MERTEBE

17 eylül 1968
Analığının canısın sen
Fatıma’nın kardeşisin sen
Sana Allah’ından geldi bu mertebe
Ne mutlu sana Tunalı Garib Sultan
Sen analığını unutmuyorsun
Ben de seni hiçbir zaman unutmam
(..) Tabi sana söylerim
Sen buranın değil bizim malımızsın

07 ocak 1969
Göğün altına bakın Allah neler yaratır
Garib’i gözetir
Garib’im dolmuş çilen
Kaderinden, gülünden
Senin merteben olmaz mı yüksek?
Yazılan görülür
Sunulan içilir
Allah sundursun
Suyunu içirsin
Yudum yudum içersin
Sen kendinden geçersin

23 mart 1969
Yumak muadildir hayata
Adalet muadildir ahlaka
Ahlak muadildir mertebeye
Mertebesine göre
Damağındaki atâya göre
Damaktaki atâ;
Ağızdan gönüle kadar olan büyüklük. Yoldur.
Allah kulun ölçüsünü ibadetini ölçüp mertebesini vermez
Ağızdan dua olmaz
Ta gönülden ağıza yol uzar
Mümin kulun ağzıyla gönül arasındaki yol uzundur
Mümin kulu ifade eder
Yol kısa olan; Anar Allah'ı, duası biter, dünyaya döner
Yolu uzun olan; Okur, Yaratanı düşünür, gine okur düşünür
Duası bitmez, gönlü geçmez
Çünkü yolu çok uzun
Olsa uzun üzülmez
Dünyayı gözü görmez
Ona Allah'ı lazım
O'ndan başka düşünmez
Allah'a olan anında ibadetini bilir, onu yapar
Gönül yolu, ağız yolu birdir
Gönlü başka, ağzı başka değildir
Damağın atâsı budur

19 nisan 1969
Okuduğu ettiği duayı kendine değil Allah'ına okusun
Allah ona mertebesini versin
Kendine okuyan kul mertebeyi kendine vermez
Allah'ın yolundan giden şaşmaz
Şaşan yumak sarılır sonra da dolanır


10 ağustos 1969
Amade olmak güzel Allah’ımın emrine
Ne güzel gördüm yolunu soranları
Nasıl bir kulum? deyip mertebe soranları
Maniyi kaldıran gönlünü açan cümle kullar
Allah'ın 'Güzel kulum' dediğidir

21 eylül 1969
Neden kulunu sevin derim?
Çünkü her kul Allah'ın bir parçasıdır
Allah’tan geldik O'na döndük
O'nun kulunu dünyaya
O!dediği an, olsun gelsin dediği andır
Kulun dünyaya gelişi
Gelip tecrübe edilişi
Dünyadan mertebe alışı

11 kasım 1969
Ağlamak yudumu arttırır, yolunu açtırır
Yeter ki gidene değil yoluna ağlansın
Allah’ım densin gönülden yansın
Yansın yansın dönsün dursun pervane olsun
Olsun ki görsün görsün ki yansın
Yandık,Allah’ dedik mertebemizi bulduk
Kulun mertebesini veren Allah, gören ben
....
Oldu buldum, dualar aldım, kul gönlü ettim
Gönül kırmak güçmüş
Dünyadan göçmüş olan bilmiş
Ama gine de gönül almış
Aldığı gönül, kırdığından çokmuş
Orası burasına benzer mi?
Namazını kılmadan gider mi?
Duasını etmeden verir mi?
Gönül yolu uyanlar mertebesi bir olanlar buluşur


15 kasım 1969
Gönül uyarsa Allah'ı bilirse yolunda giderse
Elbet mertebe alır
Alın yazısı toprak kazısına benzemez
Ne olacağı bilinmez
Gönül Kâbe’dir kulun ne olduğu bilinmez
Allah’ına yakınsa sevgisini kazanmışsa günahın o kadar aratır
Kulun mertebesi bilinmez kul tarafından.
Gönlünü bilmezsin
Mertebesini göremezsin
Onun için mertebesi ne kadar yüksekse
Kırdığın gönlün günahın o kadar çok olur
Mümin kullara sözüm
Sana ona değil yazıyı okuyanlara
....
İyiyi kötüyü Allah ayırır, biliriz
Kulun yumağını sararken amade olanı da olmayanı da görülür
Görüldüğü kadar rütbe verilir
Rütbe; dünya merdiveni
Mertebe; ahiret merdiveni


06 aralık 1969
Yunus der ki;
Anamın sevgisi çocuk yuvası
Çocuk sevgisi yolun yarısı
Ömrünün yarısını çocuk sevmekle geçirmişti
Duasını çocuk için etmişti
Mertebesini çocuk için bulmuştu
Gezer, çocuk görse niyaz eder
Miyarını çocukla ölçer
Yuva’ya gülmüş ne güzel demiş
Nuruyla gelmiş
Muradın olmasına duacı olmuş


07 aralık 1969
Çok yol bilirim Allah'ı anarım diyen
Kendini ulu gören yanılır
Uçuruma adım atılır
Kul mertebesini bilmez
Allah'ım emrinden çıkmaz
....
Dedem deyip dua edenden
Allah'ım yüzbinlerce defa razı olsun
Dünyada nasip
Ahirette mertebe alsın
Dualarım sizlere cümle yaratılmışlara
....
Andığım cümle kulların
Namazdan yudumdan daha münasip eden gönüldür
Namazı kılarsın yükünü atarsın
Bilinmez ödeyemezsin
Gönül yoluna
Mümin kuluna
Allah’ımın Yüceliğine
Hepsi silinir, mertebe alınır
Gönül gönüle uysa
Gönüller hoş tutulsa sevabı büyük
Allah’ımın yapısı kulun gönlü Kâbe yapısı
Kâbe’yi tavaf mümkün ise ne mutlu gidene
Değilse, ne mutlu gönül kırmadan yaşayana
Her gönül Allah yapısı

tarihsiz 1970(6)
Ağlamak yudumu arttırır, yolunu açtırır
Yeter ki gidene değil yoluna ağlansın
Allah’ım densin gönülden yansın
Yansın yansın dönsün dursun pervane olsun
Olsun ki görsün görsün ki yansın
Yandık Allah dedik
Mertebemizi bulduk
Meclisimiz Allah’ımın izni ile kuruldu
Adamın adı
Güzelin tadı
Mananın gölgesi
Kulun mertebesine göre
Mertebesi yükseldikçe gölge netleşir
Açmak dileyen sorsun
Mertebesini veren Allah, gören ben


07 ocak 1970

Musa’nın niyazını getiren Umraniyeli Muniye
Musa’nın sahabesi
Adının bilinmesi mühim değil
Mühim olan mertebesi
Yedinci katta sesi
Yuva’nızda duası

14 ocak 1970
Yumağımız günümüzü sevdirir
Büyük olanı saydırır
Günü büyük, mertebesi değil
Allah’ımın yolunun
Aşk dolu kulunun mertebesi sayılmaz, ağası olmaz
Dünyanın gayesidir kulun kula üstünlüğü.
Unutulmasın;
Allah’ımın dünya için verdiği
Dünyada alınan, sahip olunan dünyanın malı
Sahibi tek
Kul yanılır, benim der
Hani ne ile geldik
Adımızı ne ile andırdık?
Gelmek dönmek çıplak
Ruhu olan pak dünyadan kazançlı döner
Buradan mertebe alır


18 ocak 1970
Yumağını sarana
Hak yolunda gidene
Allah’ım var diyene
Mertebesi verilir
Ahiretin kapısı açılırmış

24 ocak 1970
Allah’ını bilen
Bütün gönlü ile bağlanan
Geleni gideni O'ndan bilen
Elbet yolunda erer
Velilik mertebesi alır
Ne giydiği ne gördüğü
Onu yolundan çevirmez


05 şubat 1970
Kullar sorarlar:
Uluların hangisi en yüksek?
Mertebededir derim
Bütün nehirler deryaya akar
Yanılınmasın
Nehrin küçüğü büyüğü olur
Amma netice aynıdır
Nehir ne kadar büyükse o kadar kolu olur
Koldan maksat, müridi olur


06 mart 1970(1)
Müstesna kulların yardımcısı olur, ona elini verir
Dünyadan yükselir
Asıl olan, kulun mertebesi ölünce tartılır
Münkir, Nekir’i andın
Mümin Allah’ım dedin. Hayır olsun
Ölçülür günahı, ölçülür sevabı
Mertebesi verilir, merdivenler çıkılır

03 nisan 1970
Cennet bağın bahçelerin gülleri açtı
Yolun etrafında gülleri seçti
Cümleye o yolun yolu verildi
Mertebe olan kata varıldı
Meclisimiz buraya kadar kolda gelindi

13 nisan 1970
'Garib?’ dersen
Ondan kuvvet geçmez
Eli elimde, kuşun tüyünde niye yorulsun?
Yolunu bulmuş vazife almış niye yerinsin?
Yerini hazırlamış mertebesini almış niye üzülsün?

27 nisan 1970
Yolun başına Ulu kişi gelir
Her yönde olan kula yönünce yardımcı gönderilir
Gönderilen ruh da dünya kulunun mertebesincedir
Dumanı silin, ölçüyü bilin
Gelişim, araya başka yolcu koymayışım ölçümü buluşumdur
Yolum, mertebenin en yüksek katıdır
Gönül yolumda olup dünyadan göçen her mertebede ruhlar vardır
Yoluma yardımcı olur
Dünya kulunun mertebesine göre gönderilir


09 mayıs 1970
Niyetini yumuşak bil
Ağız yolunu gönüle uydur
Mutlu olan gördün mü?
Vazifeni bildin mi?
Mutluluğu ben gördüm
En yüksek mertebesine erdim
Yuvanıza bunun için geldim

21 mayıs 1970
 Kul yakın olmazsa verilen telkin tesirini kaybeder
Dalganın tesiri ne kadar uzak olursa o kadar tesiri az olur
Yaklaştıkça tesiri de kuvvetlenir
Benim elimde değil senin gönlündedir
Yürekten dilemekle beraber
Dilemeye layık mertebede olmak gerekir
Yaklaşmak senin elinde


25 mayıs 1970
Denmesin layık mıyım?
Mertebeyi ben değil Allah’ım layık görmüş
Bana müjdeyi vermek kalmış
Ne mutlu bana
Kolay mı cennet? diyene sözüm. Elbet.
Allah’ımın kulu olman yeter
Yanılmayın;
Allah’ımın kulu olmak için O'na dönmek gerek
Allah’ımın kulu odur
Kulu olduğunu inkar edene, duacıyım


06 haziran 1970
Her an mucize bekleyip yanılmayın
Mucizeyi yaratılmışlarda arayın
Her vesile ile görürsünüz
Kul her şeyi dileyici
Allah’ım hayır olanını verici
Bitkiyi ekersin yeşermesi Allah’ımdandır
Rahmetini verir, bitki yeşerir
Bazen kurak olur yanar
Bazen rahmet bol gelir çürür
Allah’ım herkesin nasibi kadar verir
Mertebeyi Allah’ım verir

07 haziran 1970
Ay ışığı misali nurun inmesi hakikattir
Değerini bulduğu yerde
Bedenin girdiği yerde
Mertebesini bulmuş ruhun bedenini ziyareti

30 haziran 1970
Dünya nimetiyle rahatıyla ölçme mertebeni
İmtihana layık görülmek de lütuftur

25 eylül 1970
Layık olmayana mertebe verilmez
Allah’ımın yolunda mertebe alan geri çevrilmez

09 kasım 1970
Gidenin gittiği yer cümlenizce bilinir
Mertebesi sorulursa iznimizce söylenir
Elbet ölçü, kul ile Allah’ım arasındadır

15 aralık 1970
Mertebe gösterilmez kula
Müstesnası yok mu? dersen
Allah’ımın lütfuna ermiş kullar elbet müstesna

09 şubat 1971
Kul dünyayı silebilirse varmaya hazır olur
Anda gelir, bulur döner kendi de bilmez
Her kul gelir ne var ki geldiği yer bir değildir
Evet, mertebesi onundur
Geldiği yerde bulur

12 şubat 1971
Mümin olan bilir
Severse beni ben de severim onu dersen güzel söylersin
Amma;
Sevse de sevmese de
Verse de vermese de Allah’ımın kuludur
Hata olan affolunur dersen
Çok güzeldir, müstesna olaydır
Müstesna olaya kulluk etmek istenmez mi?
Her verilen sevilmez mi?
Ne beklersin? Kulun takdirini mi?
Kul mu sana mertebe verir?
Kul mu seni yüceltir?
O seni sevse de sevmese de
Kendi boşluğunu doldurur
Ancak senin sevgin seni bir basamak daha yüceltir

17 şubat 1971
Yolumuzca içeriz
Kendimizden geçeriz
Ne yolu şaşırırız ne kulu aşırırız
Kulla aşımız kulla başımız amadedir
Gelişim ne masaldır ne teselli
Kul ile hasbıhaldir
Sohbet hep gönüllere su katar
Nehirden nehire atar
Her nehir deryaya akar
Aktığım baktığımdır
Kulunu kucakladığımdır
Sevdiğim kadar buldum
Öyle mertebemi aldım
Her kul sevdiği nispette yücelir

08 mart 1971
Ağaç kimi dağda olur kimi bağda, kimi suda
Amma hepsinin değeri ayrıdır
Biz sudayız, o bağda
Dedim, değer ölçüsü vermeyin
Mertebeyi kayırmayın
Ağaç, nerde olursa olsun ağaçtır
İster meyveli, ister meyvesiz
Kiminin meyvesi
Kiminin gölgesi
Kiminin yuvaya takılan çatısı ağaçtan olur

21 mart 1971
Sahibimizden geldik O’na döneceğiz
Olmasını dilediği gibi olmaya çalışır
Elbet orda da eğitim görür
Mertebe niyaz ile değil gönül ile alınır
Dünyaya gelen ruhların bir kısmı öyle eğitim görür
....
Akıl hastası;
Allah’ımın verişidir
Kulun ömür çizgisidir
Delilik, kulun dünyadan kopuşudur
Delinin mertebesi dünyadan kopma ile verilir
Delinin dünyada çektiğindendir
Elbet mertebesi yüksek olur

12 nisan 1971
Kendini Allah’ıma adayan
Kuluna hizmetim olsun diyen her kul
İster Hristiyan ister Budist olsun mertebesini alır

16 nisan 1971(1)
Cumaya gönülde yer verse
Olanı görüp örtse
Mertebesi bir merdiven daha artsa
Kulun imtihanı derim
Her perşembe gecesi kul imtihan verir
Gelen ruhların arasına öyle karışır
Bir merdiven çıktı ise o kattaki ruhların seviyesini bulur
Verilen imtihan çeşit çeşittir
Gelen ruhlara hürmet
Allah’ıma verilen kıymettir
....
Garib’in sabır ölçüsü
Günde değil geçende aldık
Sabır yoluna müjdesini verdik
Geldik, gördük, imtihan ettik
Allah’ımın izni ile imtihan neticesi diploması verildi
Diploma, dünya malı değil
Ahiretteki mertebe müjdesidir
Mümin olan bilir
Verilen, sabır ölçüsüdür

16 nisan 1971(2)
Gelelim sözün özüne
Sözün özü nedir?
Alınan mertebedir
Yenince meyve ne güzel denir
Ağıza bir hoş gelir
Size yazılan yazı geçen güne göredir
Her geçen gün akan suyun sesi artar
Neden? Gelen sulardan
Çok yoldan, her koldan gelir, bir olur
Şu demektir;
Ben dediğimi benden demem
Gelenlere danışırım

20 haziran 1971(2)
Mertebe; gitme ile değil, varma ile alınır

28 temmuz 1971
Allah’a varmak için
Sesini duyurmak için
Cami mi gerek?
Boş gönül camide olsa
Allah diye bağırsa
Ağıza dolsa ne gezer?
Yolu münasip olmayan kula ne mertebe verilir?
Camiye girdi diye af mı edilir?
Olaya ‘Hayır’
Gelene ‘Hayır’ deyin
Tevekkül ile bekleyin
Manayı görürsünüz
Maddeyi silersiniz

22 ağustos 1971
Allah’ım her kuluna mertebe bildirmez
Kulun dileği, öğrenmek değil varmaya çalışmak olsun

14 eylül 1971
Mevlana olmayı
Musalla için yumağıma yer etmedim
Yumuşak yolu, mertebesini alayım
Uluların arasında olayım diye değil O’na varayım diye

22 eylül 1971(1)
Gelen her kulun dönüşü dilemediği görülür
Her ne kadar mertebesi yüksek olmasa da Allah’ımı idrak eder
....
Gözlerin yanıltmaz yolunu görür
Her kulun sevabı sergiye konur
Kalan? denmesin
Her kul gönlünce mertebe alır
Allah’ım nuru ile yarattığı kulundan geçmez
Denmesin olmuyor, verdiği gelmiyor
Hummalı olan beklemez ki görsün

19 ekim 1971(2)
Dünya ile ahireti ayıran çoktur
Ne var ki, dünya ile ahireti beraber yürütmek
Kerametin en yüksek mertebesini bulmaktır
Bulduk, verdik

21 kasım 1971
Gidenin yeri daha belli olmaz
Her kul anında gidişte mertebesini almaz
Dünyada hazır değil mi? derseniz
Sorgusu suali bitmeden yerini almaz
Müstesna kullar ayrıdır

13 şubat 1972
Kul mertebe aldım demez
Ölçüsünü sormaz
Soran öndeyim diyendir
....
Göçene ışık vermek Allah’ımın gücünde
Dünyadan göçenin bizden alışı kesilir
Nasıl ki dünyada dünya ışığı sadece olduğu yeri aydınlatır
Uçak yerden kalktığında dünya ışığından uzak kalır
Kul da göçünde dünya ışığından ayrı kalır
Orada ancak mertebesi derecesinde Allah’ı iledir
Mertebe dünyada alınır
Ruhlar ferahlık bulur
Dünya kulunun aydın ruhundan kulunu görsün
Dünyada mertebesini versin deriz
Allah’ıma duacı oluruz
Allah’ımın izni ile kuluna ışık tutarız

05 mart 1972
Hoş sohbet edildi
Ebubekir yapabilir denildi
Elbet yapar
Sen de yapsan derim
Ben onun gibi olamam dersen
Hataya düşmüş olursun
Olamam, o mertebeyi bulamam demek kurtuluş olamaz
O sana örnektir
Olamam değil olmaya çalışırım demek gerek
Ne var ki vereceğini harp içinde değil
Her an vermeye hazır olmalısın
Eğer dünyada yoksulluk çekmek nasibin ise çekeceksin
Sanma ki para biriktirirsen kurtulacaksın
Çekilecek olan kayıtsız şartsız çekilir görülür
Kulunun kaçtığını Allah’ım önüne imtihan kapısı açar

17 mart 1972
Dünyaya kök salayım diyen bedenin yolu
Dünya ile evren arasında kalır
Korkulan cehennem odur
Oranın yüceliği şuradadır ki
En geride olan dahi bu aleme giremez
Her gelen geldiği gibi olduğunu
Allah’ımın takdirinden der
Kendi dünya dolayından aldığı mertebeye
Kayıtsız şartsız boyun eğer
Çünkü öyle bir makamdadır ki
Adaletin hak olduğu
Kul hakkının en önde geldiği yerdir
Hiçbir kul Allah’ıma isyan ettiği için mertebesinden düşmez
Af dilemesi yeter
Sadece kula ettiğinin cezasını görür
Kul hakkını düşünelim
Sadece para ile ölçmeyelim
Kul hakkı beden ile
Kul hakkı gönül ile
Kul hakkı sevgi ile ölçülür
Sevgisini esirgersen bedenine cefa edersin
Gönlünü kırarsan ve parasını haksız yere iktisab edersen
Allah’ım seni affetsin
Kulunun affettiğini Allah’ım da affeder
Seni senin ile değerlendirir
Seni benim ile değerlendirmez
Ne sen beni ne ben seni yüceltemeyiz
Seni de beni de yüceltecek olan gönül yapımızdır
Benim sana verebileceğim
Senin bulduğun yoluna ışık tutabilmek
Gönlünde olan ateşi uyandırabilmek
Sizlerin bizlere verdiğiniz dualar
Yine sizlerin varışta dalacağınız deryayı hazırlar

24 temmuz 1972
Teslimiyet dünya kulunun en son mertebesidir
Ne var ki teslimiyet dilde değil gönülde olmalı
Bedeni silmeli, ortadan kaldırmalı
Dünyada yaşanan gün
Teslim olunabilen günlerdir

27 temmuz 1972
Göçünde Allah’ımı bulan kul mertebesini anda alır

20 ağustos 1972
Ben aldığım, eyvallah dediğim yük için bir mertebe yükseldim
Dünyada bilmedim, bileydim yüklenmezdim
Elbet başkasının günahına değil
Sevabına ortak olmak dilerdim
Allah’ımı hep beraber bulmak isterdim
Güzellik uymadadır
Kaygusuz bunu bilir, bildiği için uyar
Ne var ki mertebeyi cümle ile diler
Cümlenin arasında olayım
Onlardan gayrı kalmayım der
Mertebesini cümle ile paylaşmak ister
Mertebesini paylaşamaz
Çünkü ona da Yüce’den verilmiştir
Sadece dileyebilir

27 ağustos 1972
Ölen ölecektir, değişmez kaide budur
Günahkar mıydı? böyle ölüm layık görüldü demeyin
Ölümde kulun ölçüsünü vermeyin
Ölen kulunun şehitlik mertebesinde olduğunu söylesem kanaatiniz olgunlaşır
Gocunmadan yürüdü
Allah’ım dedi
Son anında Ya Allah dedi, O’na vardı
Kainat artık ona dardı
Allah’ım O’na gelen kulunun
Yolunda olanları kolaylasın diye onu yardımcı gönderir

02 kasım 1972
Huy; yerini hazırlama
Renk; çevreye uyma
Koyun; kayda itaat
Çiçek; görgüsüz gösteri
Geçit; mertebe

14 aralık 1972
Hal ehli odur ki;
Ne geçmişi anar
Ne gelecekten umar
Halde hali yaşar
Sahilde ise deryaya bakar
Deryadan aradığı kalmaz
Çünkü aramaktan bulmaz
Olduğu an noktada küldür
Zevk kulun maddeden sıyrılıp
Manaya perde açtığı merhaledir
Yani sohbetler
Kâl
Evet
Kâl halin ötesidir
Dünyadaki kulun en yüksek mertebesidir
O da sadece bir kuluna nasip kılınmıştır
Resulüne
Kalemi verdim eline denen ayet odur

25 aralık 1972
Mevlana Hazretleri
Hem ışık tutucu
Hem şarap sunucudur
Onun malik olduğu mertebe
Peygamberlere layık görülen mertebedir
Hiçbir evliya onun mertebesine varamaz

02 ocak 1973
Mertebenin ölçüsünde değil verginin ölçüsündeyiz
Senin vazifen yok mu?
Cümlenin vazifesi vardır
Her kul mimar olamaz bina kuramaz
Her kul yargıç olamaz
Kul nasibine söz ettiremez
Her kul şair olamaz gördüğünü diyemez
Her kul meşrebince vazifelidir
Sizlerdeki vazife kulun yolunu bulmak
Yuvaya yönünü çevirmek
Yuvaya gelenleri eğitmek

22 nisan 1973
Bilmeyerek işlenen sevabın büyüklüğü
Bilerek işlenen sevaptan yüz defa büyüktür
Mest oldum dediğin anda sildiğin yazı
Seni bir mertebeye öteye götürür

12 mayıs 1973
Kul mertebe almış ise kaybından korkuya yer yok
Allah’ım hiçbir kulunda verdiğine vereceğine yanılmaz
O yanılmayandır
O görendir
O bilendir
O seveni sevendir
O sevmeyeni sevendir
Görmeyeni görendir
Bilmeyeni sevendir
Mertebe nedir?
Ona gidendir
Yolun sonunda O var
Gidersen O’na varırsın
Durursan varabilir misin?
Unutma ki O kulunu her an çağırır
Kulum diye bağırır
Allah’ım seni duyandan olalım
Sıfatlarını bilenden olalım
Zatını dileyenden olalım ki Seni bulalım

11 aralık 1973
Aşk kulun dünyadaki en son mertebesidir


25 ocak 1974
Dilerken sadece O’na varmayı düşünün mertebeyi almayı değil
Öyle düşündüğünüz an muhasebeye düşmüş olursunuz
O’nun kulu ile muhasebesi asla olmaz
Hesabını verecek olan kuldur

27 şubat 1976(1)
Gelenler tüm sırları bilir mi?
Her olanı görür mü?
O’ndan oluş sırlarını biliş değildir
Ufku geniştir, sırrı değil
Mertebe denilen odur
Dağda yukarı attığın her adım sana daha geniş görüntü verir
Ruhlar hafifledikçe yükselir yükselir
Elbet en yüksekte olan diğerlerini görür
Allah’ımdan aldığı kadar verir amma cümle sırlarını değil

25 mart 1977
Çocukları düşününüz
Önce okula gider öğrenirler
Sonra çalışmaya başlarlar
Önce merhale sonra mertebe
Çalışmayı bileceğiz
Öğrendiğimizi vereceğiz
Verdikçe alacağız
Aldıkça olacağız
Orman misali olduk
Rahmeti geldikçe yayılacağız
O zaman esen yel akan sel bize zarar değil yarar verecek
Çünkü bizi etrafa daha çok yayacak


03 haziran 1977
Mertebem nedir? diyene de ki;
Gördüğün sevdiğin kadar bakışın
Yol ehli olan gelsin
Hal ehli olan kalsın
Diyene de ki;
Olmayan bilmeyen kimden alsın?
Bilen de bilmeyen de
Olan da olmayan da gelsin
Olan olmayana
Bilen bilmeyene versin
Versin ki;
Kendini yine de eğitsin
Kendi ile kendini öğütsün

21 eylül 1977

(Pir şeyh mi? Kullara mertebe yolu açar mı?)
Asla
Her kul kendi kapısını kendi açar
Her kapıdan kendi geçer

24 mart 1978
Ayıran dünya bilgisidir
Buluşturan ruhun görgüsüdür
Seven sevdiren kulun mertebesidir

09 haziran 1980
Ali’den cümlenize üç öğüt gelsin;
Hata sizdendir, bilici olun
Ata Hak’tandır, görücü olun
Üç günden öte, küs kalmayın affedici olun
Allah’ım affedicidir
Aşkı ile yananı görücüdür dedi
Ali, Resulünün selamını gönüllere aktardı
Alın bilin, kutluluk mertebesine erin
Umutlar sizlerledir
Gönüller açık olsun dedi Ali güldü
Gönüllerde açan çiçeklere sevindi yürüdü

28 mayıs 1982
(Soru: İlk mertebenin ay olduğu söyleniyor?)
Garib: Kimine ay, kimine yay

18 mart 1983
Ata yol versen ahıra gider
Sürüye yol versen ağıla gider
Çobana “var” desen davarı güder
Her yaratılan yaratıldığı hal ile varlığını sürer
Öyle ise kulluk mertebesine ermenin kutluluğunu
Bilginizden asla çıkarmayalım
Ömrünüzde kaldığınız müddetçe
Kul olmanın mutluluğunu duyalım

05 mart 1987
Resulü’nün varlığı bilgilerimizden silecek darlığı
Dünya günümüzde çektiysek zorluğu
Gerçeğe olan imanımızla ayılacağız, oyulacağız
Layık olan kulluk mertebesine ulaşmaya çalışacağız

31 ocak 1992
Meleklerin yerinde
Resulüdür ser'inde
O'nun gözünden bakar
O'nun suyundan döker
O'nun verdiği ziyneti takar
O'nun taktığı ziynet
İnsanı insan yapar
Kulluk mertebesinde tutar

 

Sohbetler Derlemeler

Derlemeler1968-2017 yılları arasında
© Sabahat AKŞIRAY tarafından alınan sohbetlerden
  elde mevcut olanlara göre derlenmiştir