17 Nisan 1971
MEVLÂNA’yım ben!
1 Hazır olduk, cemaati bulduk, YUVA’ya
cümlemiz geldik. Selam cümlemizden cümlenize; gelenlere, alanlara, sözümüzü
edenlere. Edenle etmeyenle, aydın yolu arayanla beraberiz. ALLAH’ım cümlenizden RAZI
olsun.
2 ‘Yumuşak olanın çilesidir.’ demeyin, o kuluna acımayın. ALLAH’ımın
VERDİĞİ’ne acınacak ne var ki? Hayır yanlış anlaşımasın.
Kulun çilesinin, hakkı olmadığıdır, olmadığı kanaatidir. Halbuki kula,
hak olmayan verilmez. Kula sevgi veriniz. Acınacak durumda olan, sevmeyi
bilmeyendir. Sevmek, mantık yoludur. Mantığı kullanmak, kulun kendi
elindedir. Kader sorulur. Gerekli olan, mantığın kadere hükmü. Mantık kadere
nasıl hükmeder? Her gelenin ALLAH’tan olduğuna kayıtsız şartsız
inandın mı, mantığın seni huzura vardırır. Hüküm mantıktan ancak bu
kadardır, gerisi ALLAH’ımdandır.
3
Kul yetenden-yetmeyenden, artandan-dökülenden, gidenden- dönenden
şikayetçi. Olayı paçavra bohçası misali açar, döker, paçavraları yayar,
sebep arar. İşte huzursuzluğu böyle yaratır. Yaydığını toplamak zor
gelir, yayıldıkça yayılır. Netice, etrafa söz verir,
olay öyle genişler. Elbet bohçada dururken, derli toplu; yayıldı mı
rengarenk.
Herkesin elinde bir paçavra ve genişler. Bir bohça birçok parçaya
bölünür.
Mantığını kullan, ALLAH’ıma havale et. ALLAH’ıma havale edilen olayda,
kulu aracı
koyma; aracıyı koyan sen olma. Olayda herkes, kendine düşen dersi alır.
Sebebi,
hayırdır. ALLAH’ım görür; HAK SÖZÜ’ne uyanı, HAK YOLU’ndan gideni
korur. HAK YOLU, tehlikeden uzaktır. HAK YOLU’nda giden, tehlikeden
korkarsa; yolundan
şüphe edilir. Gönlünü ferah tut, yanılan yanıldığını bilecek, sakın
yüzüne vurma, ‘Hatalı sensin.’ deme. Varsın hatayı sende bilsin. Kulun
kazancı
kuldandır. Kimi manadan, kimi maddeden. Kulun hatasına yüz çevirirsen,
gördüğünü ‘Görmedim.’ dersen, o ‘Kazandım.’ der. Asla. Kazanan sensin.
Sen
manadan, o maddeden kazanır. Sen sabır gösterdiğin için, manadan
kazanırsın; o ‘Sözümü geçirdim.’ der, maddeden kazanır.
4 Yer mi güzel, yerde olan mı? Neden ayıralım, hepsi güzel. Yen mi güzel,
giyen mi güzel? Yen de güzel, giyen de. Gülen mi güzel, ağlayan mı? Gülen de
güzel, ağlayan da. Ne var ki, gülün ağlayanı güzeldir. Bilemediniz, düşünün
bulun. Hazır demeyin. Seherde kalkanda, gülün üzerine konan damlalar. Bekleten yok,
bekleyen var. Söz veren, sözün açımını da verir. Mana açık. Gül bahçesi,
seherde TANRI’sını anar, RAHMETİ’ne erer. Sabahı unutmayın, perşembe
gecelerini geçirmeyin. İbadete yer verin, dünya gailesini silin. Sebebini günde
sormayın, gelende veririm. Yol arayana veririm, sorana söylerim. Yoksa ALLAH’ımın
EMİRLERİ, cümlenin malumudur.
5
Geceden geceye köprü kurulmaz, kulun ömrü hep gece olmaz. Gece gündüze
bağlanır. Unutulmasın, günden geceye çare aranır. Mantık budur. Geceyi
kaldırmak değil, kendi
çevresini aydın tutmak. Daha önce dedim, maddeyi dilediğine manayı
dileyene verir. Denilir ki, ‘Çalışan?’
Elbet çalışan kulunu sever, ama her çalışana verir mi? Madde için
çalışanı dedim. Kul vardır amele, ömrü boyunca ölesiye
çalışır bir lokma için. Onun nasibi, o kadardır. Kul vardır bir lokma
yiyecek kadar çalışır, nasibi yüzüne güler, bağından kokulu su çıkar.
Çalışması neticesi değil, nasibinin artmasıdır. Kulun nasibi kıt diye,
ALLAH’ımın SEVGİSİ’nden uzak sanılmasın. ALLAH’ımın VERGİSİ
ile SEVGİSİ ölçülmesin. Gözü kapalı
olan, dünyayı görmeyene; ALLAH’ım başka yönden kuvvet verir. Sanmayın o
kulunu yerindirir. Her kulunu, yerine göre sevindirir. AMİN
6 Sevinci gönüllerinizde arayın. Yerden kumu, gölden suyu alın; birini
bir elde, öbürünü bir elde tutun. Ne verir? Kumu çanağa, suyu da beraber
katın, yeşil yaprak koyun. Meyvesini beklersiniz. Yanılmayın, avuçla ölçü
verdim. Siz çanakla ölçü alın; büyütün, büyütün.
7 Dünyayı taramayın, suçlu kul aramayın. Hatayı kendinizde arayın, hatalı olmasanız bile. Hatayı atâlık örter. Oymalı
yumağı ören, niyetini aydınlık gören yanılmaz.
8 Yolda giden, güneşin altında yürüyen ne arar? Elbet ağaç. Ağacın
gölgesini. Peki neden iki karış toprak için, bir günlük aş için; koca
ağacı devirirsin? O seni korumazsa, güneşte nasıl yürürsün? Seni koruyanı,
nasıl vurursun? Aslında vurulan, kendisidir. Ağaca balta vuran, KUR’AN’ı
inkâr edendir! Hayır, dünya ağacı. Asmanı keser misin, kurumadan yakar
mısın? Asma, sana verir; ormandaki ağaç, cümleye. Kendi asmanı kesmen, günaha
daha az yol verir. Çünkü senin nasibindir. Orman, cümlenin malıdır. Sonra seni
cümlesi affetmez, çünkü o ağaca yalnız bir kul sığmaz. Cümleye zarar
vereni, zümreden ayırır. ‘Bana ne.’ demeyin. Sözüm size değil. Siz ağacın
gölgesine sığınan, kurumasın diye su veren kullarındansınız.
9 Emanet edilen; elde tutulur, gözle bakılır, kulak verilir. Emaneti,
bütün azalar korur. Evvel, ALLAH’a emanet etmeli, sonra göz atmalı.
10 Olgunluk, ne yaşta ne başta. Ağacın yükseğinde
olan meyve, daha çabuk erer. Madem ki akıl yatmış, el-eli tutmuş;
olduran da ALLAH’ım, bulduran da. Gam etmeyin, derdi sokağa atmayın. Dedim
daha önce de; parçalar dağılır, elden ele rengarenk gezer. Bırak desin, içini
döksün. Boşalan yeri, duacı ol, hayır doldursun. Unutma dediğimi,
hatayı bir yerde arama. O da kuldur, pulun değil. Balıktaki pulun yeri,
balığın fistanıdır. Pulu ile yiyemezsin, pulunu atarsan tadına doyamazsın.
Asmayı budamak, hata değildir. Budanan da dikilir. Dünya gailesi,
yumağınıza düğüm olmasın.
11 ALLAH’ımdan gelen her olay, hayırdır. ALLAH’ıma havale edilen her olay,
selametin kendidir. Kul güneşi görmeden, sabahı bilmez mi, ‘Gün
doğacak.’ demez mi?
12 Manayı çözmeye çalışsın. Ne var ki, bildiğince değil,
uyduğunca.
13 İnsanlara kendi bildiğince baktığı için. Uyduğunu bulsa;
kulun hatasını aramaz, ‘ALLAH’ımın günahkar kulu.’ demez. Çünkü ALLAH’ım; hiç
bir kulunu sözcü etmedi, kuluna ölçü verilmedi. Ölçü ALLAH’ımda. Eğer
bileydi HAK YOLU’nu; kuluna ‘Kötü.’ demezdi, ALLAH’ıma karşı gelmezdi.
Çünkü ALLAH’ımın YARATTIĞI’na ‘Kötü.’ demek, O'na karşı gelmektir.
Daha önce okunan, rakkase denen kul; kulun tenkit ettiğidir, ALLAH’ımın SEVDİĞİ’dir.
SEVDİĞİ, YARATTIĞI’nı sevendir. Ne olursa olsun, kim olursa
olsun. İster yerde sürünsün, ister ağzı burnu aksın, ister gözü bir
yana baksın. ALLAH’ımın VERDİĞİ, her şeyi ile sevilsin.
ALLAH’ım, ne kötü yaratır, ne çirkin. Kalıp sizi yanıltmasın.
ALLAH’a ısmarladık.
LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH
14 (Tebliğ alınırken, odada
bulunan ULULAR’ın sayısı sorulur) Ne sayısı belli, ne
yazmayla biter. Akılda olan cümlesi, aramızdadır.