|
22 Ocak 1974 MEVLÂNA’yım ben! 1 YUNUS’um
yoldan sorar, yolundan halin arar. Sergide gördüğünü olgunluğuna
yorar. Oymayı bilenin, sözünü edenin, YUNUS yollunun. Konuk beklensin. Haber
sorarsın, yoldadır. MEVLÂNA’yım! 2 Namından kaydı silinir, adları bölünür,; sudan
geçerse, selamın alınır. Alan bilir. Giden aransa, yollar taransa; elde
kalacak, kaba topraktır. Cümlenize selam olsun, her gönülde güller açsın. Kulun
yorumu yerini bulsun, ‘Şifa ALLAH’ımdan.’ densin. Aradığın
değil. Şüphede kalma, kayguya verme. Yemeyi dilediğini
değil, yemen gerekeni ye. (Gerekenin
ne olduğu soruldu.) Yanıktan uzak dur, donuktan uzak dur.
Güneşin vergisine dolan. Dünyanın kaygusundan sıyrıl, cepteki
taşlardan ayrıl. Cebe ne konur? EYVALLAH. Ele alma demedim. Kaygu alma,
taş misali cebe koyma. ‘Gönüllere serpinti alalım, güllerle bir olalım.’
derseniz, sözün bağlantısına düşmeyin. Hiç bir söz bir kaideye
bağlı değildir. Halkanın bir ucu ayrı öbür ucu ayrı olsa dahi, iki
ucu bir araya geldikte tek halka olur. Aldığım-verdiğim demeyin.
Aldığını-verdiğini VEREN kim? Yargıcın vereceği karar, iki
kişiden birine yarar. ‘Yerini buldu mu acaba?’ dersen, adalet; HAK
HUZURU’nda şaşmaz. Kul ne yapsa, HAKK’ın ADALETİ’nden kaçamaz.
Yerini bulsun yeminin. Sözünü ettiğin, ‘Olmaz.’ diye ettiğin. ‘O’nun
ADI’na.’ dersen, yanılmış olursun. YM dedim, kayguyu sildim. Sözünü
verdin, adımını attın, elini uzattın. EYVALLAH. Konuk gelsin. Namını
sorduğun, suyunu verdiğin; yumuşak yoldan gelir. Suyunu diledin,
dilediğince aldın. Yoruma düştükte, şüphe ile doldun. Yanınızda,
şüpheyi silenden olan var. LOKMAN. Yemeni geciktirme, aşını eskitme.
Düşünü, yumuşak yerde düşün. Gayreti, beden gücünün ötesine
götürme. EYVALLAH. Bedende düzeni bul, seferde gezeni bul. Koyundan sütünü al,
gönülden kayguyu sil. Yolumuz bitmez, her çoban gütmez. ‘Yüce dağlar yol
vermez.’ derseniz, hele yürüyün de görün. Sen niyetini aç. Dağlar geçit
verir, ağaçlar önünde eğilir. Çiçekler, karda bile tomurcuklanır.
Mayayı yumuşak tutalım, yolumuza HAK ADI’nı katalım. ADI’nı dilimize, ZATI’nı
gönlümüze alalım. Şekeri neden yersin? Ağıza tad versin diye.
Şerbeti niye içersin? Gönlünü ferahlatsın diye. Ne atılan senden, ne
katılan benden, her toplanan O’ndan. Sabrına el atsan; yolumun direği
dersin, gönlünün vardığı yeri görürsün. Şebnemde kainatın
RAHMETİ’ni bulursun. Başarı nerdedir? ‘Günümü ADI’na açtım.’ diyende.
Yoksa ‘Gayreti kuşandım, dünyayı döşendim.’ diyende değil.
Oymayı dileyen dedik, incide rahmetin olumunu gördük. Daha önce verdim ya.
Şebnemde kainatın RAHMETİ’ni bulan, incide olgunluğuna erendir.
RAHMETİ’ne erende dahi, dünyanın mihnetini görendir. Denir ki, ‘HAKK’ın
RAHMETİ ile yıkanmış-paklanmış, pür-ü pak olmuş; dünya
mihneti onu nasıl bulmuş?’ Mihnet dediğin rahmetin müjdecisidir,
kaderin elçisidir. Kaderinde incinmek varsa göreceksin. EVLİYA olsan da, o
köprüden geçeceksin. İnci olsan kabuğunda kalsan, yazıldı ise
delineceksin. Kulunun borcunda, HAKK’ın HUKUKU, gramı ile yazılıdır. Kumunun
tanesini, kulunun hakkına ödetmez. Ne var ki, kulunu sevmese affetmez. AFFI;
BÜYÜKLÜĞÜ’nden-YÜCELİĞİ’nden olduğu kadar,
sevgisindendir de. Delinmiş inciden maksat; gününü kayırmaktan uzak
kalmış, kendini kendinden olanlara adamış demektir. (Kendinden olan kimdir?)
Kendini O’dur dersen, O’ndan gelen her kul, kendinden olandır. Sıyrılmış;
her nesnesi ile, her nefesi ile. Sadece beden kafesi ile dünyaya bağlı
kalmış, nefesini dahi dileyene adamış. Ona nefes gerekmez, çünkü
canından geçmiş. Canını, CANAN’a varsın diye göçürmüş. Som altın
verseler, gülüp geçmiş. ‘Altını dileyene verin. Benim ile CANAN’ı derin.’
demişlerin adıdır. (Delinmiş
inci.) Evet. Her sözümüz cümlenize ile inci olsun. ALLAH’ıma emanet
olunuz. Döşeğin yumuşak olsun, örtün seni sıcak tutsun. Seferde
kim olur? Niyazını HAKK’a eden. Sefere çıkan ile bir ol. Niyazını HAK için
dile. Gezin, niyazın ile olsun. 3 Sorulanı verelim, ‘ULU’m kimdir?’ diyene. Suyuna
yol al, gönlünde olan her kayguyu sil. Gününü yönün ile bölme. Günü gelende
gör, yolunu sorduğu elini verir. HACI BEKTAŞI VELİ. 4 ALLAH’ımın RAHMETİ, cümlenizin üzerine olsun.
Sohbetten söz dileyen, gücünü verdiğince değil aldığınca görsün,
sazdan sepet örsün. Sepette, çiçeğin açanına gönlünü koysun. Derenin
akışında, sevenin bakışında ne görürsün? Elbet güzeli. Toprağı
ekilidir, ipliği bükülüdür. Elbet yavruya dedim.
|