12 Nisan 1972

MEVLÂNA’yım ben!

1 YM dedim, yelde toz, selde yoz sildim. ‘Kuşakta beline yakışanı arayan, çeşit kuşak değişende, ‘Fistanın uygununa yer ver.’ dedim.

2 Her olay yoruma muhtaçtır. Yorumu yapılamayan; sadece ALLAH’ımın BİRLİĞİ’dir, kainatın dirliğidir. BİR olan dirliği kurmaktan aciz değildir.

3 Gönüller duman almasın, kulunu ham söz yanıltmasın. Yanılana. Zaten geçen günde verdim, ‘Batakta kum arama.’ dedim. O gecenin konusu; yönüne oturamayan, ‘Nerde neyi arayım, kimde neyi bulayım?’ diyen kuluna idi. Yönünü seçti, sözümüzden geçti. ‘Gittiği yolu görülsün, ham söz ile karılsın, dönüşü ergin olsun.’ dedik, kendi haline koyduk.

4 İznimiz gelinceye kadar, sözümüz yok. LOKMAN’ın oğula. Açılmaz- kaçınmazdan değil yanılmayın! Kulunu kazandırmak içindir. Rehber arayan sorar, bir yolda gider. Çok yol arayan, çoklukta kaybolandır. ALLAH’ın GÖNLÜ, has olan kulunun kaybına razı gelmez. Onu kazandırmak için olaylarla baş başa bırakır. Kaygunuz olmasın, ‘Ne olur?’ denmesin. Gelişimiz-verişimiz, aslında onlarca çözülmedi, ‘HAK YOLU’dur.’ denilmedi. Yolda fal, falda hal aradılar.

5 ALLAH’ımın BİRLİĞİ’nde, kulunun kaderi bilinmez mi? Kulunun kaderi, cin taifesi denen yobazdan mı sorulur? ‘Yumuşak yol vereyim, kulunun yolunu açayım.’ diyeceğine, kulunun önüne koskoca bir kaya örtmeye çalışan kula; yobaz denmez mi? ALLAH’ım kulunun kaderini, imanını, ona olan güvenini; cin taifesine mi teslim eder? KUR’AN’da görmez misin? ‘ALLAH’ım.’ demez misin? Şüpheyi silesin, verilenin mutluluğuna eresin. Dünyayı cin taifesine asla nasip etmez. Niyette kulu yanıltmaz. ‘ALLAH’ım.’ diyen kulun yanına, şeytanı yaklaştırmaz. Daha önce vermedim mi, ‘Bizim olduğumuz yerde hata gelmez.’ demedim mi, ölçüsünü vermedim mi? Olduğumuz yere, yumuşak yol bulmamış RUHLAR dahi gelemez. Tecrübe yapanlarda, ispatı verilmedi mi? ‘MEVLÂNA’yım!’ denilende, GARİB’e ilk görünen, HAZRETİ MUHAMMED olmadı mı? ‘Şeytanı bildim.’ diyen, şeytanın TEVHİT çekemediğini bilmez mi?

6 Bunları .’ya açmayın, kolayı vermeyin, müdafaa etmeyin. Dönüş onlardan olsun. Kuyuda su arar, deryaya göz yumar. Ona verilen en doğrusu oldu, ne var ki kendisi şaştı. ‘Dediğim olmadı, nasibim gelmedi.’ der, ölçüyü ordan vurur. Ona onun etrafındakilerle, en açığını verdik, varlığımızı ispat ettik. ‘Bekle gör, özle gel.’ diyeceğiz. İzin gelende sözü vereceğiz. Denen, kulun kendi iradesidir; HÜKÜM, ALLAH’ımdan. Kulun iradesine ALLAH’ım dahi karışmazken, cini mi karıştırır?

7 Güzellikten söz edelim, güzeli yoz gülde dahi görelim. Yoz gül, HAS GÜL’ün habercisidir. Güneşe yaprak açan, ilk ışığını alan, yoz gül değil mi? HAS GÜL’ü müjdeleyen, evet. Musevi din adamı. Ermiş, geleni bilmiş, müjdesini vermiş. Kuyuyu dileyen, çölde dolanandır. Çölde dolanan; ufala-ufala GÜLÜ’nün Yolu’na serilendir, her dileyene KABE’yi buldurandır.

8 Geçen yazımda, verdim sorusunu. ‘Sahile inersem, gemi bulur muyum?’ dedi. Elbet bulur. Ne var ki sahili bulsun, hangi gemi denk gelirse binsin. Deryaya varan, nasibini bulur. Kimine gemi, kimine sandal. Gemiye nasip alan, kaptana sarılandır. Sandaldan nasip alan, küreğe davranandır. Gemimizde olan, her kuluna yardımcıyız. Sandalla yetişmeye çalışanı da bekleriz. Yönünü bulursa, bize doğru kürek çekerse.

ALLAH’ıma emanet olasın. 

9 Dünyadan yazsam, bende sözü olmaz; ahiretten desem, sizde özü bulmaz. AŞK’ta tuzunu yerinde kullanan, aşına söz etmeyendir. ‘Aşımı yiyeyim, günümü eyleyim, kulunu gözleyim.’ dersen, ‘Dünyaya gelişte yanıldın.’ derim. ‘Aşımı yiyeyim, şükür edeyim, günümü göreyim, O’nu bileyim, yarattığını görüp de seveyim.’ dersen; gelişe uymuş, dönüşe hazırlanmış olursun. 

ALLAH’a ısmarladık

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH