5 Ocak 1973

MEVLÂNA’yım ben!

1 Kainatın sargısında, kulun sorgusu gizlidir. Gönülden geldiği gibi, dilinden aldığı gibi; defterine kaydolur. Selvide boy, çamda ser sayılır. Yoldan giden görülür, dilediği yol verilir. Yol senin, dilek senin, sen O’nun kulusun. Yerde O’nu bildi isen, gökte O’nu andı isen, gönle AŞK’ını koydu isen; nerden-neyi sakınırsın. Elbet yolun açılır. Salim yolu dilemen, yoldan RAHMET beklemen; gönlünün açık olduğunu gösterir. Çölde serap dilenir, meyhanede şarap istenir. Sabır ile; çölü de aşarsın, şarabı da içersin. Gel dedim, kimi andı isem. Gönülden O’na yandı isen; verecek suyumuz bol, deryamız sonsuzdur. CAN denizinde, CANAN ile beraberiz. CANAN ile dedik, cümle ile BİR olduk. CAN ile CANAN dendikte; CAN’dan gelen, CANAN’dan olan her yaratılan vardır. Var oldukta, kum misali BİRLİK vardır.

2 ‘Doğuştan ötesi nedir?’ denirse, ‘Hakikati biliştir.’ derim. Çünkü doğuş, dünyayı terk ediştedir. ‘Dünyanın en güzel meyvesi nedir?’ denirse, ecel meyvesidir. Ecelin açık manası nedir bilir misiniz? ALLAH ile kavuşma. ‘ALLAH’ım; SANA kavuştuğum gün, doğuşumu bildim. Beni-SEN’de buldum, SENİ cümlede gördüm.’ Gören göze, göz oldum; duyan kulağa, söz oldum; dileyen kula, el oldum. Vazifem dedim, yol dileyenlere yolumu verdim.

3 Sabırda, ALLAH’ımın GÜCÜ vardır. Sabır eden kul, ALLAH’ımın GÜCÜ’ne sahiptir. Sabreden kula yük olan kul, ALLAH’ıma isyan eden kuldur. Asmayı budadık, duvarı çevirdik, kütüğü devirdik. Beklemeyi bilirsek, sabrına sığınırsak; üzümü de yeriz, şarabı da içeriz. Günümde yazdığım gibi; önce çiçek oldum, sonra böcek, daha sonra kulluğumu bildim. Dediğimi günde size verdim. Ne var ki çözemediniz. Yazımızın başında ağaç olduk, kullarını yaprak dedik. Şimdide sürüden saydık. Birinci devreyi geçtik, ikinci devreyi aşmak üzereyiz. Kulluktan ötesi varlık. Kulluk, üçüncü devre. Vurmadık, değdik; aşmadık, geçtik; düşmedik, çöktük; başımız eğdik, rükua vardık. Seyrine doyulmayan güzellikte, sırrını düşünme. Ayılmayı bilemeyen, güzellikten mahrum kalır. Günün yorumu, geçende yapılır. Ne var ki; ne yorsan boştur, çünkü yazılan olmuştur. Zapt edemediğin öfkende, keramet arama. Öfkelenip kızanlar, ters harekette bulunanlar için. ‘Bu da ALLAH’tandır.’ deme! Çünkü zapt edilmeyen öfkenin, kuluna emredilemeyeceğini bilmek gerekir. Öfke, sadece nefsin isyanıdır. Nefse isyan hakkı tanımayınız. Arının bütün meziyetlerine rağmen sevilmeyişi, nefsini acı ile koruyuşudur. Unutulmasın ki; arının mantığı olsa, iğnesini kullanmazdı. Niyazımız, cümle kullarının üzerine olsun. Nasibini, kulları ile paylaşanlardan etsin. Unutulmasın ki; kul vardır nasibini üzüm suyunda harcar, kul vardır nasibini kırk bohçaya saklar. Kulun kuldan beklediği elbet olmaz. Ne var ki kul, kulun nasibine vesile kılınır. Niyeti paylaşmak olan kullarına verilir. Mescitte beş vaktini geçirmeyen, gönlünü kulundan ayırmasın. Çünkü gerekli olan, vakit değil nakittir. Nakitten maksat gönlündür, gönlündeki sevgindir. O zaman vaktin değer kazanır. O’nun kulu olmak yeter. O’nun yarattığını sevmek, O’nun ile BİR olmaktır. Komşunu kırma, gün gelip kırılmayasın. Unutulmasın, ALLAH’ım SABIRLI’dır. Günde dönmeyen, geçende döner. Meyveyi ham koparma, yabana gider. Sözü ölçmeden harcama, gönlü kırar. Kırık gönül yoluna toz olur, gözünü örter. Olumuna söz ettiğin her kulun, HAKK’ına el uzatmış olursun. ‘Ne demektir?’ denir. Daha önce verdim. Kulun ölçüsü ALLAH’ımdadır dedim. Sen o ölçüye söz edersen, ALLAH’ıma güç gelir. Onu çok verdim. Sabırsızlığa götüren olay, senden sorulmamalı. Çünkü gücünü ALLAH’ımdan aldığını bilirsin. Sabır, ALLAH’ımın GÜCÜ’ne sahip olanda olur dedim ya. (Bu ara kabımız dar dendi) Olaylarda sabrın taşacağı yer yoktur. Genişletmek senin elinde. Kabın dar değil, nefsin mantığına hakim. Her kul kendini hatalı bulsun yeter. Sabırda selamet vardır, selamette keramet vardır. Sabrı, sabırlıdan öğrenirsin. Sabırlıda, nedamet vardır. Olan-olmayan, dönen-dönmeyen her olayda; önce kendini, sonra etrafını suçlamayı düşün ki; nedametten uzak kalasın. Sabırlı, sabırlı oluncaya kadar, türlü nedametler geçirir. Sabra yer veren, selamette nokta koyar. Sözün-hareketin devamı, hataları yüklendikte son bulur. Ne var ki hata, bir kula yüklenirse ağır gelir. Senden-benden değil, her kul, sorumlu olduğuna cevap verir. Kul O’nun, yol O’nun, ölçü O’nun. Ne senin, ne benim. Senin ölçün sana, benim ölçüm bana yol açar. Kandili kırarsam, yağı kaçar. EYVALLAH diyelim, her sözü öyle bağlayalım. EYVALLAH’ta selamet görüldüğü, HAZRETİ MUHAMMED efendimizden gelmiştir, KİTABI’na yazmıştır. Onun verdiğini deriz. Adaletin tecellisini, sadece ALLAH’ımdan bekleriz. Unutulmasın ki, kul adaleti şaşabilir. Çünkü suçun olduğu yerde değildir. Her iki taraf ta, ‘Ben haklıyım!’ der. Ne var ki, hak olanı sadece ALLAH’ım bilir.

4 Kuluyum, VERDİĞİ’ne şükür; kuluyum, SEVDİĞİ’ne şükür; kuluyum, hataya meyal oldukta ‘SANA sığınır, SEN’den yardım dilerim.’ densin. Hatalar kulundur, af dilemek yolundur. AFFI’na sığındıkta, sabır dileğindir. Sebep arama, sepette bulma, her hataya dönüp bakma. Senin hata dediğin, bir gün âtâ olur. Çünkü sen, görgünce ‘Hata.’ dersin. Halbuki, ALLAH’ım vergisince âtâ olur. Her olayın üzerinde durulmasın, kötüye yorulmasın, kulundan şikayetçi olunmasın. Çünkü dendiği gibi, NAKKAŞ’a GÜÇ gelir. Çünkü hatalı- hatasızı O yarattı. Olmayan meyveyi, koparmazsın elbet. Ama ağacı silkersen, olmuşun-olmamışın dökülmesine sebep olursun. Sebep dedim, düşürdün demedim. Aslında düşecek olan düşer. Sen sebep olma, gönlüne duman koyma.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH