29 Temmuz 1971

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hasret uzakta olana. Kuğunun olduğu gölde değil, deryanın durduğu yerdeyiz, nehirlerin aktığı yoldayız. Her nehir etrafını sular. Hepsinin yolunu dileyen, hiçbirine varamaz. Derya ise varmaya dilediğin, ‘Bir nehir buldum, şükür.’ de, ona takıl.

2 Selam sizlere, gülen yüzlere, seven gönüllere. AŞK diye yandım, deryaya vardım, varmayı dileyenlere nehir oldum. Geldiniz, ağacımıza yaprak oldunuz, yanan kullara gölge verdiniz. AŞK ile AŞK’ın tadını bulursun. Aşık olan aşığı tanır, aşık olan aşığı bulur. ‘Nerden geldin?’ denilmez, zengin-fakir bilinmez, güzel-çirkin ayrılmaz; yumak düğümlü de olsa, şikâyet edilmez.

3 Suyun verdiği nedir? Kulun bildiği kimdir? Nasibini veren, nerden verir? Elbet hepsi ALLAH’ımdan. Madem öyle, neden düğümü söz edersiniz? Çözecek olan da ALLAH’ım. Verdiğin hayırdır, aldığın şer. ALLAH’ım, verdiğin her güzellik, almayı bilene. ‘Kaderim kötü.’ diyen, her olaya tersi yüzünden bakandır. Nasıl ki aynanın parlak yüzünde aydınlığı görürsün, arkasını çevirirsen kara yüzünü görürsün. Şer dediğin olaylar da, çevirdiğiniz zaman aynanın parlak yüzüne benzer. Zahiri değil, vakıadır olay.

4 Adalet günün konusu olmasa da, yazının aynasıdır. Doğruyu aldığını bilirim. Hattını çizen sen değilsin. ‘ALLAH’ım, SANA havale ettim.’ de. Göl duruluğunda olan olay, gelende aynanın parlaklığını verecek; aynaya bakan gülecek, aynaya bakan yüz, dilediği yüzü de görecek. Kaide bozulmaz. Karar senden değil, ALLAH’ımdan gelecek. Günde gelende, ayrılık görülmez.

5 Mermeri merdivene koyan da var, üstüne basıp geçer. Kasayı el altına alan da var, mermeri aş için kullanır. Demirin verdiği, her kulun eline aldığına göredir. Mermer değerli midir? Hayır, seni öyle düşünen, merdiven diye sayan. Kul, verilendir; dünyaya yaratılandır. Kul kula köle olmaz; ‘Köle olsun.’ diyenin, sonda yüzü gülmez. Suyun akışı ters yola dönmez, akan suda kir olmaz. Gidilen yol en güzelidir. Sorulan hayrın, habercisi beklenir. Hazırı değil, huzuru arar. Asmayı budamak, kulun işi; verimi, ALLAH’ımdandır. Senin de aldığın, ‘Meyve.’ diye beklediğin, elbet erecek.

6 Yolunu alanla, yolunu soran; kainat yerine, kasayı düşünsün. Kasada ne durur? Para kasası ise; değer verdiğin, ‘Saklayım.’ dediğin, kasada durur. Çok  değerlidir düşündüğün. Çözeceksin, gelende göreceksin. Açanda, ALLAH’ıma emanet olsun. Kalbinin değeri, kasanın kilidine eşit. Nasıl ki, fındık görünüşte sade kabuktur, değeri açılanda görülür. Sen de, üzüntü ettiğin değeri, açılanda göreceksin. Müstesna gibi gönünse de, yumağına düğümsüz katılır. Kanat takıp uçmaya, lüzum yok. Eline gelecek, gelende açılacak. Yol açanla, yolundaki taşı çeken birdir.

7 Komşuluk; duvar yakınlığı ile değil, gönül yakınlığı iledir. Serçeyi düşünün, bir lokma kırıntıya kapında; karganın aldığı lokma, çatında. Yakın olan hangisi; sana tepeden bakan mı, kapını çalan mı? Düşündüğün de öyle. Danışılan görülür, defter temiz yazılır; yazan da okuyan da yolunu bilir. Dumanı sil. Görünen dağın ardında selamet bilinir. Dağı duman ardından görür, duman yolunu kapatır. Dumanı sıyır ki; dağı bulasın, adına varasın. Selamet oradadır. Yanılma, uzakta değil. Umduğun gibi olsun, sevincin seni bulsun.

8 ‘Cemal.’ dendiği zaman, güzellik zannedilir. Güzel yüz, çirkin yüz aramayın. AŞK’ın adını arayan, mecnun olup yola koyulan; yolda aramasın, gönüle baksın.

9 Kumun tanesini saysam, günün olayına örtsem; ne kum örter, ne olay biter. Yanlışlık yok, sevabı çok. ‘Ne olacak?’ demesin, geleceğe şüphe ile bakılmasın. Kader, yazılandır; yazılan, olandır. Ne senden, ne ondan. Şah olsan; kaderini çizemez, en güzeli bulamaz, yazılanı bozamaz. Ağacın dalındasın, çiçeğin elindesin; yumuşak olmayı bildin, akan suyun başındasın. Selam olsun alana, yumağını sarana.

10 “Kalem alsa eline, sözüm verse diline; neler demezdik, kullarına vermezdik.” der YAHYA EFENDİ.

11 AŞK dünyayı silmeye değil, güzelliği görmeye yarar. Aşık dünyayı görmeye değil, AŞIKI’na varmaya çalışır. Sana CAN dedim, CANAN ile BİR oldum, CANAN YOLU’nu kendine saydım.

ALLAH’ıma emanet olunuz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH