MEVLÂNA’yım ben!
 

Kor olsa cümle alem
Gine de yazar kalem
Yazan gezen birdendir
Hher güzellik yardandır
Geldik bulduk dost elini
Serdik sardık dost halini
Gönülden gönüle aktardık dost yolunu

Kalmaz gönülde duman
Silinmez kulda iman dedi
YUNUS’um sözü aldı:

Adı ile gezerim
Aşkı ile yüzerim
Okuduğum her zerreyi
Kitabıma yazarım dedi
YUNUS’um selamladı

Beklediğin kapıda seni bilenler mi var?
Gümüş alsan eline elinde gören mi var? dedi
Men dilden uzak kalan
Dilinde olmayan yalan
PİR SULTAN ABDAL sözü aldı:

Balık alayım gölden
Nefes bulayım çölden
Zorluğu yenmek için
Umut almam hiç saldan
Dört duvara bakındım
Taş gelmesin sakındım
Sıcak oldu bunaldım
Soğuk suyu dökündüm
Bir bir anıldı sözüm
Her zerrede var gözüm
Derde düşmeden geldim
Dedim ki; Budur yazım dedi
PİR SULTAN ABDAL sözü
YAHYA’ya verdi:
(Soru: YAHYA EFENDİ mi?) Eyvallah

Aş pişti soframız açık gelin
Gelmeyi dileyenle yerinizi alın
Hak sohbeti yerindedir
Gönülden gönüle dalın dedi
YAHYA cümlenizi selamladı

MERKEZ’im yol başında
Adı yazılıdır her bir taşında
Bilenin düşünde, sevenin aşında
Rabb’im diyenin başındadır dedi
MERKEZ’im selamladı

Ana ana doğdu dana
Rabb’imin verdiği
Hem bana hem de sona dedi
BEHLÜL’üm sözü aldı
Aldığı nağmeyi deryaya saldı:

Gül de gel
Geldiğin yolda güzeli gör de bul
BEHLÜL darı toplasın
Koyduğu her darıyı bilmez diye katlasın
Olur mu? Darı benden akıl alır mı?
Koy toprağa ver yaprağa
Suyunu alacaktır
Bilgisini tezgaha koyacaktır dedi
BEHLÜL’üm cümlenizi selamladı

Çağrıyı bilen ağrıyı siler
Darlığı gören gürlüğe güler
Ne deniz yerinden kayar
Ne dağlar derinden oyar
Her biri aldığı hizmeti kulu için sayar dedi
KAYGUSUZ söze geldi:

Her diktiğim ağacın köküne elim ile su verdim
Yaprağını gördüm de kayguyu siliverdim
Elimdeki somunu almayana bölüverdim
Ağacın gölgesinde huzur ile kalıverdim dedi
KAYGUSUZ selamladı



Gayrete el verdik
Hayrete gül verdik
Gönülden yol bulduk
Dumanı sildik attık dedi
HAMZA DOST sözü aldı:

Ayaktan başa, topraktan taşa
Bildiğini okursun sevdiğini dokursun
Altın yaprak görünce
Bülbül olur şakırsın
Naz O’na, niyaz O’na
Gözden aldık hep sana
Altın yaprak gümüş toprak birbirini tanımlar
Er olan zoru silen emeğini tamamlar dedi
HAMZA DOST selamladı

İyiyi kötüyü bilgin ile ayırırsın
Sevdiğini sevmediğine kayırırsın
Gerçeğe bakıp da
Gölgesinden sıyrıldığın an
Kendinde olana dönersin dedi
MERYEM sözü aldı:

Uyumadan duramazsın
Hava ile suyu karamazsın
Sofrayı kurmayana soramazsın
Dile Rabb’im verdiğinden tutsun seni
Bilenlere katsın seni
Aydın gelen her gününe
Niyazın ile bıraksın seni
Barındığımız her duvar
O’nundur, O’ndandır
Bu gün aldık niyazımız sondandır dedi
MERYEM selamladı

HACI BEKTAŞ gölden göle kuş uçurdu
Elde olan atı kaçırdı
Allah Eyvallah dedi de
Aklını yoldan yola düşürdü
HACI BAYRAM’a sordu:
Uçurduğum kuş geldi mi?
Sohbette seni buldu mu?
Allah Eyvallah dedi
HACI BAYRAM gelen kuştan bildiğini sordu

Ağaçların dallarından
Yaprakların hallerinden
Böceklerin dillerinden aldım alasıya
Yol diledim sana gelesiye
Güzeldir Hak sohbeti
Güzeldir aşk hasreti dediler
HACI BEKTAŞ ile BAYRAM selamladılar

Düğümü çözeceğiz
Elele gezeceğiz
Kalem olsun elimizde
Bildiğimizi yazacağız
Davar olmaz bilenler
Değer vermez gülenler
Dünü günü yaşadık
Her anımızı nefes ile okşadık
Hayır olan ile dolaştık cümlemiz dedik
Cümlemiz için hayır diledik


ALLAH’ıma emanet olunuz

Allah'a ısmarladık

Lailahe illallah Muhammedür Resulullah.


(Sinir sıkışıklığına karşı, kireçlenmeye.)
Nane ile anason kaynat, çay diye iç