16 Ekim 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hoş gördüm. Neşeniz bol olsun, sohbetinizin zamanı uzasın,
güne günü bağlasın. SAHİB’ini arayan, bulsun.
2 Mürşit sözü edilir, sorulur ‘Nasıl
bulunur?’ Sen dile, o seni bulur. Bulduğun an içindeki şüphe kaybolur. Şüphesiz inandığın Hakiki Mürşidindir, şüphede
kaldığın an yürü. ALLAH’ıma varmayı dileyen, elbet bulur. Çünkü senin
dileğin, ALLAH’ımın da DİLEĞİ’dir. ALLAH’ımın NURU’na sahip olmak için, ne MEVLÂNA ne YUNUS olmak gerekli değildir.
ALLAH’ımın kulu olman, NURU’na ermendir. Ne var ki, ALLAH’ımın eren kulları, NURU’nu
gönlünde saklayan kullarıdır. Nefsi ile harcamaz.
3 Almayı dileyen, vermeyi öğrenmeli. Vermeden, alamazsın. Kaynağın
yolunu kaparsan, membaına döner başka yol bulur. Akan suyun eksildiği
görülmez, kaynağın başında olan susuz kalmaz, bir kaynak bir kul için
verilmez. Kim gelirse gelsin, şüphesini silsin. ALLAH’ımın
VERDİĞİ’ni idrak et, O’nu tanımana yeter. Denildi ki: ‘Felsefesini
ne yapayım? KENDİ’ni bildiğim yeter.’ Bildiğini bilmek için;
felsefesine girmek, VERDİKLERİ ile kucaklaşmak gereklidir,
felsefesi odur. VERDİKLERİ ile kucaklaşmak, ALLAH’ım ile
kucaklaşmaktır. Hasırı niye yayarsın, neden toprağa oturmazsın? Her kul
kendine göre düşünür. Ben mi ne düşünürüm? ALLAH’ım dediğim an; hasır
mı, taş mı, toprak mı görmem. Güneşin doğuşuna perde
çekmem, MEYDAN’ı dileyen kuluna kapıyı örtmem. ALLAH’ımın DEDİĞİ
olur, EMİR O'ndan gelir. ALLAH’ıma giden yol, bir midir? Yol çoktur, her
yol aynı deryaya varır. Cümle varan kulunu oraya toplar. Kaide bozulmaz, her
şey ortada. Daha önce dedim; dünya kainatın ortasında, her kul dünyanın
ortasında, ben de hepinizin ortasında. Sen, ben, cümle, cümlemiz, PEYGAMBERİMİZ’le ALLAH’ım, cümle yaratılanla beraberdir.
Ben beni buldu isem, sen beni bilirsin. Sen seni bilmedi isen, beni de
bilmezsin. Bildi isen de, ALLAH’ıma duacı ol. Kapıyı açan, karşısında
tanıdığı kul bulamazsa örter. Sen kendini tanıt ki, kapı kapanmasın.
4 Suyun aktığı yer çamurdur, deyin hata kimindir; suyun mu,
toprağın mı? Hata, yolunu vermeyendedir. KUR’AN’ı veren ALLAH’ım, kulunu
sevdiği için verir, KENDİ’ni göstermek için değil. KENDİ’ni,
kâinat ile göstermedi mi? Asmayı budayan, verimini bekleyen; ‘Olsaydı?’
demez, olacağa şüphe ile bakmaz. Sohbetimiz RUH çağırma
değildir, geciken de gelir, netice aynıdır. Hangi istasyonda binsen, aynı
sona varırsın. ‘Geç kaldım.’ denmesin. Bizim katarımız, yola uzun bakar, geç
kalanı da bekler. ‘Gelmeyen varmaz.’ deme, uçak da var. Yeter ki varmayı
düşün. Uçağı kaçıran da olur. (‘Birinci uçak kaçarsa ikinci uçakla yetişir.’ sözüne)
İkincisi var ise. Sedef, yemeniye işlenmez; yemeni, rahleye çakılmaz.
Dünyayı bilen, ahireti unutmaz. Ahireti unutmak için, dünyayı da dumanlı
görürsün. Ahiret bu dünyada ise, gayret senin olur mu? Toprağın verdiği,
kulunu andırdığıdır. Toprağı görmeden de anarsın, yardımını görürsün.
Görgü ile değil. Gidişinin, huzura varış olduğunu
bildirmeye vazifeliyim. Varanın dünyadan dilediği YASİN’dir. Düşünme
‘Dünyayı kırdım mı, hoşnut ettim mi?’ Oraya varan, dünyayı fistan gibi
çıkarır, olduğu yerde bırakır, senin üzüntün sana kalır. Dualarınız, evvela
PEYGAMBERİMİZ’e sonra cümlesine sonra ULU’na.
5 Okunur yazılır ise hatmedilir. Elinde-dilinde,
ÖZ’ünde-gözünde. Daha önce soruldu, ‘Beyinden mi?’ denildi. Akım geldiği
zaman, bir noktada kalmaz. Ne var ki, vazife ne yoldan verilmiş ise, öyle
harcanır. Elektrik ile çalışan her makine aynı işi görmez. Nereden neyi
çözmeye çalışırsınız? Kendinizi çözdünüz mü ki? Aynayı yüzüne çevir, aydın
yüzüne bak; gül ki, güleni göresin. Aynanın arka yüzüne bakarsan, ‘Dünya
karanlık.’ dersin. Arka yüzünü duvara ver ki, her an aydın yüzünü göresin. Her şey
yerli yerinde. Yerini bozan kul değil, düzeni kuran da kul değil. Ne kadar
‘Hale yola koydum.’ dese de, kul o kadar yanılır. Çünkü hiçbir düzen, kul
elinden dilinden düzen bulmaz. Olan yazılandır.
6 Kader; kalemle yazılmaz, deftere çizilmez, nefesle üfürülmez. “OL!”
diyenin olduğu, “DUR!” diyenin kaldırdığı, kainata cümle kulu
uydurduğundan başka hakikat olmaz. Kul, kâinatta bulunmasına emredilenden başkasını bulamaz. Her bulan, kendi
bulgusu değildir. Ne var ki, ALLAH’ımın o kuluna LÜTFU’dur. Unutulmasın Müslümanlık, sözde değil
ÖZ’dedir. Adından değil, yadından bilinir. Kul iyi anılıyorsa, ‘ALLAH’ım RAZI
olsun.’ deniliyorsa; o kul ALLAH’ımın Müslüman kuludur. Sözünü sil, adını bil.
7
‘Soğuk.’ dediğin gün giyinirsin. Giyinmesen de olur, kul ona
da alışır. Soğukta giyinmeyen donar mı? ALLAH’ım ona göre güç verir.
Nasibi
bol olan kulundan etsin, cümlemizi aynı MEYDAN’da toplasın. BÜYÜKLÜK,
ALLAH’ımın. Ben-sen yok, biz varız. Hepimiz BİR’iz. Hepimiz ALLAH’ım
için geldik, meclisi kurduk; siz buradan, ben buradan. Cuma,
perşembeden
karşılanır. Her ALLAH’ımı anış, ibadetin ta kendisidir. İbadeti borç
için yaparsan, borcunu siler. İbadetini ‘ALLAH’ım.’ der yaparsan; AŞK
ile coşarsın, varmaya kapı açılır. Açılan kapı, kapanmayandır. Çünkü
ALLAH’ımın
kapısı, hiçbir kuluna kapalı değildir; meğer ki ,kulun gönül kapısı
açık
olsun. Merdiven ile çıkılır. Merdiven, ne tahtadan ne taştandır,
ALLAH’ımın
NURU’ndandır. Varalım MEYDAN’a, duralım merdivene; duacı olalım, adım
atalım. ‘LÂİLÂHEİLLÂLLAH
MUHAMMEDÜR RESULULLAH’ dedik, merdivene adımı koyduk. El elden, GÜL
bizden. Olmasını
diledik, hep beraber yürüdük. Çıkışa hazır olun. Geçen güne dönmeyin,
gelen
güne küsmeyin, kul görünce susmayın. Susmaktan maksat; kul sustuğu an
kulu
süzer, niyetini sezmeye çalışır. Unutulmasın, ALLAH’ıma sığınan kul,
karşısına
ne niyet ile gelse, kula esir olmaz. Şu demektir. Kulun tenkidinden
korkan, ALLAH’ıma sığınmayandır. ALLAH’ıma sığınan, kötüden uzak
kalandır. Gelse dahi, niyetine meydan bulmaz. Daha önce dedim, sen O’nu
dile, O
sana gelir.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH