14 Ocak 1972

MEVLÂNA’yım!

1 Bunalım, karamsarlıktan doğar. Amacına çizgi çeken, olayı kendi hazırladığına inanandır. Aklını olayın bağlantısına değil de düzenine kullanırsan, huzuru bulursun.

2 Zerre olmaktan kurtulmak için, aynada aksine bakmak gerekir. Oynamaya yol alan, sazını da çalar.  Gölde olan balık, deryada olan balığa yem olur. Deryayı bilmez misin, gölü görmez misin? Deryanın balığı tuzu ile pişen, bolluğundan taşandır; göldeki balık, deryada şaşandır.

3 Umudun olan ilmi, deryadan alacağını söyledim. ULU, deryadan verir; yobaz, göl balığı misali uyduğunu bilir. Ne bilir ki ne versin, neyi nerede görsün, ölçüye nerede varsın? Verişimiz nedir? Denize yüzmeyi bilmeden giren boğulur. Önce öğrendik, şimdi yavaş-yavaş kulaç atarız, her gün bir kulaç öteye gideriz.

4 Ağmaya bilmeye, alemi tanımaya; gönül gücü gereklidir. Kendini yoklasan. Yerini verene, yorumunu bildirene; sordun mu? YAHYA PEYGAMBER der ki: “Kul göçünü özledimi, bil ki yoluna altın serpilir; dünya bağı çözüldümü, sırtına kanat takılır.” Göçünü özledin mi, dünya sevgisine rağmen? Göçü özlemek, dünya kahrından ölmek değil; dünya sevgisine rağmen, O’na varmak özlemi. Özlediğim, O’na varmaya arzu duyduğum gün; erdiğim gündür. ‘Kalbimi yoklasam.’ dersin, bedenine eza edersin. Göçün ne erkeni, ne de geç kalanı yoktur. Onun için ölümden sakınmak için tedbir yetersizdir.

5 Aynayı eline verdik, ‘Ne mutlu sana.’ dedik. Sana dedim. Yalnız aynaya, aydın yüzle bakman gerekir. Aynayı eline almak, her kula müyesser değildir. Ne var ki, bakmasını bilmek gerekir. Uçan kuş kendisi için uçar. Hiç bir kuş öbürü için uçmaz. Yavrusunu dahi, öğretinceye kadar yanında tutar. 

6 ‘Olmuyor.’ denilenden; yumuşak yol açılır, geçit vermeyen dağlar geçilir. Kuldan kulun niyeti seçilir, yolunu şaşırtan her olaydan kaçılır. Sebebini yeninde verir, ALLAH’ım her olayı görür; kulunu kuluna nasip kılan, vurguna gideni görür. YARGILAYAN ALLAH’ım, dengesini buldurur. Soydan gelende darlık, soysuz denende varlık yadırganır; sanki nasibi kul dağıtır. Alanla-verenin eli açık kalmalı, bir elden gelmeli öbür elle vermeli, her kulunu görmeli.

7 Dağdaki çiçeğin kokusu, buruk olur; ovada olan çiçeğin rengi, soluk kalır. Bahçeye diktiğin, el ile bıraktığın; rengi de kokusu da dağılır, el ile derilir. Ne dağdaki çirkindir, ne ovadaki yoz. Usanmadan açan gül, oymasını yerden değil kendi değerinden alır. Her çiçek derilir, ne var ki en çok gül sevilir; hoşnut olduğunuz gün, yuvanıza güller serilir. Aynaya bakalım, yakamıza gül takalım. Güzel amma, biz de gülmeye bakalım. Gülmeyenin yakasındaki gül de ağlar. Her kulun ULU’sunu. ‘Yakamda gül var.’ demek yetmez. Onu da güldürmek, sevindirmek gerek. Ne ile? ‘Bir hitap yazdık, daha ne? diyelim. Tek söz, evet.

8 “YUNUS’um geldim, bir sözden güldüm; hep gönül aldım, aldığım gün kaygulandım.”

9 ALLAH’ım her kulunu aynı gönülle yaratır, kul kendi gönlünü eğitir. Sabır ile başlayan, anahtarı bulur; dilediği alemde, dengine durur. Kaide bozulmaz. Cümleye duamız, ‘Sabırda durunuz, dünyayı öyle deriniz.’ ‘Hata olmasın, kul sabrı bozulmasın.’ dersen, ‘Sabırdan nasibin yoktur.’ derim. Hata olmasa, sabra ne hacet kalırdı. Hatayı yaptıranı, sabrını ölçeni düşünsene. Kararın verdiği, ne senden ne bendendir. YÜCE’nin DİVANI’ndandır, MUHAMMED’in Kalemi’ndendir, ALİ’nin kılıcındandır. OMAR’ın adaleti, ALLAH’ımın selamet kapısıdır.

10 Konuyu açtın, ‘Alemi?’ dedin, vereceğimi söyledim. Kafesten kurtulduğum anı, andaki heyecanı kula verebilseydim; zerresini vermez, NUR’unu harcamazdı. Doğuş öyle bir an ki; yaşamayı öğrenmek işte o anda bilinir, var olmanın çözümü o anda görülür. Doğuş, dünyanın dönüş kapısı. Dünyayı dumana boğan, kulun gafletidir. Gönülde hasret; uyanan, dünyayı silenindir. ‘Hep bunu dersin.’ deme. Dünya bağınıza düğüm atmaya değil, çözmeye gelirim. Çeşmede su bol ise, kalabalık olmaz. Hem de bol çeşmeden su çabuk dolar, alan gider de ondan. Çeşmede su bol ise, tadı da güzeldir. Çünkü membaı büyüktür. Membaı büyük olan su; katımı çok olan, çok yerden toplayandır da ondan. Akanın yolu kapanmaz, alanın testisi kırılmaz. ‘Sevenin gönlü kırılmaz.’ deme. Her kul bir değil mi? Elbet birdir. Ne var ki seven, ALLAH’ımın da SEVGİLİSİ’dir. Sevenin gönlünü kırdı isen, ALLAH’ımın GÖNLÜ’nü kırmış olursun. OSMAN der ki: “Sevmesini bilenle, bilmeyen vardır. Sevmeyen olmaz, olamaz. ALLAH’ım yarattığından uzak kalmaz. Şüphen mi var? Elbet O’nun verişi diye severiz, her yarattığında O’nu görürüz, O’nun AŞKI ile ölmeden ölürüz, göçtükte O’nu buluruz; ‘Biz SENİ, dünyadan da bilmiştik.’ deriz.”

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH