|
17
Ocak 1973 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yüzlere güldük, selamlar ile geldik, NURU ile dolduk. YUVAMIZ’a gelenlere, ‘ALLAH’ım, yolun.’ diyenlere; hep bir olduk, YUVAMIZ’ı gönüllere bağladık. 2 Yazıda ne bozulan, ne geçilen vardır. Meyve; vergide görgüdür, kök verginin özüdür. Halbuki, köke değil meyveye önem verilir. Mürettip hatası, vergiye kayıtlı değildir. Çünkü elden-ele geçmez. Sadece özden gelir, özden alır, özde kalır. ‘Mürettip hatası nedir?’ dendi; kaderdeki yazı, kazaya öyle bağlandı. Maya yoğrulur, hatasızdır. Fırına verildikte, ateşi ayarlayamazsan; hamurda kalır, yahut kavrulur. Sen bunu, kaza diye yorumlarsın. Aslında çizgidir. Çizginin çözüldüğü yer, olumun bittiği yerdir. Onun için, ‘Mürettip hatası yoktur.’ dedim. Çünkü hatasızlık vardır, o da ALLAH’ımın VASFI’dır. Esse de, esmese de rüzgar vardır, yumuşak kula dünya dardır. ‘Neden?’ derseniz; yumuşak kul, her yükü sırtında taşır, başkası ile paylaşmaz. Dünyayı dar bulur, çünkü ahireti çok geniştir. 3 Bulutta aradım, yelden sordum; kumu taradım, suda buldum. Gemiyi belledim, mümin kulu gözledim, ‘ALLAH’ım.’ dedim özledim. Özleyişte ÖZÜ’nü buldum. Aradıysan bulursun, gözlediysen görürsün, niyetinle alırsın. Geçmediğin yolu sorma, duvarın ötesini görme. 4 Aşık YUNUS söz diler: “TABDUK’tan aldık, onda eğildik, dergahında öğütüldük, rüzgarında
savrulduk.” dedi, YUNUS’um geldi. Her ‘YUNUS’um.’ diyen ben midir? Her yol
dileyen ken midir? Ken; heybeyi bırakmış, hırka-yemeni yola
düşmüş kişi. ‘Sen YUNUS?..’ derseniz, hırkayı da yemeniyi de
bıraktım. Yalın ayak, çıplak beden yola düştük; bir duvarı aştık,
tahta köprüye ulaştık. Çamur dedik bulaştık, suya girdik
alıştık. Çamurda-çamuru sevdik, onu övdük; suya girdik arındık. Suyun
arıtmadığı dünya kiri var mıdır? Açık vergide, kapalı görgü olmaz;
PİR olan, gayrısını bilmez; PİR olmadan, dünyayı silmez. ‘Gel gör,
ben gibi.’ dersem, seni-beni bildiğimden çağırırım; beni-bende,
beni-O’nda bulduğumdan sevinirim. Tarikat aramayın, yorumda bulunmayın.
Hepsi ALLAH YOLU’dur. İbadet soruldu. İbadet; beş vakit namaz ve
oruçla bitseydi, dünyanın saati kısalırdı. İbadet; kulun her anı, her
dakikasıdır. Gördüğün çiçeği, sevdiğin böceği; ‘O’ndandır.’
dediğin an, senin tespihindir.
‘Esen yel, taşan sel; Ondandır.’ dediğin an, senin rükûndur. O,
kainatın bütünüdür. Olan, O’nun SIFATI’dır. Esen yel, taşan sel;
CELALİ’dir. Yakan güneş, CEMALİ’dir. Dünya, O’nun
HAYALİ’dir. Unutmayın! Hayalin bittiği yerde, hakikat başlar.
Hudut, gördüğün yerdir. Merdiven çıkarsın, her basamak bir huduttur.
Kucağına doldurduğun kumu, sayabilir misin; dünyanın kabuğunu
soyabilir misin? Halbuki; kum da tanedir, dünya da kabuktur. Kucağına
aldığın kum, ölçün kadardır. Hudut, orada çizilir, bir kucak kum denir. Ne
var ki, onu boşaltır, yeniden doldurursun. Değişen yerdir, öz
değil. Kainattaki kum ne eksilir ne artar, sadece yer
değiştirir.” 5 Meyhaneyi dolaşma, meyde yeniyi sorma. ‘Gönlüm yatmazsa, meyhaneci satmazsa.’ deme. Çizgide hata olmaz dedim, sözümün başında verdim. Meyhane meyveyi almaz, gireni ayık salmaz. Meyhaneye, meyvenin özü girer. Gireyim dersin, adımını sakınırsın. Meyhane dediğin; sarhoş edendir, senin girdiğin meyhane değil. Oraya girdikte; ne zaman kalır, ne aklın. Senin aradığın, seni silecek meyhanedir. AŞK’ında hata yok. Hata, meşkini bulamayışındadır. Çok kapı aşındırır, çok yolu eşindirirsen; aradığını bulamazsın. Sen; manayı sordun, maddeyi bekledin. Amade olmak; beklemektir, yolu-yola eklemektir. Ne ondan, ne bundan; YAR’dan. Merasim olanı verdim. Mera, HAK YOLU’nda olanın barındığı; sim, temiz yüz. Geçenden-göçenden değil, saçandan-kaçandan değil. MEVLÂNA dedi ise, YÜCE’nin EMRİ ile dedi. YUNUS, kimden İZİN aldı? Güvercini YUVA’ya koyduk, gününü diledik, sorduk. “İzni, HAZRETİ OMAR’a verdik.” dendi. 6 Men dilden
uzak kalan, dünyayı düzde bulandır. Dünyan düz olur, gecen güne döner. Merayı
bulan, kuzuları sayar. Destiler dolsun, gönüller kansın, konular kapansın, yeni
konuya kapı açılsın. ALLAH’a
ısmarladık.
|