|
15 Kasım 1969 MEVLÂNA'yım ben! 1 Niyaza vakit ayırana, ahirete mükafatını hazırlar. ‘Günümüz hoş geçsin.’ diyen , gönülden uyana, ALLAH gününü nasip etsin. Dumanını dağıtan, ALLAH'ını hasretle anan; koşar, niyazdan coşar, muradına erer. 2 Okuduğun, yerini bulsun. ALLAH'ın kabulüdür, DEDE’nin makbulüdür dualarınız. Anarsınız, okursunuz, YM olursunuz. Okumanın saati olsa, deyim. Dileğine, gönülden uyduğuna göre okursun. Yamanın küçüğünü, duanın büyüğünü kullan. Pantolona dikersin, deliğini kaparsın. ‘Duanın büyüğü hangisidir?’ diye sorana sözüm, ALLAH'ın ADI. BÜYÜKLÜĞÜ’nü bilerek, VARLIĞI’nı duyarak okumaktır makbul olan. 3 Gönül uyarsa, ALLAH'ı bilirse, yolunda giderse; elbet mertebe alır. Alın yazısı toprak kazısına benzemez, ne olacağı bilinmez. Gönül KABE’dir, kulun ne olduğu bilinmez. ALLAH’ına yakınsa, sevgisini kazanmışsa, günahın o kadar aratır. Kulun mertebesi bilinmez kul tarafından. Gönlünü bilmezsin, mertebesini göremezsin. Onun için mertebesi ne kadar yüksekse kırdığın gönlün, günahın o kadar çok olur. Mümin kullara sözüm. Sana ona değil, yazıyı okuyanlara. 4 Geldik yol vermeye, eğriden döndürmeye; fal deyip hal söylemeye değil. Sorar söyleriz, yolumuza alırız. Dualarımız cümle kullara olsun, gayemiz ALLAH YOLU’na olsun. 5 Günümüz, yumağımız, niyetimiz hep ALLAH diye coştuk. ADI anıldı, cümleniz MEVLÂNA’yı dinlemeye koştu. Dinlemek, beni değil ALLAH'ın ADI’nı. O'na koşarız, ADI’yla coşarız. ALLAH'ın kulları, yanık gönülleri. Yakmasın dünya derdine, yaksın ALLAH AŞKI’na. ALLAH’ım iğneyle vermez, acıyla vermez. Acıyı kul yaratır. Ölüm size acı gelir; bilseniz, doğumdan tatlı gelir. 6 Ben de fani idim. Alemimi değiştirmek, bana niyazımın
mükafatı oldu. Buldum, ALLAH’ımı buldurmayı vazife bildim. Düşünmek, ALLAH
vergisi. ALLAH'tan ganimet, kuldan gayret. Huyum suyum verdi bana, dünyadan
nasip dedi. Geldim yol aradım. Yanılmayın. Dünyaya geliş yolunu alış,
ALLAH’tan. Merdane oldum, hamurdan yoğurdum, yufka yaptım pişirdim.
Duman olmayan ateş yanmayan odun ateşi ALLAH ateşi değil
fırında pişirdim demeyin odun ateşi yanmadan pişer mi kul odun
ateşine düşer mi? Kulu pişiren, ALLAH’ımın ateşi,
gönlündeki ALLAH AŞKI. ‘Nice yol buldun da merdane oldun?’ derseniz, ALLAH’ımın
LÜTFU’na kurbanım. Nice AŞK’a düştüm, düştüğümü bilmedim, düşerken
görmedim. AŞK beni yaktı, suyumu aradım, deryadan aktı. Ateşten
düştüm deryaya, geldim nice bu dünyaya? Yaşadım, yaşadığımı
bilmedim; dünya gailesin kendime dert etmedim; gelenin kimden, gidenin kime
olduğunu bildim. Neden dert edeyim, benim olmayanı isteyim? VERDİĞİ’ne
şükredeyim, sevineyim; yeter bana. 7 İyiyi-kötüyü ALLAH ayırır, biliriz. Kulun yumağını sararken, amade olanı da olmayanı da görülür, görüldüğü kadar rütbe verilir. Rütbe, dünya merdiveni; mertebe, ahiret merdiveni. Dünyada hazırlansın, ‘Geç.’ denmesin; an, yeter. ‘Güç.’ denmesin, zan yeter; ‘ALLAH'ım.’ densin, niyet yeter; niyetini açsın, diyet yeter, ALLAH sebep halk eder. ALLAH’ımın yarattığı, dünyada halk ettiği cümle iyi olayın geleyin, adının-yerinin, sebebi hikmeti vardır. 8 VAROLAN’ın VARLIĞI’nı ispat, kula yaraşmaz. Varlık, darlık
getirmez. Varlığı maddeyle ölçmeyin. Varlık ALLAH'tan gelen lütuf.
ALLAH'ın LÜTFU’na eren; darlık bilmez, olmayana demez, başkasından
istemez. ‘ALLAH'ım.’ der şükreder. 9 Dumanın manisi, gönlün kanisi; dumanın girişi, gönlün dönüşü. Damanın taşı döner durur, gah yenilir gah yener. Yenilen kuldur, taş değil. Adamına göre oyun, yumağın sarılışına göre kul. Yanılan yenilir. ‘Aman...’ diyen yener, oyundan çıkar. Hayat böyle. Yenmek-yenilmek, yumağına sarmak, günahın varlığını bilmek; kulu eğitir. ‘İlle yeneyim.’ demez, hileye baş vurmaz. Dünya, böyle bir oyun. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH |