|
23 Mayıs 1973 MEVLÂNA’yım
ben! 1 Oymayı elde bildik, mendili cepte gördük, güneşte sere koyduk. Yerini bildiğin, yolunu çözdüğün, VERGİSİ’ni aldığın gün; mendil değerini bulmuş olur. Manayı silmeden, meraya girmeden; kainata nokta koyamazsın. Kainatı bilmeden, yaratılanları görmeden; doyamazsın. Muradın sözü edildikçe, yeşile gönül verdikte; beklediğin olur, sözün yerini bulur. Söz iki elde, iki dilde edilir, YM olur, cümlesi gönülleri bilir. Çırayı ateşlersen; yağı miktarı yanar, yağı bittikte söner, etrafı dolu ise, birbirine döner. Yanan çırada, yunan kulu bulalım, şarabın geçirdiği günleri bilelim. 2 Kulun dağılışı nedendir? Dağılmaktan maksat, önce çokluk, sonra teklik. Asma tek kök, salkımlarda dağılır, güneş ile olur, ayak ile ezilir, tekrar hepsi bir olur, saki eline gelir. Günün konusunda, salkımların dağılışı, üzümlerin ezilişi kayıtlıdır. Günün konusu, cümlenin dilinde, her kul halinde. Yersizlik-dilsizlik, yerini görmemezlik, gönlünü sermemezlik. Aslında ne yerini bilmeyenin, ne gönlünü sermeyenin hatası var. Her yaratılmışın geçirdiği devir vardır. Günde üzümün eziliş halidir. Yerinmenin yeri yoktur. Ezilen üzümün şarap olduğu, cümleye sunulduğu unutulmasın. Her bağda bağcı, her yolda hancı vardır. Ne bağ üzümsüz, ne han yolcusuz kalır. Kuşaktan kuşağa devir değişir, her geçen gün gelenin müjdesini verir. ‘Ahval bozulur, ahlak düşülür.’ derseniz; karşıtına ne koyarsınız? ‘Güzel.’ denir, ölçü çirkin ile alınır. Çirkine çirkin derken, karşıtına ne koyarsınız? Aşamadığın duvar, çok yüksek dersin. Merdiven dayadıkta, yükseklik silinir. Demek ki aşılamayan ölçünün dışında kalır. 3 Önce masal diye dinlediğin, hayaliyle uyuduğun; günü geldikte, hakikat oldukta; masal değerini kaybeder, hayalini daha uzağa atar. Ufukları öyle sonsuz ki, sahili bulunmaz, kıyamete kadar açılsa, sonuna gelmez. Çünkü sonu yoktur. ‘Neden?’ derseniz, her kulun hayali, kendi çapı kadardır. (Mevzu anlaşılamadı, biraz açar mısınız?) Denize taş attığınızda, hangi noktaya gelirse gelsin, daireler çizer. Kulun kainattaki çapı da öyledir. Duygu, vergiye bağlıdır; sevgi, çapını genişletir. Sevgi, vergiden elbet. Ne var ki kul, gönül mayası ile onu yoğurur. Mayası geçmişse, hamurun değeri nerde kalır? ‘Mayanın ekşimesi nedir?’ derseniz, dünyayı mekan bilme ile. ALLAH’ım cümlenindir, çünkü cümle O’nundur. Aymayı bilenin; yemini sildiği, O’nun adında selameti bulduğu görülür. Cezayı verene sorunuz, ‘Nedendir?’ diye. ‘Yolsuza ceza caizdir.’ der, kendini vazifeli kılar. Yolsuzun cezasını vermeye, ALLAH’ım kadir değil midir? Yolsuz; yumuşak başına, her hale uyuşuna bakıp, kulunun hakkına el uzatırsa; ALLAH’ımın görgüsünden uzak mı kalır? Ne biri kendini kurtarabilir, ne öbürü haksız yolda kalır. ALLAH’ım her hali görür, halince kulunun ölçüsünü verir. Her sergiye malını koyan, ‘En güzeli benimdir.’ der. Kulun ölçüsü gözündedir. Madde göz ile, mana gönül ile ölçülür. Her gittiğin sahilde, ‘En güzelini gördüm.’ dersin. En güzeli ne ile ölçersin? Elbet göz ile. Kulun gönlünü ne ile ölçersin? Onun ölçüsü, ne sende ne bende, ALLAH’ımdadır. Onun için kuluna, ne halde olursa olsun söz edilmesin, ölçü vurulmasın. Katrede kainatın ÖZ’ü bulunur, bir gönülde kainatın tümü bulunur. Serdiğin kilime, ayak koymazsan, tozu senden değildir. 4 YUNUS’um: “Tozu ile, gönüldeki gözü, kainat sizin olsun, cümlenizde düğümlensin.” dedi sözü aldı: 5 “Tahtaya adın yazsan, gün gelir kurt noktalar. Kır adın kir olur. Kurdun noktaladığı kul, kirli midir? Taşa adını yazsan, gün geldikte taşı ikide bulsan, ikide mi kalırsın? Yemeni giysen yola düşsen, kuşları rehber alsan; gidişin ne kadar sürer? Elbet ayağın götürdüğü kadar. Rehbere değil, vergimize uyalım. ‘Yolumuz gidişe girdi, kul yönünü gördü.’ diyelim, meyveyi oldukta yiyelim. Kuşu yavru iken değil, büyüdükte besleyelim. ‘Mevsimsiz yağan yağmurda, sarahat görülmez.’ denir. Mevsiminde yağan yağmurda gördüğün nedir? Toprak ile mi ölçersin? ‘Oymuş.’ deyin! VEYSEL’in adını geçeyim. Ona yağan yağmur, gözünü almış; ne var ki, gönlünü nurlandırmış. Konuşulanı verdim, yazımın başında derdim, yeşilde murat gördüm, gönülde olanı çözdüm, çerçeve ile çizdim, ikide birlik buldum. Açık görülür, el-ele dürülür, HAK YOLU’na halı serilir. Niyaz ile cümlemiz birliğe geldik, gönülleri bir bulduk, hali ehlinde gördük. Kayguyu silelim, açıklığı bulalım, yol münasip diyelim. Söz dildedir, el eldedir. Rahleyi KUR’AN için açtık, önünde diz çöktük, sohbetin en güzelini seçtik. ‘Beraber olalım, ayrılıkta gün bilmeyelim.’ dedik. Selam olsun.” dedi, YUNUS’um yürüdü. 6 Tezgahımız ne
orda ne burada; her gönülde, her gidenle, her gelenle beraber. Her ananla, her
duyanla. ALLAH’ım cümleden RAZI olsun, gönüller mutlu kalsın, cümleniz kutlu
olsun. 7 Geçende verildi, toplantımız soruldu. Muayyen anlarda, gönüller arasında, yumuşak yol alanların, yolunu yolumuza bağlayanların; hallerince hallenmek, yollarına niyazda bulunmak için toplanırız. Masa makamın yeridir, dileyen kulun seridir. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR
RESULULLAH ahval: durumlar, oluşlar, olaylar.
|