18 Ekim 1977

MEVLANA’yım ben! 

1 Güzel gördük, güzel bildik, güzel seçtik. Her olayda güzele uyduk, cümlenize selam olsun.

2 “Gelen aldığını bilsin, bestede yazıyı sevsin, denizde dalgaya gülsün, sorusuz kalsın.” dedi MERYEM söze girdi:

3 “Dal ile halde güzelin, yol ile dağda özelin yasası okunur, tezgahta kilim dokunur, kul nerden kimden sakınır. Yüce dağa çıktıkta, ‘Güzel.’ diye bakınır.” dedi selamladı.

4 “Hayırda selamet görelim, ‘Sevabımız gür olsun.’ diyelim, dedi YUNUS’um sözü aldı:

5 “Şakide suç arayan, sakiden şarabı soran; ‘Tedbire halden girdim.’ der, yerinenden olur. Yerinmekten maksat, şakide suç aramaktır. Suç aramayı dilersek, sadece kendimize dönelim. Hatalarımızdan, sevaplarımızdan, gönlümüzde muhasebe kuralım. ‘Hata sende sevap bende.’ dersek, olayın yargısına düşmüş oluruz.” dedi YUNUS’um selamladı.

6 Gayrette hata olmaz, kul sevmeden dolmaz, seven kul solmaz. ‘Somut örnek’ dersiniz, ‘MEVLANA YUNUS’ dersiniz, her an teru taze anarsınız. Andık geldik, sevdik bildik, denilene ‘EYVALLAH.’ deriz, gönülleri kucaklarız. ‘HAY!’ dedik diri kaldık, ‘Huy.’ diyene ‘Sorumsuzluk.’ dedik. YARATAN güzelde güzeli verir. Kul gönlünde olumsuz kalır, eğer ‘Çirkin.’ der ise; yaprağı oluşturan, sevenleri buluşturan, ne ben ne sen sadece SEVEN.

7 Sevdik seveceğiz, her hal ile öveceğiz, yoğun çalışmaya gireceğiz. El ele güzelden güzele. Geyik alsam sevgi dolsam, sayfa-sayfa yazı versem, her gönülde söze girsem; ne gün yeter, ne söz biter.

8 “Dar yolu görmedim, ‘Duman.’ deyip girmedim, şah ile köleyi ayırmadım.” Çevrede düzen, her yuvayı gezen, varlığında yapıya kapı olan söze geldi, HACI BAYRAM düze durdu: 

9 “Yüz yüze, yüz dize, diz yerde, akıl serde olsun. Şarabı sunalım, içelim kanalım, kanalım yanalım, yüz yüze dönelim.” dedi HACI BEKTAŞ selamladı.

10 “ ‘YAR.’ dedik ser verdik, sarandan sözü aldık, odun ateşinde yandık, yandık paklandık.” dedi, HALLACIM söze durdu:

11 “Söz sözü açar, kul gerçekten kaçar. Kaçtığını sanır, taşa vurur düşer. Düşse niyaz etse, niyazı yerini bulur.” dedi selamladı.

12 "Yapı ustayı, kapı aşığı bildirir. Aşık olmayana, kapıyı nasıl açtırır.” dedi, VELED’im selamladı. ‘ALLAH’ım.’ dedik, cümleniz için RIZASI’nı diledik. ALLAH’ım RAZI olsun, seven seveni bulsun.

13 Kahrında sefa vardır, sefanın kapısı demeyin dardır. Gelen geçen sevgiliye EYVALLAH. 

14 Kalem yazıya, çapa kazıya gereklidir. Gül ile bülbüle sabahı sor sana anlatsın, eğer anlarsan. Bülbül dile gelsin söylesin, eğer dinlersen. Yolumuz açıktır gönül eylersen, ‘Zorluk.’ demeyip yolları boylarsan. Gönül eylemekten maksat, hoşnut etmektir, hoşnutlukta safa görmektir, ‘Kör.’ demeden elini vermektir, ‘Sağır.’ demeden sohbete girmektir. Ne dilden dersen de, sözünü alır. Almayan yaprağı, yolda dökülür.

15 ‘Koruk oldu mu?’ diyene sözüm; üzüm erdi, şarap destiye girdi, mahzende yerini aldı, sırlandı. Sırrında, gelenin ÖZ’ü vardır, AŞK’ında YÜCE’nin SÖZÜ vardır.

16 Söz söze geldikte, seven kulu erdikte; gören gözün perdesi, diyen dilin şarkısı söylenir. Aymayı bildi isek, aynayı ele aldığımızdandır, şarabı sevene sunduğumuzdandır.

17 Şark ile garpta gerçeğin çiçeği açar. Her kulu aynayı el ele aldıkta, SEVGİLİ’ye koşar. Sevenden olduk ELHAMDÜLİLLAH, YAR ile YAR’i bulduk ELHAMDÜLİLLAH. ‘Kal.’ dilinde, HAK yönünde, BİRLİK’i bulduk ELHAMDÜLİLLAH. Senden benden geçtik, doğruyu gönülden seçtik ELHAMDÜLİLLAH. ‘Ayranı senden içelim.’ dersiniz, RABB’imin sunduğundan dilersiniz. Aldık-verdik ELHAMDÜLİLLAH. ‘Haram.’ denmeden, yarım görmeden, dağınık olana gönül koymadan seyrine daldık ELHAMDÜLİLLAH.

18 SOMUNCU sözü aldı, “YA ALLAH!” dedi, ÖZ’e girdi:

19 “Gelenden bilenden, günden güne anandan, ALLAH’ım RAZI gelsin. Geldin, selamın verdin. Selamından ALLAH’ım RAZI olsun, üç yönde sözüm alsın.” dedi. “Suyunu aldığı, aldığını verdiği görülecek, pamuk ipliği ketene örülecek, her hal ile sofrasında helva karılacak. Bilene selamım olsun, anıldık anılandan kalsın.” dedi selamladı.

(SOMUNCU BABA’nın resmi verildi h’ye)

20 Dilden aldı, elden verdi, dileyene somun dağıttı. “Sandık dolu olursa, dile kimden verirse.” dedi selamladı, sözünü elden ele diye bağladı.

21 “Kor olalım yanalım, ‘Kar.’ diyelim donalım. her hal güzeli görelim. Sevelim sevilelim, ‘Sevgide selamet.’ diyelim. Katı somun yemezsen, hal hatırı sormazsan; kimden kime kim verir, senden bana kim gelir? Cemiyet sözü sana bağlamazsa, senden doğruyu bulmazsa; yolunu düze çevir.” dedi YUNUS’um sözü aldı: 

22 “Yolum eğriden mi?’ denmesin. Sana düz gelen elbet doğrudur. Ne var ki ayrı gören de O’nun kuludur. Yolunu çevirir, hatalı olana buldurur. Saz ile söz ile, dünyayı bildik koz ile. Kozu ele almadan, yolu düzde bulmadan; yürümeyen kuludur. Sende olan onda yok mu? HAK’tan gelen HAKK’ı bilen sevendir. Ne var ki cümlesi sevilendir. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun.” dedi YUNUS’um yürüdü. 

23 “Saçın teli sayılır, AŞK gönüle yayılır, kul birlikte ayılır. Ayılandan olalım, AŞK’ı söze değil gönle akıtalım. ALLAH’a ısmarladık.”

MEVLANA’yım ben!

24 Güzellik görmesen, muhteşem görmesen; dünyayı sevmezdin, ‘Hayat bu.’ demezdin. Dünyanın düzeni, bezdirir yozanı, sevdirir gezeni, bildirir YAZAN’ı. Çarpan suyun sesi olur, duran suyun süsü olur, çamurlu suyun yası olur. Vergide yargı olmaz, yaratılanda sorgu kalmaz. Eğer düzende uyum görülürse, kainatta doyum bulursa; geliş-gidiş tasa çekiş niye? Aş pişmeden yenmez, ağza tadı gelmez. ‘Kuzu.’ dersin seversin, pişmeden nasıl yersin? Balığa da öyle bakarsın. Düzen kurulduğu gibi gider, çoban sadece kuzu güder. Yorumun yapısında, olumun gelişmesi mevcuttur. Odunun yanması gerekli, kömür olmak için; kıvılcım alması gerekli, köz olmak için.

25 Desenini sevdiğin fistanı, severde giyersin. ‘Beğenmedim.’ dediğine göz atmaz, el sürmezsin. Sen beğenmedi isen güzel değil mi? Güzel diye dokunmuştur, o ise kader diye yazılmıştır. Okuyana zor gelir. EYVALLAH. Demir tavlanır, demirciye değil, seyredene zor gelir. Kaleye yol bulan, çevreye güzel diye bakandır.

26 Mor rengi vermiştik, ‘AŞK’ın doruğu.’ demiştik. Çok uzakta varılamayacak gibi görünen dağlar, mor renge bürünür. Adım-adım gidildikte, varılamayacak yer yoktur. Koşayım dersen tıkanır varamazsın, niyet kurdu isen duramazsın, çamur yere kilim seremezsin. ‘Yeşil çimen olsun, gönlüm ferah bulsun.’ dersin. Öylece adım-adım ulaşırsın. Ne var ki önce renkleri bilmek, renkten renge girmek gereklidir. Turuncudan ötesi kırmızı, kırmızıdan ötesi mordur. Yalnız hataya düşmeyelim, hiçbir renk öbüründen değersiz değildir. Ulaşılmayacak gibi görünen dağ, sadece uzaklığı temsil eder. Yeşil renk her yaratılana kucak açar. Zengin-fakir demeden, çirkin-güzel ayırmadan. Yeşil kucaklayan, mor özletendir, özlediğini gözetendir.

27 Kölede saygı, şahta sevgi bilinir. Ne köle şahsız köledir, ne şah kölesiz şahtır.

28 Yerleri değere değil öğeye bilelim. Fertler, cemiyeti bir eden. Fertler olmasa, cemiyet olmaz, bireyler yerini bulmaz. Öğede bağımsızlık, bireyde sorumsuzluk, fertte bilinçsizlik vardır. Her ne kadar tekliği bildiriyor ise de, TEKLİK’te aranılan bağımsızlık değildir. El ele vermeyi mademki niyette kuruyoruz, öyleyse vakfına talip olalım. Vazifenin vakfını kurmak, vazifelileri toplamak. Günde niyet ile kurulur, ‘ALLAH’ımın GÜCÜ’nde.’ denilir. Vazifede değer; günün yorumunu sıfıra getirmek, güzele katıksız bakmayı dileyene göstermek. Korkulduğu kadar zorlu değildir. Çünkü cümle kulu yapısı özelliği huzura taliptir. Böyle bir vakıf muvacehesinde çağrılmaya gerek kalmaz. Talip olan gelecek, vakıfta yerini almak huzuru bulmak için, bulduğu huzuru yaymak için. Sadece alıcı olmak ALLAH'ıma güç gelir. Güçten maksat zorluk değil. Hep alanı sevmez. Alan vermeli, aldığı tasarrufunda kalmalı. Daha önce verdik, bilen-bilmeyen ayırmayın. Bilmeyen dahi bilene verir. En gücü, bilmediğini öğretir. Vazife sorunludur. Aldığını vermezsen yüklü kalırsın, yolda yavaş yürürsün. Çünkü aldığın emanettir. ‘Talip olmadım, neden yük alayım?’ derseniz, seçilen kul bizden değil YÜCE’dendir.

29 “Yemiş daldan düşer mi, tavuk toprağı eşer mi? Sormaya ne hacet, hem düşer hem eşer.” dedi YUNUS’um söze geldi, MERYEM selamın verdi:

30 “Kavga sebepsiz olmaz, hasım yargısız kalmaz. Anında ikisi de birbirini sevmez. Ne var ki araya girenin; vergisi gür ise, sevgisi hür ise; hasım olanı ayırır, yün misali eğirir, yumağını eline verir, örgüde birbirine denk getirir, sevgi birliği kurdurur. Zaman geçicidir, kul elbet göçücüdür. Dünya halinde alıcı-verici olursa, vardığında en güzeli bulucudur. Söz sepetten değil, sebepten verilir. Güzel ile dil güzel ile hal verilir. Sebepler ALLAH’ımın SIRRI’dır. Sözümüzde gerçek, yaprak yaprak verilir, kulunun niyetine bağlanır. Oltayı balık alayım diye atarsın, nasibinde olanı tutarsın. Çünkü bildiğince değil uyduğunca adım atarsın. Çevre sarmıyor ise, çehrenin hatası değildir. Gelişimiz verişimiz cümleyedir. ‘Denenmiş olsa, bilene verse.’ denilmesin. Bilenin bildiği, okuduğu yerdedir; sevenin verdiği, dokuduğu yerdedir. ‘Duydum.’ dediği, niyazına gelendir; ‘Gördüğüm.’ dediği, sohbetine girendir. Öyle oldukta, kainata serendir.”

ALLAH’a ısmarladık

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

muvacehe: yüzleşme, yüz yüze gelme.