|
19 Mayıs 1972 MEVLÂNA’yım ben! 1 Oymaya yumak saranın, yumuşak yol arayanın, gönlünde huzur dileyenin. ‘Olmayana yol almasın.’ derim. Kuyudan almayana yolunu vermesin, kuyudan alandan huzur sormasın. Anlaşılmadık ne var? Sözüm açık. Olanın güzelini ALLAH’ımdan bilirsiniz de, gönlünüze uymayanda neden kuldan sebep beklersiniz? Her olanın O’ndan geldiği bilinirse, ‘Hayır verdi.’ denirse; ‘Olay.’ denmez, üzerinde durulmaz. Dili hiç demeseydi, nereye başvururdun? Kuruntuyu bacada bil, tatlı sözü hocada, taşı kalburun üstünde, kumu sahilinde. Her şey, yerli yerinde. 2 Verilen, DÜZENİ’dir. Kalender olmak değil, aynen ALLAH’ıma havale etmek gereklidir. Aynen havale etmek
nedir? ‘VERDİĞİN en doğrusudur, bana doğru olanı GÖSTER.
Görmezsem, AFFIN’a sığınırım; hata bulursam, görmemin körlüğüdür.’ 3 VEREN’in hataya düştüğü görülmemiştir. Şikayetçi olduğun durumu düşün. Karşında sağır, kör, dilsiz görsen, gördüğün hatadan sıkılmaz mısın? AŞKI’na düşmezsen, MEŞKİ’ni aramazsın; şarabı sevmezsen, bağına girmezsin, üzümleri dermezsin. Bağda yaprağın hastası var ise, ilaçlamaktan geri kalmazsın. İlaç olmasa şarabı bulamaz mısın? Olmayanın ardına düşme, olanda hata arama. Katıra yük vurursan, yükünü taşıyamayacağından şüphen olmaz. Odun da vurursun, çuval da doldurursun. Ne var ki kısrağı, sadece koşuya salarsın. Her yaratılanın, yeri de öyledir. Kimseden yapamayacağını istemeyin, ‘Yapamam.’ derse, üstünde durmayın. 4 ‘Olmuş.’ desem, yersiz; olacak olan, şüphesiz. Güçlük geçildi,
ne var ki günü seçilmedi. Elbet size, bize değil. Kundak açılır, koku
saçılır; amma ne bebek, ne de bezleri atılır. Yıkanır paklanır, yeniden belenir.
Kuruntuya mahal yok. Salıncağa uyusun diye koyarsın, kendi rahatını
hazırlarsın. Çünkü salıncağa koymasan da uyur. Dedim ya, kul kendi
rahatını düşünür. Bırak kendi kendine uyumayı öğrensin. ‘Rahat
edeyim.’ Diğer bir gün başlarsın, sonuna kadar gidersin. Elbet kendini
bulması için, kendisi mücadele etmesi gerekir. Senin mücadelen, ona rahatlık
verir, rahatlıktan maksat miskinlik. 5 Kaşığına geleni, sen seçemezsin; nasibe yazılanı, düzene koyamazsın. Olacaktan, yedi kartalın kanadını gersen koruyamazsın. Koruyayım diye üzerinde dursan, gafletten kurtulamazsın. 6 Aymayı öğrettiğimi unuttunuz mu? Günümüzü anmaktan geçilsin, hep bir adım öteye gidilsin. Sözün edilmediği, göze takılmadığı devirden çıkıldı. Söze yüzden, dize bezden bağ konulmasın. Sözün yüz ile değil, ÖZ ile bağlantısı olur. Dizin bezden bağlantısı, yürüyüşü zorlaştırır. Kul vardır, yüz yapısı hoşa gitmez, sözü ile bağlaştırılmaz. Kul yüz ile değil, ÖZ ile söyler. Güzellik ÖZ’de olduğunda; yüz güzel olmasa da, söz seni bağlar. 7 Sorunun özüne girmeyen, benliğinden vermeyen, YM gününü bekleyen; olaya bağlar. Müsterih olasınız, yumaktan dumanı uzak tutasınız. 8 Sözümün tuzuna değil, tadına değer veriniz. Tuzun verdiği, yosundan gördüğüdür. Yosundan alır mı hiç? Yosunun çürüdüğü görülür mü? Neden? Bünyesini tuzun katladığından. Dediğim de odur. ‘Demesi kolay, yapması zor.’ dersiniz, bildiğiniz yolda gidersiniz. Ne kadar gitseniz, verdiğimden gene de bünyenize katlarsınız. Onun için dedim, verdiğimin tuzuna değil, tadına bakınız. 9 ‘AŞKIN gönlümde, gönlüm ELİN’de ALLAH’ım. DİLEDİĞİN benim AŞK’ım ise, benim dileğim SEN’sin. AŞK’ımı bilensin, şüphemi silersin. Güneşi verdin, bulutu sıyıransın. Güneşin önüne de gelse bulut, bilirim onu açacaksın, yüzünü bana göstereceksin.’ Öyleyse neden bulutundan şikayetçi olayım? Neden kendimi kayguya salayım? Kainatta, O’nun olduğunu, O’ndan geldiğimi bilmek; bana en büyük huzuru verir. Her gelen O’ndan gelir, her gönül O’na erir. O’nda eridiğim, O’na vardığımın delilidir. Beni eriten AŞK’ım, O’na akıtandır. Yaprak olsam, O’ndan geldi isem; mutluluğum sonsuzdur. 10 YUNUS’um der ki: “Yaprağı almadan, çiçeği görmeden, meyvesi ermeden yer misin? Yemeden sever misin? Yudum-yudum almadı isen, su başında durmadı isen; tefekkür aleminde dur, durduğun yerde otur. Oturmak, bilmeden yürümekten yeğdir. Koyun ile kuzudan beklediğin nedir? Yün mü, canı mı? Mayada bulduğun nedir? Aynaya baktığın nedendir? Hep aslını bulmaya, geldiğini öğrenmeye. Mayayı dedim, bulduğunu sordum. Maya ekmeğin özüdür, ekmekte gören gözüdür. Aramaya ne hacet? Ne yerde ne gökte, baktığın her yerde. Karıncada-sinekte, ekmekte-peksimette, yelde-selde, senin olduğun her yerde.” YM diyelim, sözümüzü bağlayalım. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|