ŞEMS-İ TEBRİZİ HAKKINDA
Şems-i Tebrîzî (1185-1248), İranlı mutasavvıfdır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin
gönül dünyasında büyük değişikliklere sebep olan ve Mevlânâ tarafından yazılan
ilâhî aşk şiirlerinden oluşan "Dîvân-ı Şems-î Tebrîzî" adındaki nazım eser
sayesinde tanınan Mevlana'nın sohbet şeyhidir.1186 yılında Tebriz'de doğmuştur.
Adı Muhammed, lakapları Şemseddin, Şems, Şems-i Tebrizî ve Şemsü'l-hak
ve'd-din'dir.
Daha küçük yaşlarda, mânevî ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat
çeken Şems, din ilimleri tahsilden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir
Sellaf'a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış
ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine
"Şemseddin Perende" (uçan Şemseddin) denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pîrleri
ve hakikat arifleri ona "Kâmil-i Tebrizî" adını vermişlerdir.
Muhammed’in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizî, devamlı bir arayış
içerisinde olmuş, manevî bir işaret üzerine de Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’yi arayıp
bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlânâ ile üç-üç
buçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına
vesile olmuş, onu ilahî aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak aşığı yapmaya
muvaffak olmuştur.
Şems-i Tebrizî Şam’a döndüğünde, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî için onun yokluğu
dayanılmazdır. Şems’in varlığını kabullenememiş kimseler, Mevlânâ’ya ileri geri
laflar etmişlerdir. Celâleddîn Rûmî’nin bu kimselerden birine verdiği cevap
şöyledir:
"Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O,
elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi
sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler ağaçlar
görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda
çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lâkin siz bunların hiçbirini
göremezsiniz."
Bir süre sonra Şems, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’in oğlu Sultan Veled’in çağrısı
üzere Konya’ya geri gelir. Mevlânâ bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir
kızla evlenmeye iknâ eder; bu kız Celâleddîn Rûmî’nin evinde evlâtlık olan Kimyâ
Hâtun’dur. Kimya Hatun’a gizliden aşık olan, Mevlânâ’nın küçük oğlu Âlâeddin, bu
durumu hazmedemez ve Şems aleyhtarlarının yanında yer almaya başlar.
Ölümü hakkındaki rivayetler:
Şems hicri 645, miladi 1247 tarihinde Mevlânâ'da meydana gelen büyük değişikliği
hazmedemeyenler tarafından mı öldürüldü, yoksa geldiği gibi kimseye haber
vermeden Konya’yı terk mi ettiği bilinmemektedir.
Bu gün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevîlerce
türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir
sanduka mı, Şems gerçekten burada mı gömülüdür, bilinmez.
Şems-i Tebrizî Türbesi:
Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak Tebriz
şehrinde "Geçil" denilen mezarlıkta, aynı bölgede Hoy’da, Pakistan’ın Multan
şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle
süslenmiştir. Pakistanlıların söylediklerine göre de Şems, Konya'dan bir gece
yarısı gizlice ayrılmış, Hoy şehrine hareket etmiş ve orada yerleşmiştir.
Rivayete göre Şems-i Tebrizi Hoy’da vefat eder ve orada gömülür. Mezarı, Unesco
Dünya Kültür Mirası'na aday gösterilir.
Bir rivayete göre, Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin küçük oğlu Âlâeddin de, Şems'i
öldürenler arasındadır.
Şems’in Konya'daki türbesi küçük,
mütevazı, adeta saklanmış bir yerdir. Mevlânâ’nın o ihtişamlı türbesinin yanında
-ki Mevlânâ "En güzel türbe gökkubedir" der- sadedir. (Vikipedi)

“Meram yolumuz; mekan durağımız; makam muradımız.
Korkuya yer vermeden çıkalım yola,
Diyelim; Cümlemiz uyalım Gül’e dedi,
Şems sözünü yerden göğe dağıttı.
At ile deveyi birde sarmayız,
Birinin verdiğini öbürüne sormayız
Karlı yollardan geldik,
Çamurlarda izimizi serdik,
Cümlesine sorduk;
Yolun, kimin yoludur?’
Denildi ki; Rabb’imin.’
Aş diledik, baş verdik;
Aşk diledik, düş gördük.
Dağda, yolda, cümle taşlara sorduk;
Gelenden mi alırsın?
Gidenden mi bulursun?
Kendin kendinle mi olursun?’
Cümlesi ‘Eyvallah!’ dediler,
Kendi öz’lerine kendileri katıldılar,
Gittiğimiz yollarda her adımımıza atıldılar dedi,
Şems selamladı.
31/10/1985