27 Nisan 1970
MEVLÂNA’yım ben!
1 Gümüşün rengi, (gümüş: madde) altının
dengi, (altın: mana) müminin gönlü münasip. Yumağın yolu ALLAH’ımdan verilir, yolunu bulan
yürür. Müstebit olan kalır, yontunur, münasip yolunu
arar, yumağını boşuna sarar.
2 Asmanın verimi koruk, koruğun erimi üzüm, üzümden şarap. Şarabın
sarhoşu umudunu bağladı, ‘Ahiretim.’ dedi ağladı, aldı gönülcüğünü
dağladı. Sedefe müzik seyran mı eder? Sunduğumu yoldan gelen mi
yumağına dolar? Sedef nemli yuvanın sinli
merdanesine gelmez. Yol mu aldık yürüdük? Sorularını yoluna verdik. Olmuşu
bilmiş, gelenden söz etmiş, gününü ALLAH’ım tayin etmiş. Yolumuz
açık.
3 Yumuşak yolun geleni, dünyaya el vereni; günü yakın, gelene
bakın: “ MERYEM adım, geldiğim ilk değil. YUVA’ya uydum, havaya vurdum.
Cümle yaratılan, ALLAH’ımın YOLU’na CAN’ını-kanını adar. Ömür denince;
ölmüş bir CAN verirse bir CAN’a kuvvet, ne kıymeti var der. ‘Nedir?’ diye
sorana deyim. Bir CAN’ın gidişi öbür CANLAR’a kuvvet verirse, gitmek için
durmak niye? MERYEM adım, YUVA’na tadın versin TANRI’m. Suyum; içene gelene
şifa versin, adım anılsın ‘Yardım.’ denilsin; gelen gülsün, sevinç bulsun.
Gündüz gelsen yolum alsan, suyum içsen ‘Ne hoş.’ desen. Tatlı su akar,
ağaçta bülbül öter. Olduğum taşta, seherde bir gül açar. Görene
sözüm, orası yerim. Gülden geçilmez, duygu ölçülmez; AŞK şarabından
içen, bir daha ayılmaz. Gül fidanı görende, on iki yolcu bilende, fidanın
yanında, söğüt dalında. On iki fidan, söğüt fidanı. Büyüyen midir, yürüyen
midir, hep öyle midir? Yolumuz ALLAH’ıma, yolcumuz ALLAH’ımdan. MEVLÂNA dedi
‘Bana düşmez, müjdeyi sen ver. Yoldan geleni göster, kulları müsterih
olsunlar.’
MEVLÂNA’yım ben!
4
Günün müjdesini aldınız, mutlu oldunuz. YARATAN’ım ne güzel
vermiş, ilahi adaleti dünyaya bölüştürmüş. Denmesin ‘Haksızlık
olur; kimi kul baklava börek yer, kimi kul kuru ekmek çiğner.’ İlahi
adaletin tecellisi yanılmaz, kulun hesabı ile ölçülmez, ‘Nerden geldi,
nereye
vardı?’ diye sorulmaz. Gözde olan perde ömürde açılmaz. ‘Ölüm.’
demeyin, göçte görülür, kul isyanları o zaman açılır. Ölümü HAKK’ından
bilen kul, göçte pişman olmaz. Korku ALLAH’ıma olan AŞK. AŞK’ı
olmayan korku bilmez, ‘AŞK’ıma cevap gelmez.’ diye korkar. Bilesin
senin
AŞK’ın az gelir ALLAH’ımın SEVGİSİ yanında. Düşün ki neler
verdi kuluna. Kul ne verir ALLAH’ına? Karınca kararınca, bir damlacık
gönlünce.
Durmak değil yürümek gerek, yolunu sorana gülmek gerek. AŞK’ından
şüphen mi var? ALLAH’ımın, hiç ama hiçbir şeyine, kulunun gönlünden
başka ihtiyacı yoktur. Deme ‘Bir gönülcük mü?’ Başka ne ki? Neyin var senin olan?
5 Men dil kuldan uzak dursun. ALLAH’ım, YOLU’ndaki kulunu göklere
çıkarır. Söz bizden değil ALLAH’ımdan. Bize müjdesi kalır, müjde vermek
bizlere huzur verir. Kulun sevinci kulu sevindirsin ki, ALLAH’ım da sevinen
kulu sevsin. Dünyada ayrı gayrı, ahiret yolunca gönüller yönünce toplanır. ‘Hizmet.’
derler yönlere dağılırlar. Yolun başına ULU kişi gelir, her
yönde olan kula yönünce yardımcı gönderilir. Gönderilen RUH da, dünya kulunun
mertebesincedir. Dumanı silin, ölçüyü bilin. Gelişim, araya başka
yolcu koymayışım; ölçümü buluşumdur. Yolum, mertebenin en yüksek
katıdır. Gönül yolumda olup, dünyadan göçen her mertebede RUHLAR vardır. Yoluma
yardımcı olur, dünya kulunun mertebesine göre gönderilir.
6 ALLAH’ım ADINA andığın yoldan dedim, size sözümü verdim. Yuvanı
andığın an gezdim, NUR’unu verene şükrettim. Şükrettim ki; HAK
YOLU’nun yolcuları, AŞK yolunun hancıları, adımı adıyla diyen postacıları.
Adımı anarlar, yolumu alırlar, el-ele yürürler. Benim için değil kulu için
sevindim, ‘Şükür ALLAH’ım.’ dedim.
7 ALLAH’ım dilinde, gönül yolunda, AŞK’la GÜLÜ’nde. Dünya güzel,
yaşamaya değer. Yuva da yumuşak, yolun da yumuşak. ALLAH’ım
sizden de RAZI olsun, gayenize erdirsin. ‘AMİN.’ diyen eller, ‘AMİN.’
diyen diller; GÜL’üne yuvasında duacı olsun, yolunu tez açsın. Yolunuzda
taş olmasın, kum göze dolmasın. Yeşil çimen mavi gök, yoldan geldi YÜCE
HAK. Kumda yürümek gelmez zor, yolu bilene sor. ‘Olmaz.’ diye yerinme, ‘Oldu.’
diye sevinme; kaybolana söz etme, sözüne haram katma.
8 Müstesna gecedeyiz, ALLAH’ım için sohbetteyiz. Sohbetimiz bol olsun, yediğimiz
bal olsun, giydiğimiz şal olsun. Bilir misiniz ne dedim? Hac
elbisesini söyledim. ‘AMİN.’ dedik el açtık, sözü ALLAH’ımdan dedik, kula
el verdik. Sorarsın deyim, yolunu bildireyim, uyanı göstereyim. Yoluna uyan,
senin sözünü alan. Verdiğin sözünde dur, namını diyara duyur.
9 MEVLÂNA’yım yoldayım, bir münasip handayım, sorarsın ‘Ne haldeyim?’ Yolunu
bildireyim. Sebep açık, bilirsin yolunu; açana ‘ALLAH’ım.’ dersin. ‘ALLAH’ım.’
de ki, yolunu alman, yoluna varman günde geniş yol verir; seni çabuk
vardırır. Yolda tez varılır. Ayakla değil, deveyle değil; kartal
misali bir orada bir burada, yer gökte, gök yerde! Adı nerede? Adı ne olsun? Kul
YUVA’sını niyaz ile açtı, yoluna da niyaz ile gider. MUSA’nın asası denizi
açtı, MEVLÂNA’nın hastası gönlünü açtı, yolunu ULU’dan sordu. ULU, yoldan haber
verdi. Açıktır yolun.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH