MEVLÂNA’yım ben!

Mümin olanlarla
Yolu bilenlerle
Yolumuza uyanlarla
Meclisi kurduk
Cümlenizi selamladık

Almadık demeyin
Sohbette gönüle hata yüklemeyin
Gönüller paktır
Müsaade edilen denir
Yemeyen aç kalır
Çok yiyen hasta olur
Almayı bilene
Bildiğimizce veririz

Akan dama akma dersen
Durur mu?
Akan damın çatısı
Kurur mu?
Deftere yazılan
Yürüyüşe varır mı?
Hoş görülen sohbet
Tekrarlanır mı?

Sohbetin en güzeli
Tekrar tekrar açılandır
Çünkü her açılışta mana değişir
Her değişen manada kul gelişir

Yerilsin alalım
Yazı ile bulalım derseniz
Sohbetin yerinde kalırsınız
Mesire gidersen
Tek ağaç altında mı oturursun?
Dolaşır gezersin
Subaşına inersin
Güzelden güzeli arasın
Gazelden yaprağı sorarsın
Gölgede güneşi ararsın
Güneşte ateşi ile yanarsın
Sohbetin safhalarıdır bunlar
Gelip geçen sohbet
Gidişe vasıta ile varayım demeye benzer
Tekrar edilen sohbet
İçinde yaşamaya benzer

Ağaçta çiçeği gördün mü?
Güzel diye sevdin mi?
Mevsimini bekledin mi?
Beklemek bulmaktır
Kasrına muhabbet beklersen
Kahrını da kabullen ki
Yeter dendiğinde
Yürümeyi bilesin

YUNUS’um der ki;
YUNUS oldum geldim
Duvarı mekan bildim
Başımı dayadım
Gövdemi yamadım
Gönlümde saraylar doldurdum
Güzellere kapıları açtım
Çirkinlerin önünden geçtim
Ta ki kasrına gönül koydum
Gönüldeki sarayları yıktım
Döndüm baktım ki
Güzel daha güzel
Çirkin ondan güzel
Nerden geldim?
Öyle gördüm?
Hangi binayı ben kurdum?
Sarayın NUH’un gemisinde mi buldum? dedim
Gafletimden utandım
Kendi kendime sordum;
Aynaya bak gafil güzel misin?
Aynaya bakanda
Gönülde ateş yandı
Güzelin yaratılmadığından mısın?
Güzel olmayan O’ndan değildir
Güzel olmayan var mı? derseniz
Gönlünü yokla derim
Müspet cevap almışsan
Kendini kutla derim
Allah’ımdan çirkin sadır olmaz
Kulun gönül gözü kör ise
Güzelde çirkin bulur
Şaşkın baktığın her olağanüstü hadise
Aslında müspet olaydır
Kuğuya güzel diyen
Güvercinde muhabbeti bulan düşündü mü?
Allah’ım her güzelliği
Bir yarattığına verse
Dünyanın düzenini bulamazsın
Her yarattığını bir meziyet ile
Güzelliğe örnek göstermiştir
 



Suyumuz öyle geniş ki
Ne ağırlık bulur
Ne bir kulunu bırakır
Günümüz yeterince görüldü
Sohbetimiz derildi
Sözümüz tesviye verildi
Yuyanın olmuşum
Gönlüne dolmuşum
Sepette boş yazıyı bulmuşum
Boş yazıyı geç
Yolunda güzeli seç
Güzel nedir? denirse
Gördüğüm görebildiğim her şey, de
Yönsüz kalınmaz
Yolsuz bulunmaz
Kainatın sırrı
Bir kulun aklı ile bulunmaz
Bulunan da çözülemez
Mesafeye gönül koyma
Gidersem uyar mı? deme
Uymayan Allah’ımdan gelmez
Allah’ımdan her gelene
Mümin kul gönül koymaz
Dert Allah’ımdan değil
Kulun kuruntusundandır
Eğer bacanı açtı isen
Dumandan boğulur muyum? deme
Dedi selamladı

Kakıttığın taşta
Dürttüğün başta
O’nu düşün ki
Ayağına eline sahip olasın dedi
Söze YUNUS’um girdi:

YUNUS oldu isem
Adımı dünyada koydu isem
Adım ile değil
Gönlüm ile vardım
Ayağımı sahile koydum
Elimi Hak diye kullandım
Güneşin olmadığı vakitte
Aydan ışık beklersin
Aydan gelmediğinde
Yıldızlara bakarsın
Vakti ondan sorarsın
Yönünde önüne katarsın
Güneşin vergisi
Yıldızlarda müşahede edilir
Sen aslında yıldızda
Güneşi gördüğün için ona uyarsın
Hiçbir yıldız
Güneşten başka bir yerden ışık almaz

Kasrını dağıtan
Mülkünden uzak kalandır
Beden ile inşa edileni dağıt ki
Nerden gelip
Nereye gideceğin
Perdenin açılışını
Dünyadan bilesin
Gömülmeden bedenini bulasın
Kâbe’nin sırrı
Kâbe’de gizlidir
Kulun sırrı
Gönlünde gizlidir
Her sır anahtarı
Uluların elindedir
Cezveye koyduğun
Fincana döktüğün
Kuluna ikram ettiğin
O’nu hoşnut eder
Neden?
Sohbet verdim
Konuğun geldi ise
Sohbeti bildi ise
Her sohbetin kapısıdır
Söz açmayı dileyen ağız
Yoluna verendir
Ağız yolunu açan
Sohbete gönül koyandır
Kahvemizi içtik
Sohbete geçtik


Allah’ıma emanet olunuz
Allah’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah