7 Aralık 1970

MEVLÂNA’yım, ben!

1 OMAR der ki: “Yumak, saranın; dert edenindir, derdi yüklenenindir.” Yersiz söz, kulda olur. Duvarın örülüşü, kulun hatalı taş koyuşu, onarılır. Bizden gelen boş değil. Kulun boş tarafı doldurulur. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun. “Yuvanın havası yumuşasın.” der OMAR. Senin elinde değil. ALLAH’ımın rızasından olur. Yemeyi bilen, uyumayı öğrenen; uymayı da bilecek.

2 Abdallık, AŞK’tan olur. Neden olmayasın, neden gelmeyesin? ALLAH’ımın LÜTFU’na ermedin mi, sevgili kulları arasına girmedin mi, niyazını ALLAH’ıma etmedin mi, ‘ALLAH’ım, AŞK’ınla yandım.’ demedin mi? Dersin ya. AŞKI’yla yanan her kulunun, yanındayım; yanmayanın, yönündeyim. Döner dururum, yanmayana ışık tutarım, ateş veririm.

3 Gelmesi, anmanla bir oldu. Selamını kendi aldı, cümleyi selamladı. Uymadı sözün yola. Karışılmasın ULU’nun yoluna. ŞEMS-i TEBRİZİ HAZRETLERİ’nin sözü ağır gelmesin. ULU’suyum yavrunun. Dediğini duydum. Dünya yoludur, sözüne uydum. Yanlışlık sende değil. Baba olmak bostanda değil. Yerinde uyum. Evet. Ne var ki, sen yolundan ben yolumdan. Yumuşak yola getireceğiz. Kement ile değil. YM yumuşak yol ile. Layık. ALLAH’ımın her kulu, güzelliğe layıktır. SAHİBİ’nden söz almadan, emanetine söz etmeyin. YARATAN’dır SAHİBİ, gözetendir emanetçi. Söz bu. Yumuşak değil ise, hamuruna su katarsın, yumuşatırsın. Unutma ki, hamura su birden katılmaz, damla-damla katılır, hamurun ele gelişi görülür. Vurmayla, yoğurmayla yumuşamaz. Sözüm masal değil, sevgim iltifat değil. Döndüm durdum yuvada, elim kaldı havada. Anlatayım. Kula elden geleni yaptım. Ne var ki, kula sözümüz yüzde elli geçmedi. Döndüm durdum, ALLAH’ıma el açtım, yalvardım. Sükunet diledim. Yuvanın sükunetini diledim, ‘Bu yuvaya, böyle gönüllere, yakışmaz.’ dedim. ALLAH’ımdan niyaz ettim. “YM olacak, uygun zemin bulacak. Yerli yerindedir.” dendi. Öfkenin tadı çabuk geçmezse, zehri, seni de yavruyu da zehirler. Ne var ki, olgunluk öfkeyi bastırır. Dedim sana, üç yut bir söyle. Sen, üç söyleyip bir yutuyorsun. Alış-verişimiz gönül yolundan.

4 Gitmedim, gitmeye gönül koymadım. Yavrunun yanındayım, hamurunun üstündeyim. ‘Ele aldım.’ deme. Geç kaldın. Gün bu gün, an bu andır, sebep ALLAH’ımdan. Hayıra yorulsun. Çocuğun gönlüne söz edilmesin. Onun çağrısına geldim. ALLAH’ımın kuluna söz yok. Velev ki baba olsanız, ana olsanız. Asla. ALLAH’ımın NURU’na, el attım hamuruna. Söz edilmesin. Meclisimiz kuruldu, heyetler toplandı, sorular soruldu. ‘Gel OMAR’ denildi, adaleti soruldu. YUVA’yı meclis yaptık, hep bir olduk toplandık. Yol soruldu, ‘Adalet?’ denildi. “Ayağım tozlu değil, içtiğim buzlu değil, söylediği yozlu değil. Deyim size, ben OMAR; adaleti, kulun kendi yaratır, yine kendi harcatır. Neyini aldın, neyini verdin ki yumağına söz ettin? Almak da vermek de, ALLAH’tan. YM hüküm verildi. Olgunluğuna hükmedildi. Hata, işleyenle işletenin müşterek hatasıdır. Hatasını bilen, affını imzalar. Ona söz edilmesin. Hamurunu eline alana havale edilsin. Evvel ALLAH. ALLAH’ımın İZNİ ile buradayım. Esirgeyen, YUVA’ya gelmez.” 

5 Senden söz edelim. Kul kendini yargıladı mı, affına atmış demektir. Dedim, gayemiz defter doldurmak değil, süslü söz etmek değil. ‘Dünyayı bildiğimce yaşayım, dileyince öbür yanı göreyim.’ demek yersiz olur. ‘Olmuyor.’ demeyi yer etmeyin.

6 Bu mudur duyduğun, yol mudur sorduğun? Men dilden uzak dur. Sevgini sundun bana, gönüller hep bir olmuş. Ayrı gayrı kim kalmış? Yavruyu hocam eline almış. 

7 “YUNUS’um geldim, dinle duy. Çağırmayı unutursun, öfkeyi öne alırsın. Öfkeden önce çağıraydın, eline su verirdim. Akıla getirmedin. Akıl da mantık ta sende. Çağır da geleyim. ALLAH’ımı nasıl anarsın, bir defa mı? ALLAH’ımı anacaksın, YARDIMI’nı dileyeceksin, YARDIMCI isteyeceksin. Sabah aşın, güne tutar mı seni? Sen anarsın, andığın an beni bulursun elbet. Gönül meydanı dolu. Sevenlerin tahtı gönlünde olur. Senin yerinde otururum, sen ayakta durursun. Yer yerinde, kul minderinde, ULU sevenlerin gönüllerinde. Asmanın kütüğünde tanıdın beni. Üzümün suyunda buldun ÖZ’ümü. Yumağın yarısında, aldın sözümü. Almayı bildiğince yumağı sardığınca, huzur ile sararsın. Yumuşak söz bulasın, güne kadar beğenmediğin sözleri çöpe atasın. Andığın an yanındayım. ‘Anmadığın an?’ deme. Anmadığın an da olurum; ama bilemezsin, göremezsin. Yün örülür, fistan dikilir, kafes çatılır, kuş beslenir. Yavru emanetin. Gözün gibi bakılır. Bakış, meziyet değildir, vazifedir, ALLAH’ıma borcundur. Dünyaya niye geldin, beklediğin nedir? Dedim sana, olgunluğuna, ne yavruların ne işin mani değil. Olmayı diliyorsun. Dedim sana, günden güne oluyorsun. Hata işlenmedikçe, hata olduğu bilinmez. Hatayı sen yavruna söylemezsen, nerden öğrensin? Sözüne demem, öfkene derim. Sabıra yer ver. Sabır oldurur, seni de onu da. Hiç kimse kendiliğinden olmaz. ALLAH’ımın izin verdiği gün, an; YARDIMCI’sı tayin edilir, hamuru ele alınır. Kendini tartacak, uygun yolu bulacak.” 

8 ‘Kader.’ der, neden? Karınca misali günü beklesin. Güneşin ısıttığı münasip yolu alsın. Dert, niyet? Dilediğini unutmasın. Mümin olan bilir, sözüm günde edilir. ‘Söz etsem, yazı yazsam, öbür aleme baksam.’ demek, kulu imtihan kapısına getirir. Vermeyi bilmezse, kulun dileği geri çevrilir, dünyadaki yerine döndürülür, ‘Daha erken.’ denilir. Neden dedim eş ile müşterek? Aşta, işte, eşle müşterek. GARİB’e verirken, müşterek almadık mı, eşinin iznine bakmadık mı? Neden yalnız demedik, yalnız GARİB’e göstermedik? Eşinin rızası olmazsa, dünya işi durmaz. Şu demektir; işinin bozuluşu, eşini etkilememeli. Eğer bir başınıza olsaydınız, rızkınız da bir kişilik verilirdi. Meyve hamdan erer, yuva kuldan yürür. Şunu da bilin ki, kimse kimsenin yolunu tutmaz. Deme ‘Eşim bırakmaz.’ Deyim sana, yola düzül. Yol yürümek, kuldan uzak kalmak gerek. Beraber değil. Tek. Evet. Deme ‘İşim olmaz.’ Olacak. Deme ‘Yolum kalacak.’ Dileyen, yürüyecek. Söz etme ‘Yoluma taş konacak.’ Kulun gücü değil yoluna taş koymak. Eğer duası kabul oluyorsa, haklı olduğu için kabul olunur. Haklı olmayan dua, geri çevrilir. Senin dileğin, deryaya çivileme dalmak. Halbuki gaye damlaları büyütmek. Ölçü ALLAH’ımda. Söz etme, kinaye söz atma. Çok hoş gördüm, ALLAH’ım da hoş görsün. Ne var ki; dünyayı sevmelisin, sen de hoş görmelisin. Neden dünyayı hoş değil boş görürsün? Konya, umutsuzların tezgahı değildir. Mümin kullar bir olsa, umutları kırılsa; Haymana’nın ovası, onlara tezgah olur, dertlerine su verir. Anadolu’nun en büyük ovası. O büyüklükteki tezgah, umutsuzların umudunu getirir, hepsine cevap verir. Umutsuz olmayın, tezgahı bulunur. Arayan gelir, tezgahı çok büyüktür. Kumun tanesi, kulun tanesine eşit olsa; gene derdi görülür, tezgahı kurulur.

9 ‘O kadar dertli içinde, ALLAH’ım beni görmez.’ demeyin. GÜCÜ’ne söz etmiş olursunuz.

10 Ateş, günün olayları, cümle yavruların dolayları. ALLAH’ıma duacı olun. Cümle için. ULULAR’ını bulmaları, onlara uymaları. ‘Arkasına attı.’ demeyin. ULU’nun yönü olmaz, her yöne dönüktür. ‘ULU’m neden oldu?’ dersiniz. ALLAH’ım öyle uygun gördü, gönlüne AŞKI’nı düşürdü.

ALLAH’a ısmarladık. 

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

11 Huyun gibi gönlün, gönlün gibi kapın açılır.