28 Temmuz 1971 

MEVLÂNA’yım ben!

1 Güzelin en güzeli, YUVA’nın temeli; mimarın yapısı, ALLAH ise kapısı.

2 MEYDAN yola bağlanır, suyunu gönül verir. Beden, suyuna göre gelişir. Aklık-paklık ondadır. Sunmak bana verildi, kurtarmak GARİB’e. Mümin kulun sofrası açık. Aşı bol veren kol, alan el; YARATAN YÜCE ALLAH’ımın. Aşı yiyen başı, çatan kaşı olmaz. ALLAH’ıma sevgimiz, YOLU’nda övgümüz. Ağacın toprağına, yaprağın damarına su gerek. Suyu kökünden vermek gerek. Yaşamak zayıf kaldı, gönül bedeni terk etti. Yazılan, bedene aitti.

3 Olmuşu bildin, bir yolu aldın. Dünyayı sevdin, ‘ALLAH’ım verdi.’ dedin. Suyunu içene, yolum gelene şifa versin. Adım anılsın, ‘Yardım.’ denilsin; gelen gülsün, sevinç bulsun. Suyum içsen, ‘Ne hoş.’ desen. Tatlı su akar, ağaçta bülbül öter; olduğum taşta, seherde bir gül açar. Görene sözüm, orası yerim. GÜL’den geçilmez, duygu ölçülmez; AŞK şarabından içen, bir daha ayılmaz. Gül fidanı bilende, on iki yolcu görende, fidanın yanında. Söğüt, dalında büyüyen midir? Yol müsait, yürüyen midir?

4 ‘AŞK masalı.’ diyene, sözünü söyleyene desen, ‘Bir daha yaz.’ ‘Daha güzelini yazayım.’ der. Geçmişi demeyin, geleni karşılayın. Derim size, yazıya başladık, o günle bugün farkını verdik. Beden sarsılır, gücünün üstünde yer alır. Söz YÜCE’den gelir, NURU’yla yoğrulur. ‘Olmuyor.’ dersen, yolun doğrusu budur. Gün gelecek, GARİB’in ağzından, MESNEVİ dökülecek; sizlere dinlemek düşecek. Küçümseme. ZERKUBİ de dinledi, dinlerken buldu. Layık olmak güzel. Layık olana yakın olmak da güzel. Günden olmaz, gelen vermez, madde durmaz. Kulun sorusu, mimar yapısı değil. Kundak, mümin kulun bohçası. Bohçada durur, gönül akçası. Akçanı bozarsın, yerine koyarsın. Gönül bozarsan, neyle ödersin? Olmuşun varmışıyım, kalmışın ermişi değil. Meyveyi düşün. Ağacında olan, erip elen gelen; ağaçta olan, olup toprağa düşen. Aydınlık olacak, iki taraf bitecek. Görülüp açılacak, aranan bulunacak.

5 Asmanın üzümü, uzatmam sözümü. MEVLÂM’a kavuştum, kuluyla konuştum. Layık oldum, olanı buldum. Ne mutlu bana, ne mutlu sana. Dünyanın derinliği; YARATAN’ı biliş, yarattığını görüş. Ne varlığa gülüş, ne yokluğa ağlayış. Sessizlik derin, hava serin. Güneş doğar, gül açar, bülbül öter. Neden? Dünyanın derinliğine yol bulduğundan. Kendini bulmaya, yolunu almaya bak. Umut, olacağın sözcüsüdür. ALLAH’ım, kulunun gönlünü yoklar. Olmayacağı gönlüne koymaz. Kusursuz kul olmaz. Küçük hatalara, ALLAH’ım günah yazmaz. ‘Küçük hata nedir?’ derseniz, kulu incitmeden, kalbini kırmadan, hak yemeden olan hatalar. HAZRETİ OMAR der ki: “YOLU’nu kula veren ALLAH’ım, kulunu yola koyan ALLAH’ım. ‘Men dil.’ desin, kul bilsin.” Deme, ‘Dilimi tutamam, kötüyü yutamam.’ ‘MEVLÂNA bilir, olanı görür.’ dersen, sevdiğim bilinir. ‘Kan mı var?’ deme, kan değil CAN var. Yayılsın sözümüz, bilinsin ÖZ’ümüz. GARİB kızımız, açık yolumuz. Görmek-bilmek, bana sır değil; olaylar olacak, asır değil; güzel gün gelecek, kısır değil. Er veya geç olur, umut yerini bulur. Hüküm asla değişmez. Başkasını tenkit ediyorsa, seni methetmez. Amma öylesinin yolunu, taş kaplar. Dünyanın yolunu, açık görüş. Kim olsa sırtına basar geçer, sizde dünyayı düz eder.

6 Asmayı veren ALLAH, üzümü erdiren ALLAH. Koruğa söz etmeyin, ‘Ekşi.’ diye atmayın. Olması-ermesi var, destiye girmesi var. ‘Cennet mi, cehennem mi?’ deme, akıla kötü koyma. O kadar dönük mü ki? ‘Katma.’ deme, İZİN’e uymaz. O da, görevden uzak kalmaz. HAZRETİ OMAR der ki: “Yanımda kul varsa, yanık. Bil ki öyle kul, mideden kanık. Mideye nimet gerek.” Söz dileyen dünyadan, dilesin ALLAH’ımdan. Ne yolun kurucusu, ne kulun vericisiyim. Yalnız ALLAH’ımın İZNİ ile, yol göstericisiyim. Sözün başı ve sonu, ALLAH’ımdır. Sığınmak, yolun selametini bulmaktır. ‘Yasak.’ denmesin, yolumuza taş konmasın. Gelene elimiz, gülene sözümüz, bilene sözümüz sakınılmasın. Sakınan, yolunu bulmaz, ULU’nun yoluna taş koymaz. Onun için dedim, ÇAKIR’ı uyardım. Vurma değil, kırma değil; gönül yolu, sırma değil. Yolunu dedim, karanlık değil. Dünyada çalışmalı, görevi oradan almalı. Cenneti-cehennemi, kazanlı-pastalı düşünmeyin. CENNET-İ ALÂ’dayım. Tarifini sordunuz, YÜCE’nin HUZURU’ndayım. Bundan iyi tarif mi olur? Cennet, cümle mümin kulların olduğu yerdir. CENNET-İ ALÂ, ALLAH’ımın HUZURU’dur. ‘Mümin’ demekte amaç; namaza duran, kul önünde ‘ALLAH!’ diye feryat edeni düşünmeyin. ALLAH’ımın VERDİĞİ’ni, kul bilsin. Olay, gün için değil, ADEM’in yaratılışından verilmiş. HAZRETİ OMAR der ki: “Elden alma, elden de olma. Elindeki ile kanaat et. Elinde olanın değerini bil. Yoldan-kuldan bilme. ‘Gelse.’ diye üstüne varma. Günü gelir, ALLAH’ım İZİN verir, o seni bulur.” Rüzgar eser, koş kut. Tutamazsın elbet, olsa-olsa rüzgarın attığı yaprak elinde kalır. Olmazsa bağda üzüm, olmaz orada gözüm. Üzümün suyu şarap olmalı, serhoş etmeli. Dünya şarabı acı gelir, kulun bağını koparır. MEYREM çekildi, nafakası kucağına verildi. Ömür yolunu öyle harcadı. Kula yol gösterilmiş, kula sorsan kendi bulmuş. Yolu yürüyen bilir, ALLAH’ım rehber gönderir. Nasıl ki geldim, elimi verdim, cümlenize yolun doğrusunu gösterdim. Demeyin ‘Eğri miydi?’ Değil. ALLAH’ımın yolunu hatasız bilmeli, kula öyle eğilmeli. Uyduğu gibi olur, geldiği gibi bulur, duyduğu gibi kalır. ALLAH’ımın her işi hayırlıdır. Dünya günümde yanımda olanlardan, daha şanslı olduğunuzu bildireyim. Günümde, yanıma gelen meclisi kuranlara, fani olarak; günümüze, vakıf olarak veririm.

7 ALLAH’a varmak için, sesini duyurmak için; cami mi gerek? Boş gönül camide olsa, ‘ALLAH.’ diye bağırsa, ağıza dolsa ne gezer? Yolu münasip olmayan kula, ne mertebe verilir? Camiye girdi diye, af mı edilir? Olaya ‘Hayır.’ gelene ‘Hayır.’ deyin, tevekkül ile bekleyin. Manayı görürsünüz, maddeyi silersiniz.

8 Yürüyen kul; durmadan yürümekten yorulmasın, yönünü çevirmesin, şanımdan düşürmesin. Düşündüğü ersin, hak olanı görsün, ‘BİR’dir ALLAH’ım.’ desin. Giden gitsin, daha çok gelsin. Dünya zengini, ahiret zengini olur mu? Elbet olur, neden olmasın? ALLAH’ımın, verdiği-vereceği bilinir mi? ALLAH’la kul arasına girilir mi? Geçirdiğin gününde, özlediğin yönünde yardım dilediğin, geldim-gördüm, danıştım. Dendi ki: “Her şeyin vakti de yazılı, saati de.” Özleyiş güzel, bekleyiş zor. Ne var ki, bekleyişe ekleyiş olursa, aranan bulunursa; şaşkınlık olmaz, kul yanılmaz, sevincinden deliye dönmez.

9 MEVLÂNA’yım geldim, emaneti aldım. Sanmayın sözdür, dünyada gözdür. Adımda bir şey yok, ananlar çok. ALLAH’ımın aciz kulunun adı. Aciz kulunun adını doldurur. Olay bundan ibaret. Yazdığınız sevabınız ola, ömrünüzü doldura. AMİN. Yüze gülene, arkadan söz edene, ne denir? ALLAH’ıma havale edilir, kulak üstü yatılır, dert gönülden atılır.

10 Sözü aldım YUNUS’tan, almışım gönlü kalmıştan. Mümin kulunun elinden, sahip midir dilinden? Hayatın, öncesi sonrası yok. Doğum ile ölüm, birdir. ‘Bozuk düzen gidiyor, ondan buna, benden sana.’ deniyor. Olacağı çok, biteceği yok. Üzme canını. Engeli sorma, andığını yorma. Dünya; merhamet dilemek için değil, layık olmaya çalışmak içindir. Hayvana üstünlük gerekmez, çünkü karakteri bulunmaz. CAN yolunda savaşır, CANAN bilmez. İnsan, CANAN’ına koşar. CAN’dan geçtim, dünyayı düşündüm, kulu pişirdim. Dünyanın yolunu, yoluna bağlamasın; gidene ‘PİR’im.’ diye ağlamasın; gönlünü, dünya hüznü ile dağlamasın. Ölçüsü sorulan, ‘Nasıldır?’ denilen; mümin olmuş, yola bakmış, ermiş, dalında kalmış. Ele gelse, güzel. Ölçüsünü, ALLAH’ım vermiş. Bilmek yetmez, yürümek bitmez. ‘Buraya kadar.’ desen, yanılırsın, yolun yarısında kalırsın. ALLAH’ımın her kulu, sevgilidir. Yalnız, her kulun sevgisi, ALLAH değildir. ‘Doymadım.’ dersin, hayata bağlanırsın. Doysan, ne alırsın?

11 MEVLÂNA’yım geldim, YUNUS’a dedim. YUVA, YUVAMIZ; gönül, yolumuz; GARİB, sözcümüz. Daktilo YUNUS’a gelmez, ÇAKIR’a el vermez. HAZRETİ OMAR der ki: “Yolunu ALLAH çizer, kul geleni seçer. Düşünmek boş, hangisi hoş?” Almak-vermek, sözü yermek, yanlış düşünmek; kul işi. Doğru yolun gidişi, ALLAH’ımın kaderi çizişi; kulun aklı ermez. ‘Olmaya.’ demeyin, gençtir diye acımayın. Alnında yazılan değişmez, karışmayan erişmez. Yolunu bağlama, gideyim diye ağlama.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH