|
28 Ağustos 1977 (2) MEVLANA’yım ben! 1 Gölgeden güneşi bulduk, olumlu hale geldik. Geldik cümleyi gördük, ‘Selam olsun.’ dedik. Soydan gelene değil, huydan gelene verelim. Verdiğimiz her yaprakta seveni görelim. Kendir uyuyana gereklidir. EYVALLAH. Uyutur zevk ile, söyletir AŞK ile. Ne var ki, ne sözümüz, ne AŞK’ımız kendir içinden değil. 2 Yolu bilenden hayrı görenden, ALLAH’ım RAZI olsun. Sayfayı açmayana, sayhadan geçmeyene AŞK sözü zayıf gelir. Sayha; bağıran isyan edendir. İsyan aratır, isyan öğretir, öğreteni buldurur. Su başında olana, destiyi doldurana ‘Susuz muşun?’ denilmez. Suyu bol görmedikçe kanılmaz. Güzellik odur ki, içelim kanalım, taşıyalım sunalım. Aydın gönülde karanlık aramayalım, dağınık düzene gönül koymayalım. Dağılmadan düzelmez, eğilmeden azalmaz. ‘Azalan nedir?’ derseniz; eğilenin eğildiği yöndeki birikinti. Nefret, kin, hırs. Olay olacak, kul eğilecek ki birikimi azalacak. 3 “Yerimiz bellidir, şelale misali veririz. Günde gelenlerde akanı görürüz. Gelen gideni eyler, bilen bulanı sağlar. Gördüğüm ne yüce dağlar, övdüğüm ne büyük ovalar.” dedi YUNUS’um söze girdi: 4 “Dağ ile ovada açıldım, bağ ile şarapta seçildim.” dedi HAYYAM söz aldı: 5 “ ‘Şarabı içinden sorsan, kendini geçene yaysan; ‘Ayyaş.’ diye anılırsın.’ dediler, beni eleğe koyup elediler. Kalanı kainata serptiler. ‘Ne güzel.’ dedim, ben bana kaldım.” 6 “Aynaya bakalım mı, dileyende çerağ yakalım mı?” dedi HACI BEKTAŞ geldi: 7 “Al elmayı alsalar, yaprağını bilseler, ilaç diye yeseler; ağrını keserdi. (Mideden ötesini) Görsem sahi bileni, örsem yolda gereni, bulsam kervan göreni; katılana uyardım, DOST’u dosta yayardım. Yağma giden malımı, sevgideki halimi; ‘Alalım.’ diyene mi, sevgide bilene mi vereyim? Çağdan geldik, yenide bulduk, rahmet misali verdik. Ormanı bol olan yörede, rahmetin yeri bilinir. Ağacın çokluğu, sevgiye misaldir. ‘Bir olun, birlikte bulun.’ denilen odur. Tek ağaç, gölgesinde YAR diye barındırır. Orman olalım, el ele verelim, rahmeti öylece bekleyelim. O zaman çöller iletici, ormanlar toplatıcı olur; yayılır-yayılır. Yapılan yapılacak olan odur. Söz ile verilen, toprağa ekilendir. Hal ile verilen, meyvesi toplanandır.” 8 Karıncada emek, koruyucuda nimet vardır. ‘Koruyan nedir?’ dendi. Koruyucu; kulun yendiği nefsidir. Kimi kime yendiği sorulur. Mantık ile nefis savaşırsa, kendi kendini buluş olur. Savaşı mantık kazandık ta, nefise eğilmek düşer. Dağılanı almadık, sevgiden uzak kalmadık. Konuyu aldığımız her olayda, çözümü kulun mantığında vermeyi; ne var ki açık olmadan, sahifeyi örtmeden mecaz manası ile verdik. Açık söylenilen, fal misali gelir. Kulun kendini araması gücünü kaybeder. Asıl olan, olayı öğrenmek değil kendini bulmaktır. Kendini bulmak, dağılanı toplamakla değil, yorumlara girmekle olur. Kul her yönden arayarak bulur. Asla olmayanı vermeyiz. Algımız olduğu gibidir. 9 Meyveyi yiyen, tadından bilir; görmese de çiçeği, koklayan kokusundan bilir. Kulun yargısı da, kendini çözmeye gereklidir. ‘Dayandığım olmasa, günüm huzur vermese; yaşantım yetmez.’ denir. Yeter artar. Gelen geçtikte ‘Yetti mi?’ denildikte gülersin. Ne var ki gene de, gelecek yaprağı merak edersin. 10 Koşudan gelen ata su verilmez, pişen aşa su katılmaz. Neden? Birini sağlığına, öbürünün tadına gerek vardır. Öyle ise, olayda düzeni bulalım, her hal ile oyumuzu düzene uyduralım. 11 “Darı ektim gelene, türkü dedim gülene, gölge verdim sorana.” dedi, PİR SULTAN ABDAL geldi: 12 “ ‘Darıları ekelim mi,
püskülünü alalım mı,
yiyene koçan
verelim mi?’
dedim, güldüler,
kayadan sesimi saydılar.
Sayıdan
maksat, derdine aşayan,
seyrini
döşeyene saygı duydular. ‘Dağ yüce aşamadım, yaylada taşa
vuramadım, ‘Cevizi kırayım.’ dedim vuramadım.’ dersen, elbet gülerler.
Koca
yaylada
taş bulamazsan, ‘Cevizi yiyeyim’ diye kıramazsan; hata ne
kurdun ne kuşun,
kendin düşün taşın. ‘Kar olsa eriyecek,
yol
bulsa ovaya inecek.’ dediler, ABDAL’ı uzak gördüler.
Uzakta güzeli gördüm,
kar
ile balı kardım. Sevdim seveni,
kökten vereni.
Cümlenize selam.”
dedi, ABDAL yürüdü.
13 Aydan gelen ile, gölden bulan nedir? Gördüğü yerde ise derde deva, gördüğü YÜCE’de ise gönlüne sefa. Bağda üzüm, DOST’ta gözüm, sevene sözüm. ÖZ ile geldik, cümleye verdik. Selamlar iletildi, katılandan getirildi. Dost’un DOST’a vereceği gönlüdür, Dost’un DOST’tan alacağı elidir. ‘EYVALLAH.’ diyelim, sohbetle ayna misali kendimizi görelim. ‘Ayağın götürmedi, diledim getirmedi.’ desen, gelenden aldığına uy. Gadrine düşmezsen, hayırdan şaşmazsan; bulduğunun zevkinde, meyvesi tatsız gelir dedi. (Resim: RABİA ile PİR SULTAN) ALLAH’a ısmarladık LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|