MEVLÂNA’yım ben!

Neydim, ne oldum
Fani idim, baki oldum
Ne aradım, neyi buldum?
Aradığım sendin Allah’ım
Sana vardım
Geldim, yolum aradım
Arayınca buldum
Bulunca yürüdüm
Bulmadan yol yürünür mü?
Boş yere dağ taş aranır mı?
Yol bulmayan
Ya tarlaya sapar
Çamura batar
Ya dağlara çıkar
Dikenine taşına çarpar
Yol bulmak için
Öncü gerek
Öncü yolu bilir
Dileyene gösterir

Kulsan, önce kulluğunu bil
Kime varacağını bil
Bunları bilirsen
Yolunu bulursun
Allah’ıma varırsın
Varınca, cümle görmeyi dilediğini
Anında görürsün
Gönlünü gördüm
Uyandı dedim
İzahını verdim
Dersi okursun
Nedendir? dersin
Hocaya sorarsın
Açmazsa, körüne öğrenmiş olursun
Açarsa, imanla öğrenmiş olursun
Deden isem, açtım görmek dileyene
Bu alemin sırrını
Çözmeye çalışana
Bir sözüm var
Ne için?
Gayeni bilmek
Benim için değil
Senin için faydalı olmak
Yazılarımız bir kul için yazılmaz
Dileyen okusun
Günden güne yetişsin
Kimse kendine mal etmesin
Şahsa konuştuklarımızdan başka
Hatta şahıslara verilen nasihatler dahi
Her kulun uyması icap eden
Yüce’nin emirleridir

Yaseminin rengi
Kokusudur dendi
Meyvenin rengi
Tadıdır dengi
Ummak ne güzel
Bulmak daha güzel
Umduğundan ayrılmak da
Kula güzel gelse
Ne mutlu kul olur
O zaman şüphesiz
Allah’ına iman etmiş olur

Duvar örülür, denir ki;
Hepimiz Allah’ımızı biliriz
Tam iman ederiz
Zaten şüphemiz yok
Ne var ki, duvar örülür
Arada birkaç açık tuğla kalırsa çökmez
Ama bina bitende
İçinde oturanda
Açık kalan yerden
Rüzgar da girer
Toz da girer, duman da girer
Onun için, duvarı açıksız örmeli

Mesnetsiz duvar örme
Desteksiz çatı örtme
Duvarlar ne kadar sağlamsa da
Gine de çatıya destek gerek
Öğrenmek sonsuz
Milyonlarca senedir öğreniliyor
Daha başında
Çözülen nedir?
Ne gökyüzü sırrı
Ne yer altı sırrı
Ne deryanın derinliği
Ne ölüme çare
Ne doğumun sırrı.
Nedir öğrenilen?
Sonuna varıldı mı?
Varılacak mı?
Asırlarda bir adım
Varılacağı da odur
Olmaz varılamaz
Son nokta bulunamaz
Elbet görülür
Görmeye çalışın diye gelirim
Size yol veririm
Anlaşılmadı dediğim
Allah’ına varan görür, sırrına erer
Onun için gelirim
Kulluğunuzu bilin derim
Allah’ımın ayırdığı iki alemi
İlle ben göreyim dersen
Allah’ımın işine karışmış olursun
Allah’ımın verdiğine boyun eğmeli

Dünyada yaşadım
Kulluk edeyim diye
Etmeye çalıştım
Ölçü bende olmayınca
Çalışmam yeterli mi
Nasıl bilirdim?
Nasıl Allah’ım vazifemi yaptım?
Perdemi aç bana derdim
Niyazımı, Allah’ım verdiğini bileyim
Doğrudan şaşmayayım
Kulluk edebileyim
Kullarını istisnasız sevebileyim diye ederdim
Başka dualara vakit ayırmazdım
Ayırmayı düşünmeye
Vakit bulamazdım

Görmeyi dilediğim kulu idi
Kulunun derdi idi
Dersen;
Allah’ımın kulunun derdi
Sana mı kaldı? haşa
İnsan severse
Sevdiğine dönerse
Onunla dönmek ister
Yükünü atmak ister
Ben yüksüz, o yüklü
Buna dayanmak ister
Dayanman için
Kapalı gönül ister
Şükür Allah’ım
Gönüllerimiz açık
Her açık gönül
Canından çok
Cananın yanına
Dostları ile varmak ister
Dost, zümre değildir, cümledir
Cümlenin duası ile dolmuşken
Bir kendi görgümü
Allah’ımdan ne yüzle isteyim?



Dünyada ben
Cümleye duacı oldum
Geldim,
Cümle bana duacı oldu. Alış-veriş
Allah’ıma varmak için
Yapılan her dua hayırdır
Yalnız vazife olarak değil
Gönülden gelerek yapılan duadır makbul olan
Allah desen
Yüz defa zikretsen
Bilemezsin ölçüsünü
Gün gelir hatim olur
Gönülden geldiğince ölçü alır
İbadetin yolunu ayırmak hatalıdır
Yol, yürüyenindir
Kimi ayakla yürür
Kimi emekler
Netice birdir
Nerden geldiğini
Nereye varacağını bil yeter
Neydim, neyim, ne olacağım? de yeter
Geldik, gitmek sır değil
Amma günü sır
Geldik, günümüz belli değil

Derslerim yumağınca sarılsın
Sözüm altın sayılsın
Aldığını bildin
Karışıklığa yer verme
A'ya derim
Duanı Allah’ına şöyle yap;
Allah’ım senden geldim
Sana varacağım
Şu anda yalnız görünürsem de
Sığındım sensiz kalmayacağım
Seninle oldukça
Olaydan korkmayacağım

Unutmayın,
MERYEM namaz ile Allah’ıma varmadı
Yalnız niyazı bin namaza bedeldi
Hep Allah’ımdan geldiğini söyledi
Onun için gelişi bilin
Varışa şüphesiz inanın
Dualarınız;
Kulluğunuzun tam olarak
Mümin gönülle
Geliş görüş varışı
Tamamlamasını dileyin

Rüzgar eser, ağaç sallanır
Evet amma,
Ağaca sarılan sarmaşık dökülür
Ağacın yalnız çürük dalı kırılır

Uyduğum sensin Allah’ım
Duyduğum sensin
Göç gününde de
Vardığım sen olasın Allah’ım
Uyanların, duyanların arasında olayım
Onlarla sana varayım Allah’ım
Uymayanı uyandır
Duymayanı dayandır
Bilmeyeni bildir
Cümle ile katına vardır Allah’ım
Sana kulluk etti isem
Nerden bilirim?
Hata etti isem
Nerden çözerim?
Bilensin, görensin
Hatamı af edersin
Hata işlemeye tövbe ederim
Bilmeden işleyeceğim hataya
Önceden tövbe edeyim
Ettiğim an inanırım ki
Hatadan döndürülürüm

Söylendi yazıldı
Bir husus havada kaldı
MEVLÂNA mı aradı?
Kul mu aradı?
Allah’ım mı gönderdi?

Eğriden doğru ayrılır
Kulun doğrusu seçilir
Vazifeli elçiye emir verilir
Emir Yüce’den gelir
Gelişimiz böyledir
Emirle geldik
Kulu imtihan ettik
Kürsüde kim olur?
Kime emir verir?
İmtihanda kim iyi not alır?
Bilen gören duyan notu alan
Diğerlerinden ayrılır
Ona da vazife verilir
Mesnetsiz olmaz
Mesneti aldanmaz
Çünkü dünyada değil
Dünya ile yüklü değil
GARİB’in dünyadaki mesneti kim?
MEVLÂNA

Dedim ya;
Allah’ımın emri ile geldik
Allah, kainatın mesneti
Sözümüz esnedi esnedi
Daha da esnese kopar mı? dersin
Kopmaz
Çünkü ucu bulunmaz

ALLAH’a ısmarladık

Elde gelen
Arkaya atılsa unutulur
Karşıya atılan tutulur
Dedeniz yanınızda
Çağırmak değil
Düşündüğün an
Olayı büyütmek yakışmaz
Derslerin yerinde okunduğu zaman
Sözün altın sayıldığı zaman

ALLAH’a ısmarladık

Aldım cümleden
Götürdüm cümleye
Getirdim cümleden cümleye
Görürüz, biliriz
Ağızdan dökmeye
Gönülü üzmeye yer yok

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah 


(Resim verilir)


Yumaşakça konuştuk
Dileğine günden evvel
Duacıyız dedik
Önce izin aldık
Sonra hediyemizi verdik
Selam cümleye