26 Eylül 1972

MEVLÂNA’yım ben!

1 Hoş gördüm. Gedik açılmadan, suyu akıtamazsın; yolu açmadan, ayağı sürtemezsin. Cümlenize selam olsun.

2 Kamada kayıt sorulursa; ağaçta dal gereklidir, dalda hal gereklidir. Halde olumuna, günde kalımına benzer. Sübut delilden faridir, kainat sorgudan aridir. Nasıl ki, yaratılan ‘YARATAN’dan, YAR.’ diye özetlenen, gönülde gözetlenen, ‘Sen.’ deyip beni ayıran, konuya ‘Gazel.’ deyip, yoruma verenden de hoşnuduz. 

3 YUNUS’um der ki: “Sözümü eden, varsın aleyhimde diyen olsun. Sözümü edenin gönlünde yer almışım ki; beni demiş, adımı dile vermiş.”

4 Saadette, satıhtan söz edilir. Akmayan suyun çeşmesi adına söz edilir mi? Akanın sözünde, olumun benliği vardır. Her akan suyun benliği bir değildir. Amma her akan, sudur. Benlik-evet-kesafet. Benlikten sıyrılma, O’na tabii olmaktır. Kesafetten sıyrılmaktır. Ne olursa olsun, sadece su kalmaktır. Mademki kemaline işaret koyduk, O’nda noktayı bulduk demektir. ADI’nı bildik, SIFATI’nı sevdik, ZATI’nda BİR olduk. AŞKI’na düştük; düşenden gördük, kalkandan duyduk. VASFI’na erdik, O’nu bulduk, niyaz ile aranıza geldik. Gelişten maksat, gönüllerden yanışa uyduk.

5 Gönlünüz ferah bulsun. Gelen ne derse desin, soran dilediğini sorsun. Sorguda varsın hataya düşsün. Hatayı bulmak için, hataya düşmek gereklidir. Yerine oturmak için, önce hazırlarsın. Bedende olan her hata, dünyaya verilen notadır. BAHŞEDEN, niye bağışta bulunur? Bunca vergiden sonra? Bağış; aslında RAHMET’in gelişidir, kulun dünya görüşüdür. VELİ’de; ne yağışa, ne bağışa, ne sergiye, ne görgüye kaygusu yoktur, neden? Beden ile gönlünü birbirine mal ettiğinden. Yanlışlık yok. Gönlü bedene bağlamak, dünyayı bağış diye görmektir. Bedeni gönlüne bağlamak, dünyanın üzerine çıkmaktır. O zaman bağış senden öte olandadır. Sen sadece O’ndansın. O’ndan gelenle kucaklaşmak; dünyada selameti bulmaktır, O’ndan gelenin ötesine varmaktır. Odun ile kömür halidir. Odun hali, SIFATI’nda halleşmek; kömür hali, ZATI’nda buluşmak.

6 Katıyı olduran, ne satırdır ne yatır; sadece yolundaki düğümlerdir. Kul katı kaldığı müddetçe, düğümlerden kurtulamaz. Düğüm ona bela gibi gelir. Aslında kendini buldurur. Buluş bela mıdır? Öyle ise sen kendini kendin kır ki, beladan fariğ olasın.

7 Dostumuz; dost olandır, ‘ALLAH’ım.’ diyendir, O’nun ADINA gelendir. ‘ADI’nı bileyim, YOLU’nu öğreneyim.’ diyendir. İlk basamağından başlayanla, son basamağına kadar gelendir. Bildiğini bilmediğine ekleyendir. Çünkü her bilinen, bilinmeyenin bir noktasıdır. Noktayı bilmek, biliyorum demek değildir.

8 Kucak dolusu selam ile geldik, yumuşak yolda olana ‘EYVALLAH.’ dedik. Yumuşak yolun yolcusuna, ‘Gel.’ diyen. Manayı alan bilir, gönlüne koyan bilir, sahradan geçen bilir. Ceylanı vuran üzülür. Ceylanı vurmadık, gönlünü kırmadık, tahvaya celh ile girmedik.

9 “Kucak dolusu selam ile geldim, kamayı yolumdan çektim. Kunduz kamaya söz etmesin, ‘Vazifem dalları yığmaktır.’ demesin, derecede eşitlik görülmesin. HAZRETİ AHMED RUFAİ: “ Umduğun gibi geldim, adımda ALLAH’ımın AŞKI’na mühür bastım. Tekrar-tekrar sorulur, ‘Adın nedir?’ denilir. AHMED olmasam, gönlüne vermesem, kucak dolusu sevgimle gelmesem; neyde neyi, açar mıydın? Kainatın sırrı; neyde ney, odur. Sır neyde de değil, neyzende de. Ondan gelen zandadır, onu çözen zamandadır. ‘Ney alsam, neyzen versem.’ der. Dumansız beden, neye benzer. Neyi üfleyen, varsın sedasını vermesin. Neyde kayıp olur mu, kula hata verir mi? Üflemek hoş. Seda vermedi ise neden yerinsin? ‘ALLAH’ım.’ desin, O’ndan beklesin. Nefeste keramet aramasın, heveste bulsun. Nefes, heves ile güç bulur. Gelişim gönüldendir, verişim YÜCE’dendir. Adım AHMED. Kayıttan verilir, kaygudan silinir, geçitte dürülür, el ele verilir. Kuşun sesinde sonsuzluk aranır. Adım AHMED dedim ya. Selam ile geldim, sevgimi söyledim. Adım ile geldim, resmimi verdim. Meşrebimi bilenden, adımda sevgiyi bulana verdim. ‘YA ALLAH.’ dedik, selameti cümlenize diledik.” 

MEVLÂNA’yım!

10 Değil çiçek soğanı. Yeşilin denginde, sümbülün ahenginde gördüğün; çiçeğine gönül verdiğindir. Yetende, biten vardır; alanda, diyen vardır; diyende, YARATAN vardır. ‘Almazsam?’ deme. ‘Alsam- almasam, yazılana uysam.’ de. Çünkü mühim olan, yazılana uymaktır. Yazılana uymak, huzuru bulmaktır. 

11 ALLAH’ıma emanet olasınız. Dikende sen değil O vardır, sökende sen değil gene O vardır. Bildiğin yetmez mi?

12 YUNUS’um der ki: “Yemeni giyseydin, yoluma gelseydin, düğün dernek kursaydın; diyeceğim çözülürdü.”

13 ALLAH’ıma emanet olasınız, selameti O’nda bilesiniz.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH.

Celh: doydurmak, dolu olmak
sübut:
Gerçekleşme, şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkma.
fari: yüce nesne

kesafet:
1. Çokluk, sıklık. 2. Yoğunluk:3. Saydam olmama durumu,