26 Haziran 1970
MEVLÂNA’yım ben!
1 Olmuşu dert etme. Kuldan kula yardım bitmez. Sebepsiz kuş
uçmaz. Asmanın üzümüne duman değil, almışsan sepet, doldur sepeti. Kapağını
ört, sinek konmasın, arı yemesin. Dersen, ‘Nasipse?’ Bağda üzüm çok; sineğe
de, arıya da, kuşa da yeter. Senin sepetin, senin içindir. Kapak
düşer, arı üşer.
2 Yolun düzünü bulduk, yürüyüşe girdik. Yürüdük-yürüdük yamaca
geldik. Yukarı baktık, bir nefes aldık. ‘ALLAH’ım.’ dedik, çıkmayı denedik. Elbet
çıktık. Çıkarken, ALLAH’a sığındık.
3 Yüzün daha aydınlık. Gönlündeki parlaklık. Biraz daha tevekkül ol. İmtihanını
parlak ver. Duman koyma, gönül çürür.
4 Elde olanı saklarsan, olursun. Onların bilmesi değil, ALLAH’ımın
bilmesidir mühim olan. Yaraşan kuluna, doğruluk yoluna gitmektir. Onun
için YUVA’da beni buldunuz, andığınız an sözümü aldınız. Sizin için mühim
olan; sözünüzü düşünüp söylemeniz, büyük sözden kaçınmanızdır. Sizin için
dedim. Sözüm yanlış değil. Okuldan düşünün. Okuduğunuz kitabın,
sonuna geldiğiniz dersin başından sorulduğunda ne olur? Talebe cezalandırılır.
Sizler de öyle. Okuduk, çalıştık. Hatalı olursanız, ceza alırsınız. Benden
değil YÜCE’den. HİKMETİ’nden sual edilmez. OMAR der ki: “Suali
YÜCE’ye değil kendine sor. Hatayı ara bul ki, bir daha işlemeyesiniz.”
Birbirinizi ikaz edin. Ben de ederim, söylerim.
5 Danıştım YÜCE’den. Dendi; “Geceden güne çıkılır. Seherin müjdesi
verilir.” ULU, YÜCE’nin KATI’na gönülle varır. Gönül ağır gelen, aşağıda
kalır. Ağırlıkları atıp hafiflemek. ‘Müsavat olsun, kul kuldan ayrılmasın.’
denir. Ne var ki, tertemiz gönülle gelen kul, dünyada gönüle ağırlıklar
koyar. İrade kuvvetli ise, aldığından sıyrılır.
6 ‘Olmuyor.’ deme, gönülü çürütme. Olacak, dualar edildi. ‘Nasip dolacak.’
de. Şüphesiz inan. Olacak. Günün bitmesi, gecenin sona ermesi yakın. Gelen
güne, ümit ile bakın.
7 Şeyhlikten maksat, olgunluk değil. Olgunluk taht istemez, tahta
otursa ‘Uşağım gelsin.’ demez, ALLAH’ımın kuluna asla emir vermez, ALLAH’ımın
kulları birbirinden ayrılmaz. Kadılık güzel; HAK YOLU’nda gidene, meğer
haklı kulunu haksızdan ayırana. Gününde kadılığı söylenir, adına ‘SALİH.’
denir. ‘SİMAVİ.’ dersin, BEDRETTİN. Manevi kuvvetine dayandı,
uykudan uyandı. Hak olanı sordu, AŞK’ına sardı. Hakkı ayırdı. Medeni
kanunun verdiğini, gününde gönül yoluyla buldu. Olmuş kuldur. Denen
yanlıştır. Denenler, günde de söylenir. Seçilir sözü, dileyene göre
uydurulur. Misal vereyim. Denir ki; ‘ ATATÜRK dinsizdir.’ Sorarım dini bütün
olana; Kuvvetini hangi kaynaktan alır? Hangi ‘Dinim bütün, imanım tam.’ diyen
çıktı ortaya? Yalnız onun imanı tam ki; yalnız ALLAH’ına güvendi, orduyu
halktan topladı. Sorduğun da öyledir. Olay iki taraflı olur. Bir taraf
haklı, bir taraf haksızdır. Sözü edilen kişi, HAK’tan ayrılmamak için; geceleri
uyanır, uykusunu feda eder, manevi kuvvete dayanır, ALLAH’ına dua ederdi. ‘Yanlışlık
yapmayım, hak olanı ezmeyim.’ diye. Elbet haksız olan ‘Kötü.’ der. Kötülük
iyilikten kolay yayılır. Yalnız sert mizaçlı olduğu için, yanına varmaya
derdini demeye çekinen çoktu. Sertliğinde sebepsiz değildi. Gülmek,
suyunun akışından değil, kötülükten kaçışından sıyırırdı onu. Ne
var ki, haklıyı ayırmak ona gülmek, haksızı kul olarak ayırmaktı. Onun için
gülmez, kulu haklı da olsa haksızdan ayırmazdı. Verdiği ceza, men edilene
konan ceza idi.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
müsavat:
eşitlik, denklik.