5 Ağustos 1972

MEVLÂNA’yım ben! 

1 Huyumuz aldık, YÜCE’den geldik, cümlede ALLAH’ımın NURU’nu gördük. Selam olsun sizlere. Huy; yumağın alabilme, aldığını verebilme yetkisi.

2 Cami yapısında, kubbeyi daire gördük. Neden diye düşündünüz mü? Cami yapısında oluşunu neye yorarsınız? ALLAH’ımın VERGİSİ’nde köşe yoktur. Camide o ifade edilir. Köşe, gizliliği de gösterir. Halbuki ALLAH’ımın VERGİSİ’nde gizlilik yoktur. ‘Sır nedir?’ derseniz, sır gizlilik değildir.

3 HAVVA HATUN der ki: (ADEM’in eşi mi?) Evet. “Asmayı gördüğümde, üzümünü yediğimde, ADEM’de yol olmadığını bildim, YARATAN’ı öyle tanıdım. ADEM’i gördükte, YARATICI’m onu sandım. Üzümü yedikte, kainatı bildim. Gösteren ADEM’di, amma olduran değil. Evet. Güdüme değil, kumuna yürüdüm. ADEM’den öteye, YARATAN’ı aradım. Güdüm; gönül yolunun itimi.”

4 Selama yer verse, cümlenize ADEM’den söz etse; dünyanın sorgusuna düşersiniz, geldiği günün kaidesini sorarsınız. Gelişe elbet doğuş sebep değildir. YARATAN “OL!” DEDİ, çamurda ELİNİ KARDI. Sanılmasın toprak ile suyun karımı. ALLAH’ımın NURU ile, ZATI ile SIFATI. EMRİ’ne uymaz mı? “OL!” diyende olmaz mı? Boş dünyaya gelmez mi? Ne var ki boşluk, kul yapısına göre. ADEM, hiçbir gün yalnız kalmadı. Doyduğu, dolduğu, ALLAH’ını bildiği; boş dünyadan mı? 

5 Müsaade dilendi, HAVVA’ya söz verildi: “ ‘Kal.’ demeyen durmaz, kul olmayan gelmez, dünya emir gelmeden dolmaz. Niyazını edenin gönlü boş kalmaz. (Elma resmi yapılır) Elmayı oldurana, yılanı sardırana, YM gününü bildirene, ne dilde desem? Demedim. Dilde dilsiz, bedende kolsuz oldum. Her olayı O’nda çözdüm. ‘Misafirim.’ dediğim, günümü bekledim. Her gelen misafir olduğunu unutmasa; bağlantı kurmaz, ‘Kök atayım.’ demez. Kulun gelişi elma misali; çiçeklenir, meyve olur, dökülür, kök yerinde kalır. Ağaç, kul nesline benzer.” dedi, cümlenizde günün olgunluğunu bulduğunu söyledi.

6 Aymayanda uygunluk görülmez, gönle yazılan hoş olsun ki silinmez. Abanoz yeterince görülmez, neden? Çünkü yetiştiği yerden ayrılamaz. Sıcağı sever, soğuktan kaçar. Koşuyu kim kazanır? Değil, nasibi olan. Çorbayı kim içer? Kaşığını dolduran. Çünkü çorba içmek,  yarış değildir.

7 Aydan aradığını güneşte bulan, kainata öğreneyim diye haberci salan, neyi öğrenir? Değil, evet. Daha önce verdim, ‘Olaylara gönül koymayalım.’ dedim. Dünyayı denedin mi, her yolunu buldun mu, olan sırrı çözdün mü? Ayda ne ararsın, bulduğunda ne görürsün? Aranan her sır, güneşte gizlidir. ALLAH’ımın sır kasasıdır. Dünyaya her verdiği hazine, güneşten değil midir? Olduran, gördüren, yandıran, yaktıran o değil midir? Kulunu aydınlatır, bedenini ısıtır. Onun sana gelen ışığının sırrını buldun mu ki etrafında ararsın, yıldızlara bakarsın? Yıldızlar da ondan almaz mı? Onun ile benliğini bulmaz mı? Elbet ay da güneşten alır. 

8 Olumun, HAZRETİ ALİ’ye bağlantısıdır görülen. Müsaade olundu, cümle kullarına selam verildi. “Verdiğimiz yazımız da, kuş misali dağılsın, elden ele dolansın.” denildi. “Komşuda olmayan, bende fazladır.” der, HAZRETİ ALİ fazla gördüğünü dağıtır.

9 MESNEVİ’yi geçtik, yeterince öteyi seçtik. Kucağa alınan bebekte, ALLAH’ımın NURU’nu gördük. Cümlenizi selamladık. Gün için ‘EYVALLAH.’ dedik.

10 Dualarımız cümleniz içindir. HAKK’ı bilen, HAK’tan geleni cümle ile paylaşan içindir. Konuğunda TANRI’yı gören, O’nun ADINA ağırlayan içindir.

11 ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun, TANRI konuğundan yuvanızı mahrum etmesin.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH