|
11 Ocak 1973 MEVLÂNA’yım ben! 1 Yuvayı süslersen, yavruyu beslersen; huzurun büyük olur. Yuvadan maksat, gönül yolundur. Yavrudan maksat, gönül yolundaki halindir. Cümlenize EYVALLAH dedik, halinizde münasip yolu gördük, elimizde meşale ile gönüllere girdik. Her gönülde kandilleri ateşledik, uçandan-geçenden sorgunuza şahit olduk. 2 Görülenden öteyi aramayın, saçsız başı taramayın. Yolumuz çizildi. YÜCE’den gelen EMİR ile, yolumuzda her yolcuya vazife verildi. ALLAH’ım RAZI olsun, ‘Şükür’ diyenden. Layık görmediği kuluna vazife vermez, verdiğinde şaşmaz, MEYDAN’a kurulan kazan taşmaz. Ne var ki kainat gelse, asla bitmez. Günde verilen vazife odur. Onbir’in birine. Kazana konan aşı, vazifesi olan getirir. Getiren, kaynatana verir. Dileyen, kula sunan, kepçeyi eline alır. Bu da onbir’de birin vazifesidir. Aşmadığımız geçit kalmadı, kuluna hatalı yol verilmedi. Çünkü bildik-verdik, gördük-serdik, bulduk-sardık. Hatadan, göçtüğümüz gün sıyrıldık. Göç günümüz bayram oldu, hakikate seyran oldu, yanan gönle ayran sundu. Hayran olduğun her olay, hatadan sıyrıldığın anda kulun gözünde güzelliğini bulur. Güzellikte ölçü arama, ağacın güzelliği çiçeğinde deme. Çiçek kendi güzelliğini ağaca verir. Ağacın güzelliği özelliğindedir. Ağaç vermese, çiçek renk almaz. Ağaç vermese, çiçek meyve olmaz. Ağaç vermese, kul eline gelmez, tavanını örtmez. Onun için, güzelliği süste değil, özde arayın ki; süsten uzak kaldığında, çirkin demeyesiniz. En büyük hata odur. Yollar yön değiştirirse, kul gideceği yeri şaşar mı? MEYDAN’ı açtık, cümlemiz kucaklaştık. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. MEYDAN’dan ne bekleriz? Söze verdim, ÖZ’e girdim. MEYDAN nedir? Meyvenin özü, böceğin gözü, kainatın tozu; hep orada kaynatılır, hep orada kaynaşılır. MEYDAN’a gelişte; talepten sıyrılırsın, bedenden ayrılırsın, ‘Vereyim verebildiğimce, sunayım serebildiğimce’ dersin. Sunduğun-verdiğin nedir? O’ndan aldığındır. MEYDAN budur. ‘Kainatın tozu?’ dendi soruldu. Kainatın tozunda, çiçeğin özü vardır. Tozun gözü örteni değil. Günün YM olduğu bilinir, söz YUNUS’uma verilir: 3 “YUNUS’um geldim, balığı
sepete serdim, sepeti ele aldım, yolda kediye verdim. ‘Neden?’ derseniz, kedi
benden çok diledi de ondan. Olmuşun sözü edilmese de olur. Ne var ki
olaylar, kulu yoğurur. Koyunun yününü, usta eller eğirir. Ham elde
sadece ip olur, yünlüğünü kaybeder. Kuğuyu gölden alsan, deryaya
salsan; şaşar kalır. Halbuki, gölün sultanı bilir kendini. ‘Neden?’
derseniz, sultanlık mabutlara mahsustur. Derya; ne sultan, ne hakan kabul eder.
Oraya gelen her sultan, deryada kaybolur, derya ile kalbolur. Yutmaz,
öğütür. Deryanın yatağı kumdur. Olmadık hayalde, hakikat saklanmaz. Her
olayda keramet beklenmez. Kulluğunu bilmen için; bedenini görmen, onu öğrenmen gerekir. Meyveyi
aramazsan, ağacı öğrenemezsin. Olaylar seni aramaya zorlar. Onun için
her olay hayırdır derim. Yanmayan odunu, yakmaya çalışırsın atayım
demezsin. Aramak, odur. Oturmak, geleceği beklemektir. Halbuki gelecekten
önce, hal vardır. Halin durduğu yerde, gelecek karanlık görülür. Çünkü
durmak yoktur.” 4 MEVLÂNA’yım geldim, sorulanda hayreti sildim. ULU’su bildiğidir. (t) Eşine dedi, daha önce resmini verdi. TURGUT REİS. MEYDAN’ı andığımız an, düşündüğün gibi olur. Varolan, O’ndan gelir. Varolan, ‘OL!’ dediğidir. Yolunu çizmeyi değil, çizilende cümleyi görmeyi bilelim. ‘Meşrebimden aldığım, zevk ile kardığım, ‘Vazifem’ deyip sardığım kuşakta; o’nun himmeti vardır’ dersin. Elbet vardır. Onun himmetinde, ALLAH’ımın EMRİ vardır. Attığı adımda, sunduğu aşta; o’nun yardımı vardır. ‘O kimdir?’ derseniz; O’nda; BİR olmuş, CAN’da kum olmuş, her PİR vardır. Sadece ondan, yahut benden gelmez. Çünkü aşure, PEYGAMBER EFENDİMİZ’in aşıdır. Her PİR o’nun yoldaşıdır. Kaynayan kazanda, cümlesinin himmeti vardır. Çünkü cümlesinde, PEYGAMBERİ’nin şefaati vardır. Kaçındığın her olayın içinde bulursun kendini. Onun için kaçınmak yersizdir. Yanlış yorulmasın, ‘Çamura basılır mı, göre-göre dalınır mı?’ denilmesin. ‘Gözün aldığı nedir, kulağın verdiği nedir?’ dedim. Gözünün görmediğinden kaçma, kulağının almadığından geçme, mantığını nefsin ile başıboş bırakma. Gelecek haber, ‘Hayır mı, şer mi?’ diye derde düşme. (Resim verildi: HAZRETİ FATMA) 5 Yanımızda olanın, onbir’in biri, ‘Eşimin?’ dedi, ULU’sunu diledi.
(t) HAZRETİ FATMA resmini
verdi. ALLAH’ım cümlenizden RAZI olsun. Resmin özelliği merak edildi.
GÜLÜMÜZ’ün gülü değil mi? Resmin bir özelliği de, kaynayan kazana
benzeyişidir. HASAN-HÜSEYİN efendimizin ateşidir. “Ne mutlu
alana, layık olana. Cümlenize selam olsun, benden sorulan yerini alsın. Aslında
beni bulan, adımı yandıkça anan, bilsin yolumdadır.” 6 Meyhaneyi
değil, meyhaneciyi arar, ‘Meyhanedeyim yandım, dört duvara döndüm’ der. Unutma
kubbe boştur, kubbeden çıkış hoştur. Karanlık görme, dört deme,
duvarı silme. Çünkü açan-geçeni bilir, geçeceğe yol verir. Andaki uykudan,
uyanış halidir. “Gerçeği silme, olmayanı arama, gidişte dönme,
‘Ne olacak?’ deme.” dedi, SELAMİ HAZRETLERİ elini verdi. ALLAH’a
ısmarladık.
|