz süsler. (12/06/1972)
Ufukta kayboldu” dediğin güneş,
geceye yer verdiğini gösterir. Unutmayın, kul için gece de gereklidir.
(01/10/1972)
Gecenin oluşuna değil, sabahın
gelişine bakınız, korukta üzümü görünüz. (13/10/972)
Geceyi perde bilsen, gönlünü O’ndan
ayırsan; gündüzün bitmediğini görürsün.
Yeğ dediğin her olayın çözümünü O’ndan bilesin. (19/10/1972)
Geçenden, geleni çıkarma; gecenin
örttüğünü unut. (19/10/972)
Günün olmayanına, gece ayak
uydurmalı, güne doğru yürümeli. (27/10/972)
Gecenin oluşu, güllerin
şebnemlenmesidir. Öyle ise, neden geceyi hayırsız diyelim? (03/11/972)
Yolunu gece yıldız ile alan; günde
yönünü, gölgesinden bulur. Yıldızın vazifesi, güneşe çıkarmaktır.
(07/12/1972)
Geceyi göreceksin, gündüzün
güzelliğine uyacaksın. Yıldızları/ayı seyredecek, “gece de güzelmiş”
diyeceksin. (18/08/1973)
Erkek, hatundan üstün müdür? diyene
söyleyeyim; Asla!
Erkeğin bünye gücü var ise, hatunun dayanma gücü olur. Tahammülü nereden
alırlar? (26/05/1972)
Yediğin eriğin çekirdeği, gün gelir
yuvanı besler; çekirdek deyip, lağıma atma. (30/05/1972)
|
Yastık baş için, kapak aş için,
Mevlana, yoldaşlarıyla O’na koşmak için; Buluşur, halleşir. (30/05/1972) |
Yaratılan her varlıkta 'O' vardır.
Gönlünde Zat’ı, bedeninde Sıfat’ı mevcuttur.
Gönlünü Zat’ı için, bedenini Sıfat’ı için pak tutmalısın. (30/05/1972)
Vakta ki cümlesi bir olanda,
kıyameti bulanda,
Her kattan ses gelende Allah’ım der ki;
Ben size, sizi verdim, size Ben’i bildirdim,
Dünyada sıfatımı gösterdim
Zatımı arasaydın, sen de gelirdin;
Sıfat’ın yeter, Zat’ın Sen’in olsun demezdin
Zat’ımı dileyen, Sıfat’ımda kahrını zevk edendir. (08/09/1972)
Ad’ını bildik, Sıfat’ını sevdik,
Zat’ında BİR olduk.
Aşkına düştük, düşenden gördük, kalkandan duyduk, vasfına erdik, O’nu
bulduk. (26/09/1972)
Odun hali; Sıfat’ında halleşmek,
Kömür hali; Zat’ında buluşmak. (26/09/1972)
Yumak olmadan örülmez, dünyaya
gelmeden görülmez. Zat’ından, Sıfat’ı bilinmez… Sıfat’ını göreceksin,
düğümünü çözeceksin… ancak Zat’ına öyle varacaksın. (11/10/1972)
Cem’de Sıfat’ını, Cemal’de Zat’ını
gördük. Varlıkta bulduk, dirlikte erdik. (29/10/972)
Kaftanı sırtına aldın mı? Dünyayı tek mi buldun?” diyenlere sözüm;
Dünyaya tek gelmedim, Zat’ında olduğumu bilerek geldim, Sıfat’ına gülerek
katıldım.
Zat’ını bildikt, teklik değil, kül olduğunu görürsün.
Tek’lik odur; Kül olmak, Zat’ı ile Sıfat’larında birleşmek. (19/10/972)
Ne gariptir, size bal veren arı;
değerini bulmaz.
Kendini savunmak için kullandığı iğnesinde hata görülür.
Hiçbir kul; Bana bal verir, koruyucusu olayım demez.
İğnesinden sakınmak için, öldürmekten çekinmez. (02/06/1972)
|
MEVLÂNA'dan
Varlığımız;
derlenen çiçeklere, toplanan ballara benzer.
Benden alınan bal misalidir.
Balı alan, sahip olan Garib’dir.
Garib’den alan, balı şerbetleyen sizlersiniz.
Kiminiz sulandırır, kiminiz karıştırır, kiminiz sunar.
Vazife taksimi, aslında hepinizdedir.
Bal kovanı dedik, verileni söyledik.
Bilene bilmeyene anlattınız,
Aldığınız balı şerbet yapıp, sundunuz; onlara da ikram ettiniz.
Tadını bulan, kovanını sordu; Ben de baldan alsam dedi.
Unutulmasın;
Balın da çeşidi olur; kimi gülden, kimi türlü çiçekten,
kimi çamdan, kimi
can’dandır.
Bizim ki GÜL ile karışık CAN balıdır. (02/06/1972) |
Almak istediğiniz bir mal için,
dükkana gidersiniz;
Kalabalık ise sıraya girersiniz, alacağınıza talip olursunuz, paranızı
verdikte sahip olursunuz.
Burada da aynı. Allah’ım dediniz, yoluna talip oldunuz; gönül akçenize göre
sahip oldunuz. (02/06/1972)
Volkan nerden gelir, nerde akar?
Neden aktığı yeri yakar? Yakmasa diyemezsin. Yakması gerektiği için..
Yakması gerekmese, volkan akmaz; aktığında taşmaz.
Uslanan her beden, gönüldeki dumanı uzaklaştırandır. (02/06/1972)
Yumuşak yol bulalım, doğruyu
gösterelim demek, uygundur elbet.
Ne var ki, uymam diyene üzüntü etmek yersiz.
Hiçbir olay olmaz düzensiz, her olay yerini bulur.
Her dalgalı deniz, gün gelir durulur; şüpheniz olmasın.
Kendi haline kaldığında hakikati bulur. (070/6/1972)
Kulak ile aldığımda, döndüm unuttum.
Kalem ile yazdığımda, günde dahi gördüm. (07/06/1972)
Güzellikte ne aradık? Hududunu ne
ile çizdik? Sevgi ölçülerimizle.
Her kul sevdiği derecede, güzelliğin hududunu çizer.
Her kul, gördüğü derecede kainatı çözer.
Her kul, aldığı derecede ölçüsünü arttırır. (08/06/1972)
Alanla, verenin eli açık kalmalı.
Bir elden gelmeli; öbür elle vermeli, her kulunu görmeli. (14/01/1972)
Veren’in aldığı tek kaynaktır. Ne
var ki, kap ölçüsü değişir.
Gül’ümüz, Sevgili Peygamber’imizin kap ölçüsü Kur’an'ı Kerim’dir.
Bitmeyen, tükenmeyen ruhaniyettendir.
Veren’in tükenmeyen hazinesi,
Veren’in tükenmeyen gücü,
Veren’in tükenmeyen affı ve sabrı.
Veren, verdim demez, kulunun başına kakmaz; kulunun gücünden ötesine çıkmaz.
(08/06/1972)
Olmasını diledi isen, Allah’ım
verir, Allah’ım görür, de, sadece O’ndan bekle. Bekle ki, bulasın.
(22/12/1972)
Kul, kulu nasıl suçlar; kul üstüne
suç yükler?
Allah’ımın yarattığı; yaratıp gözettiği, nuru ile bezettiği kuluna, gözle
sözle suçu verirsin
Yaratan görmez mi, düzenini kurmaz mı?. (08/06/1972)
Suçta, suçlu ararsın.. Suçlu,
Allah’ım mıdır? Madem ki, her olay O’ndan.. Suça suçlu değil, suça örtü ara.
Örtü demekten maksat; üzerine çiçekler dik. Gören ne güzel desin, hatayı
güzel görsün. (7/12/972)
Kulluk sınırlı mıdır? derseniz;
elbet! Meznun niye ceza görür? Ya suç işlediğinden, yahut niyet ettiğinden.
“Suçu işleten Allah’ım” dersen, niyetinden tövbe et. Gaybına kahır etme,
fakrına utanç duyma! Yemediğin aşın hasretine düşme ki, sınırı aşmayasın.
(25/08/1973)
Eğer kulluğunu bilmiş isen, kuluna
kul gözü ile bakmış isen;
Unutulmasın, her yarattığı iyi kötü O’nun kuludur.
O’nun kuluna edilen söz, O’nun Nur’unadır. Kulun ölçüsü O’ndadır.
Sen, ne iyi, ne kötü diyemezsin, ölçüye vuramazsın
Ne var ki, müstesna kulun yaratılışı, dünyaya gönderilişi; Sebebi ile,
ölçüsü ile gelir.
Peygamberler ve Evliyalar; Onların ölçüsü, dünyadan verilir.
Öyle kullar, kullarca istek dışı sevilir.
Müstesna kulu sevmeyen de, müstesna kuldur. Ak ile kara misali. (08/06/1972)
Yaz yazı ile, çöz sözü ile, çal sazı
ile.. Alacağın da, bulacağın da sadece O’dur. Gönül yolun kapı ister, dünya
halin niyet ister. Niyetten niyaza geçer, niyazın olduğu yerde kul, Hak’kı
seçer.. Ye, yiyebildiğince; de, diyebildiğince.. Ne var ki; ne yediğin
bedenine, ne dediğin gönlüne yük olmasın! (14/12/1973)
Gönül ile pazarlığa girişilmez;
kulun beden haline bakıp, gönlüne ölçü vurulmaz. Bal ile sirke elbet
karılmaz. Manaya açılır, beden desti diye geçilir. Sirkeye kötü dersen, niye
üzümü ekşitirsin? Sirkede bulduğun, bal ile kardığın değil elbet. Ne var ki,
veriminde alacağın baldan gerekli de olur. Sirke; mana halinin ilk
basamakları… Sırasında kekrer, sırasında kükrer; gün gelir gönüle yatmasını,
gönülü AŞK ile döndürmesini de bilir. Sirke olmadan şaraba dönmez, şarap
olmadan kulu sarhoş etmez. Gel, sirkeye de eyvallah de ki, gönlünü günü
geldikte yaksın… (14/12/973)
Özü olduran nedir? Görmeyen göz,
denmeyen söz. (hatayı görmemek.) (08/06/1972)
Kainatın büyüklüğü dahi, öze dar gelir. Söz kainatta vardır, öz dardır
(12/09/1973)
Hatimini okuyan, Kur’an’ı belleyen;
demesin; Okudum.
Okuduğunu aldı ise sevinsin.
Yazıyı çözmek değil, özüne kazmaktır asıl olan. (08/06/1972)
Kur’an ile verilen, kulu için denilen yolumuzdur.
Kur’an’ın dışında sorulan, kama ile oyulan ağaca benzer. (16/06/1972)
Numune veren Allah’ım; Yolumun Rehberi der, Peygamberlere izin açar.
Allah’ımın yolunda olmayan, Peygamberlerden kaçar.
Kur’an’ımız Yolumuz dedik, yolundan gittik.
Okunduğu yerde; Tütsüler yaktık, ezanlar dinlendi, Hak Ad’ına denildi
Kur’an; Kur’an dilinde okundukça, çözümü açıldıkça, kulunu coşturur.
(24/07/1972)
Allah’ımın emirleri Kur’an’da
verilmiştir. Kur’an ile kainatın sırrı derilmiştir. Ne var ki, anahtarı Hz.
Muhammet Aleyhisselam Efendimize verilmiştir. Sırrına sadece “ O “ vakıftır.
Gerekeni kuluna bildirmiştir. Ümmeti Muhammet’in şefaatçisi olduğu için,
sırrının anahtarı O’ndadır. Bilinmeyen/ çözülmeyen kulundadır. Kuluna
verileni kulu bilsin, bildiğine uysun. “Anahtar bulup çözeyim, sırrını ben
de öğreneyim” diyen, sırrında darlığa varır, kulluğundan sıyrılır.
Kayıtsız verilir, sadece Kur’an’a inanılır. Çünkü; öz ondadır, göz ondadır,
kainat ondadır, ahiret ondadır. (28/09/972)
“Allah’ıma şükür, O’nu bildik,
Resul’üne uyduk” dediğin an, İSLAM olursun elbet. Ne var ki, her Kelime-i
Şehadet getiren İslam mıdır? İslam olmak, Resul’ünün her haline uymaktır.
Her halinden biri Fahr-i Kâinat oluşudur. Cümleye kucak açmıştır. Öyleyse o
haline de uyalım, aradan perdeyi silelim, her kulun gönlünü Allah’ıma
bırakalım.
Aşk’ın olduğu yerde Kur’an’ın yazdığı vardır. Onun için dedim! Kur’an
cümleye hitap eder, cümle Ona ister istemez uyar. Sen tanıyanı tanımayanı
bilemezsin ki.. “Eyvallah” de geç! Allah’ım ona bildirmekten aciz değil. Ona
bu sözü söyleten bulamamazlıktır. Fark, o andadır. Allah’ım ona er geç
buldurur. Kur’an’ı bilsen, “Er geç cümle alem Müslüman olacaktır” sözünü
anlardın. Cümle alem Müslüman olunca, Allah’ımın vergisi elbet cümleye
kalmaz mı? Kul, bunun yorumunu şöyle yapar: Cümle dinler silinecek, kainat
Müslüman olacak. Aslında her kul, varışta Müslüman varacak. Yani, “İdrak
edecek” demektir. (27/07/1973)
Göğün sardığı nedir? Kulun
gördüğüdür.
Çünkü, gök sarmaz; çünkü iki ucu bir olmaz.
Başı ile sonu yok ki, uçları birleşsin. (08/06/1972)
Göğün altı nerede, üstü nerede? Kul
oturdu ise kürede; bilsin ki, kainat her attığı adımda. (08/07/1973)
Ananın kalbinde Allah’ımın nuru var
Her ana yavrusuna Pir misali yardımcı olur
Anaya söz edende, yanmamış kömürün odunu görünür; geçmediği köprü yıkılır
Ana rızası her merhalede alınır, ana hakkı her sorguda sorulur
Anadan sorgu sorulsa, hata bende der, yavrusunu orda dahi korur
Ne var ki, Allah’ım her olanı görür.
Kırk kalp kırılsa, ana kalbinden öteye geçmez
Ana hakkı büyüktür, hatalı olsa bile
Eğer hata yapmış ise, yavrusunun hakkı için yapmıştır
Allah’ım ana kalbinde, kendi nurunu kırk defa arttırır
Ana kalbi kıran da, kırk defa eksiltir (08/06/1972)
Cömertlik dendiği yerde; kimden
alıp, kime vereceğini bilmek gereklidir.
Yoksa; dünyadan alıp, dünyaya verdiğin cömertlik değil, O’ndan gelen
Emir’dir. (12/06/1972)
Ney; nefessiz demez, kul gönlünü
inletmez, nefes vereni dinletmez.
Eğer ses, O’ndan gelmeseydi. (12/06/1972)
Kainatın sırrı, ney de ney. Sır
neyde de değil, neyzende de… Ondan gelen zandadır, onu çözen zamandadır.
Ney alsam, neyzen versem der. Dumansız beden ney’e benzer. Ney’i üfleyen,
varsın sedasını vermesi.
Ney de kayıp olur mu? Kula hata verir mi? Üflemek hoş, seda vermedi ise
neden yerinsin?
Allah’ım desin, O’ndan beklesin; nefeste keramet aramasın, heveste bulsun.
Nefes, heves ile güç bulur. (26/09/1972)
|
Mevlana Celaleddin-i Rumi dendim,
Öyle anıldım; Gönüllerde adım ile yer buldum.
Ölmeden öldüm, sormadan buldum.
Neden soraydım, O’ndan gelene karışaydım?
Verdiği hayır ise, vermediği neden şer olsun?
Gönüle uymayanda neden uygunsuzluk görülsün?
Verdiği sinek dahi madem ki gereklidir,
Varsın sıtması yaksın beni. (12/06/1972)
O’nun Ad’ı olmayan söz bizden gelmez, kulunu irşad etmez. Verilen O’ndan ise
sözümüzdür,
Sorulan sizden ise halinizdir. (14/06/1972) |
Sevmediğim kul deme, sevmesen de
sözünü etme.
Sevmesem olur mu? demeyin, sevmeye çalışın, dünyada her olaya karışın
Yanılmayın, karışın demekten maksat; Her olayı tabağa koyun
Temizlenen pirinç misali iyi ile kötüyü, yenecek ile yenmeyeceği ayırın.
(12/06/1972)
Selam sizlere…
Elde gül, gönülde nehir
Akın bizlere..
Mevlana ile geldik,
Manayı gönül ile
Maddeyi düzen ile bulduk;
Aşk ile uyduk,
Samanyolu’nda buluştuk.
Ne mutlu bizlere…
Suyumuz akar, gönülleri paklar
Ne mutlu bize..
Kahır çekmeyiz, “neden?” demeyiz
Ne mutlu bize..
Yudum Sen’dendir,
Hikmet Sen’dendir
Alan, gönüldendir,
Ne mutlu bize..
Biz de Sen’deniz
Sen’de bizdensin
Ne mutlu bize…
“Dünyada söze,
Perdede göze,
Ahirette öze getir bizi” dedik,
Duacı olduk, ne mutlu bize..
Hepimiz buradayız
Yolunun nurundayız
Ne mutlu bize..
Gelenin mutluluğu
Bizden değil, gönüldendir
Bizleri sevdi iseniz,
Yardımcı ol dedi iseniz,
Ne mutlu bize..
Selam olsun sizlere. (14/06/1972)
Yel ile gelen, sel ile gider
demeyin; sel ile giden, gitmesi gerekendir.
Sel ile gidende şer arayan, gönlünü karanlık tutandır.
Yel geldi ise, gelmesi gerekti; sel götürdü ise, gitmesi gerekti denilende,
Güneşe perde açılı. (16/06/1972)
Güneş, peygamberler yolu, ulular
kulu
Derya aşktan tutuşur mu? diyene de ki;
Her güneşin inişi, deryanın tutuşuşudur
Güneşin kimliği bilinir. (16/06/1972)
Doğan güneşe bakarsın, gönülde kandil yakarsın
Güneş batarken dur diyebilir misin?
Yıldızları görebilmen, onları da sevebilmen için güneşin çekildiğinden
haberin var mı?
Güneşin varlığı, dünyanın darlığına eşit değildir
Dünya Adem’den bu yana nesil nesil kulunu geçirdi göçürdü,
Güneş aynı yerinde, aynı gücünde yerini aldı.
Dünyanın vergisine kul da katkıda bulundu.
Kul güneşten sadece aldı. Aslında dünyaya da vermedi.
Sadece, dünyadaki maddelerde kendini eğitti. Dünya ise kulu öğüttü.
(21/06/1972)
Kuytuya sinmiş olan, güneşe bakmaz.
Güneşe bakmayan dünyayı mülkü sayar, mülkün sahibini unutur.
Allah’ım kendini unutturmasın. Unutandan, unutmayanı ayırsın. (16/10/972)
Gölgeye yürümek, güneşe hazırlıktır.
Neden? derseniz, güneşin varlığı siler her darlığı.
Gölgeden güneşi müşahade edersen; Güneşte yürü yan; önce kavrul, sonra
savrul. (22/10/972)
Güneşten almayan var mı? Kul güneş
ile görür
Güneş ile aydınlanmayan var mı? Yıldızlar, ay dahi
Mehtapta ne aradın, ayın ışığını mı? Görünen ayın ışığıdır. Öz, güneşten
aldığıdır.
Güneşin aldığı nedir? Allah’ımın verdiği Nur’udur.
Kainatı kurdum, Güneşi verdim, Güneşin vergisine kullarımı serdim
Onunla olun, onda bulun, onunla erin, bana öyle gelin der, Yüce Allah’ım
O’na emanet edin ki, emin olasınız, huzuru bulasınız.
Güneşe bizim vereceğimiz nedir? Gönlümüzü açabildiğimizdir.
Gönlünü nasıl açarsın? Güneşin vergisine kapını kaparsan, perdeni örtersen,
gölgede kalırsın. Gün gün solarsın.
Güneşi bilirsen; Bilimini bahçene serersin, bütün benliğini O’na bağlarsın.
(28/10/972)
Güneşten maksat, Resul’ü değil mi?
O’nun yolunda olan, kendini bulmuş olur. Kendini bulan, yönünü tayin eder.
Nasıl ki, güneşin verdiği gölgesinden bulduğu gibi… Yıldızın vazifesi,
güneşe çıkarmaktır. (07/12/972)
Güneşe sadece ışığımız ve ısıtıcımız
diye bakar, ona o değeri veririz. O’nun vergisi hudutsuzdur. Sergisi;
gidenle geri gelmez, gelenle selamlaşmaz. (27/09/1973)
Masaya niye oturursun? Aşımı
yiyeyim, nasibimi alayım diye
Sevmedim dersen, masadan kalkarsan, elbet aç kalırsın
Açlıkta yediğinin ne olursa olsun tadını bulursun
Ne var ki, ne olursa olsun yiyeyim, aç kalmayım diye düşünmeyin
Sevmiyorum dediğinizi, sevmeye çalışın, kainatta her olaya alışın.
(16/06/1972)
Sevmekten uzak kalan, gün gelir,
yalnızlık acısına düşer. Sevgiye o zaman düşer…
Yediğini/yemediğini sev
Gördüğünü/ bulmadığını sev
Duyduğunu/ almadığını sev
Senin olanı/ benim olanı sev
Senin olmayanı/ benden gelmeyeni sev
Sev ki, sevgide selamete eresin
Sev ki, Canan’da canını bulursun
“Ben O’yum…” demek için, O’ndan olanı sevmen gerekir.
Allah’ıma “ben senin ileyim” demek için, O’na katılman gerekir
O’nun vasıflarına aynen itaat etmen gerekir. (07/12/972)
Selvide Gül ararsan, beni bilesin
Gölgem olmasa da, boyda bulasın, ırak olan yerden göresin. (16/06/1972)
Selvinin boyundan, söğütün soyundan
şüpheniz mi var?
Soydan maksat, köktendir, kökten aldığındandır.
Boydan maksat; manadır, manayı bildiğidir.
Boy veren, kendini bildirendir; boy ile gösterendir.
Soydan gelen, kuşaktan sonra dahi anılandır.
Selvi misali Yunus’um dediğimde; kökten almadığı halde, kendini gösterendir
dedim.
Yunus’um kendini kendi yetiştirdi. Kendini Taptuk’da buldu derseniz; kendini
buldukta, Tabduk’a gitti;
Ne var ki, kendi de bilmedi. Selvi misali kainat onu gördükte, kendini
buldu.
Yani önce kainat onu bildi, sonra kendini buldu. (28/10/972)
Cahilde bulduğunu alimden sorar
Cahilin verdiğini, alim ne bilsin? Adı ile nasıl çözsün?
Cahilin gördüğü çiçeğin özü, alimin gördüğü çiçeğin tozu
Toz, artmaya; öz, örtmeye delildir. Örtülen nedir? İlmin aslıdır.
(16/06/1972)
Cahilde bulmadığını alimde arama
Cahilin cehlinde, ne tohumlar olduğu bilinmez
Alimin ehlinde, nereye vardığı asla görülmez
Alimin aradığı nedir? Verdiği nedir?
Aradığı bir nokta, verdiği bir noktada bulduğudur.
Kainata yeter mi? Bir kul dileyince, kainatı tutar mı?
Gözle görülmedik, elle tutulmadık her nokta kulun etrafında dolaşır.
(16/07/1972)
Cahil dedik, kitap verdik; kitaptan
okuduğunu sorduk… Cahil olan, kitaptan okusa ne alır? Sadece satıhta kalır.
Gelen/gideni bilir, göçen duranı…(14/03/1973)
Yarattığı her kulu için dilekte
bulunduk;
Yarattığın alemde düzenine uysunlar,
En güzeli desinler, sevmeyi öğrensinler
Taşı toprağı ile, suyu çamuru ile
Yaprağı kuru olsa bile, her kul yaprak misalidir;
Doğar, büyür, dökülür
Dökülenden hüzün duymayalım, gitti gelmez demeyelim
Giden yok, sadece göç. Var olan, yok olmaz
Su misali, daha önce verdim; Su ne kaybolur, ne biter. (16/06/1972)
Mümin olduk demedik, kendimizi
fakirden bildik; yoksullukta murat bulduk,
Hak adına zenginlik diledik.
Kaderin yazıldığı, yazılanın görüldüğü bilinir. (16/06/1972)
Saltanata düşene yoksulluğu danışma,
bilemez; Aşı taştan ayıramaz, hali yoldan göremez.
Çünkü, yoksulluk dilemez ki bilgisi olsun.
Amma, yoksula sultanlık sorarsan; Her yönünü bilir, sultan olursa uyar.
Demek ki, olan, olmayana uyamaz denirse, yanlıştır. Gönlüne yatmadığı için
uymaz.
Uyuşma olmasa, fakir de sultanın haline uymaması gerekir, halbuki rahatlıkla
uyar
Sultan uymaya mecbur kalsa, isyan eder. Neden? Dünyanın tapusu ona mı
verildi? Yerinde yerleş diye yazı mı yazıldı?
Uymaya gönül koysa, sultanlığı o zaman bakidir velev ki, mekan değiştirdikte
ola…
Gönül sultanı odur, dünya mekanı budur.(15/12/1972)
“Kulun fakiri gülmez!” demeyin..
Allah’ım kuluna gülsün, varsın dünya nasibini kıt versin. (03/07/1973)
Yemeyenin aşı, gülmeyenin taşı çok
olur. Var olanı, yemezsen dökersin. Yığılı taşı düzene koymazsan, düşersin.
Gideceğin yola bakmazsan yanılırsın. (03/07/1973)
Günahkar kul demeyin, kulunu
suçlamayın
Suçun nerde başlayıp, nerde bittiği bilinse, günahkar kul olmazdı
Ne kadar büyük günah olsa, bir yerde Hakk’ı tanır, orda uyanır, uyandığı
yerde doğmuş olur. (16/06/1972)
Karşında olanları asla suçlama, her olgun kulda dolgun bilgi arama.
(16/07/1972)
Oymayı kime verirsin? Elbet bilene.
Düz odunu herkes keser; iki çatar, bir kutu yapar. Oymayı ancak ustası
yapar. Saz çalarsa kim duyar? Elbet seven, oynamasını bilen. Ne oynayan
günahkar, ne oynamayan. Günaha/sevaba siz ölçü vurmayın, kulu/kuldan
ayırmayın. Günahkar bildiğine elini ver ki; sevabına sevgi duyar, belki
senin haline uyar. Olmazsa yüz çevirme, olmaz diye kararını devirme.
Olan/olmayan O’ndan, YAZAN bilir onu dünden. (03/07/1973)
Toz olduğuna inanıyorsan, her
zerrede O’nu buluyorsan,
'Ol' dediğinde, Gül’ünü bildi isen, yolunu buldu isen,
Korkuya değil, huzura yer ver ki; Dünyayı aydın göresin, dünyada perdeyi
silesin. (16/06/1972)
Güldüğümüz O’ndandır, gözyaşımız
O’ndandır. Gülsek de, ağlasak da; kadere uyduğundandır. (16/06/1972)
Manada mantık aranmaz, düşene yol
sorulmaz
Neden? Yolu bileydi, kendi düşmezdi de ondan. (20/06/1972)
Kaçmayı düşünmek, düşmana yamayı
göstermektir.
Neden derseniz; kolay sökülür de ondan.
Dostu, dost diye bilen, kötü dediğinden uzak durandır.
Yamaya el uzatan, kulun hatasına dil uzatana benzer. (20/06/1972)
Kul, yamayı bulmuş ise yırtık
gezmez. Hata yırtmakta ise de, tamiri kolaydır. (27/10/972)
Yamayı dilemeyen, yeniyi bulamayan,
elbet açıkta kalır. Açıklık nereye kadar götürür? Eyvallah diyene kadar..
Aydın gönülde gidiş korkusuz olur. (07/09/1973)
Yamayı dileyen, ayrıntıyı görendir.
Sargıyı dileyen, açığını bilendir. (01/12/1973)
Komşuda olan, komşuya göründüğü gibi
gelmez.
Her dolayında ayrı mana aranır. Asla bir bütün düşünülmez.
Halbuki her olay olduğu gibi, bir bütün diye düşünülse, söz söze katılmaz,
ard düşünce yer almaz
Kutuya konulan her eşya, korunması düşünülendir.
Gördüğün, duyduğun da madem ki kafa kutuna girdi, orada kalsın. (25/06/1972)
Mümin olan bilir, ham olan gerinir.
Ham olmayalım, olaylarda diklenmeyelim ki, zoraki daldan düşmeyelim.
Zorluk, alamayanın kaygusu olsun; deryamızı bulamayanların kaygusu olsun.
(25/06/1972)
Denize giren, yüzeyim diyen; ne
kulaç atmaktan, ne sırt üstü yatmaktan şikayet etmez.
Şikayet ettin demedim, deryadaki düzeni söyledim; Kimi kürek çeker, kimi
yelken açar, kimi şarkı söyler.
Gönüllerdeki gaye hep birdir. Müzeyyen kullarının vazifesi elbet daha
zorludur.
Ne var ki; varılacak ufuk, zorluğu değil gönülleri açar. Kul yaklaştıkça
bedenden kaçar. (25/06/1972)
Aşamadığın köprüyü yıkma demiştim.
Mümin olan bilir. Köprüde her kul yürür. Her yürüyen Ad’ına gelir, Ad’ından
adımı bulur. (25/06/1972)
Her gelen Yüce’nin emrindendir.
O’nun emrine karşı çıkılmaz, Ol dediğine dur denilmez, Gör dediğine göz
kapanmaz,
Aşk bağına girildikte dönüş yapılmaz, çünkü o bağ her kuluna açılmaz
Kulun oluşunda hata aranmaz, görünüşüne perde çekilmez. (25/06/1972)
Çiftçi toprağı sürer, işçi ekini
eker; her kul topraktan bekler, gönüller dostu gözler. Gördüğün O değil mi?
Suçladığın dahi O değil mi? O seni gözler, O seni bekler. O’nu bütün
gönlünle sev ki, sadece O seni sarar. Verdiği her karar, kulun hayrına
yarar. (31/08/1973)
Gurur; kula yaraşmaz, HAK diyenin
etrafında dolaşmaz. Hak ne verdi ise, yerindedir. Kul her olayı Hak’tandır
dedi ise, başı serindedir. Diyen desin, kusur bulsun. Kulun yükü vicdanında
olmasın. Yazılan verilir, kulun ayağında taş görülür. “Veren’in verdiğine,
sevenin gördüğüne imanımız tam oldukta; taht kuralım, cümleye oradan
bakalım” diyen; gönüllerde taht kursun, yıkılmayan taht odur. Niyetimiz açık
olsun. Olmuyor! demeyin. Olana göz koyun. Gölün sineği bol olur, rüzgar
üfürür; rüzgara hata bulmayın. Çünkü, rüzgarın da vazifesi vardır. Deryada
sinek görülür mü? Hak’ka ne kadar yakınsan, olaylara öyle bakın. Rüzgarın
estiği hayırdır, sen beğenmesen bile… (03/09/1973)
Girdiğimiz bağ, nur bağıdır. Orada
sınıf olmaz, hünkar o bağa girmez.
Bu bağa giren, bedende fakir, gönülde zengin olur.
Fakir bedende sorgu mu kalır, bugüne kadar?
Her kuluna bağından nasip versin. Bağın dışında kalınmasın, 'İçine gireyim
Allah’ım' densin. (13/07/1972)
Gelenin sorgusuna, saygısı kolaylık
verir. (13/07/1972)
Gönlünden ne geçse, olandan ötesi
değildir.
Hor gördüğün her olay seni bulur, sende boşluğu doldurur.
Çünkü, hor gördüğün senin boşluğundur.
Tabii gördüğün her olayı Yaratan’dan bildiğin gibi tabii bulmadığın olayda;
Neden Yaratan’dan başka yaratıcı ararsın? Neden kulu suçlarsın?
Kahredici her olayda kendinden boşluk ara. (16/07/1972)
Senin gördüğün kötü, kulu
yargılamaksa, ona 'Kötülük' demek senin haddin olamaz
Adam öldürene iyi denir mi? Suçuna göz yumulur mu? denirse de, onun kaybına
ortak olma derim. (16/07/1972)
Sahip olunmadık dünyaya kök atayım
denmesin, kökte beden aranmasın.
Çünkü ne kök, ne de köklü beden olur. (19/07/1972)
Sedefte rengi bulamazsın, mavi
kırmızı diyemezsin çünkü rengini ayıramazsın. (19/07/1972)
Kainatın ötesi var mı? dersen,
sonsuzu demek yanlış düşmüş olur.
Madem ki sonsuz diyorsun, kainatın sonunu arama. Başını buldun mu ki, sonunu
düşünesin?
Onsekizbin perdenin ötesine vardın mı? Kainatı ordan seyrettin mi?
Hz. MERYEM der ki;
On sekiz bin alemin ötesine vardım, dünyayı kâse misali gördüm
Hz. İSA der ki;
Kainatı yumuşak gülde, gülün dalında gördüm,
Dünya kulunu bir gül ağacında topladım diyen Yüce Allah’ımın Nur’una secde
ettim; Yaprağı olayım Allah’ım dedim
Hz. MUSA der ki;
Meydanın olduğu yer, kainatın ötesine vardığı yerdir; kainatın ötesinde
Nur’unu buldurduğu yerdir.
Dünya tac olsa, başıma konsa, dilemem. (19/07/1972)
Kainatın devamı sonsuzluktur.
(01/10/1972)
Göğün altı nerede, üstü nerede? Kul
oturdu ise kürede; bilsin ki, kainat her attığı adımda. (08/07/1973)
Dünya, dünyalı için; kainat her
yaratılan için… Cümlesi senin için, senin buluşun için. (19/10/1973)
|
Mevlâna olduğum, adımı dünyada
bıraktığım malumunuzdur.
Dünyayı adım ile terk etmeyişim;
Yarattığına, Yaratan kadar aşık olduğumdandır. (19/07/1972) |
Açlık doyuncaya kadardır, tokluk
doluncaya kadar
Doyuldu, tokluk görüldü, günde, hazıma verildi
Nasıl ki, öğün öğün yenir, hazmedilmezse bedene zararlıdır. (19/07/1972)
Yol; “Allah’ım” diyenindir, Ad’ına
yola çıkanındır.
Ad’ına çıkan, yolda kalmaz. Mümin olan, Ad’ına ortak koşmaz, korkuya düşüp
kaçmaz. (19/07/1972)
Muhtaç olduğumuzdan değil, O’nun
Nur’una tiryaki olduğumuzdandır.
Muhtaç olmak mahrumiyetten doğar.
Tiryakilik; hep O’nda oluşumuzdandır.
Neden derim; Asi kulunu da hoş karşılayın.
Asi oluşu, tiryakiliğindendir; bilemezsin ki. (24/07/1972)
Allah’ım salah Sen’dendir,
Allah’ım kurtuluş senden
Kurtuluşu Sen’in Ad’ında buldum,
Sen’in Ad’ına güne döndüm.
Kurduğun kainatta sadece Sen’i, Yaratan;
Şefaatçimizi, Resulündür bildik. (24/07/1972)
Kumunu elediğin toprakta taş var
ise;
Yol üstüne atma, başka kulun ayağına takma..
Unutma; senin elinden ayağı takılır ise, Senin günahına kaydedilir.
(27/07/1972)
Zulmün getirdiğini sevap götürmez.
Sevabın getirdiğini zulüm silmez. (11/10/1972)
Günahımı sevabım ile örteyim diyen
yanılır. “Günahımı af dileyim, sevabımı sevdiğim için yapayım” diyen
kazanır. (27/09/1973)
Kulhuvullahi Ahad, Allahüssamed Lem
yelid velem Yuled velem Yekünlehu Küfufen ehad”
Yarattığınız
Sen’den geldik, Sen’i aradık
Sıfatını gördük, Zatını aradık
Sıfatından aşkına düştük
Aşkımızın büyüklüğü derecesinde Zatına yaklaştık. (24/07/1972)
Saad etmekte gönül koymak var mıdır?
Çevreni dolayanı gör. Gör ki, İhlas’ı bilesin; Sıfat’ından O’na varasın.
Gördüğün; Ne bir çiçek, ne bir böcektir
Kainatı Yaratan’da, Sıfatını bildirende, olaylar ile dolduranda sevilmedik
ne var ki?
Olaylardan şikayet edersen, seni olduracak ne ararsın?
Güneş ile olmazsan, hava ile dolmazsan, su ile yürümezsen..Olayda hayır ara.
(27/07/1972)
Doğuşta hamlık, oluşta erginlik,
pişmede şarap
Kulunun geçirdiği her merhale, aynen meyve misalidir.
Samanyolu cümle kulun hayalidir. (27/07/1972)
Aşmadık demeyelim! Her merhale, bir
ötenin güzelliğini gösterir. Her görüşte kul kendini aciz bulur. Bu; yerinde
kaldın demek değildir. İlk basamak heyecandır, çıktıkça hayretten/hayrete
düşersin. Her çıkışta hayretinin meyvesini biçersin.. (02/10/1973)
Ummak güzel…
Umduğunu bulmak için, uymak gereklidir.
Üzüm şarap olasıya kadar, türlü böcekler görür.
Ne şikayetçi olur, ne tadından verir. (27/07/1972)
Yunus’um dedi ki;
Toprak elde, el Gül’de, Gül gönülde oldukça, kainat durmadan döndükçe, seni
de öğütür, beni de
Kıyamet günü gelende, cümle kulu bulanda, sen de bir, ben de bir
Cümlemiz Gül’ünde, Gül’ünün dalında, O’nun dilinde
Allah’ımın Nur’unda olalım, kaideye sorgusuz uyalım. (27/07/1972)
Uymayan, umduğunu almaz, huzurluyum
demez diyene: Niyaz desin; her gün okusun, okuduğuna uysun! “Günüm hayır,
yolum hayır… SANA uydum, uymayı HAK AD’ına uygun gördüm. Uyarsam, AD’ına
uyarım, SENİN ile huzur duyarım..” İhlası okusun, dört yanına üflesin..
Uymayana uymak, Allah’ıma hoş gelir; uyanla uymak dünyayı boş gösterir.
Gönülde olan, yolu bulandır. Yolu bulan, hale uyandır.. (25/02/1973)
Bu mudur doğrusu, hangisi
hayırlısı?” derseniz; günün doğuşu hayradır derim. Sözümüz günden, güne
değişmez. Uymaya niyet kurmayan, huzurum var demez. “Olmazsa dediğin,
vermiyor uyduğum” diyenin, umduğu olmaz. “Allah’ım hayır verirsen, kulunu
her hali ile görürsün” densin, öyle niyet kurulsun. Hata değil, meziyet
aransın. (03/09/1973)
Aşamadığın yola karanlık dersen,
hatayı kendinde ara
Geçilmeyen yolun ismi verilmez, aydın veya karanlık denilmez.
Sen dile, yolun Allah’ım de; Kandiller yanar, ışıklar saçar,
Dileyen kulunun yoluna Nur’unu döker. (27/07/1972)
Rahmeti Hak’tan deyin, sohbete cümle
ile uyun, nasihatle doğruyu bulun.
Ben bilirim demeyin. Sözünüzün mihengi 'Eyvallah' olsun.
Eyvallah’da doğruyu bulun. Eyvallah; Allah Ad’ına demektir. (04/08/1972)
Olgunluk, eyvallah dendikçe artsın. (04/09/1972)
Kuşaktan darlık almadık, yolunda
şikayetçi olmadık, sorgu demedik, neticeyi aramadık.
Eyvallah dedik yürüdük, selameti Eyvallah’da bulduk. Arananın ne olduğu
bilinse, aramaya çıkılmaz. (03/11/972)
Mümin kulun yolu, ol Hak’tadır
eli,gönlündedir Gül’ü
Yumuşak kulu, güzel huyu, kaynakta suyu…
Can dedik canı bulduk
Canan dedik, Hak’ka sarıldık
Eyvallah sözünde selameti bulduk. (02/07/1973)
Hayır güne uyduk, “Allah” dedik
uyduk, gönülde bildik, sevgiyle eğildik. “Eyvallah” her verdiğine,
“Eyvallah” gönülleri gördüğüne. Cümlenize selam olsun, her dileyen bulsun;
aynayı eline alsın, parlak yüzünde kainatı görsün, ben de ordayım desin.
(17/08/1973)
Kul, her olana “Eyvallah” demezse,
marifetten geçer.
Eğmediğin baş O’ndan değildir
Bükmediğin diz O’ndan değildir
Kulundan selamını esirgeyen O’ndan değildir!(17/8/973)
Selamımız kainata olsun,
Cümlesine şefaatçi Resul’ü gelsin,
Kainatın kurucusu gönlünde olsun,
Aşkı bedeni yıkıp, gönlünü yaksın
Hay; Allah’ımın ismi celili
Allah’ımın Ad’ına kainatın selahı. (04/08/1972)
La ilahe İllallah; Yaratan’a ortak
asla olunmaz, Resul’ünün önüne geçilemez.
La İlahe; Yaratan’ın birliği demektir.
İllallah; Birliğine sığınınız, Allah’ımın Bir’liğinde kainatı görünüz
Birliğin tek yönü, dirliktir. (04/08/1972)
Cem ile başlayan cem ile bitirsin.
Fetihte aranan nedir? Doğuş mudur, alış mı?
Doğuş, Yaratan’ın yarattığı. Alış, Yaratan’ın nasip ettiği.
Aslında her iki şekil de Yaratan’dan. Ne var k,; biri olduğu gibi, öbürü kul
eli ile oldurulan. (04/08/1972)
Çevrede yol görmezsen, yolunu sen
aç, yolsuz olanı seç, önüne geç.
Doğurmak güç değildir, yolunu vermek güçtür.
Yoluna uymazsa, kaderi bilmezse, sabretmesi güçtür
Hatada benliğe düşmeyin, bende olandan gayrıdır demeyin, onda olanı
değerlendirin.
Senin meyvenin çekirdeğinden olur ne var ki, aynı meyveyi vermez;
Yapacağın, değerince aşılamak. Budama değil, aşı. (04/08/1972)
Çözülmeyen düğüm olmaz, bizden
soruldukta
Yumuşak yol dileyen her kula veririz, ağacımıza yaprak olmasa da,
Ne var ki, ağacımıza yaprak olana, suyumuzu gönülden akıtırız. (05/03/1972)
Cimrilik, kulu geriye atar.
Verdiği senin için değildir, cümle ile paylaş.
Aşkımı sana verdim, seni cümle ile paylaştım dediğin an, O’nun kulu olursun.
Ben Allah’ımı herkesten çok severim asla demeyin.
Sevgini, az gördükçe büyür, çok gördükçe eksilir. (04/08/1972)
Cami yapısında, kubbeyi daire
gördük. Neden diye düşündünüz mü? Cami yapısında oluşunu neye yorarsınız?
Allah’ımın vergisinde köşe yoktur, camide o ifade edilir
Köşe gizliliği de gösterir, halbuki Allah’ımın vergisinde gizlilik yoktur
Sır nedir? derseniz, sır gizlilik değildir. (06/08/1972)
Cemden camiyi bulamazsın, camide
cemaate uyamazsın. Cemaatten ayrı kalamazsan, cüz’i de olmayı dene. Cemaat
uyulması gereken topluluktur, ayrılamazsın ne var ki, kendini bulmayı
dilersen, yalnız kaldığında da bulursun. Cemaatten kaçmaya lüzum yoktur.
Cemaat gördürür, yalnızlık oldurur, kainat doldurur. Sıfat’ından Zat’ına
varmak. (13/10/1972)
Dünyayı denedin mi? Her yolunu
buldun mu? Olan sırrı çözdün mü?
Ay’da ne ararsın, bulduğunda ne görürsün? Aranan her sır, Güneş’te gizlidir,
Allah’ımın sır kasasıdır
Dünyaya her verdiği hazine Güneş’ten değil midir? Olduran, gördüren,
yandıran, yaktıran o değil midir?
Kulunu aydınlatır, bedenini ısıtır. Onun sana gelen ışığının sırrını buldun
mu ki, etrafını ararsın?
Yıldızlara bakarsın, yıldızlar da ondan almaz mı? Onun ile benliğini bulmaz
mı? Elbet, ay da güneşten alır. (06/08/1972)
Sır nedir? derseniz, sır gizlilik
değildir. (06/08/1972)
Kasrını dağıtan, mülkünden uzak
kalandır.
Beden ile inşa edileni dağıt ki, nerden gelip nereye gideceğin perdenin
açılışını dünyadan bilesin.
Gömülmeden bedenini bulasın. Kabe’nin sırrı, Kabe’de gizlidir. Kulun sırrı,
gönlünde gizlidir.
Her sır anahtarı uluların elindedir. (22/09/1972)
Her olana eyvallah diyen yanılmaz.
Allah’ıma; İlle sırrını bana bildir denilmez. Çünkü sır O’nundur. Sen de
O’nun sırrısın
Seni sorana, kendini bildirebilir misin? (28/10/972)
İlmin hududu Hak’kın elinde, alimin
dilinde, mümin kulun gönlünde… İlmin hududu çizilemez, kainatın sırrı
çözülemez.
Kainat; Adem’den bu yana, gelmiş/ göçmüş cümle kulların sayısı kadar sır
saklar. Her doğan kul ile, yeni bir sır doğar. Onun için kainatın sırrı
çözülemez, er kişinin eli bükülemez. (02/07/1973)
Gelenden gidenden sır sorsan, sana
diyeceğim şudur: Ben de sırrım!.. Sözün açığını verelim; önce gönüllere
huzuru serelim. Vergide değil hata, yargıda. Suyunun aktığına bak, taktığına
değil. Gönlünün yaktığına bak, söktüğüne değil! Kendini suçlama, Mimar’a suç
yükleme! (03/11/1973)
Dünyanın en güzel günü dediğimiz,
günün doğumu değil midir? Bir sonraki gün?.
Onun için; Doğan da güzel, doğuran da,
Her olay öbürünü doğurduğu için, o da güzeldir. (10/08/1972)
Hoşluk ile sarhoşluk arasında ne
fark vardır?
Hoşluk, güzeli görmek; Sarhoşluk, içmek
Neyi içsem? dersen, güzeli
Gücümüz gün ile, gece ile değil
Göçümüz mey ile, vay ile değil
Hoş olduk dünyayı sevdik,
Sarhoş oldukta dünyayı sildik
Hoşluk ile sarhoşluk budur
İçmek, dünya sevgisini
Hoşluk, sarhoşluğun basamağıdır
………..
Andaki sarhoşluktan kurtulmak istenmez,
Ne var ki, her an sarhoş olana da söz gerekmez. (10/08/1972)
Yumuşak yol, dilemekle değil; Allah’ımın Ad’ına sevmekle bulunur.
Hoşluk sevgiden doğar, sarhoşluk aşktan. (11/08/1972)
Savaşın güdücüsü mümin ise,
kaybetmesinden korkmayın.
Çünkü savaşı Allah’ım Ad’ına açar, hak olmayandan kaçar. (12/08/1972)
|
NASRETTİN HOCA'dan
Kaşık ile alamazsan, eline destek tut; çorbayı öyle iç dedi,
güldü söyledi Hoca geldi…
Gülenin gönlünü açan nedir?
Gülün kokusudur
Kulun kaygısını silmesidir
Taifeye uymazsan, saifeyi çevir
Kadife giyemezsen, dokumayı dene
Yeter ki ayıbını örtsün, adam önüne çıkartsın
Değer, ne kadifede ne dokumadadır dedi, yumuşak yolda
sert taşı yolundan attı. (10/08/1972) |
Musevi, İsevi evliya olur mu? Elbet.
Allah’ımın kulunda İsev, Musevi değil, kulluk aranır.
Kulluğunu bilmiş ise, kullarını sevmiş ise, evliya neden olmasın? Olmaması
için sebep var mı?
Allah’ını bulmuş, dünyada ismini hayır ile andırmış her kul evliyadan
sayılır.
Ne var ki, gaye benliğine hizmet değil, cümleye olsun. (10/08/1972)
Görmediğin yıldızda neyin gizli
olduğu bilinmez.
Yıldızı gördüm, adını sordum, sırrını aldım dersen, taklide düşmüş olursun.
Evliyanın sırrını soramazsın, elinden alamazsın; sadece nuru ile
nurlanırsın, aşkı ile beslenirsin.
Mendil olsa, eline verse, terini silinirsin
Neden evliya sırrını açtıkta yok olur? Yaptığı da Emr-ü İlahi iledir.
Allah’ım onu tapılmaktan kurtarır.
Allah’ım onu kuluna bildirir, emrini onda oldurur ve göçünü anda gösterir.
Kutbun da selahiyeti, kutbundaki yıldızlar kadardır. (28/10/972)
Sergiye konan üzüm elden ele gelir,
ne var ki sarhoşluk şaraptadır
Şarap üzümdedir, üzüm koruktadır, koruk kütüktedir
Kütük olmadan, koruğu vermez
Koruk olmadan üzüm ermez
Üzüm ermeden şarap olmaz
Kul sabretmezse, şarabı içemez, sarhoş olamaz
Oldum dersen, gönül yapında nice bağlar var derim. (11/08/1972)
Kaseye balını koysam, şarap mı?
Balın şerbeti hoştur, şarabı içen sarhoştur.
Önce balı içelim, sevelim
Şarabı içelim sarhoş olalım. (12/08/1972)
Asmaya torba hazırla. Salkımları yerleştirelim, üzümleri böceklerden
koruyalım.
Varsın bir bardak olsun, bize kendimizi buldursun.
Mayısta oldurulan, güzde gördürülür. Güğüme doldurulan, susuzlukta
giderilir. (19/10/972)
Buğday tarlasında ekmeden çıkan otu
aralamazsan, buğdayı da körletir.
Mümin ile yobazı ayırmazsan, yolcu olayım diyenin yolunu kapatır.
(12/08/1972)
Allah’ım kulunu ayırmaz, ayıran
kuldur. (01/01/1973)
Güzel de her kul ayrı fikirdedir.
Kimi sarı saça güzel der, kimi esmeri sever. Halbuki, hepsi güzeldir.
Ayırmayalım güzeli, sevelim gazeli. “Dökülen yaprak sevilir mi?” derseniz,
onu seven toprağa sorunuz.. (22/02/1973)
Kul kul ise; kuldan kulu ayırmaz.
“Kafir” dedikte ayırmış olmaz mısın? Kulun niyazı Allah’ıma gönülden
varıştadır. Onu da hiçbir kul çözemez, kendinde dahi…Kur’an’ın verdiğine
uyarsan, “ Allah’ımın sesini” O’nda duyarsan, ayıramazsın. Çünkü, Kur’an’ı
Allah’ım verdi. “Ayırana uymayın!” dedi. Eğer Kur’an’ı kul yazmış olsaydı;
“neden ayırdı?” diye sorgu bize düşerdi. Ölçüsü Allah’ımda olan her şey,
kulun sözünden uzak kalır. Senin mümin bildiğin, Allah’ımın nezdinde mümin
olmayabilir. Onun için her kulu mümin bil, harcayana dil uzatma! Neyi/nerde
harcadığını, neyi/nerde kazandığını sadece Allah’ım bilir. Gayb olana göz
atma dedik, daha önce verdik. Allah’ım kulları ile her an hem hal olur,
kendini onlarda bulur. Yanılmayın! “Onlarda bulur” dedikte, kulun O’nu idrak
anıdır. Yoksa, Allah’ım her an, mümin olsun/olmasın kulları iledir. Madem
öyledir; sohbeti kul ayırarak değil, kendimize ne almamız gerektiğini
bularak yapalım. (27/07/1973)
Kuluna kafir denmesin! Günde
uymazsa, gelende uyar; söz, seni yolda koyar. Mimar binayı kurar, yolunu
hayra yorar. Resul’ümüz kucak açar, Fatma Ana’mız bağrına basar, yolda kalan
O’na koşar. Su dileyen O’ndan ister. O’nun vergisi, cümleden yoktur kaygusu.
(04/08/1973)
Acz içinde olana sen ağlama, aczine
yol bulayım deme. Çünkü gücün yetmez.
Yaratan’ın yarattığı, kulum diye gözettiğine el atmak, ağaca boy verdim
demek kadar garip gelir. (19/08/1972)
Elhamdülillah Rabbül alemin derken;
'Allah’ım, alemlerin vericisi olduğunu biliriz, her halde hamd ederiz'
demektir. (19/08/1972)
Kalem kula niye verilir? İrfana
ersin diye. İrfan kimde olur? Allah’ımı bilende.
Eline verilen kalem hataya düşürmez. Yataksız sebze büyümez, vakti gelmeyen
sebze çürümez.
Yeterince alınmayan ilim, irfanın hazmına yardımcı olmaz. (19/08/1972)
İlimde Hak’kı, Hak’ta hakikati
bulmak..
İlmin maddesi, manaya dayanır. Maddenin son ucu, manada çözüm olur.
Onun için, ilmin maddesi manası yoktur. İlmin beşiği madde, döşeği manadır.
(15/12/1972)
İlmin hududu Hak’kın elinde, alimin
dilinde, mümin kulun gönlünde. İlmin hududu çizilemez,
kainatın sırrı çözülemez. (02/07/1973)
İlmine girmeden, yolundayım
diyemezsin. “İlmi nedir?” dersen; O’nu bulman, O’ndan olanı bilmen, O’ndan
gelene uyman. İlim, kitapta değil gönüldedir. Kitapta sadece erkân bulunur.
(17/08/1973)
Yunus’um der ki;
Aç kalanı yazalım, aç ölenden gelişte vergi alalım desem bu alem aç kalır.
Dünyaya geleni Allah’ım aç koymaz. (19/08/1972)
|
YUNUS'um dedi ki;
At ile merkebe yük vurdum, ikisini de dehledim.
At önden koştu, merkep geride kaldı.
Ne var ki ikisinin de yükü aynı; aynı yerde, aynı vakitte çözüldü
Çünkü ben merkep ile yürüdüm, geride kalana yol verdim,
Önden gideni, gittiği yerde beklettim dedi.
Yanılma olmasın, isimde tefrik yapılmasın!
At olanı, mümin kul denilmesin!
Verilen örnek; Yaratılanın, Yaratan’dan aldığı güçtür.
Yük de aynı, niyet de aynı. Değişen yok!
Biri varışta bekler, biri yürüyüşte.
Suyun aktığı yer de öyledir. (25/08/1972) |
Dünya yapıtı, niyetin yoğunlaşmış
halidir.
Yoğunlaşmak, cisimde görülen varlık.
Niyetin buharlaşması, Yüce’ye varış halidir. (01/09/1972)
Kâhin dediğini, senden alışından
değil, Yüce’den duyuşundan söyler.
Kâhin falcı değildir. Falcı, olacakta, görgüyü öne sürer. Yanıldığı budur.
Çünkü görgü, kula ver diye verilmez
Aldığımı dedim, ücretsiz naklettim diyen kâhindir. Malum oldu da denir.
Dünyanın çözümünü merak edenlere verdim
Dünyanın çözümünü falda aramayın, halde görün.
Hurmayı dalda seversen, dalı elde bilirsen, yemeye niyet kurarsan, dal elbet
senindir.
Olmuşu konuşmak kadar, olacağı konuşmak da yersizdir. (01/09/1972)
Devranda aradığını, seyranda sorma!
Devran dönüştür, seyran gidiştir.
Devranı göçen bilir, seyranı seçen bilir.
Yanılsan da üzülme..
Günü gelende, nasıl olsa çözülür. (01/09/1972)
Rüyalar kulun yaşantısı.
Olağan üstü görülen rüya, zaten senin dilini bağlar. Çünkü, her rüya
paylaşılmaz. (01/09/1972)
Rüya kulun bedeninde kaldığı
müddetçe, günün kaygularıdır. Ruh, bedenden uzaklaştıkça perde/perde açılır.
Olağan üstü rüyalar o perdelerden gelir. Faydası ve zararı kulun
yorumundadır.
Rüyanın görüldüğü gerçektir elbet. Kulun her güzel rüya dediği, korkulu
rüyadan kaçtığı vakidir. Hata, yoruma kötü denilmesindedir. Madem ki
Allah’ımdan kötü gelmez, rüya da kötüye yorulmaz!
Cinler? demeyin, her yaratılan O’ndandır. Rüyanın iki şekilde olduğu
söylenir: Şeytani, Rahmani… Şeytani denen; ruhun bedende olduğu zaman
görülendir. Yani , gelişi güzel, anlamı olmayan.
Rahmani; ruhun bedenden ayrıldığı, öylece gezdiği, bedene naklettiği
rüyalardır. Çünkü, bedenle teması kesilmez, kesildiği an geri dönemez. Mümin
olan kulun ruhu, ölçüsü derecesinde yükselir. (17/08/1973)
Yamayı fistana dikti isen, çorbayı
tasa döktü isen; Gayende olana değil, yazılana uymuş olursun.
Dünyayı ayakta tutan ne kuldur, ne de gayesi, sadece O’nun yazısıdır.
Eğer kul bir adım öteye gitti ise, O’nun emridir, Ol dediğidir.
Ne düzende bozukluk, ne yüzeyde aksaklık vardır.
Aksaklık, kulun gayesindedir. İstemeyeyim mi? dersiniz; Elbet istersiniz..
Ne var ki aldığınız, verilenden, verilecekten ayrı değildir.
Öyle ise neden diyelim? 'Allah’ım verici ol, dileğimi oluşturucu ol'
Biz O’na gönlümüzü katıksız verelim, O’ndan gelene eyvallah diyelim
Çünkü, istemenin sonu gelmez. Gelmeyeceğine göre, gönül katıksız kalmaz.
Gönül katıksız kalmadıkça, teslimiyette aksaklık vardır.
Neden verdiğinden şüphe edelim? Yüce Yaratan’ım, öyle verme böyle ver diye
yol gösterelim?
Biz yolumuzu O’ndan iyi mi biliriz? Bildiğimizden yol mu alırız?.
(04/09/1972)
Heybeyi sırtına alan; ön gözüne
ferahı doldursun, arka yüzüne kayguyu koysun, koyduğunu unutsun
Gün gelip açanda, 'Dert miymiş? desin. (03/05/1972)
Yazan, yazılanı bilir; kulunun
heybesinde olanı görür.
Hangi gözünü yükledi ise, onun ile yürür. (05/09/1972)
Kainat, heybelerdeki ağırlığı
silsin. (05/09/1972)
Huyunu verene, yolunu gösterene
şükret ki; heybende bulduğun sana huzur versin. (05/09/1972)
Heybende olan hal, yolundandır. Allah’ımın kuluna lutfundandır.
Sana kapısını açmış, bu gönülden geç demiş,
Sevincin sonsuz olsun, gönlün teferruata değil, öze dönsün. (08/09/1972)
Akan suyun dönüşü olmaz, olamaz.
Deryayı arar, oraya vardıkta katılır; deryada kaybolur. Çünkü, o da
deryadır. (08/09/1972)
Duyan kulak senin mi? Elbet
O’nundur.
Kulağını yadı ile aç ki; yıkansın, aymayı duymakta bulsun. (08/09/1972)
Dilde yutak var mıdır? Dilin kökü
ya!..
Sözün de yutaktan geçsin, dile öyle dökülsün.
Akıla geleni dile vermek, ya gönül kırar, ya kafa. (08/09/1972)
Eller ne senden, ne benden; Yüce’nin
Ol dediğindendir.
Ne var ki sofrana nasip kılınmış ise;
Sevabına yazıldığından, heybene doldurduğundandır
Aşkına düşmüşsen, sevabından dilerim
Her ne yol ile olursa olsun;
Dilerse soframa versin,
Dilerse şiltemi alsın şiltesi olmayana versin
Demedim; Açıkta kalana şiltemi vereyim, yorganımı sarayım.
Verdiren O olduğuna göre..
Ben değil, veren O’dur. Açıkta kalan kulunu saran O’dur. (08/09/1972)
Odunda , od’unu yakabilirsin;
kömürde, aşkı bulabilirsin.
Samanı yaksan, alevine baksan…
Arkana döndükte, külünü bulamazsın; ne oldu bilemezsin.
Bırak; saran görsün, saran çözsün. (08/09/1972)
Ölçüyü alanın şikayeti kalır mı?
Çalışmayan talebe, 'Öğretmenim not ver’ diyebilir mi?
Yüce’nin kürsüsü de öyledir. Ve ruhun tekamülü diye avunan,
Tekrar tekrar dünyaya gelip, nasıl olsa bulacağım diyen
Gafletin girdabına girmiş olur. Bilirsiniz; girdap, denizin kuyularıdır.
Çıkışı olmayan kuyu
Dünyaya geliş birdir. Çünkü Yaratan Yüce’dir.
O, kulunu bilir, kuluna kendini bildirir. (08/09/1972)
Ölüm yok. Varlık darlığa girmez.
Varlık, varlıktan ayrılmaz. Varlığa katılan, varlıktan çözülmez. Onun için,
dünyaya tekrar/tekrar geliş olamaz.
(Mevlana’ya: ) “Beden nerede?” derseniz, bıraktığım yerde.. Yeni beden
aranmaz, “tekrar geleyim” denmez. İdrak odur ki, dünyada olana uymaz. Neden?
Çünkü, O’nu bulduğundan…
Daha önce dedim, dünya ile ahiretin özetini verdim. Hayal ve hakikat.
Evet…hakikati bulan, tekrar hayale döner mi?...(28/09/1972)
|
Hz. MUHAMMED
Hz. Muhammed Sallallahü Aleyhi Vesellem, ilmin özüdür.
O’na sadece bir perde verilmedi ki ilmini vereyim desin.
O’nu ilmin özü yarattı. (10/09/1972) |
Seherde, gül bahçesine, bülbülün
sesi kulu çağırır. (10/09/1972)
Sepeti ören, dolduğunu gören,
ağırlığına katlanandır.
Sepeti ören ameline; dolduran, emeline hizmet eder.
Çözülmeyen yok… Amelin hizmetindir,
Emelin; gönlünde olan niyetin. (17/09/1972)
Mümin olan bilir; Mengene gönülde
oldukça, düzene uyulamaz.
Mengene nedir? Gönül mengenesi, nefisin vergisidir.
Nefsini terbiyeden yoksun bırakan, mengenede kalandır. (17/09/1972)
Olanı olacağı kuldan beklersen, kula
kendini yüklersen
Allah’ımın Yüce’liğinden şüpheye düşmüş olursun.
Her kul O’nundur, O’nu bilenindir.
Kula dayandığın müddetçe, hem kulluğundan uzak kalırsın,
Hem kuluna dünyada beden yükü vermiş olursun.
Her halini Allah’ıma emanet et ki, kulunum diyebilesin, O’ndan
bekleyebilesin. (17/09/1972)
|
SEVMEK EN BÜYÜK İBADETTİR
Kulunun aldığı O’nundur,
Kulunun verdiği O’nundur,
Sadece duaların senindir
Duaların senin oldukça, yolun açıktır.
Allah’ım, O’nu bilene verir, O’nu bileni görür, O’nu seveni sever
O’nun yarattığını seveni, kendini sevenden çok sever
Çünkü en büyük ibadet sevmektir.
Namaz, oruç; O’nu sevenlerin borcudur
Dolayısıyla kendi kendini sevenlerin ibadetidir.
Namaz ile, oruç ile; cümleyi de seversen,
Meleklerine eşit olursun. (17/09/1972) |
Kulun diğer manası; Kül.
Kül; 'Ol' un dolma halidir.
Önce 'Ol' der, sonra 'Kül' eder
'Kül' dediğinde, kendi varlığına katar
O’na kul ol dediğinde, hizmet manasına alırsınız; Aslında, O’na katıl
manasındadır.
Daha önce Kur’an bizden verilecek, okuduğunuz hatalı yerler tek tek
çözülecek;
Orada okursunuz; Allah’ım der ki; Bana kul ol. Tefsire giden, noktayı
koymaz; kulu Allah’ımdan ayırır.
Allah’ım 'Kul ol' demez, 'Kül ol' der. (18/09/1972)
Yerde toprak, serde yaprak ararsan,
gönlünü nur ile tararsan, netice kül olmaktır.(01/12/1972)
Gönülleri yıkayan kim? Her kulun
kendisi.. Sohbet, sadece tecellisi. Gemiye her binen kul, yolcusudur.
Kaptan, yolcunun sözcüsüdür. Her kul, kendinin sorumlusudur. Bizden
bilmeyin, gönüllerinize sevinin.. Allah’ıma emanet olasınız, cümlede O’nu
bulasınız..(20/06/1973)
Murat’tan maksat; Yyalandan uzak tut
beni Rab demektir.
Muradımı ver Allah’ım” dersin, aslında yazılı olanı görürsün.
Peki; 'Muradımı ver Allah’ım' dediğinde ne beklersin?
Yazılanı bozsun mu? Yazılanı bozsun dersen, yalana uymuş olursun.
Muradı, yalan olan uzak kalsın diye dileyin.
Yani hakikati bulun, olana uyun. Çünkü, senin dileğin yalandır.
Madem ki, Allah’ımın verdiği Haktır
Lütfunda kulunun özlemini bulursun.
Kulunun özlemine vergisi çoktur. (18/09/1972)
Murat dilersen, “vergine uydum,
arttırmanı diledim” dersin. Yemezsen doyar mısın? Almadan kanar mısın?
Sandığı boş taşıma, vermediğin sevginde, geleceğini şaşırma. Mendilin dört
ucuna düğüm atarsan, düşer diye düşünme. (02/07/1973)
Dünya, hazinenin bir noktası olduğu
biline, noktada kainat dahi buluna.
Dünya mı kainatı yarattı, kainat mı dünyayı bezetti?.
Kul, gönlüne söz etti.. Yanlışlık çözümünde
Dünya nokta olduğunda, kainat ona nasıl sığar? dersen;
Dünyadan da, kainattan da yücedir her bir kul. Çünkü, kainatı gönlüne
sığdırabilir. (18/09/1972)
Kainatın devamı
sonsuzluktur..(01/10/1972)
Göğün altında mıyız, üstünde miyiz?
Kainatın içindeyiz.
Kainatın vergisinde kulun payı nedir? Kainat senin için, sen cümle için
yaratıldın.
Senin payın kainatın yöresidir. Kainatı madem çevreliyorsun, payına el atmış
oluyorsun.
Senin olmayana el atabilir misin? Kainatı seviniz dediğim odur. Senin
olmayanı sevebilir misin?
Yalnız ben miyim yaratılan? dersen, Birlik deriz ya. Sen yaratılanı sevdiğin
an, O’nunla bir olmuş oluyorsun,
O’nunla kainatı sarıyorsun. Sevmeyi deneyen, sevilmemeyi düşünmemeli
(29/10/1972)
Kainatta, geriye dönüş yoktur!..
(25/02/1973)
Onun hazine anahtarı budur; Kulun
kül olması. Hazine, kulun gönlüdür.
Yumuşak yol alan, kulluğu bulan; kadir olduğunda, 'Allah’ım sensin'
diyendir.
Kadir olan kimdir? Elbet Yüce’dir. Madem ki kül oldun, kadir oldun demektir.
Allah’ıma emanet olasınız, kainatta küllüğü bulasınız. (18/09/1972)
Aşkına düştükte, borcuna dalmaktan
korkma ne var ki, aşkından kor olmak gerek. Yanmaktan öte…
Kül, korun örtüsüdür. Kor, külün görgüsüdür. Kordan öte nedir? dendi. Kordan
öte küldür. (13/10/972)
Allah’ım, seni de, beni de, cümleyi
de kendi nurundan halketti.
Ne ben senden büyüğüm, ne sen öbüründen.. Kulun kuldan üstünlüğü, sadece
sene farkıdır.
Onun için, ne uluları ayırın, ne kulları kayırın.
Cümlesini sevin, sevenden olun. Cümlesini görün, görenden olun.
Göreyim dersen, silmeyi öğren.
Ateş olayım dersen, sönmeyi öğren
Sönen ateş olur mu? dersen, bilginde hata var derim
Sorum sizlere olsun. Sönün, öyle yanarsınız. (20/09/1972)
Zühtünde, selametin aslını görürsün.
Laakal olunmadan, kaydından silinmeden, dünyayı bırakamazsın. (20/09/1972)
Kulu eğer O’nu dilerse, önce
dünyayı, kullarını, 'ol' dediklerini ölesiye sever.
Ağacın odun iken yanış halidir. Aynen yanmaya devam ederse, kül olur kalır.
Sönmesini bilirse, kömür olur.
Onu dedim; Önce sönmesini bil, ondan öte kıvılcım ara, tekrar yan, kor
olursun. (20/09/1972)
Sohbet açılırsa, her perde görülür.
Ne var ki, görmeyi bilen görür.
Perdeyi açan kim? dendi.. Perdeler Yüce’nin Emri’ndedir, Meleklerin
elindedir.
Söndüğün halin, sükut halindir. Ondan ötesi yakut halidir.
Yakut, kırmızının dünya temsilcisidir. Katıksız kırmızı ondadır.
Halede görülen nedir? Rengin dönüşümü. (20/09/1972)
Mümin olanın dayısı, yolunun
hocasıdır. Yolunun hocası, yuvanın bacasıdır.
Baca olmasa ateşi yakamazsın. Baca olmasa dumana yol veremezsin.
(20/09/1972)
Bayrak şeref, kılıç kuvvettir.
(24/09/1972)
Ehlinde salih olana, kahrında selim
kalana duvarlar açık gelir.
Sathında kalandan, berhava olandan, gaybubetin ahadetine düşenden gönlümüz
silinmez
Her kulundan şüphede dahi kalsa, geçilmez. Sathında kalan dedik, sözümüz
açık.
Ahadiyet; Hak Ad’ını dilde, dünyayı gönülde belliyen yani Hak Ad’ını sergiye
koyan. (27/09/1972)
Gölün olduğu yerde sinek boldur.
Sinekten maksat, zararlı yoldur.
Ne var ki; zararlı deyip de, kayguya mı düşelim?
Yol bilen, zarara düşerim demez. Allah’ımdan başkasından beklemez.
(13/10/1972)
Yeşeren her fidan, ağaç olmaya
namzettir.
Ağacın duygusu sana yok gibi gelir.
Aslında, yaprağının ucuna kadar her olayı görür. (16/10/1972)
Dikilen ağaçta yaprak sayılmaz. Ağaç
bakımlı ise, meyvesi dökülmez. (7/12/972)
Güneşin adında, ağacın sırtında ne
vardır? Ağacın sırtında kulun hizmeti vardır. Ağacın vergisinde, Hakk’ın
hikmeti vardır. Kul hizmeti verir, hikmetini sadece bekler. Ağacın kula
vereceği sadece gölgesidir. (27/09/1973)
Kaftanı sırtına aldın mı? Dünyayı
tek mi buldun?” diyenlere sözüm;
Dünyaya tek gelmedim, Zat’ında olduğumu bilerek geldim, Sıfat’ına gülerek
katıldım.
Zat’ını bildikt, teklik değil, kül olduğunu görürsün.
Tek’lik odur; Kül olmak, Zat’ı ile Sıfat’larında birleşmek. (19/10/1972)
Huyludan huy alanın, huysuzdan yol
soranın yardımına sen mi, ben mi gideriz?
Elbet Allah’ım gönlüne göre verir. Huysuzdan yol sorsan da onu yanıltır,
doğruyu göstertir.
Kuşun gittiği yerde, bülbülün öttüğü yerde YM olur. Çünkü kuş, yolunu
hatasız tayin eder.
Olmadık yolun gidişine ayak uymaz. (22/10/1972)
Ne okuyan, ne yazan, ne söyleyen, ne
gezen taklide gittiği müddetçe sadece özette kalır.
Oku da, yaz da, söyle de, gez de… Hatalı olsa da, bir sen bil, bir de
Allah’ım.
İkiniz bir olun, öyle doğruyu bulun. Kulun kulla birliği, yaratır ikiliği.
Çünkü kul kuldan aldıkta, Allah’ımdan sormaz.
Hatasını Allah’ım görücüdür, bilmez, kuldan sorar, hatamı düzelteyim der.
Yanlış da olsa, varsın olsun. Yeter ki kul, Allah’ım ile dertleşsin.
(22/10/1972)
Gönlümüz O’nunla oldukta, O’nunla
Mirac’a çıkmış olmaz mıyız? Gönül/gönüle bağlandıkta, çözecek bulunur mu?
“Ben her an Allah’ım ve Resul’ü ile beraberim” demek için, evliya olmak
gerekmez. Ne var ki, Ad’ı ile değil, varlığı ile beraber olmak… O’nun “Ol”
dediği, kulluğu sınırladığı yerde bulunmak; O’nun ile beraber olmaktır.
(25/08/1973)
Ben seni sevdi isem, O’ndansın diye
Sen beni sevdi isen, O’nun ileyim diye
Sen de O’sun, ben de.
Kıyameti bildikte, O güne geldikte, tek bir oldukta, sen ben silindikte,
geriye ne kaldı? Sadece “O” (27/09/1973)
Yakmadığın kömürde nasıl ısınırsın?
(27/10/1972)
Vergisi senin gördüğünün olduğunu
sanma
Senin gördüğün, şahit olduğun, sadece Onsekizbin alemin bir perdesidir.
Eğer o perdeye layık isen; Gördüğünüz dünya, asıl olanın gölgesidir.
Binanın gölgesinde ne bulursunuz, binanın güzelliğini gördükte. (02/11/1972)
Temsilci olmak, Allah’ımın lütfuna
ermektir.
Muhammed Aleyhisselam Hazretleri Öz olarak yaratıldı, temsilci değil.
(20/09/1972)
Yeşilin rengi zümrütte kayıtlandı.
Renklerde keramet arandıkta, zevklerde şehadet vardır.
Gelen rengin mavide başladığı biline, morda düğümlendiği görüle.
(20/09/1972)
Ben tarikat ehli olmadım. Sadece
sohbet ehli idim. Sohbet ehli olanlar, Hak Aşkına düşenlerdir.
Yanlışlık; Yol bilmezse, sormayanındır. Kulun hatası, hatasızlık
istenmesindedir.
Çünkü, hatasızlık Yüce’ye mahsustur.
Yol ehli dersiniz, yaşantısına göz atar, 'örnek alayım' dersiniz. Hata
buradadır. Elbet özdedir.
Zahire değil, esasa bakalım. Görmek değil, duymak gereklidir. Elbet kulaktan
duymak değil
Sohbet, seni senden ayırdı ise, kül haline getirdi ise, meşrebini bulmuşsun
derim. (20/09/1972)
Kaydu bela dendikte, şerden şüphe
edilir. Aslında bela Allah’ımın lütfudur.
Sen bela bul ki, selaha eresin. Ermeden bilinmez, görmeden silinmez.
Ermekten maksat vermektir, türlü yanıklardan sıyrılmaktır.(20/09/1972)
Katıyı olduran, ne satırdır, ne
yatır. Sadece yolundaki düğümlerdir.
Kul, katı kaldığı müddetçe, düğümlerden kurtulamaz
Düğüm ona bela gibi gelir, aslında kendini buldurur. Buluş belamıdır?
Öyle ise sen kendini kendin kır ki, beladan fariğ olasın. (26/09/1972)
Bildiğini bilmediğine ekle. Çünkü
her bilinen, bilinmeyenin bir noktasıdır.
Noktayı bilmek, biliyorum demek değildir. (26/9/972)
Bahşeden niye bağışta bulunur, bunca
vergiden sonra?
Bağış aslında rahmetin gelişidir, kulun dünya görüşüdür.
Veli de ne yağışa, ne bağışa, ne sergiye, ne görgüye kaygusu yoktur. Neden?
Beden ile gönlünü birbirine mal ettiğinden
Gönlü bedene bağlamak, dünyayı bağış diye görmektir.
Bedeni gönlüne bağlamak, dünyanın üzerine çıkmaktır.
O zaman bağış, senden öte olandadır. Sen, sadece O’ndasın.
O’ndan gelenle kucaklaşmak, dünyada selameti bulmaktır. O’ndan gelenin
ötesine varmaktır.
Odun ile kömür halidir. Odun hali; Sıfat’ında halleşmek, Kömür hali;
Zat’ında buluşmak. (26/09/1972)
Merdivenin sorgusu…geçti merdiven
kaygusu. Yolun gidişine, yönü buluşuna vardırır. Biz merdiven gidişini
çoktan geçtik. Dünyayı silmek, olana uymak, “Allah’ımdandır” demek; düzlükte
kalanın özgüsüdür. “Ölmeden ölmeyi” dileriz artık!?. (27/09/972)
Cam pencereyi örtermi?” dersen;
gözün görsün, sadece rüzgar seni sarsmasın. Cam, canın örtüsü. Örtüden
maksat, kayguyla kesintisi, dünyadan sıyrıntısı. Cam olduğunda evine hırsız
girmez, neden? Camı açamaz mı? Açmaya belki açar ama, sen camı koyarsan
korkuyu silersin. Camı koymadıkta, hırsızı içeride bilirsin. (28/09/972)
Duyanın uyduğuna, bilenin gördüğüne
uyduk; bağda yemeni, dağda çizme giydik. Bağ mürşidin, müridini götürdüğü
meydandır. Dağ, mürşidin ötesinde Yüce’den doğrudan doğruya alandan. Evet,
kanal. Garib’e çizme giydirdik denilen odur. Meydanı geçirdik, çizmeyi
giydirdik. Dağın/ taşın dikeni dahi çizmeyi aşamaz, yürüyüşe zarar veremez.
Sözüm şudur: Garib’in yürüyüşüne söz edilmesin. Nerden/neyi aldığı, kimden/
neyi duyduğu sorulmasın. Daha önce verdim; söze değil, öze göz attık. Gönül
yolu ile cümleye söz ettik.
Mevlana’yım, neden dedim derseniz, sözüme mühür bastım. Remz. (29/09/1972)
Mesnevi; yolun değil, aşkımın
sözüdür… Duvarın ötesinin tarifidir. (01/10/1972)
Numunesiz yarattığında, her kulunu
gözettiği görülmez mi?
Eşine rast gelinmeyen her olaya, rahmetinden denilmez mi?
Eşitlikte görülen, teklikte silinir, her olay O’ndan bilinir. (19/10/972)
Güçlük senden midir? Hiçlik benden
midir?
Serazat olsam diyen, hiçlikten kaydını silendir.
Serazat olmak; Hem kainatı, hem ahireti silmektir. Olmayana gönül koymak.
(19/10/972)
Yamadan geçmeyen, yeniyi seçmez;
Yeniyi dilemeyen, eskiyi atmaz. (19/10/972)
Koğuk, sadece çobanı gizler, çoban
koğuktan kainatı gözler.
O kendini öylece kainatta görür. Koğukta olduğunu unutur.
Çünkü, beden ile gönül ayrılmıştır artık. (22/10/972)
Mağfireti dilersen, ehlinden ol.
Kerameti dilersen, men edilenden uzak kal.
Men edilen, sorguya düşülmeyendir. Şeriatı daha önce verdim, ehlinden ol
dedim. (22/10/972)
Hazme verdiğin aşa, aş katarsan ne
olur? Daha önce aldığının dahi zararını görürsün.
Daha önce aldığın faydalı idi. Üzerine kattığın an, önceki faydalıyı da
zarara çevirmiş oldun.
Onun için, aldığını hazme ver. Kuru ekmekte olsa, üzerine aş katma; Baklava/
börek de olsa.
Önce ekmeği hazmet, ondan sonra yeni aşa niyet et. (22/10/972)
Düğünden maksat nedir? Sevinen
gönüller değil mi? Sevinen yalnız onlar mı?
Bizler de sevindik, iki alemi birbirine bağladık. İkinin bir oluşu, düğün
değil midir?
O düğün senin gönlün ile oldurulursa, senin düğünün olur. Mümin olanların
düğünü Hak adınadır. (22/10/972)
Celâdet; sulha eşiktir, güzel güne
beşiktir. (27/10/972)
Keramette asalet arayan, selahiyette
ubudiyet umar. Açalım; kerameti kendinde bilen, “selahiyeti elime aldım,
kulluğunuza hükmettim” der. Kerametin de, asaletin de Allah’ımdan olduğunu
unutur. Gaflet odur. Verilene sahip çıkmak… Unutulmasın ki, sana verilen
senin değil, cümlenindir. Cümle ile seni de sevdiği için, verdiğini
unutma!..(28/09/1972)
Kainatın yaratılışı, her olayın
dürülüşü, kerametten uzak mıdır?
Kendi doğuşunu düşünsen, kerametin içinde olduğunu görürsün. (13/10/972)
Kesafet, kuşun uçtuğu yerde
değildir.. Keramet; kulun düştüğü yerde değildir.
Eğer Yaratan’ın verdiğine 'Keramet' dersen; sen de kerametin kendisisin.
Keramet, kulun eremeyeceğidir, kulun kula veremeyeceğidir.
Sen, seni yapabilir misin? Bir bedene can verebilir misin? (03/11/1972)
Komşunu sevdi isen, beni de
seversin. Çirkini gördü isen, elini verdi isen, beni de görürsün, der
Allah’ım
Körün gözünde değil isem, kulağındayım
Sağırın kulağında değil isem, elindeyim
Kulumdan ayrı kalamam
Hiçbir kulumu bırakmam der Yüce Allah’ım
Zenginin kepçesinde isem, fakirin kaşığındayım
Haksızlık olur demeyin, biri kepçe, biri kaşık diye ölçü vurmayın
Unutulmasın ki; Kepçe ile de yese, kaşık ile de yese midesi kadar alır
Fakir yer, 'Şükür' der doyduğu için
Zengin yer, 'Şükür' der bulduğu için
Konuk gelse, aşıma ortak olsa diyenin şükrü iki kat artar
Neden? derseniz; Aynı aşa duacı arttığı için. (25/08/1972)
Her Allah’ım diyen, O’nun kuludur.
Sever ayırmadan, korur kayırmadan. O’nda ikilik yoktur.
Dünya haline bakıp, kulunu hor görmeyin. Dünya haline bakıp, kuluna diz
bükmeyin.
Madem ki sen kulusun, kula olanı senden bil. Seni sende, beni O’nda, cümleyi
BİR’de bul.
BİR’likte selamet, BİR’likte keramet, BİR’likte hayret, BİR’likte Hakikat
vardır.
Her perdeyi BİR’lik açar. BİR’liği bölen kaçar. Neden? Hakikatten.
(15/12/1972)
Allah’ım kulunu ayırmaz, ayıran
kuldur. (01/01/1973)
Diyete değil, niyete değer verin.
Allah’ım dedikte, her kul bir olur. Kalbini O’na bağladıkta her kul pir
olur.(16/11/972)
Yemeniyi giyene, yolum uzun diyene
arkadaş olursan; Sen mi kazanırsın, onu mu kazanırsın?
Yolcuya eş olanın, yolcuda Hak’kı bilenin, yolda Hak’kı arayanındır kazanç.
(16/11/972)
Lütfunda aradığın keramet değil,
selamettir. Kahrımda gördüğüm saadettir. Kahrım, lütfunu şahit kılar.
(11/10/1972)
Allah’ımı bilirim, verdiklerini
severim. Allah’ım da beni görsün, lütufları ile lütuflandırsın dersen,
hatalısın
İnkara gitmiş olursun. Allah’ım her kulunu yaratır, yarattığını
lütuflandırır.
Sen onun dışında gördü isen kendini Allah’ım seni affetsin
Allah’ım uluları ayrıca lütuflandırmaz. Onlarda olan, kapalı gözlerinin
açılışıdır.
Allah’ım diyelim, kulluğumuza duacı olalım. Kulluğumuzu bilelim,
bildirmesini dileyelim.
Gözü açık olanın yolunu değil, sadece Kur’an’ı rehber alalım. (16/11/972)
Duygu ruhta mıdır, bedende mi?
denirse; Ruh gittiğinde, beden gereksiz eşya olmaz mı? (03/11/972)
Yüce Allah’ımın dünyada özünü
dilersen, Habib’ine bak
Habib’ine uydu isen, Senin ile bir oldum Allah’ım, kainat sözüne uydum
dersen;
Habib’in soyundan gelmiş olmaz mısın? (03/11/972)
O seni bırakmaz, sen O’nu bildi isen
Kainatı O’nun için, O’nda senin için yaratmadı mı?
Kalbini yoklarsan O’nu bulursun
Canın yandığında kimi çağırırsın?
Öyle ise, canını kendini buldurmak için yakar (03/11/972)
Çalmadığın kapının açılmasını bekler
misin?
Yürümediğin yolun bitmesini umar mısın?
O’nu bulmadan gözünü yumar mısın?
Allah’ım O’nu buldurmadan gözümüzü yumdurmasın.
Dünyada bildirmeden göçümüze yol vermesin.
Gölgede isek, güneşinden mahrum bırakmasın (03/11/972)
O’nun olanı bulman için, O’na varman
gerekir
O’nu bulursan, O’ndan olanı görürsün.
O’nu bilmeden, O’na varmadan;
O’ndan olanı bilemezsin!
Pir’ler O’nu buldukları için;
O’ndan geleni, O’ndan olanı bildiler. (04/08/1973)
Umutsuzluk, ummayanda olur,
Allah’ımın affını bilmeyende olur. (03/11/972)
Günün yarısı bitti ise, öbür yarısı
vardır.
Hepsi bitti ise, yarını vardır.. (14/12/972)
Kolayın sevinci de küçük olur.
Hiçbir başarı el bağlamakla kazanılmaz. Yalnız başarı; Hak yolunda olanın,
Hak’tan gayrıda gözü kalmaz. Nerde olursa olsun, kimden gelirse
gelsin…(14/12/972)
Menekşenin renginde mi, kokusunda mı
yumuşaklık? Yapısındadır.
Çünkü, bütün güzelliğine rağmen, başı öndedir. Menekşenin yapısında has
kulunu gördüm. (02/11/972)
Kadir’den maksat, Yaratan’ın
yarattığı ile bir olduğu gecedir.
Kadir; Yar ile yarenin bir olduğu gecedir. Canda, Canan’ı bulduğu gecedir.
Bedeni dünyada bırakıp, O’nda bir olduğu gecedir.
Yeşilde muradını, mavide kanadını, morda O’nu bulduğu gecedir.(03/11/972)
Zambak toprağı değil, kulun gözünü
süsler, gönlünü besler. Neden? Yaratılıştaki güzelliğinden. (02/11/972)
Her yerin yuğanına el uzatılmaz, her
derin kuyudan su çekilmez.
Aynayı ters tutarsan karanlıkta kalırsın.
Aramadan bulunmaz, gücenmeden barışılmaz, danışmadan öğrenilmez.
Yuğanını bilen, başka kapıya dalmaz. Deryadan geliş olmaz; Deryaya sadece
gidiş vardır. (02/11/972)
Dünya sadece şekildir. Eşyanın aslı
ruhudur. Cesette ruhun eşyası değil mi? Asıl olan nedir? Elbet ruhtur.
Ne var ki, ruh da gelişe bağlıdır. Huyunu aldı ise, eşyanın yerini
bulabilirsin. Huyunu almayan eşyaya yerini veremezsin. Huydan maksat; Her
eşyanın yapısıdır.
Masa aş için, döşek uyumak için. Eğer gerekli yeri yoksa, eşya olmaktan
çıkar.
Habib’i O’ndan bunu dilemiştir;.Eşyanın aslını bileyim, hataya düşmeyeyim
diye. (02/11/972)
Aymak nedir? Uymaktır. (22/02/1972)
Aymayı bilen, olmayı dileyendir.
Koşuya giden at, kazanmaya çalışandır. (19/10/972)
Aymayı bildikse, hatayı
bulduğumuzdan; sevmeyi bildikse, Yaratan’ı bildiğimizden. (29/10/972)
Yüce bağı verir, üzümü oldurur.
Senin gayretin şarabı oldurur.
Ne koyunda, ne çiçekte gayret yoktur. Geldiği gibi gömülür. Kul olmadığı
için sorumsuz.
Kul olmayan kullar da öyledir. Geldik, gördük, sevdik, bulduk, döndük,
kavuştuk dedik.
Kul olmayan kulların diyeceği şudur; Geldik, boşuna döndük; Dönüşte ah dedik
yandık
Allah’ım affını bilmeyenlerde dağıtsın. Bilen kul, bilmeyeni eğitsin,
şuursuz gelene, şuur versin. (02/11/972)
Bayramın gelişini bilmek için,
orucunu bilmek gereklidir. Oruç da senin, namaz da.
Beklediğin bayramda, yeter ki kulluğunu bilesin. (16/10/972)
El değmemiş fistanda sökük aranmaz,
yırtılan fistan yeni yerine konmaz.
Dünyanın dengesi, kulun niyazı ile bozulmaz. (28/10/972)
Cevizin vergisinde, meyvesinin
sergisinde aranılan nedir?
Aranan, Veren’in verdiğidir. Ağaçtan değil, özdendir beklenen. (28/10/972)
Gölde olan ördeğin durduğuna bakma;
Uçuverir, deryaya kaçıverir.
Ne demektir? denilir. Görüntüye değil, marifete bakın.
Kuğu kaçamaz, gölden uçamaz amma ördek, yerini yönünü kendi tayin eder.
(28/10/972)
Ben size geldi isem, yolunuza
arkadaş oldu isem; benim kazancım sevincimdir. Yolda gidene, yolda kalanı
hatırlattı isem, sevincim sonsuzdur. Yolda giden kim? Allah’ım diyendir.
Yolda kalan kim? Dünyayı mekan bilen. (16/11/972)
|
Hz AİŞE der ki;
Gözümde nuru ile öğündüm, ayrılıkta döğündüm;
göçümde kavuştum, döğündüğüme yerindim. (29/10/1972) |
|
Hz HATİCE der ki;
Yörenin töresine uyunuz. Hatayı bilmekte huzuru bulunuz. Güneşte leke arayan,
gözünü kendi örtsün. Kulluk; Yolun yolcusu oldukta, olana uymaktır. Olmuşa
'dert' demekte değil Geçende unutulan 'dert değilmiş' denilendir.(29/10/972) |
|
YUNUS'um der ki;
Gönlünü ver, ne olursa olsun
Elini ver, ne gelirse gelsin
Yönünü vur, nereye giderse gitsin
Unutma ki, O’nun olmadığı yer yoktur
Canım demeyen, Canan’ını bilmeyendir
Canım dedikte; Ben’liği değil,
Canan’dan gelen, O’ndan olan her yaratılandır. (29/10/972) |
Zahmeti değil, rahmeti dileyin.
Zahmetin verdiğine katlanamayacaksan, yumuşak olmayı dile.. Olumunu Allah’ım
bilir. Katlanamayacak kulunu zahmete koymaz. Kulunun “olmasın!..” diye
yalvardığını kuluna vermez. (01/12/1972)
“Yolumuza gel” dedi isek, yolumuzu
gözetenleri sevindirelim. Sevinen ile sevindiren olalım. Kuşlara yolu
soralım. “Mihmandar olur musunuz?” diyelim. Onlar bize ne derler?
“Gönülleriniz yok mu?...” (14/03/1973)
Gölgede terlemezsin, terlemeden
bilmezsin. Varsın güneşte kalsın, kul terledikçe bilsin. Yolun yokuş oluşu
kulu yorsa da, çıkışın güzelliğinden kendini ayırmasın. (16/10/973)
Dumansız gök ararsan, rahmetine yüz
çevirmiş olursun. Zahmetin sefası büyük olur. Zulmetin cefasını, zulmeden
görür. Zulüm gören; Allah’ına sığındıkta, kendi tahtını kurmuş olur.Suyun
akışına ayak uyduran, kendini deryada bulur. (19/10/1973)
Vicdanına yük olan her olay,
haramdır. (01/12/972)
Akıl Allah’ımdan, fikir kulundandır.
Fikirden maksat, yumuşaklıktır. Yumuşaklıktan maksat, olaylara uymaktır,
Allah’ımın verdiği aklı yerinde kullanmaktır. (07/12/972)
Hey diyen, Hay demesini öğrense,
dağarcığında altın bulundururdu. Hey’de hakaret, Hay’da selamet vardır.
(01/10/1972)
Huy ile gemiye yön veremezsin. Sadece “Hay” ile verirsin.
Gemiye yön versen de, deryaya “dur” diyemezsin ki. Suyu yükselir, gemi yol
alır. Suyu indikte, gemi karaya oturur. Kaptanı olayları bilebilmeli, suyun
akımına uyabilmeli. “Karaya oturdu” dersen; huydan geç, hay’dan dile.
Katkıda bulunayım dersen yanılmış olursun, gücüne değer vermiş olursun.
Halbuki güç sadece O’ndadır. Her şey O’ndadır. O’nun zatındadır. Kainat,
O’nun sıfatında; O’nun gölgelerindedir. Gölgeden maksat, suya baktıkta
aksini görürsün. Evet; suda aslını değil, aksini görürsün. (11/12/972)
Acımak kulun görevi değildir.
Dediğim yanlış anlaşılmasın . “Merhametsiz olunuz” demedim! Her olayı
Allah’ımın vergisinde bulunuz. Sen O’ndan büyük müsün ki, verdiğine
acıyasın? Sen, sana düşen
kulluk görevini yap. Yardıma muhtaç gördüğüne, gücünce yardımcı ol,
yapacağın odur. (11/12/972)
Kur’an’ın yolu yolumuzdur. Merhamet
ne kulun gücünden, ne de vergisindendir. Kul eğer seviyorsa, sevgisini
cümleye bölüyorsa, merhamete zaten gerek yoktur.. Çünkü merhamet,
Allah’ımdandır. Neden? demeyiniz! Merhamet niyedir? Öksüz kalana, yahut
yoksul olana… Eğer, “ Her yerde Allah’ım hazırdır!” dersen; kendini
merhamete mezun görmezsin. Yanlış anlaşılmasın! Her kul, kendi nefsinde
kalsın demedim! “Merhameti sevgiye yöneltsin” dedim. Sevgiye katılan,
kayıtsız/şartsız beraber olandır. (04/08/1973)
Hâl ehline zevk Hak yoludur. Hak
Yolunu dileyene, gönlümüz, yuvamız açıktır. Dileyenden uzak kalmadık. Hak
Yol’una gideyim diyen, gelenden yakınmaz, sohbetten uzak kalmaz. Diledi
isen; gel, yine gel, yine gel…Gelmeyende gönül yoksunluğu arama.
Gönüllerimiz hep birdir. Gemiye gelenin, deryaya dalanın, sahilden sesi zor
alınır. Ne var ki, gönüller hep birdir.
Hâl ehli” nedir? Her olana uydu denendir. Yalnız; uydu denen, senden benden
değil, Yüce’den gelen karardır. Hâl ehli odur ki; ne geçmişi anar, ne
gelecekten umar, halde hali yaşar. Sahilde ise deryaya bakar. Deryadan
aradığı kalmaz. Çünkü, aramaktan bulmaz. Olduğu an, noktada küldür.Zevk;
kulun maddeden sıyrılıp, manaya perde açtığı merhaledir. Yani sohbetler…
Kâl…evet kâl; halin ötesidir, dünyadaki kulun en yüksek mertebesidir. O da
sadece bir kuluna nasip kılınmıştır. Resul’üne…“Kalemi verdim eline..” denen
ayet odur. (14/12/972)
En güzel hal, bakır sahana altın
kapak örtmektedir. (04/11/1973)
Köşeye meyi koysan, meyde sarhoşu
bulsan, ben sana aradığını sorsam; ne dersin? Her aradığında O’nu bulursun.
Öyle ise; neye baksan, neyi görsen sadece O’dur. O’nu olduran aşkındır, O’nu
bulduran meşkindir. Meşk buldurur, aşk oldurur, mey doldurur.(14/12/1972)
Ben O’yum, sen O’sun.., kendini
bilmeyen, oyun. Kendini bilmeyen oyunda olandır. “Mest oldum, O’nu buldum”
dersen, bulunmadık anı var mıdır? Canı/canda bildi isen, kanı/kanda buldu
isen..., Canan’dan aldığındır. “Canı Canan’a verdim” dersen; “kimden aldın,
kime verdin?” derim. (14/12/972)
Meyhaneyi dilersen; sakiyi sor,
sunduğu meyden nasip al. (04/11/1973)
Meyden gelen nedir? Sarhoşluk.
Dilemesen meyden almazsın, sarhoş olmazsın. Mey, aşk şarabıdır. Ne var ki,
Hakk'a olan aşkını alevlendirir. (04/11/1973)
Duvarın ötesinde olan senin
değildir. Senin olmayanı, “nedir?” diye düşünme.. “Benim olan kainattır”
dersen, kainatı kendinde bulursan; duvarları saymazsın, toprağı ölçmezsin.
Veren’in verdiği, kuluna layık gördüğü kadardır. Kulun dünya mülkü, gönlünün
ölçüsü değildir. Kimine dünya mülkü, kimine kainat yükü verir. Kainatta
yükünü bırakan, varışa hazır olur. “Aczimde kainatın suçu vardır” diyen,
kendini ikide bulandır. Aczini kendinde ara, kainatta bulma. Kainat ne
acizdir, ne aciz bırakır. Sadece “kainatta noktayım” diyen, kendini bulur.
