24 Mart 1978

MEVLÂNA’yım ben!

1 YEMEN'den yol soran, davette huzuru bulan her yolcu; kaydını, aldığı yerde, kendini, olduğu yerde bulur. Selam olsun, cümleniz yerini aramadan bulsun!

2 Cevap dileyen her kulu, gelişte değil oluşta görür, geçit öylece açılır. 'Dar gelen yolun yolcusu mudur hatalı?' denilir, soruya öyle girilir. Açtığın değil geçtiğin yoldur senin. Açılan, cümlenindir.

3 "Yağdı yağmur esti rüzgar, derdest edip aldı HÜNKAR." dedi, YUNUS'um söze girdi:

4 "Dayandığım daldan meyve aradım, yağan yağmurdan çamuru gördüm. Ektiğim ekinden, biçtiğim ekinin aldığım kökünden ne aradım derseniz; kainatı taradım. Orda burda oluşur, her var olan buluşur, sanılmasın karışır.

5 Suyun aktığı gibi değil, kulun baktığı gibi görelim. 'Nasıl?' denilir: Suyu değirmen kursam, öğütenden olurum, suyun değerini öğüttüğümde bulurum. Dayansam GÜCÜ'ne, IŞIĞI'nı alırım, etrafımı aydınlatırım. Suyu yerinde, değerini ömrümde severim. Alacağım öğütte saygı ararım. Sevgimi gönlüne sunarım. 'Somut örnek?' denilir: Sohbette, sevgi aranılır. Sevdim, sevmedim. 'Nasıl?' denilir: Sevgim yetersiz ise, hata bendedir! Sevilmedi isem, durduğum yöndedir! Elbet dönüşü bileceğiz, öylece aldığımıza uyacağız. 'Sevmedim.' diyenin hatasına düşersek, güne kadar aldığımızı nasıl sileceğiz? Dost dediğim postumu silerse, elim ile vereceğim, suyunu gönlüne denk sunacağım." dedi, YUNUS'um yürüdü. 

6 "Konuşulan her konuda, alışılan her kapıda yapıcı olanı bulalım, akıcı olandan şevk alalım. Her yapıya gerektiği için temel atılır, temelden dört duvara bakılır." dedi, MERYEM söze girdi:

7 "Daire, sorumsuzu verir, orada her olay olduğu gibi alınır. Binayı ölçü alırsak, her köşeyi ayrı-ayrı yoruma almayalım, bütünde bulalım. Tavanda, tabanda ölçünün değişmeyeceğine inanalım. Saydığım yönden değil; aldığınız her tebliğin birbirini tamamladığı, yapıyı meydana getirdiği açıktır. Öyle oldukta dağınık düzen satırlar arasında kalır." dedi, MERYEM selamladı.

8 Ayıran dünya bilgisidir, buluşturan ruhun görgüsüdür, seven sevdiren kulun mertebesidir. Verildiği gibi; kemalatta hayrı, cehalette kahrı bilirsek, her halde yargıyı sileriz. Yargı bedende, saygı ruhtadır. Kaygı, sevmeyende ise saygımız büyüktür. 'Neden?' derseniz, kayguya düşen, kendini deşendir; kendini deşen, oluşuna yön verendir! Suyun oluşumunda, kulun yapısına denk gelişim vardır. Sevmeyi bilmeyen kul, bakımsız havuza benzer. Gine de güneş ile su buharlaşır. Kalıntı havuzdadır, suyun bıraktığı yerde.

9 "Elden ayaktan, yüzden düzden aradığım şekli sordum." dedi, "Aynayı görsen, aynada kendini sorsan; KAYGUSUZ yanlışta mı, yanılıp kaynaşta mı? 'Değil.' desem, rüyamı bilsem, dağ ile ovayı bir tutardım, hataya düştüm diye dağı pamuk misali ovaya atardım. Sorguya rüyamda düştüm, günlerce uykudan kaçtım, yapıcı olanı seçtim." dedi, KAYGUSUZ cümlenizi selamladı.

10 "Gezdim gördüğüm yerde, gördüm çözdüğüm düzde, yamayı buldum dizde. YAR'İ gönülde bildim, sevdikçe doldum, 'Daha almaz.' dedim. Daha aldı, alasıya doldu, büyüdükçe büyüdü, dağları ovaları aştı, AŞIK buna şaştı. Dağlar ozan sorar mı, ozan YAR'sız söyler mi, derde derdi böler mi? Git gidesiye, bülbül misali ötesiye." dedi, AŞIK'a yolunu verdi. " Dağlar benden sorulmaz, giden asla yorulmaz, sirke ile bal karılmaz, YAR'dan sorgu edilmez." dedi, 'AŞIK kim?' diye sorulur: "AŞIK GARİB adaş bilinir; yerden yüze, yüzden söze gelinir, sevgi cümleye aktarılır." dedi, AŞIK yürüdü.

11 YAR'dan geldik, yoldan verdik, cümlenizi selamladık.

ALLAH'ıma emanet olunuz.

ALLAH'a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH