7 Eylül 1973

MEVLÂNA’yım ben!

1 Yolların düzünde, her kulun yüzünde; huzur ararız, gönülleri yoklarız. HAKK’ın VERDİĞİ’nde, alanın gördüğünde; cümlemiz beraberiz. Yamayı dilemeyen, yeniyi bulamayan; elbet açıkta kalır. Açıklık nereye kadar götürür? ‘EYVALLAH.’ diyene kadar. Aydın gönülde, gidiş korkusuz olur. ‘Sahipsiz kaldım.’ diyen, yardımcıyı kimden alır? Cehennem nerde başlar, nerde biter? Gönlünü O’na bağladığın an, bitiştir. NURU’nu harcamadığın, varışa hazır olduğun zaman; ışığın sana buldurur. NURU’nu harcayan, varışta yolunu ne ile bulur? Göçünden kıyamete kadar olan zamanın, sana cennet veya cehennem olur. NUR’un kadar yaklaşmış olursun. Hiç harcamamışsan, doğruca O’na varırsın. Çünkü aradan mesafeyi silersin, olayları bölersin; doğruca O’nu bulursun. İşte arandaki perde, senin cehennemin olur. Yaktığın her lamba, derecesine göre aydınlatır. Gün ışığı her yanı aydınlatır. Biz günden alalım, gecede karanlığı silelim. Gecenin ibadeti, neden daha makbuldür denir. Çünkü gece; günün muhasebesine düşülür, olaylar paylaşılır. İbadet bunların üzerine örtüdür. Çünkü muhasebe sadece YÜCE’dedir. Gönüllerde olanlar, her kulun amacıdır. Yumağın sargısında hata var ise, bitişte yargıya düşer. Suyun akışına taş atarsan, ayağına takıldıkta, sorguya düşer. Gayrette hata olmaz. Merdiven çıkmayı dileyen, gayret etmeden çıkabilir mi?

2 “Aydan göle ışık vurdu, gören kul baktı durdu. Gölde olsa ışık vermez, dünyayı aydınlatmaz, yeri ne ola ki? Değiştikte, gölgesi göle vurmaz.” dedi YUNUS’um geldi:

3 “ ‘YUNUS’um.’ dedim geldim, ayı göle indirdim, gölden göğe ben çıkaramadım. Neden? Gölde gölgesi olduğundan. Aslına gücüm yetmez, gölgesine dahi elim ermez. Gözle gördüğümü, gönüllere gezdiririm. Nalbanta gitsen, atını nallatsan; koşuya hazır olur mu? Nasipse olur. Ne var ki sen, gene de nallatırsın, öyle bekletirsin. Ne düşene sözümüz, ne deşene. Gölün verdiği gölgeyi sildik mi; göktekini görürüz, öylece aslını buluruz. ‘EYVALLAH.’ diyelim, sözümüzü MEVLÂNA’ya verelim.

4 Yudum-yudum verir, verdiğinde görür. ‘Sende mi?’ diyene, gönlünce sitemde durur. ‘Sitem ona yaraşır mı?’ demeyin. Onun sitemi, ona yaraşır. Yongayı ufalayan, ‘Yeri ocaktır.’ diyene; yamayı söken, ‘Yamasız gezerim.’ diyene; ‘Ayağım yerde iken, gönlümü serde bulurum.’ diyene. ‘Diyen kim?’ demeyin, aranızda aramayın. Her kim öyle düşünürse. Cennetini dilediysen; gönlünü mamur et, çünkü cennet sendedir. Cehennemden korkun var ise; verdiğini bilesin, ‘ALLAH’ımdan.’ diyesin, cehennemi gönlünden silesin. Hasret kimin? Elbet O’nun. MEYDAN kimin? Elbet senin. Sayısız VERİR, sayılı ALIR. Sayısız VERDİĞİ nedir? VASIFLARI. Sayılı ALDIĞI nedir? Kendine mal ettiğin TEK VASFI. Sayısız VASIFLARI’ndan bir tekini kendine mal ettiğinde, yerini bulmuş olursun. Aymayı bilirsen, aynayı görürsün. Sevmeyi bilen kim? O’nun VASFI’na eren. Susmayı bilende öyle, korkuyu silende, fakire gülende, ‘Sen, O.’ diyen de. Yumağı açmazsan, örgüyü örmezsen; ne gelişinin, ne gidişinin hükmü kalmaz.

5 ‘YA ALLAH!’ diyelim, sözümüzü bağlayalım. Verdik ya. Sevgiyi- saygıyı-sabrı, sayabildiğince gider. Kulu vardır, sabrı ile bulur; kul vardır, sevgiye dayanır.

ALLAH’a ısmarladık.

LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH