20 Mayıs 1973

MEVLÂNA’yım ben!

1 Gemiyi alan bilir, yolunu kaptan verir, sahili yolcu görür. Cümlenize selam olsun, gülmeyi gönülden bilsin.

2 Yolu bilelim yürüdükçe, gülü sevelim derildikçe, selam alalım sevildikçe. Selam, sevenedir sevilenedir; selam, HAK YOLU’nda olanadır. 

3 Dönüşün sözü edilmez, mürşitsiz helva karılmaz. Ne var ki; mürşidin olsa da olmasa da, helvadan yitebilirsin, ‘Hale verdi.’ diyebilirsin.

4 MEVLÂNA’yım sözüm verdim, her kulunda ÖZ’ün gördüm, HAK ŞERBETİ’nden sundum, meydan yerinde helva kardım. ‘Dileyen gelsin, varsın günah ile yoğrulmuş olsun.’ dedim. Yeter ki HAK’tan gelenin tadını alsın, tövbekar olmaya meyil versin. 

5 Gazelde yaprağın dökümünü, filizde HAKK’ın yapımını görürsün. Filiz de O’ndan, gazel de O’na bilesiniz; O’nda, cümlenin varlığını bulasınız.

6 Varlık ile yokluk bir midir? Varlık, yokluğun sıfatıdır, yani görüntü şekli. Aslında yokluk, yoktur. Var olan, yok olmaz. Var hali, YAR halidir. Varlığın tezahürü, kulun imtiyazıdır. Var olduğunu bildikte, dünyaya öyle uydukta, cem olanı TEKLİK’e bağladıkta; men edilenin sözünü almaz, gönül ile dünyada kalmaz. Celp TUR’da olsa da, YAR gönülde olmadıkça; celbine sebep kalmaz. TUR’a kim celbedildi? Edildikte ne buldu? MUSA kendi için dilemedi ki. Kendi için dileseydi, dileği olmuştu. Kavmi ona uysaydı, cümlesi bulmuştu. ‘ALLAH’ım!’ diyen, O’nu bilen; ‘Ben.’ demez, ‘Cümle ile bir olsam, cümlede O’nu görsem.’ der. O’nun varlığını, gönüllerin darlığına sığdıramaz. Semer vurulduğu at, kendini yüke hazırlar. Kimine vurulan yükün değeri, atın üstündedir. Ağırlığını değil, kıymetini dedim. O zaman ata verilen değer, yükünden dolayıdır. Ne var ki at, ne yük alırsa alsın, yürüyüşü aynıdır. Kulun değerini bilmediği yükü de çoktur. Olmasını dileyen kul, ‘ALLAH’ım; verdiğin güce göre kuvvet ver. Şikayetim olmasın, gönlüm yolda kalmasın. SENİ diledim, yola çıktım. Beden yolda, gönül SENDE olsun.’ desin. ALLAH’ım hiçbir kuluna, taşıyamayacağı yükü vermez. Verdiği zaman gücünü esirgemez.

7 YUNUS’um der ki: “Kuruntu edenin, bacası karadır; kuruntuyu silenin, gönlü YAR’adır; dünya dileyenin, şar’adır. Unutmayalım; gönül nerde olursa olsun, yolunu bulmaya, kendini bilmeye, ALLAH’ım demeye, çok fırsat olur. Her gidenin ardından, başkası gelir. Yeter ki uykudan uyanalım, kaçanı değil, geleni karşılayalım.

8 ‘Gölgeye çekilelim, selamdan kaçınalım.’ dersen, yolun gidişine karşı duramazsın.” dedi YUNUS’um selamladı.

9 Cesette RUH’un eserini ararsan, yeşilin dengini sorarsan; şaşkına dönersin. Çünkü ceset var olmayandır. Konup, göçücü. Öyle ise beden ile RUH’un bağlantısı kafes misalidir. Misafir geldi isek, hani ev sahibimiz? Ev sahibi oldu isek, hani mülkümüz, nerde yarattığımız? YARATAN da O, gelen de; gideyim diyene, “UY BANA!” diyen de. Hoşnut olalım, hoşnut edelim, hoşnut bulalım, hoşnut gidelim. Gidişi bilelim, bilelim ki bulalım, manayı madde ile karalım, cümleye dağıtalım. Önce dağılalım, sonra hep BİR olalım. Dağılışta hikmet vardır, çünkü dağılış eleniştir. Nasıl ki unu önce elersin, sonra su ile karar hamur yaparsın, tekrar ekmeklere bölersin. Hamur, odunun kömür halidir. Unutulmasın ki hamur da pişer, ancak piştikten sonra oluşunu bulur. O’nun varlığı, gönüllerde siler darlığı. ALLAH’ıma emanet olasınız, olumunu kumda dahi bulasınız.

10 Masayı dilersen, kumdan uzak kal. ‘Namazım O’nundur.’ dersen; LÜTUF, O’ndandır, LETAFET her deminde, SAHAVET her anında, METANET her yanında, LÜTFU KEREMİ ŞANI’nda. Varsın gaflet ile olsun, yeter ki ‘ADI’na.’ densin. LÜTUF O’nun ŞANI’nadır, her kul O’nun yanınadır, suçun yarattığı şeytanınadır. Senin yaratma gücün var mı ki, şeytanı yaratasın? Düşünceni veren kim, şeytanı bildiren kim? Meşrebin her yanına, merbut olduğun kanına. Mana alemi yansın, damarımda AŞK kanı dönsün.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH

merbut: bağlı