|
29 Ağustos 1983 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yumak sardık düzüne, geldik uyduk sözüne. Cümlenize selam
olsun, YUVA’ya gelen kandili yaksın. 2 “Kuş yuvası sözedir, güzelliği özedir; yolu
alandan sorduk, olacağı günedir. Yol getirir, kayguyu bitirir. Kement atılan
olaya, doğrudan eğriden söz edeni sustur!” dedi, YUNUS’um her
öğünde güçlüğü yapısında görene, ‘Suyunu kendinde bul!’ dedi.
Soğuk sıcak almadan, güneşe fazla kalmadan, yoğurt bol-bol
yiyesin, şekerden katasın. Ne yüzde, ne güzde sözü edilmez, gönülden
gelene eğri katılmaz. YUNUS’um yerini bilir, kayguda olduğun halde
senden geleni görür. Sözümüz ÖZ’edir, selamımız cümleye. 3 “Kandil yaktım sofaya, aşı koydum sofraya. Niyaz
ettim, gönlümü sizlere kattım.” dedi, HACI BAYRAM söze geldi: 4 “Bağladığı düğümü çözecek, dilediği
satırı çizecek, aldığı kadar verecek, gölgeden çıktığı anda gülecek.
Gönülden aldığı gibi kalsın. DOST dediği kapıyı dumansız görsün. DOST
KAPISI, ALLAH yapısı… O’na dedik, gelene geçene değil. ALLAH YOLU’nu
seçene veririz; çünkü alan, yolu ALLAH’ı bilendir. Selamın aldık, men dilini
saldık, ‘Ödül, ALLAH’ımdandır!’ dedik. Beklesin görsün ki, elinde RESULÜ’nün
Mührü oluşacak, sevgide HAK ADI’na buluşacak. Yorumda yerini bilen
ile olacağız. Asla, kayguda kalmasın!” dedi, HACI BAYRAM yürüdü. 5 “At üstünde duracak, ehil gelmezse vuracak,
yolunu DOST ile kuracak. Yumuşak yerden aldığı, her satırda
bulduğu… LOKMAN ile aradığını, suyun akışında görecek.
Aradığın sudadır, yosunlu suda… Selamımız onadır. Yaman geldi sorusu,
YUNUS misali sargısı. Demde düzen bozulsa da, DOST KAPISI’ndadır yazısı. Ona de
ki: ‘YAZAN da, BOZAN da, YÜCE ALLAH’ımdır!’ Kayıran odur, çünkü. Yerden
aldığını, suda ararsın. dedi LOKMAN beraber olacağını söyledi,
selamladı yürüdü. 6 Bir bir günü sayarsan, sen gönlünü soyarsan,
yapını MEVLÂNA ile kararsan, gün-gün güller açacak, gölgede olan seçecek.
Şüphesiz kalalım, sevgimiz ile bulalım. Senden sorarlarsa de ki: ‘Ne
ilimdir, ne bilim, bilmezsen; hem ilimdir, hem bilim, bilirsen.’ Konumuz
açıktır! Ne gün oyunun, ne masa doyumun; ÖZ’den ÖZ’e hizmettir, ALLAH’ımdan
himmettir. DOST olursan bilirsin, sen ilmini bulursun, HAK yolcusu olursun.
Selam olsun, yolun düzünde ALLAH’ım YARDIM’a gelsin. Sağlık size VARLIK
bize… 7 “YUNUS senden sorarsa, seni yolunda ararsa;
senden mi, YUNUS’tan mı? Elbet senden! YUNUS her kulunu arar, ne var ki O’nu
arayanı sarar. Suyuna yolumuz verdik, gönülden gönüle erdik, RABB’imin
RAHMET’ini beraberce gördük. Dedik ki: ‘Yumuşak olduğumuz halde,
gönülden katıldığımız GÜL’de; sadece O’nun ADI’nı, RESULÜ’nün andını
tekrarladık. Dedik ki: ‘Yolumuzu BİR’ledik, gönülden gürledik, yıldız
olduk göründük, AŞK’ın dedik sarındık. Dört yıldız dediniz, birine nokta
koydunuz, gönül ehline sordunuz. EYVALLAH diyelim, katılan her kuluna yol
verelim. Yoğun gelen sözümüz, ÖZ’ümüz ile baktı gözümüz. Kapılar açılır,
kement atan seçilir.” dedi, YUNUS’um sözü RABİA’ya verdi: 8 “Ayrıya asla düşülmez, ALLAH’ımın
verdiğine şaşılmaz, kulunun gayreti olmadığı yerde
koşulmaz. Olacak, benliğinde olumsuz geleni silecek; öylece her
öğütte kendinden geleni bilecek. Bir öğüt bin günü besler, bir
öğüt, bir ömrü süsler. Alacağı öğüte önem versin! Gelecek, zor
gelen her anında beni yanında bulacak.” dedi, RABİA selamladı yürüdü. 9 “Bağlar üzüm verdi de, kullar ipi gerdi
de; ne alanlar uyandı, ne bulanlar dayandı.” dedi, PİR SULTAN ABDAL söze
geldi. 10 “Aşacağın köprüde,
taşacağını düşünme! Bulduğun her konuya,
taşınacağım deme! Danıştık yerinden, kaldığın halde
zeminden bulacaksın. Yeni, kendinden kendine bağladığın her
konudadır. Zemin, ALLAH’ımın düzenidir. ‘Aşım pişti…’ diyesin, yaktı
isen üzülmeyesin. Yemekten değil elbet, gönülden alışırız, gülmeye
çalışırız, güzel çirkin oluşuruz. Kayguyu silesin, ABDAL misali
kendin kendini eğitesin. El eleyiz, koz aramızda düzenleriz. Yor dedik,
yol verdik; gerçeği verdiğimiz gün postu serdik, yapıya gelen her
kuluna güldük. Selam olsun! Ona de ki: ‘DOST elini verdiğinde, kapısına
gelene dönmesin, ‘Geldi geçti’! dediğine yanmasın. Çevresi açıktır, gün-gün
açılacak, kaygu köprüsünden tez geçilecek. ALLAH’ıma emanet olunuz, ALLAH’a
ısmarladık.” MEVLÂNA’yım! 11 (Hanım için,
ilaç ne verirsiniz acaba?) Yoğurt yesin her öğün, kekik alsın
iki öğün, çayını… Mümtaz denilen kulundan ALLAH’ım RAZI gelsin, adımıza
attığı her adımını RESULÜ’ne uydursun. Ona de ki: ‘Her yüzüne
baktığı, her adımını attığı yerde, O’nun ile oluşan, bir-bir
kelimede buluşan ÖZ’üne, bilgisini sevgisine cümlesine kattığına
şahittir!’ Yoğun çalıştığı her olayda gücüne güç katanı
bilsin, alacağını vereceğini birbirine eklesin; beklesin ki, bir-bir
kelimenin hikmetine erecek. ALLAH’ıma emanet olunuz. (‘Geçti artık’ tan maksat, ‘Tekrarı yok.’ demek mi?)
Bekle gör! Kayguyu sil dedik, kör değilsin. Mayayı aldın, ekmeği
yedin, yapına geleni kaygu ile bekledin. Geçitte olanın kaygusu… (Ben bir geçitte miyim acaba?) EYVALLAH! ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|