28 Kasım 1970 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Ömür yolunu, yumağın düğümü ile ölçme. ‘Yumağım düğümlü’ diye ‘Ömrüm kısa.’ demeyin. ALLAH’ıma hayır yolundan havale et. 

2 Sana sözüm; gönlünü üzmeden, derdini yanmadan söylemen. YUNUS’um der ki: “Gönül altın paslanmaz, yolun altın taş tutmaz. Ne var ki, yaşadığını bilmez.” ‘Dert.’ dersin, her olaya bakarsın. Bakma, dön. Gönlün için değil. Gönül miyarını aldı, ömrün için.

3 Duman kulu bunaltır. Madende çalışanı düşün. Nafakayı dipten alır, dünyaya bulanık bakar. Üçe-beşe söz etme, ‘Şükür.’ de. ‘Gecem-günüm aydın, nafakamı saydım.’ ‘Yeter-yetmez?’ dersen, yanılmış olursun. VERMESİ eksik olmaz, kul nasipsiz kalmaz. Fazla gelen, fazladan harcanır. O da yerinde. ALLAH’ımın VERİŞİ, kulun her yönde mantığını çalıştırışıdır. 

4 O baba, kandan baba; YUNUS baba, CAN baba; ben de, ocak babası. YUVA’nın. GARİB’in babası. CAN-CANAN hep bir olduk. Gönlü yer bitirir, ‘Yolumdan kaldım.’ der. Yol kalır mı, PİR bırakır mı?

5 Dünyada olan, bedende kalan; gönüle işlenmez. Dert edersin. Gönül kırdın mı, hak yedin mi? Bunlar gönüle yara açmaz, kulu yolundan almaz. Sakın dert etme, içine kurt koyma. ‘Sinirim bozuk.’ dersin. Gönül, kafese isyan eder; kafes, gönüle dar gelir. Suyumuzdan aldı, içti-içti gönül gelişti, beslendi, kafes dar geldi. Sana diyeceğim şu, güzellikleri ara. ‘Nerde bulurum?’ dedin. Açık havada dolaş. Yalnız yanına kimseyi alma. Oda seni sarsar. ALLAH’ımla baş başa kal. Sen O'nu düşün. O zaten seninle. Senin ihtiyacın olan budur. Senin hummalı oluşunun nedeni budur. Yol al, yumuşak gönülle kal. Olayı kendine mal etme. Dilediğin anda yol al. Niyaz ile, ‘ALLAH’ım.’ de, ‘SANA varmak dileğim, dünyada görmek isteğim.’ Yola çık, ‘Ufak.’ deme, sineği eline al tetkik et, onu bırak örümceğe göz at, onu bırak kediye göz at. Göreceksin, kendini varmış bulacaksın. Seninki bulamamanın huzursuzluğu. Dedim sana daha önce; ben seni buldum, sen seni bul. Geç bile kaldın. Olmayan bulunmaz. Sende olanı neden başka yerde ararsın. Varlığımızı bilmen, delilleri görmen; ölçüne ayar değil mi? Önce sen seni bul, sonra zaten görülür. Şunu da deyim; ‘En gerideyim.’ dersin, ne var ki, döner arkana bakarsın. En geride olan, arkasına bakar mı? Arkandan gelenleri, candan-yürekten çağırırsın. ‘Ben ereceğim.’ diyen, ermez; kendine paye vermeyene bak. Çünkü ALLAH’ımın BÜYÜKLÜĞÜ karşısında kendine ölçü koyamaz. Demedim sana ‘Tespih eline al da gez’, ALLAH’ımı gönlünde taşı da gez. Göreceksin.

6 Yanlışlığı yadırgayana de ki: ‘Ben ALLAH’ımın İZNİ ile geldim, VERDİĞİ’ni sevdim, doyasıya görmek diledim. Ömrüm hep gülmekle geçmedi ki. Güzelliği, dumanı, her şeyi ile sevdim.’

7 Hamak yatmaya, olta tutmaya, sedef kakmaya; her şey yerli yerinde. Hamağa ip bağlanmaz, ip bağlayıp sallanmaz, çünkü beşik değil. Beşiğe ip bağlarsın. Beşik çocuk için. Şu demektir: Çocuğa çocukluğu bildirilmeli. ‘Hatalı’ dersen, söz sahibi YM hatasını gören söyler, gerekli konuşulur. Ne kendine dert edilir, ne yavruya çile sardırılır. Ağacın meyvesine taş atarsan, eline yaralı gelir; yanına çıkarak koparırsan, münasip olur. Üşenmeyin, dediğim açık. Çocuk ağaçtaki meyveye benzer; kimi yakın dalda olur, sıkıntısız koparılır, kimi yüksek dalda olur, tabii biraz sıkıntı verir. Ne var ki, madem ağacın sahibisin, biraz zorluk, dünya yoludur. Yanına varmazsan bile, erinceye kadar beklersin, aşağıya çarşaf açar silkersin, o da dert mi? Dersin ki, ‘Ya kuş gagalarsa?’ Onu da ALLAH’a havale edersin. Düşün ki, elden gelen yok.

8 Sözüm ÖZ’ünüze uygun. 

9 ÖZ’ünüz altın, ne var ki gözünüz kapalı. Ne sabır, ne mantık. Ben benden değil ALLAH’ımdan geldim; CAN’dan değil, CANAN’dan koptum. Kopmak değil, çığ oldum. Rumuz değil, kardan olan top. Aynı olayı kendinizde de bulun. Dedim ÇAKIR’a, her gönül gittikçe büyüyen çığa benzer. Ne var ki her gönül derken, altın gönülleri kastettim. Bedenlerinizdeki huzursuzluk bundandır. ‘Neden dersin?’ diyene açıklamayı uygun gördüm. ALLAH’a olan AŞK’ınız, sizin de malumunuz. Günden güne arttığını fark etmez misiniz? Her olaya ‘ALLAH’ımdan.’ deyip katlanmaz mısınız? Bundan olgun delil mi olur? Kabına dar gelen maden, akar gider. Dersen nereye, vardığı yere. Her yer ALLAH’ımın eseri değil mi?

10 Kan denir, damar açılır; hani kanın ölçüsünü bulan var mı? CAN derler, sevmekten söz ederler; sevmenin ölçüsünü buldular mı, suni sevgi yaptılar mı? Kulu kul eden hiç bir icat yapılamaz, kulun anahtarı kulun eline verilmez. Dünya icadı, yapılan binanın dış sıvasına benzer. Beden sırdır, bütün açıklığına rağmen. ‘Kanım kaynadı, CAN’ım kaydı.’ denir, sevginin ölçüsü sözde verilir. Kumdan tane aldım, taneye ekledim, ‘Açılsın.’ dedim bekledim. ALLAH’ımın GÜLÜ’ne vardım, bahçesine girdim, çiçekleri derdim, sevenlere verdim. Ne seven bitti, ne ömür yetti. Daha da derim, dileyene kucak-kucak sererim.

11 Yavrulara çamur deryası değil, çiçek bahçesi gösterin.

12 ALLAH’ımın verdiği sabra, mantığını ekle, ağacının dibini bekle. Deme ‘Olsunlar.’ Ağacın sahibi, elbet. Beklemen icap etmese, ALLAH’ım analık-babalık ölçüsünü vermezdi, kuzu misali kendine yettiği anda terk edilirdi. ADEM dölü, mantık yolu. Deme ‘Olamaz, yolu bulup inemez.’ Dedim bekle, ALLAH’ım her şeye KADİR. Olmayan meyve var mı? Yanılma, ömür ayrıdır. Derseniz ‘Ham düşmüş’, ona ecel yetişmiş. Yoksa ağaçta olan meyve, er geç erer.

13 OMAR der ki: “ ‘Sahibim.’ dediğine, ALLAH’ın İZNİ ile sahip çık. Yoksa sahipliğin, yetersiz kalır. Şu demektir: Her yaratılanın TEK SAHİBİ ALLAH’ımdır. Sen O'nun YARATTIĞI’na, elbet O'nun İZNİ ile sahip olabilirsin. Elini dahi kaldırırken, ‘ALLAH’ım İZNİ ile.’ dersen; elinin indiğini görürsün, anda ASIL SAHİBİ’nden korkarsın. Hatırlamak yeter. Gamını söker, olayı sakin gönülle çözer.

14 Mümin gönülleri gezerim. ALLAH’ımın İZNİ ile cemaat kurulur, mümin kullar konuşulur, ALLAH’ıma YM niyazlar edilir. Yardım yolu sorulur. Amade oluşu, gelişimin kapısıdır. GARİB’i dedim. ALLAH’ımın garip değil, galip kulusun. Dünyayı, HAZRETİ ALİ’nin kalkanı ile karşılarsın. ‘Tutan kim?’ dedin. Tutulmaya layık oldun.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH