1 Mayıs 1970

MEVLÂNA’yım ben!

1 Mümin kulun gecesi, yazıların hecesi, ALLAH’ım verir nicesi. Gelişiniz, YUVAMIZ'ı aydın edişiniz, gönüllere akışınız.

2 Misafir yuvayı aydınlatır, elbet kıymetlidir. Hele sohbetimize katılmaya gelene ne mutlu. Sohbetimiz ALLAH’ımız, misafirimiz ALLAH’ımızın ADINA. ‘ALLAH’ım.’ dersen, ADINA misafirini karşılarsan; düşman gelen dost gider, kötü niyeti gönülden siler. Yuvanı açık tut gelene, gönülü açık tut gülene. Deme ‘Cümleye aç’, yolunu yuvana bağlayanı seç.

3 Beklemek, olmak gerek. Meyve çiçekten gelir, küçükten büyür, büyür olur. Hiç meyve gördün mü yapraktan önce meyvesi olmuş? Çiçeğin güzelliği görülür yapraktan önce. Meyve olsam ele gelsem, kul elinde, el dilinde.

4 ‘Yamanın yumağa ne faydası var?’ dersen; açığı örter, fistana diker. Ne var ki, yolu yoluna denk gelmeli, giyende aykırı durmamalı. 

5 GARİB yumuşak, sözümüz yumuşak; gülünsün, gününce anılsın. Gönülce sevinsin GARİB te.

6 Çiçek sevilir, her cinsi. VEREN’den YARATAN’dan gelir çünkü. Çirkinini gördünüz mü? Seven sevilir, insan kıymeti bilinir. Yanılmayın, yalnız çiçek demedim, seven dedim. Yaratılan her şey sevilir, seven sevilir. Yüz güzelliği değil, yaratılmasındaki hikmettir mühim olan. Şerbetin tadı suda olmaz, şerbet suyun verdiğini vermez.

7 (GARİB’in celsedeki baş örtüsü konuşulur) Baştan değil, gönülden yazar, başı saygıdan örter. Örtü olmasa da olur, MEVLÂNA her an görür. Günün gelişi, zamanın uyuşu öyledir. Uymak kulu eyletir. Muntazam duvar ören, duvara beton vurandan daha maharetlidir. Yapının duvarı düz, temeli tez olursa, güne kalsın beklenirse; sağlam olur.

8 Okuyun düşünün, üzerinde konuşun. Defter doldurmaya kulu eylemeye gelmeyiz, eğitmektir vazifemiz. Eğitilen kişi, yalnız sözle değil, kendi başına da çalışmalı, yolunu öyle bulmalı. Sözü kolayına bağlamamalı. Aldın, vermeli, etrafı görmeli, kendini yontmalı. Marangoz alır eline, vurur beleni; yontar, keser, biçer, münasip şekle sokar. Kul da kendine gaye edinmeli, bir yol çizmeli, akıntıya kapılmamalı. Denmesin: ‘Kader, kul ne eder?’ Kul ne ederse kendine eder. Aynaya bakarsa yüzünü görür, görüntü hoş gelsin diye yüzü güler. Hiç görülür mü ağlayan kul aynaya baksın, kendini beğensin? Elbet olmaz. Ağlayış, hayata isyandır. Ağlayış isyandır, eğer olay içinse. Ağlayış sevinçten olmuşsa, şükre yol vermişse; yoluncadır, gülüncedir, gülüşe bedeldir.

9 Gülün yaprağı, ekili toprağı; vereni düşün, yerinde taşın. Taştan maksat yuvanın temeli, kulun hayıra olsun emeli. Aşı yemeli, ‘Şükür.’ demeli. Yaprak yeşil, gül beyaz, gün olsa biraz ayaz; kula yumuşak yol verir, gün gelir uyanır. Yaprak yeşil, gül pembe, kulun gönülü bende; bende olsa hoş gelir, ne verse ALLAH’ım verir. Yaprak yeşil, gül kırmızı, gökyüzünün yıldızı; ALLAH’ımdır YARATAN, dünyayı aydınlatan. Mümin kulun kaderi dünyada olmuş. ‘Yüzü gülmüş mü?’ dersen; elbet güler, çünkü olaya sırtını döner. Güleni ‘Tasasız.’ demeyin, tasasızlığına gülmeyin, gönülden yol alana söz etmeyin. Derseniz ‘Gönülü ne bilelim?’; kulun gelmişine söz etmeyin, yani kulu kuldan ayırmayın, ‘İyi.’ diye kayırmayın, kulu sözle batırmayın. Kula kulun sözü acı gelir, gönül kırılır.

10 Yudum-yudum içtik mi, ‘Dünya.’ dedik geçtik mi, sözden sözü açtık mı, açıp pencereden baktık mı? Bakmak için; ölçüyü bulmak, imtihanı vermek gerek. ALLAH’ımın EMRİ, yol YUYAN’dan alınır. EMİR ALLAH’ımdan gelir. Yumuşak söz eden, ‘Tuttuğum yoldur.’ diyen, yürüdüğünü bilen, ALLAH’ına dayanan; yanılmaz. Yürümek, yolu yola bağlar. Yolun sonunu gören yok, görmeyi dileyen yok.

11 MEVLÂNA’yım. Yumak sarmam, gaileye dalmam; müstesna YUVA’ya, mümin kullara söz etmeye gelirim, sözün sonunu veririm, ‘Selam.’ derim giderim. ALLAH’a emanet. Kullar da yolumdan alır, sorgu güzel yol verir, soranı aydınlatır.

12 Analık güzel, yumağını sarana; babalık güzel, dileneni verene, verdiğini bilene, gününü paylaşana. Analık güzel, ömrü paylaşır. Babalık güzel, gününü paylaşır. Olmuşsa yumuşak düzgün, babanın nedir paylaştığı? Münhasır eder mi, kendini bağlar mı? Gönülleri yoklayın; yumak münhasır olmaz. Yumağı düzgün, işi-aşı bol olan baba, rahattır, anaya bırakır. Ana, ömürce yolunu yavruya çevirir.

13 Söz verdik, ‘Kul.’ dedik, analıktan yol açtık. Sözün sonunu bulalım, burada nokta koyalım. ‘Kalmak.’ dersen gücün yetmez, bana bakarsan sözüm bitmez. GARİB’i düşünmek, ondan el almak gerek. Yanılmayın yazıyı demedim, günde sözü keselim dedim. 

14 Kulun dediği olsa, dileği uysa; dünya yazıya başlar, işe kuşlar koşar.

15 Asma kütük, olur katık; bekleyen görür, üzümü erer. Yersin dönersin, dönersin-yanarsın, yandığına sevinirsin. Sunulanı alırsın, aldığını bilirsin. ‘Men dil denmese, akılca söylenmese.’ denir, söz ağızda kalır. 

16 MEYDAN dinlendi, sema edildi. ‘MEYDAN.’ denildi, MEYDAN bulundu. Almışı-vermişi, gönüle koymuşu; MEYDAN’a doldu.

ALLAH’a ısmarladık. 

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

münhasır: bir kimse veya bir şey için ayrılmış, mahsus. Sınırlanmış, sınırlı: