|
20 Mayıs 1972 MEVLÂNA’yım ben! 1 Gönlünüz kaynaşır, sözümüz yumuşak yoldan manasını alır. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, AŞK’ımız hep yoluna, yolunda kuluna aksın. 2 Kandildik ışık verdik, yıldız olduk gökyüzüne serildik. Gören ile,
bilen ile, anan ile beraber olduk. ‘Yolumuz.’ dedik yolumuzun içine kainatı aldık. Uçan kuşta O’nu bildik, akan
suda O’nu bulduk, buluta söz edene ‘Suyun özüdür.’ dedik. ‘Bulut gölge eder, kulunu
güneşten mahrum bırakır.’ diyen yanılır. Neden güneşten mahrum
kalasın? Güneş gene aynı güneş, yeri de aynı. Araya giren bulut, O’ndan
değil mi? Rahmet dileyen, sen değil misin? Öyleyse gölgesine katlan
ki, meyvesini yiyesin. 3 Gözde NUR dedik, bedende pencereyi gözde gördük. Kulun gözüne bak, niyetini müşahede et; aynen gönlündekini verir. Ne var ki; o gözü de görecek, göz gereklidir. ALLAH’ım, ADINA gelenlerden RAZI olsun. Gelişimiz gönüllerinize, yanan ateşedir. Gözü pencere dedik; eğer ışığın yanıyor ise penceren aydınlıktır, ışığın yanmıyor ise penceren karanlıktır. Sen ışığını yak ki, aydınlık gören gelsin seni bulsun. Hiçbir kul karanlığa iltifat etmez. Kâmil kulun etrafı niye kalabalık olur? Elbet ışığı bol olduğu için. 4 ‘Yumuşak yol.’ dedik, sahiline varanları verdik. Her akan suyun deryaya olduğunu söyledik. Deryanın sahilinde buluşulur. VEREN’in VERDİĞİ’ni bilmek, yolunu almaktır. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun, Yeşilde aradığını, yaprak versin. Yudum-yudum içilsin ki, hazmetmesi kolay olsun. Yudum-yudum alırsan, tadını bulursun. Birden içeyim dersen, umduğundan öteye geçemezsin. Zahire değil, sözümüz ÖZ’ünedir; kaydına değil, kaygunadır. Kaydına söz bize düşmez, sözü ALLAH’ımdan başkası vermez. Diyeceğim, kaygunu silmek. 5 ‘Ağacımız.’ dedim, cümleye söyledim. Ağacımızın gölgesine, topladığı
kul ayrılır mı? Yolcu yolcuya kayırılır mı? ‘Her gelen alsın, gönlüne dolsun.’ deriz. Ne var ki, kabı kadar
alır. KUR’AN cümleye verildi. Alanın ölçüsü, gönlünün derecesindedir. Kime sorsan, kendince mütalaa eder, yorumunu öyle söyler. 6 Sohbetimizin özünü, günde buldum. ‘ALLAH’ım gelenlerden RAZI olsun.’
dedim. Kayıkta değiliz, dalgadan korkalım. Gemimizin kaptanında, O’nu
bilelim. Müsterih olalım, çünkü AŞKI’nı gönlümüze katıksız aldık. ‘Katık yapalım.’ diyene, sohbetin
sözünü yolsuz bilene deriz. ALLAH’ım! ADI’nı dilimize değil, gönlümüzde
bildik; bildikte şüpheden uzak kaldık. Kumunu eledik, sahilde yolu bulduk,
geminin yerini sormadık gördük. AŞKI’ndan şüphe edilmez, sevgide
diken görülmez, görende hata bulunmaz. Varsın görsün, kendi hatasını kendi
bulsun, hatasına sahip çıksın. 7 ALLAH’ım ADINA geldik, sözümüzü verdik, cümlenizi selamladık. ALLAH’ıma emanet olasınız. 8 Sorguya değil, vergiye gönül koyasın. Görülenin manasını söz ile değil, olayları bekle de gör. Söz demek kolay gelir, kul hazır bulur, öğrenmekten uzak kalır. ‘Hazır konsun, aş verilsin.’ demeyin. Bekleyin görün. 9 Sahilden verilen, ufukta görülendir. Açık olan, kulun görgüye yer vermesidir, beklemeyi öğrenmesidir. Beklemeyi bilen görür, meyvesini alır. Sabreden kulunu; ALLAH’ım da sever, kulları da. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|