5 Haziran 1981

MEVLÂNA’yım ben! 

1 Koşuya giden bilir, yoldan vereni görür, gelene gidene ‘Selam!’ derse, yolu kolay bitirir. Cümlenize selam olsun, görgüde her kulu birbirini selamlasın.

2 “Giydiğim fistan ise, dediğim destan ise; aldığım verdiğim YÜCE’dendir, gelen gören nicedendir?” dedi, YUNUS’um söze girdi:

3 “Taze meyve tadına, taze öğüt adına gelir, her kulu birbirinde güzel olanı görür. Gönlünde olan verse, elinde olan saysa; ne söyleyen alınır, ne dinleyen yanılır” dedi, YUNUS’um sözü YAHYA’ya verdi:

4 “Kuma adım atanda, kula gönül katanda; yapraktan değil, topraktan söz verir diye anılır. Gelsem yolun düzüne.” dedi, YAHYA sözü söyleyen ile dinleyene ÖZ’ünden kattı. “Düzen, söz ile değil, ÖZ ile sağlanır. Her yolun gidişine HAKK’ın ADI bağlanır. Yel esse, bilmiyen yol kesse; yerini alana, sözünü bilene aykırı gelen olmaz” dedi, yürüdü.

5 “Gelenin sözü birdir, BİR’den verdiğidir. ‘Bundan ötesi?’ diyene de ki: YUNUS’un yolu aldığı yerde kendi vardı, bulduğu yerde kendinde olan kaldı. Her satır ÖZ’den gelir, her kulu kendinde olan kadar verir. Aymayı bilenden, güzele gölgeden bakmadan bulduğu, her yerde olana HAK ADI’na dediği bilinir.

6 Suyun her damlası, yazda kışta yerini olduğu gibi görür, gösterir. Topraktan alırsan ‘Rahmettir.’ dersin, çamura bakarsan zahmete söz edersin. Suyun hatası değil elbet. Süzülür durur, deryada yerini alır. Kulu da öyledir. ‘BİR’de kalalım, BİR’liği bulalım!’ dersek O’nun nasibine inanalım. Doğuşun vergisi, kulun kendinedir, kendinden değil. Kulunun yargısı O’ndandır senden değil. ‘Az yesem çok desem, bildiğim SEN’dendir!’ dedik, VEREN’in sergisinde cümlenin sevgisini gördük. SEVGİSİ’ne kainat kendini buldu. SEVGİSİ’ne kainat YARATAN’a döndü. Sonsuz denilen yerden söze girdik; sınırlı olan yerde, sonsuza varmanın öğüdünü verdik. ‘Alan alır.’ denildi, -bilen ile bilmeyene- sevginizi birleştirin, kardeşliği kökleştirin diye söze girildi. Kardeş sevgisine eş olsun, cümlenize sevgi dolsun! ‘Sevgiyi nerde bulalım, kimde görelim?’ diyene de ki: Kendinde ara! Yol, yolcuya açıktır.

7 “Dolu bardak verdiler, ‘Ayran içsen?’ dediler. Aldım, ‘EYVALLAH!’ dedim, VEREN’in VERDİREN’in niyazına durdum” dedi, PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

8 “İçen, içeni bilir, seven SEVGİLİ’yi bulur. Sevgi, sevdikçe yayılır, sayıya düşen, gün gelir ayılır. Altın gümüş demeden, tatlı ekşi yemeden, aldım somun elime, baktım cümle kuluna. Dedim, ‘Ne yerine, ne gerine. Kim ne yerse yiyeceğim, kim ne verse giyeceğim, cümle ile birlikte olacağım, BİR’de kalacağım.’ Aydın gün öyle olur, sayfada yerini öyle bulur’ dedi, ABDAL sözü MERYEM’e verdi:

9 “Akıl ile gitsem yola, aklımı versem dileyen kula, ‘Alır mı?’ diye sorsam bir pula. Almaz! Çünkü, kimse kimsenin aklında olanı bilmez. Aldım sevindim, TOKTAY’ın selamını getirdim: ‘Koyda balık alırsan, küçük gelir. Deryaya dalarsan, salın küçük kalır. Çünkü deryaya büyük gemi gereklidir’ dedi, cümlenizi selamladı. Ayağımda yemeni, elimde dümeni varsa; gemiden gidene değil, gemiye gelene el ederim. ‘Neden?’ denildi: Gemiden gidenin arkasını görürüm, gelenin yüzünü. Kırgınlık elbet değil.” dedi, MERYEM yürüdü. 

10 ‘Senden benden.’ diyene, O’nun ADI’na gerçeği sor ki, geçeni silmeyi bilsin, O’ndan geleni ne denirse densin övsün!

11 YUNUS’um sözü alır, sohbetin devamınca YUVA’da kalır: 

12 “Gözden aldım ayna dedim, ‘Sözü ile oyna.’ dedim. Kardan aldığım gibi, Güneş’ten bulduğum kadar, ‘Sen de sende kayna.’ dedim, gelene geçene öğüt verdim. Yolumu vereni düşümde gördüm. Bana dedi ki: ‘Ne oynayan ne kaynayan, ne karda izini bırakan, senden almaz, senden bulmaz! Yol, HAKK’ındır HAKK’a götürür. Dilerse kulunu karda yatırır, dilerse çölde bitirir. Unutma, her kuluna kendi yolunu buldurur.’ Uyandım ter ile, dolandım durdum, kendi düşümü hayra yordum. Dedim, ‘Uyan, O’nunla O’na doyan! Aklına sahip oldun, gönlüne dayan!’ Bildim bilmedim, sergide olandan ayrı kalmadım; kulunun yanında yönünde HAK vardır bildim, kayguyu öylece sildim” dedi, YUNUS’um cümlenizi selamladı.

13 Kement attık sözüne, ‘Uymaz!’ dedik yazına. Yerden gökten verdiysek, HAK ADI’na dediysek, katkı bizden olamaz, her yerde söz kalamaz. Boya verdiği gibi, suya erdiği kadar.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH