20 Temmuz 1973

MEVLÂNA’yım ben!

1 Mesut olalım, güne şükür diyelim, cümleye selamet dileyelim. Kanda kırmızıyı, tende güzeli bulalım. Kumun elendiği yerde olalım, nasip alamayanları ALLAH’ıma havale edelim. Kul vardır, bir demet gülde kainatı bulur, tüm güzellikte kalbolur. Kul vardır, gül bahçesinde dolanır, hala ‘Güzel nerde?’ diye aranır. Aradığın yerde durma, çünkü aramak gerekmez. Yolunan gül, kökünden geçmez. ‘Gülün yolunduğu görülmüş mü?’ derseniz, YM. Gönül bilmeyen, hatır saymayan, yeşeren her fidanda yiyecek olsun diyen; elbet gülü yolar. Çünkü onun için gül, çimenden farksızdır. Mümin olan bilir, gül ile çimeni ayırır. Gayb kulun perdesidir. ‘Yumuşak olursam, açar mıyım?’ deme. Sana verilen ALLAH’ımın LÜTUFLARI’ndan değil mi? Neden ‘Olandan geçeyim, görünmeyeni açayım.’ dersin? Daha önce verdim; sözüm cümleyedir, zümreye değil. Asmaya bakarsan, üzümünü alırsın; gönlünü yakarsan, yönünü bulursun. Büyük balık, niye küçük balığı kovalar? Kendinden büyüğe gücü yetmediğinden. 

2 Meyden alındı, neyden üflendi, soruya meydan açıldı. (t’nin birinci sorusu: Dünya hayatınızda tüm insanları, din ve mezhep farkı gözetmeksizin BİRLİK’e ve beraberliğe çağırmıştınız. Oysa bir irşadınızda ‘LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH’ın bulunmadığı yer şeytanındır’ diye buyuruyorsunuz. Bu İslami bir düstur olduğuna göre bu inancı paylaşmayan diğer dinler mensupları ,acaba şeytana mı yaklaşmış oluyor? Fani dünyamızda insanları çok defa birbirinden ayıran dini inanç ve ölçüler, RUHLAR ALEMİ’nde de geçerli midir? Yani ebedi alemde, mesela Müslüman, Hıristiyan, Budist RUHLAR diye bir ayırım var mıdır? Bizi bu konuda lütfen aydınlatır mısınız?)

3 Sorunuz alındı, RESULÜ’ne iletildi, cevabı Makamı’ndan geldi: “ALLAH’ımın LİSANI gönüldedir, gönül lisanıdır. Onu sadece O çözer, O alır, O verir. Onun için ister Hıristiyan, ister Musevi, ister putperest olsun; yeter ki ‘ALLAH’ım!’ desin.” Mademki ALLAH’ım RESULÜ’nü KENDİ’nden ayırmaz, ‘ALLAH’ım!’ diyen RESULÜ’nü de anmış olur. Öyle oldukta cümle yaratılmış MEVLÂNA’ya dosttur. Şeytanı kul kendi gönlüne koyar. Eğer gönlün ALLAH ile doluysa, şeytan nereye girer? Yoluna dursa yanar, yönüne gelse donar. Yudum-yudum içelim, gayesizlikten geçelim. Kutbuna erişmeye değil, yoluna düşmeye çalışalım. YARATAN; TEK YARATMIŞ, "RABBÜLALEMİN!" DEMİŞ. ALLAH’ımın DEDİĞİ’nden; kul nasıl çıkmış, çıkanı benimsemiş? İNCİL’de olanda, kavmini gözetmiş; TEVRAT’ta olanda, tekrar göz atmış; ZEBUR, adım-adım getirmiş. KUR’AN; cümlesini toplamış, kainata düğüm atmış. Biri başlar, biri döşler, biri haşlar. KUR’AN; baştan başlar, sonuna gönüllerle beraber varışı gösterir. Gösterişi bilen görür, gören verir. Verene EYVALLAH diyelim, soruyu alalım.

4 (ikinci sorusu: sohbetlerinizde mümin kul ifadesi sık-sık geçmektedir. Mümin kul kimdir? Bu İslami anlayışa göre mi söylenmiştir yoksa daha geniş bir anlamı mı vardır? Lütfen açıklar mısınız?) 

5 Mümin; sadece ‘YARATAN’ım!’ diyendir, VERDİĞİ’ne uyandır. MUSA da mümin, İSA da, MERYEM de, cümle yaratılan da. Mümin kul vardır, müslim kul değil. YUNUS’um der ki: “Bin müslim, bir mümin edemez; çoban olmayan, on davarı güdemez; bahçeye girse, gülün dilinden anlayamaz. Gülün adı dahi güzeldir, kula ‘Ağlamayı sil.’ der. Ne var ki rahmete erdikte, şebnemler onu sarar.” 

6 Müsaade olundukta, kul diline verildikte; gülün dilinden söylenecek, murat her kula açılacak. Muradın olacak denildikte; sözümüzde hata aranmasın, ne olacak diye beklenmesin. Kulun kuldan korkusu silinsin. Saygı denirse, müstahak olmadığın yönetimde iskemle sana haramdır. Cümlenize EYVALLAH diyelim,

ALLAH’ıma emanet edelim.

ALLAH’a ısmarladık.

LAİLAHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH