|
MEVLÂNA’yım ben!
Gözden sözden veren
Özden alandır
Her olayı güzel görendir
(Gözden sözden veren kimdir?)
Hal ile uyan, uyandan alan.
Sorumsuzluk, bilimsizlikten gelir
Koruyana yer vermeyen
Koruyana göz
atmayandır
Olumsuzluk denildikte
Kayda nokta konulmaz
Soğan ile bal
Nasıl
yenilmez ise
Soyan ile sayan
Elbet bir tutulmaz
Ne var ki
Soyanı
Allah’ıma havale edelim
Sayandan uyumlu hali alalım
Suyun aktığı yerde
Gelenlere selam diyelim
Örs ile vurursan
Hırs ile dürersen
Geçici övüntüye kayıt alırsın
Yoğurt yesem
Sözüm desem
Her güzele nokta
koysam dedi
YUNUS um söze geldi:
Bostan toprağa gömülür
Gömüldüğü yerde
büyür
Olumu toprak ile güneştir
Demiri ele alsak
Şekilde halini bilsek
Uyumu ateştir
Kimi güneşte
Kimi ateşte oluşur
Konuk sevgide buluşur
Genişlik sevgi ile başlar
Aşk ateşler
Oluş, küle dönüştür
Cepheye gidene sorarsan
Vatanı kurtarmaya der
Kendinde kurtarıcı vasfını
bulur
Elbet yanılma yok
Ne var ki kainatta nokta çok
Duyan bilenden sayılır
Bilen görene el verir
Gül ile bülbül misali
Duyan,
manaya gönül verendir
Bilen, mananın şekline girendir
Gören, çeşitte eşit
arayandır.
Allah’ım düzeni çeşitte verir
Kul düzeni eşitte görür
Güzel olan
çeşittedir
Eşitte olan hatalı mı? derseniz
Kul yönünden elbet değil
Yapıyı eşit bölseniz
Her katını aynı görseniz
Elbet sevimsiz bulursunuz
Olumsuzluk, düzeni değil
Yozanı alkışlamadadır
Kayıtta yumuşak seçim olmalı
Yerini bilene yorumu vermeli
Kahir
(=pek üstün, ezici)
yorumda
Duyana yer verelim
Keyyam;
Kusurun örtüldüğü
Yasanın aşıldığı durumdur
Körük ile gidene
Duvarı siper edene
Diyeceğim şudur;
Dayandığın Yüce
olsun
Söndüreceğin ateş
Yangın yayılır,
Körükleyeni de sinesine alır
Derdest
olalım
Elele verelim
Siperde olmak gerekirse
Allah’ıma sığınalım
Saygın, soyun temelidir
Yargı hükmün eseridir
Kerevet derdest ederse
Şilte sırta değerse
Seyrinde düzen bulunur
Yorum? denilir
Vergimiz
yargılanır
Sohbet gönülden dilenir
Eyvallah
diyelim
Sohbete girelim:
Mevlâna’yım!..
Gelişimiz görüşümüz
Elbet yenide değil
Anıldığımız anda
Sevildiğimiz her
yanda
Yuvanız yoruma yol alır
Her güzel gönülde
özelliği bulur
Gönül
kapısı uymayanda
El elde olmaz
Gönül dilden vermez
Allah’ım razı olsun
Sevende dilenen tecelli etsin
Kucak açılıanda, seyir güzeldir
Güzel görmediğin bil ki gazeldir
Her olan
güzeldir dersin
Güzeli öyle çözersin
Yazıyı alayım
Güzel günü bileyim
dediğinde
Uyum görülür
Sepet atılır, sedef seçilir
Yoldan halin sorana
Çoklukta zorluğu bulana de ki;
Değişene göz atalım,
döğüşene değil
Sevende bulalım, sürende değil
Katık ile savaşan
Sertlikte
yumuşar
Cebr’etmeyen zümrede bulduğunu
Sabretmede kaybetmesin
Nasıl? denidi, sözcüsü yorumu verdi;
Hayır denileni bilsin
Önce uyuma girsin
(Kim?)
Uzak yolda olan
Aynaya bakan
Aynayı kendine değil
Başkasına tutan
Yapısı genişliğe uyar
Ne var ki
Hep aynanın
arka yüzüne bakar
|
(Nasihat kimin için?)
Adanın büyüğünde olanı
(E mi?)
Eyvallah
Yorumda hataya düşmesin
Yumağın bittiği yerde
doğuş vardır
Doğuşu bulana dünya dardır.
Koğuşta ses olsa
Kendi sesi kaybolur
Doğuştan ses alsa
Gönlüne kalbolur
Yapıya yapıcı olsun
Taşa toprağa bakıcı değil
Yapıya yapıcı olan
Taşın
toprağın yerini bilir
Öylece güzelliğini görür
Dünya, devri alem dünyasıdır
Her an yenilenir
Eski olan yoktur
Sadece
varolan mevcuttur
Doğuş denilen
Uykudan uyanıştır
(Canlar: Hakk’ı bulmamız için yol diledik, rica ettik.)
Mesnevi’de sözüm oldu
Günü geldi üzüm oldu
Yaşananda gözüm oldu
Gördüğünde üzüm erdi
O günde şişelere kondu
Bugün şişeler size sunulur
Her gönülde alacak kâse vardır
Kimi dardır, kimi boldur
Denir ki; Bendeki nice haldir?
Bendeki nice hal? diyene sözüm;
Hala dolmadın
Öyle ise kâsen boldur
Olmasa gelmez
Gelmez de vermez
Her bedene sürmez
Her kulunu sarmaz
Neden? denilir
Gelen, her bedeni sarmayı diler
Amma
her beden sarılmayı dilemez
Öyle oldukta
Vazifeli geldikte
Sadece
sarılmayı dileyene verebiliriz
Kayguları silelim
Eleleyiz bilelim
Ayrımız
gayrımız yoktur
Selam dilendikte çoktur
Çünkü gönülleriniz
Her Pir’e
açıktır
Her yolda geçittir
(Pir şeyh mi? Kullara mertebe yolu açar mı?)
Asla
Her kul
Kendi kapısını kendi açar
Her kapıdan
kendi geçer
Daha önce verdik
Oluş, ne sözde sazda
İlle de özde
Hakk’ın
rızasıdır
Sözün kısası
Resulü’nün halidir
Alacağın Veli’dir
Olacağın öz
ile
Bulacağın haz ile
Sevgide ölçü alma
Şekile talip olma
Şekil bağlar, yolun eyler
Gördüğün
dağlar
Sevdiğin dalgalar
Seni aşka götürür
Bin pulunu sattırır
Bir puluna
yettirir
Birliği erlikte gösterir
Bin pulunu sattırır
demekten maksat;
Pulunu esir al,
Puluna esir olma.
Yağma, erlikte bırakmaz
Yağmadan maksat;
Dağıtan değil öğütendir,
Öğüteni
eğitendir
Öğütenden maksat;
Küçüğü büyüğe katandır
Nasıl? denilir
Değirmene gelen buğdayı
Elbet tane ile öğütemezsin
Ne var ki
Çuvalı da
tanelere katamazsın
Buğdayı taş ile öğütürsün
Su ile eğitirsin
Fırında
pişirirsin
O halden geçildi
Sergiye konuldu
Yenilene sunuldu
Allah’ım
razı olsun
(Gönül genişliği? sorusuna.)
Genişleyen,
kâselerdendir
Elbet alışa uydukça
Verişi bildikçe
Genişlemeyen kâse yoktur
Dileğine uyanı
Yolunda olanı
Nasip kul denileni unutma
Niyazına
verdiğine
Şahidi olduğuma
Gerçeği daha önce verdiğime yazılıdır
Yargıda olana de ki;
Uydum, duydum
Niyazıma geleni bildim, şükür dedim
Yorumda hata olmadı
Sebep kuşlardan sorulmadı
Yazılandan öteye varılmadı
Olacağa uyacağız
Hak adına verileni bileceğiz
Elbet geleceği vereceğiz
Allah’a ısmarladık
Lailahe İllallah Muhammedür Resulullah
|