|
1970 (16) MEVLÂNA’yım ben! 1 Nimetini her kul bir elden alır, bazı kul dilden alır. Üstü altı olmaz, dünya kula kalamaz. Sarayın sahibi de olsa, sefaletin yetimi de olsa; geldiği gibi gider, gönüldeki güder. 2 MEVLÂNA’nın sözünü, gönüldeki yerini bilsen, sevincini günün ardına
koysan... Yolun üstüne koyma taş, yolun sonuna koyma baş. Taşın gediği
olmaz; ya çekersin, ya düşersin. 3 Şüphe etmesin, korkuya düşmesin. Yumuşak gönlü, sert
dili uyuşmaz. Her kulun
yolunda taş olur. Yumuşak olursan, gönülden dilersen; ‘Taş
ağır çekemedim.’ deme, yardımcı dile. Anında gelir, yardımcı olur. ‘Diledim
gelmedin.’ dersin, yanılırsın. Geldim, yardımcı oldum. ‘Haksızlık oldu ağızdan
döküldü.’ deme, her şeyde hayır bekle. Olay aleyhine değil, günde
sana öyle gelir. Çözümü kulun gücünde değil. ‘Asmayı budamak kolay.’
dersen, yanılırsın. Her yolun yolcusu, asmanın budayıcısı olur. Bilmeyeni bağına
koyarsan, ya asmadan ya üzümden olursun. Derinden makas vurursa kurutur,
üstünden alırsa verimsiz olur. Ummak güzel, bulmak zor; yumuşak olmak
güzel, kötüye uymak zor. 4 ‘SEN’den umdum, umduğumu buldum ALLAH’ım.’ dedim, ‘Umdu buldur, yanıldığını bildir.’ demeyin ‘Yanılmasın.’ Andığı gibi olsun. 5 Olacağı sorarsın. ALLAH’ım BİLİR. İzni gelince
verir. 6 Dönüş yok. Yürürüz düzde. Uyandığın an, su dizde. Deme ‘Boğulursa?’ Yanında varım, yüzmeyi öğretenim. Neden geldim, kalemi verdim, gelişi dönüşü bildirdim? Sana bir sözüm var. Şüphesiz inan. “OLACAK.” dediği olur. 7 Yumurta; beyazın en beyazı, sarının en sarısı. Yumurta tavuğun yavrusu. ‘Neden dedin, rengini söyledin?’ derseniz anlatayım. Müsavi şartlar, bir yumurtada dahi görülür. Sarısından ayrı besin, beyazından ayrı besin alınır. Kabuğu dahi verimlidir. Anlattığım budur. Renkler, görünüşü; yaratılan, verilişi gösterir. Tümünü alaydın, kolayı bulaydın; verimin yetersiz olurdu. ‘Hangi yönden?’ dersen; dünya gidişi, mesleğinin alınışı. 8 Aydınız, yolumuz-gönlümüz hep bir. Yavrumuz, gayemiz. Olmuşu bulduk,
olacağa güldük. Yumağı doğuştan HAK YOLU’na sardık, HAK YOLU’nda saranlara el verdik. Şüpheniz olmasın, olacaktan kaygu
duymasın. Yavruların cümlesinin yardımını, anında yolunda veririm. Gönülden söylerim,
yardımım anındadır. Gelişim ALLAH’ımın İZNİ’ndedir. Yanılma, gelirim;
şüphesiz çağırdığın an, gösteririm. Çağırışın şüpheli
olur. Dersin, ‘MEVLÂNA nasıl gelir?’ Şüphesiz inanıldığı an, gelişim
ayan beyan görülür. Gelişim fani gibi olmaz, kapı vurup gelmez. Olaylar gösterir,
düğümler çözülür. Bu, YÜCE ALLAH’ımın VERGİSİ’dir. Ne benim
kuvvetim, ne GARİB’in gücüdür. 9 ALLAH’ımın VERİŞİ’ne, gönülleri açışına vurgunum. Sebep sormadan, kaygu duymadan yürüdüm; amade oldum, sizlere de geldim, bu yolu verdim. Verişimi şüphesiz alın, huzuru bulun. 10 Gününüz hoş olsun, yazınız hoş bitsin; neşeniz sözsüz
sonsuz olsun, MEVLÂNA geldi gitsin. ‘Nereye?’ demeyin, kalemi bıraksın. Anıldığım
yerde; anında orda-burada, her yerde, sevenlerin gönlünde. 12
Kimin bilgisi var, mecliste söylensin. ‘Tasavvuf.’ dedin, bildin mi?
Açarsan, yazan da bilir. Yazanın bilgisi yok. VEREN bilinir, anılır.
Mecliste olanın benimle bilgisi derecesi görülmedi, günümde yazılanın
hakikati
açılmadı. 13 Koluna yoluna ALLAH kuvvet versin. Olayın YUVA’da oluşu, aydınlanan
kişi. Gelende görülür, yazımız çözülür; bilenin bilmeyenin ölçüsü verilir.
15 Dünya sözü dünyada kalır, mümin kulun sözü havada kalır. Gönülden gelmez, ağızdan her çıkan kötüyü almaz. Sabun köpüğünden ayrılmaz. Aynaya mümin kul baktırılır; bakan görür, bakmayan yürür. 16 ‘Kalmak yok.’ dedim. Kalmak yok. ‘Acele.’ deme, yavaş-yavaş
çıkılır. Acele edemezsin, dünyayı silemezsin elbet. Günün olayından sıyrıl
yeter. Oldu da merdivene varıldı. 17 Gelenler ‘Dünyanın sırrını çözelim.’ derler, acele ederler. Sırrını alsalar,
dünya mı yaratırlar? 18 Yıldızlar sorulur, ‘Alem var mı?’ denilir. Yolunu alan bilir. Alemden maksat kul mu? Olay basit. Yıldız yolda, kul elde; döneni varsa, kul orda. Sonsuzdan içeri giremedim, sonunu bulamadım ki içini göreyim. ‘Neyin?’ dersiniz. Bir şeyin bittiği yerde, başka bir şey başlar. Yüzlerce senede sonuna varamadım. Ne demektir? Sonu yok. Olay açık, söz seçik. ‘Dönen.’ dedim anlamadın, döneni görmedin. Yıldızda hayat var, dünya gibi daha çok yıldız var. Görülmez, varılmaz; fani için elbet. 19 Olmuşu-olmamışı elinden bırakmışı geçelim. Dünyanın ötesinde, yıldızın tepesinde kulun fanisi vardır. Olmayan yok. Kulun aklından üstün, yıldızın kulu. Hayalden-rüyadan açar, olaya karışır, hakikatle karıştırır. Olmuşun yolunu sorarsın, neyi merak edersin, masal mı istersin? Aldığını bilen, vaktini harcamayan, ‘Yaşamak boş.’ demeyen, ahiretten kaçmayan kullardır. Ahiretten kaçmayan; ahiretin varlığını düşünüp, gücünü öyle harcayandır. 20 Ne yapsınlar dilersin, haber sorarsın? Sordum haber istedim, anlatayım. Dünyanın ölçüsü, telefon; bizim ölçümüz, nefes. Size göre. Her katın buraya bağlı oluşu, her katın öbürü ile haberleşmesi; anında mümkündür. Evet her kat birbirine bağlı, ne var ki alt katın yukarıya söz hakkı yok. Ölçüyü kimden kime sorarsın? Sorulan derinde değil, serinde değil; gönülde olandan müstait. Kuraldan uzak kaldı. Gönül olayında uymaktan uzak kaldı. Kendi gönül yoluna uydu; ne buldu, ne gördü? Bulduğu gördüğü yetse, ‘Ah dünyayı silseydim.’ demez, burada pişman olmazdı. Pişmanlığı cehennemden değil, katın inişinden. Yukarı şimdi bakar; dünyayı, ‘Ah!’ der, ‘Az oldu, tez gitti.’ Kalmak yetti. Kalmayı değil bulmayı düşünsünler, aşağı inmesinler. 21 Cehennem, kötülüğün sembolü, elbet var. Boşluk, kapkaranlık bir hiçlik... 22 Elbet hak! Yetim hakkı yiyen, ahını alan, ALLAH’ın verdiği CAN’a
göz diken; elbet gider. 23 Temizlik olsun, kul af dilesin; ahını aldığı kul affetsin. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH müsavi: eşit |