|
13 Nisan 1972 MEVLÂNA’yım ben! 1 Niyaz ile geldik, YUVA’nızda selamet diledik, HAK ADINA konuştuk, kainatta dolaştık, ‘Kul.’ dedik göz attık. Yanlış anlaşılmasın; yaratık demedik, kul dedik. Her yaratık, kul değildir. Göçenden haber soran, haberini kimden bekler? Göçen göçünden memnun. Yolunda taş koymamış, gününde ‘Koş.’ dememiş, hayır olana uymuş. ‘Hatasız mı?’ dersiniz. Hatasız olsa, kul denmezdi. Yumuşak yolunu, sözü ile değil ÖZ’ü ile almış. Az demiş, çok düşünmüş. Yunulduğunu kendi de bilmiş. ALLAH’ımın kulları ile arasında, perde yok ki. ‘Beden perde.’ dersen, görgüye perdedir, vergiye değil. CAN ile CANAN BİR oldukta, semada dirlik vardır. CAN ile CANAN’ı ayırdıkta, arada çokluk vardır. Çokluğu çıkar, hiçliği bul ki; BİRLİK’te mutluluğa eresin. 2 ‘Verdiğin, bildiğimdir.’ dedikçe, bir adım öteye gidilemez;
kendini üstün gördükçe, cehaletten kurtulamaz. 3 ALLAH’ımı andım, HUZURU’nda secdeye vardım. RESULÜ’ne sarıldım, KUR’AN’ımı ‘Yolum.’ dedim, dileyene verdim. Alsın, yaprak misali can bulsun. ‘Alabildim, yolumu bulabildim.’ diyenlerin sözcüsüyüz. ALLAH’ım her kulunun niyetini hayıra çevirsin. Kalanda yol, gidende yolcu aranır. Yolda duran, hancı sorar. 4 Kuşakta aranan güzellik midir, yoksa özellik midir? Kimi, güzel olayım diye bağlar. Hocanın dediği de, güzelliğe özentidir. Özellik arasa; güzelliği, kemerde değil belde arar. Yol yolcuda, rehberde değil. Yolcu ne olsa, nereye sapsa, neticede aradığını bulur. ALLAH’ım yanlış yola saptıran rehbere düşürmesin. Çünkü bilmeden gider, dönüşü kaybeder. Mantığına uymadan, yolunu rehbere uydurma. Varsın yolun taşlı olsun, gidişte zorluk versin. Yeter ki niyet O’na olsun. O seni yanına alır. Kulun kula yol vermek haddine düşmez, hatasını görmek yakışmaz. ‘KUR’AN’ı okudum.’ der. Okumak değil, yolunda gitmek gerekir. KUR’AN’ı alırlar, yavruya okuturlar, sevabına sevinirler. Okumak değil, bilmektir önemli olan. Okumayı değil, yolunu öğretmeli. Her kul ALLAH’ımı; okuduğu ile değil, andığı ile bulur. Okumak başka, anmak başkadır. Yendiği gibi olsun, içildiği gibi anılsın. Her kul, yolunu bir yönden bulur. Her PİR kuluna gücünce ziyafet verir. Kiminin kuzu kızartması, kiminin fasulye kaynatması. Yanlış anlaşılmasın dediğim. Her PİR’in veriş gücüdür. Buradaki zenginlik manadandır. Verenin ölçüsü, ne senden ne benden. ‘Sen ne verirsin?’ dersiniz. Benim verdiğim NUR’dan, ALLAH’ımın NURU’ndan. Aydınlık aradık, gönülleri taradık, uymayana ALLAH’ım RAZI olsun dedik. Yumuşak yolda, kuluna duacı olduk. 5 Huzura varsınlar, duacı olsunlar. “Yumuşak yolunuz.” dediler, YUNUS’um ile geldiler. YUNUS’um der ki: “Geldim YAHYA ile, vardım sahra diye. Suyumuz dağılır, gülenler sevinir. Yaprağımı aldılar, çiçeğimi yoldular, beni yolda koydular. YUNUS’uma sözün yamasını bıraktılar. Sözü yamayalım, olmuşu görelim. Batılı silelim, HAK’tan geleni bilelim, selameti cümleye dileyelim.” 6 Gayrette selamet arayan, güzelde kusur düşünendir. Huyuna değil, suyuna yol alman gereklidir. Ne huydan verir, ne yoldan alır. Kul geldiği gibi bulur, bulduğu gibi görür. MEVLÂNA’yım! 7 Elbet huzur ile geldim, huzur buldum, huzur ile döndüm. Dileyen her kula, huzurun yolunu verdim. Gönlünce alanın, ‘ALLAH’ım.’ diyenin gönlünde, çiçekler derdim. Gülde hata arayan, ‘Dikeni batar.’ diyen, gülden elini çekendir. Kulda hata arayan, ‘Yolunda diken var.’ diyen, kendi yolunu şaşırandır. Şaşırır, çünkü başkasının hatasına gözünü çeviren, kendi yolunu göremez. Merdane hamura şeklini verir, mert olan da kula yolunu buldurur. Yanılmayın, mertlikten maksat sertlik değil. Sertlik mertlikten uzaktır. ALLAH’ım dahi kuluna her verdiğinin güzelini sunar. ‘Yıkılan?’ dersen, unutma. Yıktığının yerine saray yapar. VERİR, yarattığını GÖZETİR. Kulunun şüphesi hayra olduğu müddetçe, huzurda kalır. ALLAH’ıma sığındıkça kul; kundağı kendi çözer, küçük gölde büyük balık bulur. ALLAH’a emanet olunuz. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|