MERYEM ANA (3)

05 ocak 1984(1)
meryem söze gelirse yavru dizde durursa
yaprak okunur bilse bilmese kul sakınır
yuvaya yol soran ile girelim çevreye her gelene gezelim
diyelim ki ondandır onundur onadır
gerçeğe düğüm vuran bilgisini bağlar durur
gelen günde dost kapısına vurur
alacağımız her seste heves ile kalmayalım
bilelim ki ses nefes kalıcıdır heves geçici
dedi meryem selamladı

05 ocak 1984(2)
s
andık aldım tahtadan temiz çamaşır çıkardım bohçadan
her kulu ile söyleştim bilinen lehçeden dedi meryem söze geldi
bağlı mı elim mühürlü mü dilim örtülü mü gönlüm
dost diye diye elimi çözerim dilime bal misali sahip çıkarım
gönlümü her var olana açarım olumsuzdan kaçarım
susadım diyen ile nehirden su içerim
el eleyip yol bildiğimiz günden
cümle ileyiz kayguyu sildiğimiz yönden dedi
meryem selamladı

12 ocak 1984
t
oprağı alırsan gülersin ağaca dayanırsan bilirsin
meyvesini yersen doyarsın dedi
meryem sözü aldı
döndüğüm yolda bildiğim özü buldum gönlümde olan ile kaldım
her hurmayı yedikçe çekirdeğini toprağa koydum
dedim ki
geçenler sayacaklar meyvesini soyacaklar
çekirdeğini toprağa koyacaklar düzeni öyle kuracaklar
gölgeyi gördüler ağacın altına girdiler çekirdeğini ceplerine koydular
ne geleni ne gideni duydular dedi Meryem
 gerçeğin kuranda yazılı olduğunu söyledi cümlenizi selamladı

19 ocak 1984
b
aşımı bağladılar güneşten yanmasın diye
gönlümü eğlediler çirkine kanmasın diye
özümdeki gerçeği dalımdaki çiçeği bilseler
beni sende seni onda görseler meryem ile yol üstünde dursalar
ağaçtan alacakları meyveler için sepet örseler
 zaman seyrini güzelde noktalardı meryem her sözünde geçmişi örtülerdi dedi  
cümlenizi selamladı

20 ocak 1984
s
elam verdim yazana nasip dedim kızana
adım adım oluştuk her sohbette buluştuk erden serden söyleştik
meryem dağda bağda değil yuvadadır
gönül veren her kulu ile havadadır
ne kuş ile savaşır ne balık gelse karışır
aldığı gibi kalır bulduğu günde gelir dedi
meryem selamladı
-yazan kelimesini açar mısınız-
meryem rabbinden söyleşir demde güzeli bilsen gerçek ile dolarsın

26 ocak 1984
dost ile buluştuk çayırda sürü dedik karıştık
yerden göğe selam verdik gelen ile çalıştık
dedi meryem cümlenizi selamladı

27 ocak 1984
çevreyi oyaladım duvarı boyaladım sahanı kalayladım
 dost gelir diye bekledim elbet gelecek meryem ile yolda gülecek 
kayguya düşene soracak hakikat nerde diye
hakikat her kulun özündedir resulünün sözündedir
o dedi ise gerçektir o gördü ise cümle içindir
dedi meryem toktayın üç öğüdünü her birinize verdi
yerden aldığın taşı öğüt
sevgi ile aldığın başı eğit
gönülde bulduğun gerçeği sadece kendin bil kendinde kal
dedi meryem toktayın selamını cümlenize iletti
kayıt ondandır kul zanda bildiğiniz bulduğunuz her öğünde
aradığınız gerçektir dedi meryem selamladı

02 şubat 1984
ne gelen ne de giden yolu taşlı demedi
yorgun olsa çamur görse kimseden kimseye söz etmedi
meryem ile rabia ağaç var ise güneşten şikayeti kalmadı
her olayın güzelliği ölçüsünü bulmadadır
kulluğun varlığını bilmededir
beden giden ile bağımlıdır bilmekten zorunludur
bilmezse bildirilir uymazsa öğretilir dedi
meryem selamladı

09 şubat 1984
 suyun aktığı yerde buluşalım yoluna düzen vermeye çalışalım diyene  
suyun verdiğini bilendeniz de vereni sorarız
suyun getirdiğini görendeniz de bitirdiğini ararız
her kolun getirdiği biredir her pirin verdiği kordadır
bilen kolayda bilmeyen zordadır
çevremiz sana bana aydın olan her güne dedi
behlül ile meryem bir sözde kaldı
durak pey pey ise varak pay paydır
yumağı bile bile örelim düğüm geldi ise sabır ile çözelim
her güzelin altını çizelim dedi
behlül ile meryem cümlenizi selamladı


12 şubat 1984
duman odundan geliyor ise bunaltır bulut ise donatır
meryemin dumanı buluttur dedi meryem sözü aldı
kuşağı bele taktım her güzelden yerimi aldım 
akan suya daldım gittiğim yerde sordum
bağlanan sürüye çoban olayım mı bilenden yolumu sorayım mı
denildi ki sen konusun konuk değil
meryem devreyi bilen olarak geldi bilim olarak yürüdü
sürüyü o bilgi ile dilenen yere getirdi
öyle ise cümle canlar sürüden sayılsınlar
meryem ile övünsünler dedi cümlenizi selamladı

22 şubat 1984
yaprağa el sürdüm lif ile sardım dediler ki
her dala aşı gelmez
meyhaneye diz vurdum dediler
taşı kalmaz
 yol benim gönül benim yarattığın cümlenin dedi meryem sözü aldı 
daldan dala konan kuşa yanarım
kulundan gelen taşa elimi verdim
cümle başa gelsin dediler yoluma durdular
yüce izin verirse olan bilen görürse gelmem diyemem
ham lokma yiyemem dedi meryem selamladı

23 şubat 1984
y
oldan gelen selama üç öğün eğildim de
dolu olan bardaktan damlayı düşürmedim
sevgi ile doldum da halimden taşırmadım dedi
meryem söze geldi
balık yerde duramaz darda ise kalamaz
bilirim diyen bilmeyene soramaz
gün boyu bilgiyi taradım ne bildiğimi aradım
elde sadece günün tozu dilde yozu gördüm
o zaman gönlümü taradım ne toz ne yoz sadece sıcak yaz var dedi
meryem asla bilgisini sergiye koymadı
nasıl verdi denilir
sevgi ile saygı ile duygu ile
yerden göğe alışa alışa cümle ile çalışa çalışa dedi
toktayın selamı ile cümlenizi selamladı

29 şubat 1984
g
ördüğün gün güzeli bildiğindir gönlündeki özeli dedi
meryem karşımızda olana sözü bağladı
nur perdeyi açandır kor dumandan geçendir
alayım dediğin gün silmeyi denediğin olayı düşünmedin
güçlüğü öylece yendin dedi
meryem selamladı

01 mart 1984
m
eryem sofrayı kurdu olumsuz sözü kırdı gölgeyi ağaç diye bildi
elinden dilinden geleni gayretinde görüleni yardımcıyız dedi
gerçeğe yöneldi
bir bir okuduk sonsuz güzele adımızı verdik
sen ile bende perdeyi serdik
yol alana hal bilene
cümlenin selamını getirdik dedi selamladı

06 mart 1984
m
eryem dost kapısındadır güler geçer,aynaya bakar seçer
senden alır bende bulur cümlede kalır
değişenden gelişeni bulursun yoğurt yer ayran ile olursun
her gönülde verdiğin ile kalırsın
geçmez dediğin,dünya düzeni bildik ki birdir yazanı
bindiğin arabaya dileyen gelsin bilmezse olduğu yerde kalsın
saymayı deneyen her kulu çağırsan çağırmasan gelir
oyundan değil gönlünden bulur
geç yazanı kaç bozanı dost dersek dostluktayız dedi
meryem selamladı

09 mart 1984
olumsuz dediğin olaya kendi adına nokta koyma
bildiğin gerçekten gayrıya kalma allahımın emridir olacak
ne var  yoldan gelene soracak dedi
pir sultan abdal söze geldi
meryem ile söyleştik katı gelene gülüştük
açan güller adını verir adında gerçeği görür dedi
pir sultan abdal ile meryem selamladı

10 mart 1984
toktay aldı mı gücü meryem sezdi mi geçi
yamaya eğildi enseye vurdu saçı dedi
meryem selamladı

14 mart 1984

emir senden allahım
kulunu eyleyeceğiz senden gelen güzeli bekleyeceğiz
kandili yakmak için az gelirse yağı saklayacağız
ne senden umutsuz kaldık ne senin vereceğinden şüpheye düştük
ne de olumsuz geleni deştik dedi
meryem söze geldi
buz üstünde oturana soğuğu tarife gerek yok ısınmaya odun arar
ocak başında oturana sıcağı tarife gerek yok
her olayın düzeninde bilgi ile yazanında diyelim
bilelim ki rabbim dilediği ile buzda dilediği ile hazda buluşur
kul rab bilgisi gördüğünde aramaya çalışır dedi
meryem cümlenizde gerçekten açılan perdeyi selamladı

15 mart 1984
p
ak oldu ise beden hak buldu ise gönül
ne olan söyler ne veren eyler dedi
meryem sözü aldı
karar alsam gitmeye dilenen sürüyü gütmeye
kadın aklı kısa derler kadın olmasa pişen aşı nasıl yerler
dedirten de olumluyu yedirten de pişmiş aşı kadındır sanılmasın odundur
bakmaya kıyamadığım çiçeği elden ele doladım
bilinen yerde sakladım çevresinde bekledim
her bir ahitte her bir kulunun sözü tektir
tekliğe umut hakka hürmettir dedi
meryem ahdin yaratılmışlığa ilk adımda resulü’ne uyulacağı sözüdür
ben sen demeden dost kapısına söz etmeden geldik gidelim
aldığımız sürüyü kim olursak olalım güdelim
-sürü nedir-
bilincini paylaşan her var edilen
unutulmasın her var edilende aynı bilinç mevcuttur dedi
meryem yeniden selamladı

05 nisan 1984(1)
seferde olan bilir nasibini alır gelir 
dört yaprakta yazılanı okur dedi meryem sözü aldı
dağlar güneşi gizlerse doğuşu besler
ağaçlar kainatı süslerse güzeli gizler
alan bilen gerçeği gözler 
selam verdik yunus ile söyleşeni gördük dedi meryem selamladı

08 nisan 1984
ekinler boy verecek güzelde huy görecek meryem söze gelecek
adım adım yürüdüm saçı uzun taradım
taşı çektim toprağı aradım
karınca döne döne yol alır kuşlar kondukları dallarda sallanır
selam verdim cümlesine gümüş misali aldılar
güneşte güzele daldılar
gümüş misali madde bilinci ile aldılar
dedi meryem cümleniziz selamladı

12 nisan 1984
s
elam dedik sizlere nurunu alan yüzlere saklanan sözlere dedi
meryem yuvaya geldi
yolda taşlar vardı eledim de geldim
çocuklara yöneldim beledim de geldim
saçlara baktım dağılmış taradım da geldim
her güzeli ömrüme yamadım da geldim
anahtar istersen kapı açmaya talip oldum allahım diyesin
yapraktan yaprağa her öğün tevhid çekesin dedi
meryem hak adının her kapıya anahtar olduğunu söyledi selamladı

19 nisan 1984
merdane düze gelir derdi siler söze gelir
her düzende yolu bulur kaydını cümleye verir sözü meryem alır
dağ eteğinde durdum sürüye adım verdim her dileyene sordum
senden gelen nerdedir diye
ben benden bir zerre vermezsem ben sen den neyi isterim
dost kapısına varıp hangi örtüyü örterim
dedi meryem selamladı

03 mayıs 1984
h
er kuşak bilenin belinde bilmeyenin dilindedir
çağrıya gülen ağrıya ağlayan dünya halindedir
asla hata değil gerçekçi olalım sla olduğumuzdan ayrı durmayalım
rabbimin verdiği her hali yaşayacağız
en güzele uyduğumuz gibi gazele bakacağız dedi
meryem gölgeyi güneşten geldi diye sevdi
gölge gönülde iz bırakır güneşte söz bırakır cildi yakar
güneşin verdiği ağacın gölgesinde değerini bulur
her gününde gölge arayan görgüsünü sandıkta bırakır
hep ağaç altında olmaz tembellik kula gelmez dolaşmasa kul bilmez
korkuyu bilmeyen yargıya düşmeyendir dedi
meryem selamladı

10 mayıs 1984
m
eryeme söz veren elbet yücedir gelen ile söyleşir
kapalı olmaya kulun gücü yetmez çünkü gönlüne haktan başka katmaz
satıcı elindeki eşyayı sergiye koyar
bakır ise elindeki altın koyamaz
altın ile bakırı  boyasa asla altın diye bakırı satamaz
aynı sergiye talip olduk teraziye elimizde olan altını koyduk
ne güzel dedik sevindik yarattığın dedik övündük dedi
meryem üç öğüt üç yolda yolum nedir diyene verdi
üç yol aracı ayrı amacı bir olan hakka götüren yoldur
yolunu seçecek kuldur de ki
yolumda gerçeği bulayım resulüne uyayım
senden gelen her sesi duyayım
böyle demek için asla kendi özünden feragat etme
sözünü başkasının mantığı ile tartma
ne olursa olsun inandığın gerçeği örtme
o zaman en kısa yol sana açılır ayağına taş gelmeden geçilir dedi
meryem selamladı

13 mayıs 1984
d
ayanmayı bildiğin kadar donanmaya gelesin
her olaya hak adına gülesin
oturduğun yerde değil güvendiğin günde gerçeğe uyasın
ayda bulduğun güzeli yıldızdan da bekleyesin dedi
meryem sözü aldı
binbir sözü söylesek binbir günde beklesek bin bir deveye yüklesek
bilginize erişmezdi kimse kimsenin bilgisine karışmazdı
yaratan gözetendir ne verdi ise korur kimden ne gelirse görür
allahım gerçekte kalana gün gün bildirir dedi
meryem selamladı

22 mayıs 1984
her sözümüz birliğedir kumun gidişine göz atınız
dedi meryem söze geldi
yudum yudum içeceğiz her yudumda gerçeğe döneceğiz
kundak ele geldikte dileyen dosta sunacağız
bağlı olan düğümü anda çözeceğiz 
kumun gidişi bilene gerçeği açar
her kulu dilerse özünü seçer
gelmeyi diledik rabbimden izin aldık yuvada sofrayı kurduk
yaprakta yeşili gördük
kapak olmayın gelene katık sormayın nadana 
dedi meryem gül ağacına sevgi mendilini bağladı selamladı

24 mayıs 1984

geldik meryem ile söze dedik selam olsun size
gide gide yol bitmez ocak yanmazsa baca tütmez
 tezgahında altın olan gümüşü satmaz
gönlünü açmazsa kul meryem elini tutmaz
el ele geldik cümlemiz hoşnut olduk dost kapısında beraberce bulduk
gelene selam vereceğiz tezgahına bilginizi sereceğiz
ata otu soracağız yorganı ipek örteceğiz sevgin ile gerçeği dürteceğiz dedi
meryem yolun başında olana selamını iletti

27 mayıs 1984
meryem yolu bilenden yolda gerçeği bulandan razıyım 
allahım razı olsun der niyazını niyazına katar
elinde meşale tutar yolun aydın olsun dilenen şifayı bulsun diye
dar gelmesin fistan yanlış okunmasın destan 
gölün suyu serin olur gidersen derin dağlar gölgesini verir
açtık yeşil kutuyu gönülden attık kötüyü
sert geleni vura vura yolu aldık dura dura hep ağaçlar sıra sıra
selam verdik gönül aldık allah dedik deryaya daldık
kuma adım atacağız gül dalını tutacağız taş gelirse iteceğiz
dedi meryem düne geleni günde sildi

29 mayıs 1984
hal ile olmayı yol diye vermeyi görev saydık 
meryem ile güne geldik ağaca sırtımız verdik
ses nefes oluk oluk ulaştı sevgimiz birbirine bulaştı
doğru yol şaşırtmaz dedi merkezim sözü meryeme verdi
dolandım durdum çevrede dedim uyan kalır çağrıda
adım adım gittim de her ağacı tuttum da ağaç şikayet etmedi
dalı ile dürtmedi
doğduğuma şahit olanlar öldüğüme nokta koymadı
meryem nerde aranır toprak nasıl taranır
gür gür akan sulardan gece gündüz sorulur
bildik bilmedik yorulur
nefes alıp verdikçe nefsi tepsiye koydukça
ne soruya cevap gelir ne meryem yerini verir dedi selamladı

07 haziran 1984
meryem yolda bekler de her satıra ekler de
şikayetçi olur mu olumsuzu bulur mu
meryem geldi sözü aldı söz ile deryaya daldı
sağdan soldan alanlar bir avuç toprakta bulanlar deseler
her tanede yücenin emri gizli her kulu gelişten sözlü
sözümüz hakkadır
diktiğim ağaç tuttu meyvesini alan sattı
davarı çoban güttü ne yazdan ne kıştan derdimiz olmadı
derdim var diyen sayfada bulmadı
bulduğunu bilse geçeni silse meryem ile söyleşirdi
kundağı ele alsa dost kapısında bekleşirdi
dedi meryem selamladı

14 haziran 1984
doğru eğri bilinir kainatı yazan ile okuyan sevilir
bildiğini dokuyan övülür
devran senden allahım ferman da senden
meryem verdi ise düzenden her okuduğunu yazandandır
dedi cümlenizi selamladı

30 haziran 1984
bunaldım su dilerim gelen geçene söz ederim 
dilenen her eli tutarım toktay adına selam aldım
gönülden gönüle aktarılan her olayda gerçek vardır
peygamber görmek asla geçersiz rüya değildir
rüya da değildir
açmayı dilersen bekle derim 
dört duvarı örttüğünüz damına bayrağı diktiğiniz gün gelir
dedi meryem selamladı

05 temmuz 1984
deryaya yol dileyen her kuluna kapalı gelse kapı
yol vermese yapı
dileyen ya allah der açar yapıyı gönül ile geçer 
bağda gölge aradım su başına geldim saçı taradım 
ilmek ilmek ördüm üst başına sardım
el ayak hizmetine benliğimi verdim yamayı dizine verdim
suya yol vereyim mi suda sinnimi göreyim mi
akan su ile terimi sileyim mi derler bana sorarlar
akan su arındırır saymayı bilirsen barındırır
dedi meryem selamladı

19 temmuz 1984
meryem ile bir sözde dost aradık her gözde 
sevgi olsun gelişsin nuru kalsın her yüzde 
dağılanı toplayan bir bohçada katlayan 
bilgisine eklerse gelişsin diye beklerse
elbet günün yerini bilir olduğu halde kalır
dedi meryem selamladı

21 temmuz 1984
yaylaya çıktım düzde ovada ekin sözde
akan sular vareder cümle alan kar eder
diktiğim bağda üzüm kurduğum düzende sözüm
seindir seninledir dedi meryem sözü aldı
kapanmaz kapıda durdum dost haline verdim
bilene bilmeyene sordum 
ne var ki
mantığım ile yordum
güzele güzel diyen her kulu özden geleni söyler
yapıda olan kulu özünü cümleye böler 
dedi meryem selamladı

24 temmuz 1984
k
uyuya su verdim de dağda uçan kuşu gördüm de ağaca ipi serdim de
kuş nağmeyi mi kesti ağaç ipini attı bilgiyi alan görgüyü mü sattı
ne kayguya yer verelim
doğruya gönül verdik eğriden ayrı durduk
 yaprak yaprak verdikte satırlarda sahipsiz mi kaldık
kul güneşi bildi ise kaygu gerekmez dedi
meryem günün yorumunu gönülden gönüle huzur ile verdi
allahım cümlenizden razı olsun
papatya kaynat limon bal ile iç
çevreme gül dağıttım sevgim ile eğittim dedi meryem selamladı

26 temmuz 1984
bağbozumu başlar diyene de ki
yaratan bilir düzeni dilediyse yozanı
bir kalem bir kitaba bir söze bir hitaba ayak tutar
dilediği çobanın sürüsüne katar
bilmeyi dilediysen kulluğunu hazır et elinde yolluğunu
dedi meryem sözü aldı güneşte buldu gölgede durdu
ne var ki
yaratılmışlığın kutluluğunu buldu
bilmek kulun sesine değil özüne hitaptır
her kulun bildiği kainattaki kitaptır
her kitabı birledik her konuyu zorladık
gördük ki yaratan birdir 
yaratılan yaratanı biliyor ise gürdür
seni beni silerse günde ona bağlarsa gönlünü
hakka döndürür ise alnını ona de ki
her varedilen birdendir bilse bilmese
madem ki yaratan bilendendir ademden bu güne gülendendir
senlik benlik hırkadır
kapanan kapıya bakan açıldığında gördüğü ile gönlünü yakandır 
hem adımı senden aldım hem gönlümü ona verdim
toktay ile ayağa durdum dedim ki
aldım kucağa girdim ocağa atılmayım olmayacağa
dedi meryem selamladı

02 ağustos 1984
dayadık ağaca sırtımızı sildik bilgimizdeki sertimizi
dedi meryem sözü aldı
ben senden sana sığındım allahım
ben senin ile benliğimi buldum allahım
düş gördüğümü sandım yalandan uyandım allahım
dedi meryem selamladı

12 ağustos 1984
meryem yolu aradı sevgi ile taradı
günün verdiğini güzelin ördüğünü dost kapısı verir
dedi yerden göğe niyaza durdu
baktı isen düzene uydu isen yazana deme nedir bedenini bozana
gelmiş geçmiş söz olur sözde lokmanı bulur kaygu sende kalır
kondu ise dala kelebek bil ki kışın bitimidir
deme kaderin yetimidir
isa musa ne dedi ibni sina ne yedi
ayran içti sözün en güzelini seçti
dedi meryem selamladı

21 ağustos 1984
ortak olmadık söze kayıtsız kalmadık size
yarım yolda bütün bilgi niyaz ile olur dersen
bilgiye sınır çizmiş olursun
meydanda bilenden bilmeyenden yerini sormuş olursun dedi
kundağı gölgeden güneşe alan sözünü cümleye veren
meryem söze geldi
bağımsız kalayım dedim uyumsuz olma dediler
özgür irademe taşı koydular
gidemem gelemem dedim bilgimi savurdular
allah allah dedim de konulan taşı yolda bıraktım
asla aklına uymayanı sergiye koyma
gökten zümrüt yağdı deseler gayrıya uyma
yaz da olsa toz da olsa kendinden kendine alışta ol
dedi meryem dağılanı toplayım bir bohçada katlayım
diyene selam iletti

14 eylül 1984
meryem
diye anıldık her ağaçtan sorulduk
gölgeyi aşmak için gide gele yorulduk
her taşa isim verdik toprağı verimli bulduk
unutulmasın hava güneş su var ise toprak verimlidir
özellik değil zorunludur
çünkü yaratılmışlığının hikmetindendir
kul olmak kulluğunu bilmek özellik değil güzelliktir
çünkü kulluğunu bilmek zorunluluktur
dost olmak dost bilmek kendinden kendine hizmettir
hakk cümle kulunun dostudur özel kullarının değil
konuya söz ile girdik her kulunda rabbimin sevgisini gördük
dayandığımız sadece odur
verdiğimiz her satır ondandır
meryem anıldığı an niyazdadır dedi selamladı

27 eylül 1984
sevginiz sermayenizdir saygınız güzel fistanlarınız
gayretiniz günde gelende bilene bilmeyene destanlarınız
dedi meryem sözü aldı
seyredelim güzeli seyirdeki ezeli
dayandığımız her ağaçta dökülecek gazeli
komşuya sordum işin aşın ne güne
dedi ki su aldım aşı dünden buldum
günde rabbime niyazımı saldım elbet gönderir
aynayı duvara dayadım kapımı yeşile boyadım
aşımı komşu ile paylaştım dedim ki
rabbim bana iki lokma verdi biri sana biri bana
emrini öyle bildirdi senin niyazını oldurdu
allah allah dedi de verdiğim lokmayı yedi de
şükrü kainatı doldurdu benim sevgimi oldurdu
allahım ondan allahım cümlenizden razı olsun
doğuştan alan kabrimdeki gülü bulsun dedi selamladı

28 eylül 1984
akan suya eğildim göreyim yüzümü diye
dağdan dağa ses verdim duyayım sözümü diye
ayağıma güç geldi dilenene varayım diye
doğruya niyet kurdum uzadı yalvarayım diye
seni beni yar ettik gönülleri kor ettik
kaygu veren her olayı yüce dağda kar ettik
akıp gelecek güneşi gördüğünde
takıp gelecek çiçeği görgüsüne vardıracak
güzele talip isek ne zor yorar ne güneş kavrar
meryem ile yol alan niyetini günde kurar
olsun olmasın demeden karara uyar dedi meryem selamladı
-meryeme uyan kim-
meryem kendinden kendine uyar kendinde olanı duyar
niyetini rabbi adına soyar
komşu ile kendini aynı teraziye koyar
baktığım yollar yunus misali beni saracak kollar
nay ile aldık sözü binbir günde çaldık sazı
başımız halka dik halike eğik kaldı
dileyen her kulu ile yorumsuz deryaya daldı
çöl geçirmez diye asla şüpheye düşmedik
rabia ile gelene şaşmadık
uzun ipi bağladık düğüm gelse birbirine ekledik
meryem ile bekledik
dört kapı yunusa açık ise dört yapı meryem ile tamamlanır
her adımda bir bir geldik doyumsuz kalana suyunu verdik
dedi meryem ile rabia selamladı
-dört yapı dört din midir dört kitap mı-
dört kapı yapının birliğine dört yapı niyetin gürlüğüne
her yolun getirdiği bilinir bir yolda bitirdiği görülür
nerden aldığına değil kime vardığına bilgisi olsun diye verilir

04 ekim 1984
binbir kapıya durdum bir yoruma girdim
kapıda olan meleklere sordum
ben miyim bilen sen misin veren
dediler ki
binbir kapıya her kulu gelmez fani iken
yer yer alırsınız gün gün bulursunuz
her kapıda bir önceye gülersiniz bilgilerinizi öylece elersiniz
anda yeriniz dedi meryem sözü aldı
dost adına yerden göğe sır olanı verdi
meydan vereni bilir meydancı geleni görür
meryeme verdiği sır için izin geldi
her kulu binbir kapıdan geçer
ne var ki
fani iken değil
gayemiz çok çok kapıyı aşmaktır
her kapıda gördüğümüz gerçeğe şaşmaktır
duran suya bakarsan kendini görürsün
akan suya bakarsan suyun verdiğini bulursun
almayı dileyen kulları ile kapıları aşmaya çalışırız
dedi meryem cümlenizi selamladı

11 ekim 1984
açtık bohçanın ucunu seçtik güzelin tacını
yaratan ile bildik yaratılana güldük dedi meryem sözü aldı
kum eledim tozu yok kul bekledim sözü yok
aşı pişti tuzu yok dediler de beni sofraya çağırdılar
kul kulluğa soyundu ise ne toza ne söze ne tuza
şansını bağlamasın şansım yok diye ağlamasın
gördüğünü beklersen dumanına duman eklersin
kuşlar yuvasız kalmaz bilgisinde eksilen olmaz
çarşı pazar dolanır da niyetini silmez
dolduğu kadar alacak olduğu yerde bilecek
dedi meryem selamladı

25 ekim 1984
kaşık aldık elimize kemer taktık belimize sepet koyduk yerimize
güneş sırtı yaktı da gelen giden baktı da
selam diyene güldük sofrayı cümlemiz için kurduk
dedi meryem sözü aldı
kumaş alayım dersen köşe bulmaya gidersen
ayağına yemeni al bildiğin kapıya dal 
dedi meryem selamladı

26 ekim 1984
su verdik tarlamıza yer bulduk ocağımıza
gönülden sevinç aldık cümlede gerçeğe özlem gördük
her adıma niyette miyiz ya allah diyerek sohbette miyiz
gün güzel yol güzel cümlede hal güzel
öylece kalalım her yaprakta geceyi silelim
gökkubbe gölge almaz bilen yorumdan kalmaz
duman arasa da bulmaz çevreyi aşandan desteyi sormaz
dedi dayandığı ağacın gölgesinden meryem sözü aldı
deste deste ip aldım ipi kuyuya saldım
yerde kalmasın diye bebeği beşiğe koydum
gönlümü arınsın diye bilgime soydum
her nimetin mihnetine şüphesiz katlandım
güzel ne güzelmiş rabbim sevgin ile sevgilin yücelmiş
duman yersiz diye kendinden kendine gerçeği bulmuş
meryem buymuş diyen ile niyaza durmuş
dağlar eğilmiş de kulağına sormuş nerden kimden
 nesneyi zerrede vareden zerre ile hikmetini gösteren rabbim ne yücesin  
yorumda hataya düşülmesin
dağların meryeme sorduğu gerçeği nerde bulduğudur isayı değil
nemli toprak verimlidir bilen kulu sorumludur dedi meryem
her zerresinin cümleniz için niyazda olduğunu söyledi selamladı

31 ekim 1984
meryem söze geldi ise kandili yandı ise
nur ile nurlandırır gönülleri korlandırır
açık kalan pencereden demde güzeli uyandırır
kemer belde kalacak kul gerçeğe uyacak
değirmene buğday verip un alacak 
dedi meryem selamladı

02 kasım 1984
meryem sözümüz aldı her yolun başında durdu
altın sahan altın kapağı sordu dediler ki
gönüller birden bire emeller yerden göğe
açılan her kapıya dost sesimiz vereceğiz
dostu yuvamızda göreceğiz kum üstüne kilim aldık sereceğiz
elde yazma kulda süzme balıkta yüzme geçerlidir
eşikte duracağız beşikte göreceğiz
yolumuz gölgesiz kaygusuz kalacağız
dedi meryem cümlenizi selamladı

06 kasım 1984
bağbozumu yaprağı döker meyvesine şeker
altın yaprak elde olsun güzel diyen huzuru bulsun
dedi meryem sözü aldı
aldığım gül yaprağı sunduğum senden olsun
bende varlık gösteren her hale bilen uysun
gayrette bulduğuna hayretini eklesin
alacağı her sözde hakkın nuruna doysun
niyazına katıldık dost yaprağını sunduk
allahım razı olsun
dedi meryem selamladı

15 kasım 1984
çevrede duman gördü isen hayıra yor de ki rahmetine
çevrede yoğun hizmet gördü isen sevin de ki
rahmetini getiren zahmetidir
yapraklara adını yazdım adın ile kainatta gezdim
her düzende varedeni sezdim dedi meryem sözü aldı
karıncanın yuvasında neşe gördüm havasında
ocağı yansın sofraya lokması konsun suyu dilediği kadar alsın
desin ki binbir zahmete binbir rahmet
her nefeste binbir hikmet
güzelden alıştım gerçekte buluştum meryem ile söyleştim
haktan gelen ne yazandan ne bozandan sorguya düşmedim
nağmeyi her sözde bildim naz ile gelene güldüm
dedi meryem selamladı
at sırtına oturdum yerde ekini bitirdim dost kapısına götürdüm
bilen aldı bilmeyen öteye saldı

19 kasım 1984
s
iniyi aldım sofraya somunu getirdim her dileyene kopardım
 niyaz ile gürlendiler
ayağıma düzen verdim yolumu buldum yazana uydum
kendi gölgemden benliğimi sordum
gölgem bana dedi ki
güneşten alırsan yere gölgen düşer benliğin nefsine uyarsa, taşar
o zaman yolun gidişine yolcu koşar
yaprakta okuduğun sevgin ile dokuduğuna allahım dedik sevindik
verginiz ile övündük
allahım razı olsun
meryem ile söyleşen dört kapıya niyaz ile yaklaşandan
her eşik gerçeğe açılan beşiğe götürür beşiği bulduğun an kayguyu bitirir
en güzeli bulayım diyene de ki
en güzel senin gönlünde olandır gönlüne dolandır
en güzel yaratıldığını bilen yaratanı bulandır dedi
yunusum ile meryem selamladı

22 kasım 1984
pir sultan abdal ile meryem geldi de dile dedi bakalım cümlede hale
avuç ile aldığım pirince sordum nasibin aldın mı kararınca
her olan gününe döner sevgi dolu gönlü ile rabbine yanar
öyle yanar ki bildiği ile uyduğu çevresinden gelenlerle
dost oldum diyenlerle zerrelerde buluşur
sevmeyi bilse bilmese dost adına çalışır dedi
meryem ile pir sultan selamladı


28 kasım 1984
buluta yol soracağım her giden ile sıraya gireceğim
sürüyü aldım engin meraya götüreceğim dedi meryem sözü aldı
her nefeste andı isek adına gönülden yandı isek yol bizim söz özün
dur demeden duramayız zor demeden bulamayız biz sevgisiz kalamayız
dedi meryem selamladı

29 kasım 1984
çayda çevreyi görmeye nehirde deryaya varmaya özeniriz
gördüğümüz her güzel ile bezeniriz
ver elini tutalım gerçeğe adım atalım bilgimize yenisini katalım
dedi meryem sözü aldı
gölgeyi silen bilir oğuldan oğula sözü iletir
giden güzeli buldum gelmem diye diretir
uzak yolun yolcusuna güzel kulun desteği oluruz
her satırda asıl olana gerçek diye yöneliriz
oğuldan oğula sözü iletiriz
-kime-
uzak yolda yolcusu olana oğuldan oğula söz iletene
çevreyi açık bulduk gerçek ile uyum kurduk
ne derse desin gerçeğin sofrasını bulsun
yerden göğe hoşnut kalsın
dedi meryem selamladı

06 aralık 1984
ağaçtan aldım hurma dediler yolun açık durma
yardımcı olacağız sakın dalını kırma
gönlünde güneşine ömründe ateşine talibim oğul ile galibim
dedi meryem sözü aldı
gün durmaz gönül kalmaz
selam verdik her kula rabbim hatamı görmez 
bildiğim bilmediğim günlerde senin yazına uydum
varlığın gücüm oldu bir hurmaya doydum
gelmeyi bilmeyi denedim nefsimi soydum
naz ehli ile darlığı sildim 
dedi meryem selamladı

06 aralık 1984
-resim verilir-
meryem ile isaya selam olsun musaya
cümlenin bilgisinde resulünün gölgesinde
secde meryemden oldu isa hayale geldi

07 aralık 1984
ağacın dallarına cümle kulun hallerine 
benden senden yaraşan resulünün sözlerine
sevgimiz binbir çiçek göz ile öz ile
beklemeden meyve olmaz her meyve aynı anda ermez
gölgede ise hamlığı bitmez dedi meryem sözü aldı
bir hurmayı yedim de şükür allahım dedim
binbir emek sonunda toktay ile bilindim
bağlı diller çözüldü kötü diller çizildi
acı niyet ezildi
ne benden ne toktaydan sadece rabbimin emrinden
toktay adına diller güzel çirkin dediler
kimi ermiş meyveyi kimi hamken yediler
özümüz onun ile sözümüz ondan geldi
her fani çeşit dilde varlığımızı söyledi
ben bilgimde sakladım varedenin dizisini
toktay açık söyledi rabbimin yazgısını
ne bağlı dilden aldı ne görmez gözü buldu
rabbimin emri ile açıkladı
her adımına hay dedi yürüdü
derman dileyen kulu rabbine havale etti
dedi meryem hakka açılan yolun
hak adına açık kaldığını
dileyen değil uyanlarla görmeyi vadettiğini
söyledi selamladı

10 aralık 1984(1)
yerden göğe selam verdik yuvaya
dağda mekanı bulduk meryem diye adımızı aldık
cümlenize selam olsun
açılan gül dalında gönüller birbirini bulsun
değirmene gelen suda emeğini her kulu bilsin
attığımız adımda tuttuğumuz her varlık
alışılmış olanı düşündürür 
olacak denilen olayda bağladığın düğüm çözülür
kaygu veren satırın altı çizilir
yaya gitsem yorulurum eğri dursam kırılırım dersen
kendinden kendine komşuyu silersen
kendinde olan güzele küsersin
açılan musluğu kapatma kaynağını güçlü bildik
akan suda esen yelde rabbimin gücünü bulduk
asla kaygu etmeyiniz güğüme duman katmayınız
sebebi ne olursa olsun beddua etmeyiniz
dört kapı dördümüze açılır her kapıdan elele geçilir
çevrede olan şaki yanınıza gelemez gelse de aradığını bulamaz
kandil yandı öbek öbek bahçede hep güzel çiçek
almayı dilediğin günde meryem yanında olacak
dedi meryem selamladı

10 aralık 1984(2)
sağlık niyazımıza her nefesten selam geldi
bağladığımız düğümü bir nefeste çözüverdi
gölgeyi ağaçtan dedi meyvesini veriverdi
meryem üç öğüt ile sohbete geldi
bağlı olan çözülecek çirkin gelen çizilecek nerden diye deşme
yolun açık gidilecek taş var mı diye şüpheye düşme
her olayı bağlayan kulun kaygusudur 
çözen rabbimin izni ile yardımcısıdır
göğün verdiği rahmet kuluna bırakmaz zahmet
karanlık gelen kapıyı örter aydınlık gelenden geçsin diye kulunu iter
bağdan üzüm alayım nasibim ile kalayım 
güçlük verse allahım hayırdır diyeyim
yapıya el atalım çatıyı artık örtelim
sancak elimizde olsun dayandığımız duvar sağlam gelsin
dedi meryem cümlenizi selamladı

13 aralık 1984
latif adı ile kendimi buldum kulluğuna öylece talip oldum
gayrıda kalan her olaya sebep sormadan güldüm
dedi meryem sözü aldı
doymayı düşündüğüm her anda hurmayı gördüm
sevgili dilediği kadar verir dedim kumdan geleni gördüm
kement atanlar beklerler elinde tutanlar saklarlar
uymayı dileyenler gönüllerini paklarlar
dedi meryem selamladı

20 aralık 1984
kar yağsa da toprağa yunusun sözü bitmez 
meryemin verdiği dost diyeni satmaz
aldığı sürüyü dumansız yerde gütmez
meryem dost kapısıdır dilediği yer elinde tapusudur dedi

25 aralık 1984
duymayı dilediğin doyan ile elediğin emekten beklediğin
çuvalın dolusudur
dökeyim dediğin kendinden kendine emeğine eklediğindir
hizmetim gür rahmetine yöneldim
her zahmette himmetinden şüphemi sildim 
dedi meryem selamladı

devamı MERYEM(-4-)

Sohbetler Derlemeler
YAZICI


Derlemeler1968-2017yılları arasında
© Sabahat AKŞIRAY tarafından alınan sohbetlerden
  elde mevcut olanlara göre derlenmiştir