Eğer, o noktanın içine kainatı sığdırabilmiş ise…
Kainatı noktanın içine sığdırmak nedir? Her yaratılanı karşılıksız sevmek,
hatasını silebilmek, güzelliğini görebilmek…(11/10/1972)
Neyden ses alan, meyde hevesini
döker. Her kul ulusunun aşkını çeker. Ta ki, aşkı noktaya gelip, bir
oluncaya kadar.. Noktaya gelip, bir olmak nedir? Noktadan başlayıp, kainatı
sardıkta; varacağın nokta yine aynıdır. Aşkın, sana şimdi kainatı
sardırmada.. Ta ki, başladığın noktaya geldikte; ulunu Yüce’nin gölgesi
göreceksin, onda kainatı bulacaksın..”Hepsi bir nokta imiş!..” diyeceksin,
BİR’liğe orada ereceksin. Çünkü; ne sen O’ndan ayrı, ne O senden gayrıdır.
(14/12/1972)
Her tarla akan nehirden almaz. Nehirin kollarından.
Meclisimizde olan her kul, nehirin birer koludur.
Yuvanın başındasınız,
dileyene sunarsınız. Desti ile alan, daha öteye dağıtanlara da “vazifeli”
deriz.
Ne dileyeni susuz bırakın, ne de destinizi. Oluyor, yolumuza gelenler
Hak’kı gönülde buluyor.
Olmayan yola gelmez, Hak’kı gönülde bulmaz
(15/12/1972)
|
MEVLÂNA'dan;
Gözle görmesen de, sesle duymasan da, gönülden eyvallah. Kundağı dürdük, her
konuyu derdik, cümlenin önüne serdik. Alandan almayandan, bilenden bilmeyenden
Allah’ım razı olsun.(15/12/972) |
O’ndan gelmedik mi? O’nu bulmadık mı? Sıfatları ile var
olmadık mı? Aslında ZAT’ı ile var olduk, SIFAT’ları ile varlığımızı
bildik. O’na dönmedik mi? Demek ki, O’ndan ayrı değiliz ve O’ndan gayrı
değiliz. Evet, sözüm açıktır. Her evde elektrik yanar, ayrı mıdır? Ayrı
memleketlerde, ayrı fabrikalar derseniz;
hangi güçle çalışır? Onun için , her yaratılanı O’ndan bildikte; O’nun ile
BİR olmuş olursunuz…(14/12/972)
O’na vardım, O’nun ile BİR oldum. Bir olan gönüllerle
bağlantı kurdum. Olay, sadece budur.
Sen ben değil, sohbetimiz sadece O’dur.
O’nda ben, O’nda sen, O’nda cümlemiz Cümlemiz O’nda BİR’iz.
Cümlemiz O’nda
Gül’üz. Gül’ünün renginde, aşkının ahenginde buluştuk, kavuştuk. (22/12/1972)
Gözüm gördü ise, O’nun gözüdür. Elim
tuttu ise, O’nun elidir. Aklım yetti ise, O’nun aklıdır. Benim olan yoktur.
Zavallıyız dendi. Neden zavallı olalım? Madem ki O’nun sıfatlarına malikiz,
mutluyuz kutluyuz. Çünkü O’nun kuluyuz. (22/12/1972)
Beni benden ayır, beni benden sıyır.
Ben demeden, O’nu gör. Beni seni O’nda kar
O’nun vergisinde, kainata sergisinde ne varsa senin içindir.
Demeyin; Kulunu ayırır, sevdiği kulunu kayırır. O’nun kayırdığı yoktur. O’nu
sadece seven görür.
Kapını açmazsan, havayı alır mısın, güneşi görür müsün? Karanlıkta oturur,
sadece karanlığı görürsün, karanlığı bilirsin.
Hata kimdedir, güneş yok, hava yok dersen? Hatanı düzeltmeye, pencereni
kapını açmaya bak ki
O’nu göresin.
(22/12/1972)
Güneşin vergisi, kainatın sargısıdır
Güneş de yaratıldı.
Yaratılan her varlık Yaratan’ındır
Yaratılmayan, sadece Allah’ımdır. (22/12/1972)
Hiçbir olayın ne başı, ne de sonu
vardır. Birinin bittiği yerde öbürü başlar. (22/12/1972)
Her olayda O’nu bulduk, her geleni
O’ndan bildik. Bilenden sorarsan, bildiğini söyleyeceği şey nedir?
Bilmeyenin sorduğudur. Bildiğimi görmedim, ne bilirim? demedim. Verildiği
kadar aldım, öteye bakmadım,
geriye dönmedim. Anda hali bildim, orda nokta koydum. (22/12/1972)
Deryada kaybolayım diyen, kainatı
gönlüne doldurmayı bilendir. Kainatı sevmeden, deryada kaybolamazsın.
Deryada kaybolmak nedir? diyene; Derya ile hemhal olmak. Deryaya girenin,
maddeden sıyrılanın,
manaya gönül açtığı an, kaybolduğu andır. Yaratılan her kul, deryadan bir
zerre değil midir?
Rahmeti ile düşen her damla yağmur, deryada kaybolmaz mı? Deryaya giren
yağmur tanesini ayırabilir misin?
Ne var ki, toprağa düşen yağmur tanesi de toprağa can verir. Toprak; Madde,
Derya; Mana. (22/12/1972)
|
MEVLÂNA der ki;
Geldim, gördüm, sevdim, vardım
Geride kalanı, dünya kumu diye kardım. (22/12/1972) |
Y; Tabduk’un kapısında otuz yıl
çalıştım, çalışmaya alıştım. Alıştıkça oluştum. Ne var ki, ışık tutamadım.
Sadece saki olup, şarap sundum. Şarabı sunmak için üzümü beklemek, şarabı
oldurmak gereklidir. Yani, kendi malındır. Mevlana Hazretleri daha önce
demişti; Senin olan sadece aşkındır. Benim sunduğum da kendi malımdı.
Mevlana Hazretleri, hem ışık tutucu, hem şarap sunucudur. O’nun malik olduğu
mertebe, peygamberlere layık görülen mertebedir. Hiçbir evliya O’nun
mertebesine varamaz. Müzeyyen günün gönlüne dolduğu, yarattığı her varlığa
aynı aşk ile baktığı bilinir. Mevlana Hazretlerinin aşkı, kainata
milyonlarca defa dolar. Ne sadece kuluna, ne sadece yoluna idi
aşkı. Aşamadığı dağı gönlü ile eritir, geçemediği köprüyü dili ile kurdurur,
ekemediği toprağı niyazı ile yeşertir amma, isteği
sadece cümleye. O’nun aşkında cümle Bir’di, her kulu Pir’di.
M; Sözünü ettiğin, semaya tuttuğun, beni yücelttiğin nedendir?
Unutma ki, cümlemiz bir bedendir…
Y; HAK’ta olan, hakikati görür. Tevazu olumunu hazırlar.
Selam olsun sizlere, geldik durduk düzlere.
M; Yunus’umun sevgisinde Ad’ımı da buldum. O’nun aşkı benden az mı?
Yeterince denmeyen, külde kömür olmayandır. Mangalı düşünün. Odunu yaktınız,
kömür ettiniz. Kömürü mangala koyar ateşlersiniz. Yanmazsa külde kalır,
eline parça gelir. Parça birliği bozar, çünkü Birlik küldedir. Zerre ol ki,
elendiğinde Birliğe erişesin.
(25/12/1972)
Yelde O’nu bulduysan, selde O’nu
bilirsen; dünya kötüdür diyebilir misin? Müstebit olanın istibdatı, gücünün
bittiği yerde son bulur. Ne var ki ona güç veren de/ alan da, Yine YÜCE’dir.
“ Niyetini nereye kadar götürebilir?” diye Allah’ım izin verir. İznin
bittiği yerde, kulun dönüşü vardır. Onun dönüşü cümlenin kurtuluşu mu olur?
Hayır! Her kul kendi ölçüsünü alır. Yazılan ne değişir, ne bozulur. Kendimde
bulduğum sadece YÜCE’dir. Cümlede gördüğüm de aynıdır. Madem öyle; ben ayrı,
cümle ayrı mıdır? Her kul ile sarıldıkta, kainattan soruldukta; ayrıya
düşmez. Yolunu arayan, arayıp bulan, geriye dönmez. Ateşin yandı ise sönmez.
Ateşi yanan kul, geceyi bilmez; çünkü, karanlıkta kalmaz..(22/02/1973)
Allah’ım, cümle ile Birdir ayrı
yoktur. Madem Yunus’ta da O, Mevlana’da da O, cümlede de O; Sevgi çember
olur, cümleyi sarar.. Aynaya bakarsan kendini görürsün, kendinde O’nu
bulursun. O’mu sendedir, sen mi O’ndasın? Cevap sizden olsun!!
“Dünyayı sileyim mi, YAR sana
geleyim mi?” dersen; “Gününü bekle, gönlüne aşkın sonsuzunu ekle!” der… Hak
olan idrak, göç ile başlar. Dünya idraki, mantığın alabildiği kadardır.” Her
kul aynı idrake sahip midir?” derseniz; kul mantığını çok yere bölerse,
idraki elbet kısa kalır. (22/02/1973)
Baki olan vermezse, sakiyi tanır
mısın? Saki vermezse, sarhoşu bilir misin? Sarhoşu bilmezsen, kendini bulur
musun? “Baki olandan, sakiyi sor!” demek; “Yolunu O’ndan dile, O’nun
verdiğine uy; sarhoş ile sende sarhoş ol!” demektir. (25/02/1973)
Yenilenmek istersen, an içinde anı
yaşa! Her an yeniden doğuşundur, eskiden sıyrılışındır. An siler, an yeniden
yazar (27/02/1973)
Nameyi dinleyen, sözün tadını bal
ile alandır Küfür, kulun gözüne toprak atandır Dileğiniz gibi söylemek,
zevkimiz olsa da; Dileyen gibi söylemeyi, edepten sayınız..(27/02/1973)
Meşrebim eğlenmektir, eğri olana
gülmektir dersen, doğruyu bilmediğini söylerim. Eğriye eğri demek için,
doğruyu buldun mu? Muzdarip olana; “Halin nedir?” diye sordun mu? “Allah’ım,
derdine deva” dedin mi?
Allah’ım demek için, sadece kendi derdine çare arama. Cümle ile bir ol,
cümle ile var ol. “Ağarmadık saçın hükmü sayılmaz!” dersen; saç ile değil,
gönül ile kulun olgunu seçilir. Seçen ne sen, ne ben, elbet Yüce’dir.
(06/07/1973)
Allah’ım her olaya ölçü vermiş.
Kulunun gözünü daima ileri baksın diye, başının önüne koymuş. Geriye bakmak
gerekse idi, başın arkasına da göz koymaktan aciz değildi. (06/07/1973)
Meyvenin hamı yenmez, kulun
yavrusuna söz gerekmez. Neden? derseniz, eğer doğruyu bilmiyor iseniz;
yanlış eğitmiş olursunuz, hatada ancak kendinizi bulursunuz. (06/07/1973)
Her yaratılanın yaratıldığı hali
güzeldir. Coşmuş olan kulun hatası nerededir? Taştığında.. Coşalım, amma
taşmayalım. Unutulmasın ki; taşan, ateşi söndürendir.İçin/için kaynayın,
cümle ile oynayın. Oyundan maksat gönül hoşluğudur, sabrın başlığıdır.
(06/07/1973)
Yuyan bilir, kulunu öyle eğitir.
Arayan bulur. Hiçbir yol bilmeyen serçeyi örnek alsa, hatadan kurtulur.
(06/07/1973)
|
YUNUS'dan
Bülbül gül için ağlar
Gül, kul kalbini dağlar
Güzelliği gönülleri bağlar. (08/04/1973)
Yürüdüm YÂR diye
Sevgilim sar diye
Yandım kor diye
Kandım, dünya var diye. (08/06/1973) |
Cemiyetler; cemaatlerin düzenidir,
düzen bulmuşudur. Her kul düzenini buldukta, cemiyet tüm kalbolur. Öyle
cemiyette küfr kaybolur. Sulh, dileyenindir. Cemiyet kalboldukta, sulhe
mühür atmış olur, hukuk düzenine uymuş olur. “Nedir?” derseniz; Allah’ım,
dünyayı parselleyip kuluna vermedi. Ancak kul; “düzen kurayım adıma, dünyaya
temel atayım” derse, düzende aşırı giderse ne olur? Elbet mücadele gerekir.
Olumunu bilsen, dünyayı silsen, Allah’ımın ne lütuflarını görürdün.
(13/07/1973)
Elbet gelişim; ne kendi arzum, ne de
kulunun niyazına.. Sadece Allah’ım diledi. “Yolunu dileyenlere..” dedi.
Yanılmayın! “Yolunu dileyenler” deyince, sadece kendinize mal etmeyin..
(27/07/1973)
Cümlenize selam olsun, Hak Yol’una
adım atılsın. “Atmadık mı?” derseniz, durmak yok!.. Her atılan adım, yeniden
doğuştur. Dursan; attığın adım nerde kalır? Hak Yol’unda durmak yoktur.
(02/08/1973)
Fıkıh, kainatın sözlüğüdür.
(04/08/1973)
Ulema, ilmini gönlünce yorumlar;
yorumda hata aranmaz. Usta, muayyen ölçüde masa yaptığı halde, birbirine
uyduramaz. Çünkü, aldığı kereste birbirinin aynı değildir. Yazanın yazdığı,
okuyanın niyetine göredir. Onun için her kulun çözümü bir olmaz, hatalısın
diye ona itiraz edilmez.
Bir ağacı düşünün, her bir yönü ayrı çeşittir. Ayrı yönlerden gören,
gördüğünce tarif eder. Ayrı tarif ediş, hatalı mıdır?. (04/08/1973)
Marifet dileyen, mesleğini öğrensin.
“Çıraklık yaptım” desin, ustaya öyle dönsün. Marifet bilenindir, her hale
uyanındır, gönülde duyanındır, dilinden silenindir, içinden bilenindir,
noktayı görenindir, “yerim bu” diyenindir. (10/08/1973)
Olumunu dileyen köküne su verendir.
Hakikati arayan, hikayeyi silendir. Hikaye nedir? Her olay kulun
hikayesidir. Öyle bildiğin an, hakikati bulmuş olursun. Olay olacaktır,
silemezsin. Kendini olayın dışına çıkardığın an, hakikat sende tecelli eder.
Güneşin vergisinde seni ısıtan nedir? Gününü aydınlatan nedir? Uymadığın
olayda, buluşun nedir? (Uymamaktır dendi..) Uymazsan da olacak, uysan da.
Uydukta, çözümü beraber gelecek. Güneş, onu bileni ısıtır, onu göreni
aydınlatır. Bir odaya girersen, her yanını örtersen; ne ısınabilir, ne
aydınlanabilirsin. (10/08/1973)
Ummadığın olursa, Bu nedendir? der
misin, O’na sual eder misin? Yağmuru bekledin yağmadı; ümidini kestin,
ekinim yandı dedin. Sabaha kalktın, yağmuru buldun. Sual açabilir misin? Her
olmadık gibi görünen, olumunda kulu şaşırtan O’ndandır. Onun için hiçbir
olaya sual açmayalım, neden olmadı? diye suçlamayalım, sonra “nasıl oluştu?”
diye şaşkınlığa düşmeyelim. (15/08/1973)
Meşrebin en güzeli; rüzgarın sesinde
nağmeler bulmak, denizin sesinde şarkılar duymak, çiçeğin eğilişinde raksını
görmek, hayvanın sesinde dumanı silmek. (15/08/1973)
Nefes, kulun can sesidir. Nefes; hem
zahire, hem batına kapıdır. Dünya kapısını açar, ahiret kapısını örter.
Ahiret kapısını açtıkta, dünya kapısını örter. İki tarafa açılan döner kapı.
(15/08/1973)
Deliye veli desen bilmez. Veliye
deli desen, gülmez. Bilmeyene dünyayı versen silmez. Bilene bir mendil
versen almaz. “Hak!” der, yürür; halkı gönlünde bilir. (15/08/1973)
Cebreden, cebrinden selamet bulmaz,
selameti kendinden bilmez, yerini kimseden sormaz, kaydına ne arasa bulmaz.
Almadığın örneğin sanatını bulamazsın, oymayı eline alsan işleyemezsin.
Kahrına verdiğin, zulmümle dediğin; açmadan okuduğun kitaba benzer. Gönül
açılmaz kul gözüne, mikrop saçılmaz kul özüne.. Gözden silinen özden
bulunur, orda kulun aşkı okunur. Gezdik çizme ile, çözdük sevme ile..
Gördük, bildik, sevdik. (17/08/1973)
Yenmediğin öfkenin zararı
kendinedir, yendiğin öfkenin karı da kendine. (17/08/1973)
Hizmetini O’na diye görürsen,
tacı/tahtı bakidir. (17/08/1973)
Tahtını kuran, tacını dileyendir.
İzin verilmedikte, tahtın boş kalır. (17/11/1973)
Nâmeyi yerine varsın dersen; elden
ele iletme, ayağınla götür, elinle ver. (17/8/973)
Celbedilen tanığın görgüsünden
başka, soru sorulmaz. Ehli Vukuf; sarahaten söyleyebiliyorsa ehlidir, yoksa
yalancı şahittir. Ehlinden şüphe edilmez. (18/08/1973)
Benim inandığım, beni aldatırsa
kuluna saygı olmaz. Saygı; O’nun Ad’ına iş görenedir. O’nun Ad’ını gönlünde
bilenedir. (18/08/1973)
Mütevazı oluşta saygı vardır,
saygıda sevgi vardır, sevgide O vardır.. (25/08/1973)
Yiyelim verdiğini, dürelim
serdiğini, sevelim sardığını, sayalım kurduğunu; saygıda selamet vardır.
(02/10/1973)
Gönlünde bileni, ne bilirsin?
dersen; Hakk Ad’ını sergiye koyarsa, gelişi güzel harcarsa, gönlünü pazara
çıkarmış derim. Pazarda olanı da her kul görür. Cemde darlık arama, cimde
noktayı sorma, sinde yargıya varma! (18/8/973)
Suyun kıt olduğu yerde, kula ne
gerek?” derseniz;
Arayan bulur. Bulamayan, Allah diye diye ölür. (18/08/1973)
Daha önce dedim; çetin ceviz zor
kırılır. Ne var ki, “kıramadım diye bir kenara koyayım, kırılsın bekleyeyim”
diyemezsin. Çünkü ne kadar bekletirsen beklet, kendiliğinden kırılmaz.
Kıracak, ÖZ’ünü bulacak bir vasıta gereklidir. (Soru:Bir aracı mı?) Evet.
(Soru:Kimdir?) Onu da kulun kendisi bulur. Bir cevizi kırmaktan kaçınırsan,
dünyanın yaşantısında binlerce ceviz kırmak gerektiğinde, kainatı
şaşırırsın.
Diş bademi diş ile, taş bademi taş ile kırılır. Sen; taş bademini de, diş
ile kırmaya çalışırsan, ağzında yuvarlar durursun. (19/08/1973)
Mucize topyekundür; Her
yaratılana...(25/08/1973)
Men edilen, Kur’an’da verilen, senin
ışığın olmalı. “Men edilen, ışık olur mu?” derseniz; elbet olur! Çünkü kul,
hatası ile doğruyu bulur. Eğer hataya düşmemiş olsa, doğrudan bihaber kalır.
Eğer yollar çamur olmasa, taşı/toprağı kulu rahatsız etmese, düzenlenir
miydi? (25/08/1973)
Gölün sineği bol olur, mücadele
gerekir. Ne var ki, mücadele dahi yıkıcı değil, yapıcı olmalı.
(29/08/1973)
Bugün, o günün kapısıdır, bugün
alacağın, o günün tapusudur. (27/09/1973)
Cevheri keşfeden mi maharetlidir,
yoksa keşfettireni bilen mi? (27/09/1973)
Makam’ı “Neredeyim?” diye soran;
Yaratan’ın yarattığı yerde olduğunu bilse, Sorudan uzak kalırdı. Nerde
olursan ol, O’nun makamındasın!. (19/10/1973)
Bilemeyen bilen ile bir olmaz,
bilemeyen hatalı görülmez. Aramazsa , “nerede bulsam?” demezse, Allah’ım
uyarmaktan aciz değildir. Her olayın bağlantısı, kulun görgüsüne açık
değildir. Kumaşı alalım, makasa vuralım derken, bedene uyanı düşünürsünüz.
Her kul, kendine uyanı alır. Sana uyanı öbürüne mal etme, bir yanı noksan
kalır. Her pişen aşı, yalnız yiyen bilir; yemeyenin sözünü etme, dişine göre
alır. Dişi olmayan, bademi nasıl kırar? Elbet, taş ile. Aymayı bilmeyen
nasıl uyanır? Ayağına gelen taş ile elbet. Taşa küfredersin, canımı yaktı
dersin; yaptığını bilsen eline alır öpersin, bana dost imişsin dersin..
Unutmayın! Her yarattığı kula dosttur, hayvana posttur. (31/08/1973)
Cümleye yolun özünü gösterdik, Yaratan’ı sevsin diye.. “Sevmeyen olur mu?”
demeyin. Bilenin/bilmeyenle bir olduğu görülür mü? Bilen kimdir? Bilmeyen
nedir? Bilen; kendini silendir, kendinde O’nu bulandır. “Her varlık
O’nundur” diyenindir. O’nun olanın; O’ndan olduğunu, çözendir. Mimarın
yapısında, görenin kapısındayız. Mimarın yapısında taş ta var; kum da, tahta
da.. Hepsi bir bütün olup, binayı meydana getirir. Onun için deriz; hatalı
aramayın, bir bütün oldukta onun da yerini görün. (19/10/1973) Cevher; değeri elinde tutanın değil,
gönlünü O’na uyduranındır. (26/11/1973)
Gerçek olan nedir? YÜCE’nin
kendisidir (11/03/1973)
Gerçek olan, O’ndan gelene uyandır.
Gerçeği bilen; “Hakk'ın eli üzerimde..” diyendir. (24/09/1973)
"Gerçeği arayayım, doğru yolu
bulayım” dersen, dileyiştir. Ne var ki, gerçeğin açılacağı an, hangi andır?
Bilmen için; gönül gözünün açılması, Hak gerçeğin dilenmesi gerekir.
Gerçekten maksat, sırları değildir. Her var olan açıktır, ne var ki sır
sendedir. Zorladığın kapı sana ikinci kapıyı gösterir, orda gücün kesilir.
(16/10/1973)
O’nun ile geldik, O’nun ile bulduk,
O’nun ile güldük. Yolumuzu dileyene, gönülden selam verdik. Kahrı; O’ndan
değil diye sildik. Sönmeyen ateş olduk, kül olduk kainatta savrulduk. Kulun
bahçesine gül diye dikildik. “Servette ferah vardır” diyene, “eyvallah”
dedik. Ne var ki servette, her kulun telakkisi değişiktir. Kimi maddeye,
kimi manaya servet gözüyle bakar. Cümlesine eyvallah demek düşer. (27/09/1973)
Yumuşak yoldan maksat; yolunu
bulanın, yolunda bıraktığı izi. Yerini bulan; doğru yolu bulanın yumuşak
yolu, arkasından gelene iz bırakandır. (02/11/1973)
Ya Allah! demekle yol yağ ile bal
misali açılır. Yiyenin yediğine, Nur’undan nasip verilir. Nasibin O’nun eli
ile yazılır. Yumakta çözüm ararsan, sabır ile dürülür. Yağan karda toprak,
örtü misali serilir. (02/11/1973)
Cemal’de güzellik seçilir. Celal’de
öfke sorulur. Cemal’i de, Celal’i de kulunun gönlündedir. Yerinmeden
dönelim; içtiğimiz acı olsa dahi, güzellik arayalım. “Dert” demekten
sıyrılalım. Kumda biz de iz bırakalım. (02/11/1973)
Şeriat nedir? Yıkanmış çamaşırın
ütüsü. Kirli çamaşırı ütülersen, kirini daha çok meydana vurursun.
Ütülemeden giydiğin, gözünü rahatsız eder. Senin rahatını bozan, şeriata
aykırı düzendir. Kendini yıkanmış, Hakk Nur’u ile paklanmış gördükte, elbet
ütüyü de dilersin. Ne var ki; ütüye vakit ayıramadıkta, paklığınla
yetinirsin. (02/11/1973)
Kulluk; hem kolaydır, hem zordur.
Kolaylık nerededir? Kul olduğunu bilsen, O’ndan gelene uysan. Zorluk nedir?
Sorguya düşmek, her olayın nedenini aramak. (02/11/1973)
Medeniyet; her yıkılanın yerine
oturan, yeniden başlayandır. Medeniyet dedikte, aynı ölçüleri arama.
İncelik/zerafet; yaşantılarda medeniyeti de inceltir, son safhaya götürür.
Ne var ki; hiçbir yaratılanda son olmadığı için, çöküntü görülür. Çöküntü
nasıl olur? Yapıtta çöküntü veya kayıtta. Kaydına öyle yazılır, defter
kaldırılır. (03/11/1973)
Cüz dediğin; cezbeden çıkarmaz,
canında Canan’ı buldurmaz. Canını Canan ile bir bildikte, cüz sana onu
bildireni gösterir. Mevsimi gelmeden giyinirsen terlersin, mevsimi gelmeden
soyunursan üşürsün. Bilmeden cüz’den ararsan; kapılırsın, sel misali.
(09/11/1973)
Minareden gelen seste O’nu bilirsen;
sesi değil, sözü alırsın. Çünkü sözde ÖZ’ü bulursun, ÖZ’ü buldukta O’nun ile
BİR olursun. Birlikte sen varsın! Birlikte ben varım! Öyle ise Birlikte
sadece Biz varız. Biz oldukta, her hali kutlarız. Niye?.. Kendimizi bulduk
diye. (19/10/1973)
Kendini bulmak söz ile olmaz,
kendini bulmak saz ile çalmaz. Kendini bulan sükuta erendir, alan değil
verendir, “ yama olayım “ diyene gülendir… Çünkü o, yamanın ta kendisi
olmuştur; fistan olmaktan geçmiştir. (Fistan: Dünya hali) Kapına kul olayım
demekten uzaklaşmıştır. Çünkü aradan kapıyı çıkarmıştır. Cemden kendini
çıkarıp, tekrar ceme dönüşmüştür. Cemin içinde tektin, çıktın; tekrar
dönüşte, cem ile tek oldun. Nasıl ki aş; pişmeden ayrı/ayrıdır.. Yağ/ tuz,
her türlü malzemesi ayrı/ayrıdır. Tek başlarına tatları da ayrıdır. Bir
oldukta, tencereye girdikte, hep bir tat oldukta, kulun sofrasını doldurur.
(19/10/1973)
“Yaşamak güzel..” diyene, “Eyvallah”
diyelim. Yaşamanın özünü verelim. Sevenin var ise, seven kadar yaşarsın.
Sevenin yok ise?.. Onun için “neden”de; nedeni kendinde ara! Kendini buluş
odur. Hatayı kendinde arayıştır. “Ben mal istemem, mülküne ortak olmam”
demek değildir, kendini bulmak… Ne malı istediğin kadar verir, ne mülküne
ortak eder!. (19/10/1973)
Alayda görülen birliktir. Birlikte
görülen dirliktir. Birlik, kuvveti geliştirir. Darlık bölüştürür.
(10/11/1973)
Demde buldum, demde gördüm, demde
erdim. “Dem nedir?” dersen, tefekkür. Demden maksat, mey ile kendinden
geçme. Mey olmadan kendinden geçersen, yolunun eri derim. (26/11/973)
Bilmediğim çoktur, bildiğim
Tek’tir!” dersen, her verenden bir söz öğrenirsen, kârın senindir.
(26/11/973)
Kapının her açılışına gönlün
sebeptir. Yolunun ayıklanan taşına, sevabın sebeptir. (26/11/1973)
Dinde aranan, gönüle konulandır.
Çevreye uymayı elbet bilmeli, sözde arananı gönülden demeli. Canım dedikte,
Canan’a uymalı, bedeni silmeli, dünyayı bölmeli. (01/12/1973)
|
YUNUS'um der ki;
Nerdeyim, nerde kaldım, nerde aradım, nerde buldum? Seven her gönüle girdim.
Soranın yoluna durdum, saran ile bir oldum. Yumuşak gönüllerde , hal ile ahvali
gördüm.
Dost ararsan kendini bil. Her kuluna kendini dost kıl! Her veren senden alandır.
Her seven senden bulandır. Sunduğun kadar alırsın, sevdiğin kadar bulursun.
“Buldum!” dediğin an, kendine dönmüş olursun. “Sevdiğim beni sevsin” dersen,
yanılırsın. Sen sev, sevmese de..! Sen sev, görmese de!.. Seven Allah’ım olsun.
Bilen/gören Allah’ım olsun. Varsın, kulu taş ile arkamdan kovsun. Kovuşta
keramet vardır! Eyvallah.. (01/12/1973) |
Bileceğin tek şey; yaratır/ gözetir,
gözettiğini özletir. Sevmeyeni dahi, gün gelir sevdirir, kendini buldurur.
Şüpheniz olmasın, kaygu gönüllere dolmasın! Çünkü, kainat O’ndandır, kul,
O’nundur. Buluş O’nadır, dönüş O’nadır. Bilse/bilmese,
görse/görmese…!(07/12/1973)
Yer silinmez, gök delinmez, susuz
asla kalınmaz. Yerde bulamazsan, gökten dile; rahmetini asla esirgemez.
“Dileyene verir” denirse, yanlıştır. Çünkü O, dilemeyene de verir. Ne var
ki, dileyen görür. Gördüğü için, “aldım!” der. Dileyen kuludur, dilemeyen
kulu değil mi? “O” sende, ne var ki sen de “O’nda” ol!.. Yunus’um der ki;
“O’ndan olayım..” dedim, ömür boyu yürüdüm. Dönüşte yanıldığımı gördüm.
O’ndan almadığımız an var mı ki, yürüyüp te alayım? Dileğimiz; vergisini
görmek olsun, almak değil.. Vergisini almak kolay, görmek zor! (07/12/1973)
Dünyanın kaygusu; sevgiyi bilip,
bulamamasıdır. Ne var ki, bilinen şey bulunmaya meyyaldir. Her kulun
gönlünde aşk çiçeği mevcuttur. Ne var ki, su gerek, suyu verecek gerek…
Aslında kainatın tümü sudur! Madem sudur, neden dönüşten şüphe edilir? Taş
gördüğün de sudur.. Ateş dediğinde sudur. Suyu, su ile beslersen gidiş
nereye? Yaya giden ile, arabaya oturan aynı mıdır? “Yaya giden yorulmaz,
arabaya binen karılmaz” dense de; giden gittiği yerde aradığını bulur,
aradığı ile bir olur. (07/12/1973)
Yenemediğimiz rakibi, yenen ile
dövüştürürsen; övünme sana düşmez! Gücün üstünde güç vardır, yenilmeyen
olmaz. (07/12/1973)
|
“Mevlana’yı sevendenim..” diyenlere sözüm;
Mevlana’yı sevenden isen, sevdiğini sev yeter! Mevlana’nın sevdiği kimdir?
Çöldeki kumdur, göldeki balık, sazdaki tel, daldaki kuru yaprak, Yerdeki çatlak
toprak, yoldaki garip yolcu, seldeki çer/çöp, dağdaki sert kaya… Yeter ki,
sırtını Yaratan’a daya.. Sevdiğin; sevdiğim olsun, bildiğin gördüğüm olsun;
Gönlün; cümle ile kördüğüm olsun. Olmayı dilediğin kadar, vermek de muradın
olsun. Candan öteyi, Canan’da bulasın; benden öteyi Hak’ta bilesin! Ben verdi
isem; O’ndan geleni verdim, O’ndan dileneni söyledim, Asla kendimden bir nokta
koymadım. (14/12/973) |
|
Kur'an insan gönlüne, iyiye ve güzele karşılık
Sonsuzluk erlerine Kevser'in verildiğini söylüyor
İnsan, gönlünden kaynaklanan ölümsüz ve sonsuz değerlerin genel adıdır
Kevser;
Ölmeyen güzel,
Pörsümeyen yeni,
Solmayan renk,
Bitmeyen ahenktir. (Garib-15/12/1994) |

|