MEVLÂNA’yım ben!


Kuyu sesi ile
Huzur varlığı ile bilinir
Birinde ses
Birinde öz var
Bilmeyen bilenden dar
Cephe ayırana denir
Almayı dileyende
Saymaya yön verilmez
Anda görülen
Gelene bölünmez
Kucak açan her kulda
Hasret görülmez
Kayıt yazıyı silmez
Kediye çirkin diyen
Bülbülden sesi almaz
Şeker yiyene
Acı sorulmaz
Defter doldurmak için
Yazı verilmez
Aldık alacağımızı
Olduk bileceğimizi denilmez
Döne döne okuyalım
Okuduğumuzu dokuyalım
Sözüm cümleyedir

Niyaz yek başına
Sohbet çok yaşına olur
Ne demek? dendi
Her yaşta her başta
Sohbete katılabilir
Katre katre alsa bile
Nasip sofrasına oturabilir
Güzel çirkin katılabilir
Gölün suyunda
Kulun huyunda durgunluk varsa
Değişime muhtaçtır


Aldığın değerli taşta
Önce maddeyi düşünürsün
Eğer gücün yeterli ise
Yenisine dönersin
Değerli taş denilen
Her kulun imkanına mihenk olandır
Geçerli olan söz ile özün birliği
Ne yangın götürür
Selden söndürür
Ne fırtına yıktırır
Açıkta bıraktırır



Yüce’nin gücünde
Sığınak bulalım
Sevgili diyelim
Yarattı diye
Kulluğu ile övünelim
Hatalıyız diye
Gereksiz dövünelim
Sadece affına sığınalım
O’na sığındığın anda
Tövbeye girersin
Aşk helvasını
Öylece kararsın
Ayağın yerden kesildiği
Elin Hakk’a açıldığı
Avucundan halka döküldüğü bilindiği anda
Pervane misali dönersin
Aşk oduna yanarsın


(Soru: Yani Hak’tan alıp halka vereceğiz, öyle mi?)
Eyvallah

Verdiğimiz nedir?
Hak’tan alıp
Size döktüğümüz değil mi?
Yel aldı getirmedi
Söz verdi bitirmedi denirse
Gül olsam dile gelsem
Dikeni ile ele versem
Güzeli değişmezdim
Dikeni koparmazdım

Satır satır yazılır
Yaprak yaprak açılır
Oyun öyle seçilir
Yayan gittim durmadım
İpi ağaca vurmadım
Dolu destiyi dökmedim dedi
YUNUS’um yoldan verdi

Söz oluşta
Yol biliştedir
Yerden yol
Gülden hal bilinir
Sohbetimiz öylece bağlanır


Allah’a ısmarladık

Lailahe İllallah Muhammedür Resulullah

17ekim1977(1)

SOHBETLER

17ekim1977(3)