MEVLÂNA’yım ben!

Hasıra yol gerekmez
Çünkü yürümez
Elden alırsan
Yola gidersen götürüsün
Huzur vereni bilirsen
O’ndan beklersen
Huzur senin olur
Aşmadığın duvarın ötesi
Senin merakına yol açar
Meraka yer vermezsen
Huzur senin olur
Gönlünde olanla
Gününe dolanla
Dost olursan
Huzur senin olur

Varmadığın dağın gidişi olmaz mı?
Yola çıksan oraya varılmaz mı?
Dileyip de varılmadık gidiş yoktur
Serhat Semerkant’ta mıdır? dersen
Sen nereyi düşünür isen
Nerede dayanır isen
Nereden bekler isen
Serhat oradadır
Geçitten uzak kalmayım
Açılışta bulunayım dersen yersizdir
Bulunman icap eden yer senindir
Ne ondan ne benden kayıp
Sadece gönül kırığındandır

Yoluna dağılmasın
Gönüller Kâbedir
Habibin nurundan
Bedeni yıksan da
Olma gönül yârinden
Bedende sayılan verginin
Yarısını nerde buldun?
Kimden aldın?
Kime vereceksin ki senin olsun?
Sen dahi sende değilsin
Benimseme bedenini
Dünyaya bağlamasın
Bağlandıkça O’ndan uzak kalırsın

Gemiyi buldun
Elini verdin
Düşünme fırtınayı
Fırtına götürse de
Derine batırsa da
Deme; Kurtulmak nasıl?
Kurtuluşu O’ndan bil
Selamet yolunu bul
Kahrına mesnet sorma
Nerden gelir?
Nereye gider?
Veren O ise
Alan da O olur
Çünkü her şeyin sahibi O’dur
Senin kaderinin dahi
Sahibi olduğunu unutma
Ona dahi sahip çıkma
Kaydına yazılmayan
Kaderine kazılmayan
Senden değildir
Cesette ne ararsın can olmayınca?
Ruhta ne ararsın aşk olmayınca?
Yanarsan O’na yan
Aşkın sahibi O’dur
Dönersen O’na dön
Ruhun sahibi O’dur
Olduran O
Dolduran O
Döndüren yine O
Kayguya yer yok

Koyunda huy var renk yok
Çiçekte renk var huy yok
Kul da renk de var huy da var
Eğer kul ise
Ne koyun olalım renksiz
Ne çiçek olalım huysuz
Huy; yerini hazırlama
Renk; çevreye uyma
Koyun; kayda itaat
Çiçek; görgüsüz gösteri
Geçit; mertebe

Yüce bağı verir
Üzümü oldurur
Senin gayretin
Şarabı oldurur
Ne koyunda ne çiçekte
Gayret yoktur
Geldiği gibi gömülür
Oymuş desem yersiz
Kul olmadığı için sorumsuz
Kul olmayan kullar da öyledir
Geldik gördük
Sevdik bulduk
Döndük kavuştuk dedik
Kul olmayan kulların Diyeceği şudur;
Geldik, boşuna döndük
Dönüşte ah dedik yandık
 



Allah’ım affını bilmeyenlerde dağıtsın
Bilen kul bilmeyeni eğitsin
Şuursuz gelene şuur versin

Meyhaneye girdim
Yumuşak yoldan yolumu açtım
Akan selden rahmetini diledim
Cümlenin üzerine olsun dedim
Zahmetini dünyada bilsin
Kendini öyle bulsun
Güneşte yansın
Ağaca el uzatsın dedi
YUNUS’um geldi:

Zambak toprağı değil
Kulun gözünü süsler, gönlünü besler
Neden?
Yaratılıştaki güzelliğinden
Her yerin yuğanına el uzatılmaz
Her derin kuyudan su çekilmez
Aynayı ters tutarsan
Karanlıkta kalırsın
Aramadan bulunmaz
Gücenmeden barışılmaz
Danışmadan öğrenilmez
Yuğanını bilen başka kapıya dalmaz
Deryadan geliş olmaz
Deryaya sadece gidiş vardır
Aradığın kapı senin gönlünde
Orayı ara
Orayı sula
Orayı besle
Hatasızlık arama
Hatalıyım dersen
Affından geri kalma
O’ndan af dile
Yolumu sana çevirdim
Geçen günü devirdim, de
Affına sığın
Şerbeti kardı isen
Sunmaktan geri kalma
Kainatın verdiğini
Kullarına serdiğini
Santim santim ölçtüğünü
Hatasızlığı kendine mal ettiğini bilmez miyiz?
Vergisi senin gördüğünün olduğunu sanma
Senin gördüğün, şahit olduğun
Sadece onsekizbin alemin bir perdesidir
Eğer o perdeye layık isen
Gördüğünüz dünya asıl olanın gölgesidir
Binanın gölgesinde ne bulursunuz?
Binanın güzelliğini gördükte
Dünya sadece şekildir
Eşyanın aslı ruhudur
Ceset de ruhun eşyası değil mi?
Asıl olan nedir? Elbet ruhtur
Ne var ki ruh da gelişe bağlıdır
Huyunu aldı ise
Eşyanın yerini bulabilirsin
Huyunu almayan eşyaya
Yerini veremezsin
Huydan maksat
Her eşyanın yapısıdır

Masa aş için
Döşek uyumak için
Eğer gerekli yeri yoksa
Eşya olmaktan çıkar
Habibi O’ndan bunu dilemiştir
Eşyanın aslını bileyim
Hataya düşmeyeyim diye

(Kanser için ilaç)
Bilinir
Görülür
Yakın günde derilir
Cümleye verilir
Gene de ölüm kapısı
Sanmayın kapanır

Menekşenin renginde mi
Kokusunda mı yumuşaklığı? Yapısındadır
Çünkü bütün güzelliğine rağmen
Başı öndedir
Menekşenin yapısında
Has kulunu gördüm
O’ndan dediğim günde döner mi?
Kader dün başka bugün başka yazar mı?


Allah’a emanet olunuz
Allah’a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah