Ağustos 1983
MEVLÂNA’yım ben!
1 Kuyuya yol sorulmaz, güzel çirkin yorulmaz! Cümlenize
selam olsun, her kulu yorumsuz alsın.
2 Elden ele gezinde, YUNUS ile sohbete gelindi: “Söze
ÖZ’ümüz ile katılalım, gönülde asla duman bırakmayalım. Aldığımız her söze
kuruntu katmayalım.” dedi, YUNUS’um söze girdi:
3 “Söze yoldan başlarsan, tozu da var taşı da…
Söze kuldan başlarsan tozu da var katı da… Her varolan, varlığı ile
darlığı ile zorluğu ile güzeldir; sevgini esirgemezsen! Tatlı yersen
ağzın tatlı kalır. Tatlı dersen, ÖZ’ün tatlı olur. ÖZ’de sözde, O vardır;
sözde yaban olmasın. Sana yaban gelse de, sende tadını bulsun.” dedi, YUNUS’um
selamladı yürüdü.
4 “Ayva nar çiçeklendi, yapraklar böceklendi. Dost kapısını
dilersen, eşiğinde beklerdi.” dedi, KAYGUSUZ söze geldi:
5 “Arpalar buğdaylar boy-boy oldu,
gözlendi. Seferde olan, güzele gizlendi. Özlediğin her konun, bilen ile
izlendi.” dedi, KAYGUSUZ selamladı yürüdü.
6 “Beklediğin bağdadır, yoğun
gelişir. Bağladığın dağdadır, dilendiği gün
buluşur.” dedi, YAHYA EFENDİ sözü, gelişen ile gülüşene
bağladı, selamını iletti yürüdü.
7 “Değirmene gideceğim, buğday
aldım satacağım. BEHLÜL ile söze geldim, tüm sürüyü güdeceğim.” dedi,
PİR SULTAN ABDAL cümleyi BEHLÜL ile selamladı.
8 “Söz aldık söz verdik, aramızda sohbeti
kurduk.” BEHLÜL’üm sordu: “Değirmen öğütene mi eğitene mi
hizmettedir?” PİR SULTAN peyledi: “Dünyada neyledi?” “Sana bana yer
verdi, yüce dağa kar verdi. Ocak başı buldu da, kışta yolum
zor…” dedi. PİR SULTAN sordu: “Buğdayı kime sattın? Yükünü kime
sattın?”
9 “Her alanın bir PİR’i, her soranın doz
kiri olur.” Doz: Şüphenin zerresi. “Elde DOST, gönülde DOST; öyle oldukta,
alanda post. Her alan, dileyen ile birlenir.” dediler, BEHLÜL’üm ile PİR
SULTAN ABDAL, cümleniz ile el ele olduklarını, yol soranın yanında kaldıklarını
söylediler. Dediler ki: “Biz, seni beni sildik. O’ndan geldik, O’nun ile
olduk, O’nda O’nu bulduk. Cümleniz için niyazımız: BİR’de kalınız, seni
beni siliniz!” dediler, selam ile yürüdüler.
10 “Eylem, niyazın eklemidir. ALLAH’ım
cümlenizden RAZI olsun. Kapılar açıldı, EYVALLAH denildi geçildi. Kundak ile
bekleyen, MERYEM’i yoldan soran; aldığı her selama gülecek, olduğu
gibi kalacak, asla teke düşmeyecek. O’nun ile DOST olduğumuz,
dilediğim; DOST KAPISI’nda bulduğumuz müjdelendi.” dedi, MERYEM,
TOKTAY’ın adına cümlenizi selamladı.
11 “Komşuya el verildi ise, bil ki YÜCE
GÖREN’dendir, sevdiğini sevdirendendir.” dedi, FATIMA selamın aldığı,
durduğu her eşikte gölgesini sildiğini, cümlesine sevgisini
yaydığını söyledi. “Benden o’na selam olsun, o’ndan cümleye selam
kalsın.” dedi, yürüyen her dosta muhabbetini iletti.
12 KELİME-İ TEVHİD; andığın
her anı vurgular, gönlünü sergiler. O sergi ki, her zerreni belletir. Ne var
ki, gönlünde olan ile diline dolan, aynı sayıda olmalı. TEVHİT’te ‘o’
vardır. SALAVAT o’na götürür. TEKBİR: kainatı noktadan alır, noktada
bitirir.
13 “Gel diyene götür beni, O’nun ile yatır beni.
Aşk O’ndan O’na…” dedi, HALLAC’ım söze geldi:
14 “Girdim köyün turuna, sohbet geldi YAR’ine.
Yaktım ocağı, döktüm kucağı. ‘Kucakta ne var?’ dediler. Taş
olacak değil ya! Ocak için odun gerekli. Yapıya giren bilir, kapıya gelen
bulur. HALLAC her kuluna, YAR’dan alır verir. İstese istemese her kulunda
O’nun NURU’nu görür, öylede başın verir. Alanlar sağ kalsa, HALLAC
gönlünü gine de onlarda bırakır.” dedi, söze gelişini, cümlenizin
çağrısına cevab olduğunu bildirdi. " ‘Ne demek?’ denir, her bir gönül
BİR’liğe dönüştükte, adımız anılır.” dedi, cümlenizi selamladı
yürüdü.
15 “Her nohut tanesini sayarsan, eline
toprağı koyarsan, beline zahmet verir. Torbayı alırsan, topluca bulursan,
rahmettir.” dedi, HACI BAYRAM sözü aldı:
16 “Elmayı soya-soya değil, saya-saya
yiyesin, şifa olur diyesin. Adım NUMAN diye bilinir. Askıya koyduğun
her sebze nefesini daraltır. Kuru. Tazesini bulasın, her aşına sarımsak
ilave edesin. Taze de aşa da. Eğmeyi dilersen başını, yeter
demeden bırakma aşını. ‘Kemer daralsın!’ diyene de ki: kemeri belde
tutarım, boş mide ile nasıl yatarım? Yemeği yemeden bir bardak süt
içersin.” dedi, NUMAN cümlenizi selamladı yürüdü.
17 “Aynayı aldım elime, kemeri koydum belime,
niyazımı sardım saçımın her teline.” dedi, RABİA selam ile geldi:
18 “Köprü başında durdum, her gelene
geçitte ne olduğunu sordum. Dediler ki: kim ne getirdi ise sergide, kim
nasıl geldi ise sorguda, gönüller ne ile doldu ise… Yer gök RESULÜMÜZ ile
bellidir, her kulu o’nun ile doludur. Öyle ise, köprü her geçenin gelenin
yoludur. Cebinde olanın değil, cebrini silenin gelişine selam
verilir. Ne zorladık ne horladık, ALLAH diye-diye gürledik. Cümlemiz,
gürlediğini bekledik.” dedi, RABİA selamını cümlenize iletti.
“DOST’tan gelen her resim, BİR’liğe yansır. Ayna dedik, verdik ya!
Gönüllerde olanın… BİR’de BÜTÜN’de kalanı biliriz, bile-bile geliriz.
Varlık O’ndan O’nadır, yapına gelen, kapında DOST’u bulandır. ALLAH’ıma emanet
olasınız.” dedi yürüdü. ‘HAMZA BABA neredeydi?’ dediğin. Merdiven yolu
kısaltır, gölge bildirir, resim buldurur. ALLAH’ıma emanet olunuz.
19 “Deryaya attığın adımı saydım, güzel
diyene doydum.” dedi, EYYÜB’üm sözü aldı:
20 “Her direk, binanın temelidir. Olacak, cümle
kulun emelidir. Niyazına geldi isek, bilenin amelidir. Her niyaz olumludur. Ne
var ki bol SALAVAT oku! Suyunu öyle için! Dar gelendendir, genişliği
ALLAH’ım verir. ‘Gayreti dölden almazsa, gölde bulacak!’ diyene de ki: Adımını
deryaya atacak. Yolumuz cümlenindir.” dedi, EYYÜB’üm selam ile yürüdü.
21 Bağladık kuşağını, bekledik
bilinen yolun kavşağını. ALLAH’ıma emanet olunuz.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH