|
12 Eylül 1973 (Berat Kandili) MEVLÂNA’yım ben! 1 Yuyan olduk, YUVA’ya geldik; her dileyene, dileğince verdik; gönülleri hoş gördük, ‘EYVALLAH.’ dedik; her olayda durduk, soranın sorgusunu yorduk. Neden? Gaye; ne olacağı vermek, ne dünyayı çevirmek; sadece varılacak yere götürmek, kulun yolunu ışıklandırmak. ‘Yolumun ışığı yeter.’ diyene, gönül beraber de olsa, ‘EYVALLAH.’ demek düşer. Bülbüle gülden uzak dur dersen, bedeni uzaklaştırır amma gene de gül diye figan eder. GÜL’ün Sözü’nde, VEREN’in ÖZÜ vardır. Söz kainatta vardır, ÖZ dardır. Kainatın büyüklüğü dahi, ÖZ’e dar gelir. Niyazımız O’na olsun, O’na varmaya olsun, O’nun her VERDİĞİ’ne EYVALLAH densin. Neden silinsin, günün yorumu ALLAH ADI’na anılsın. ‘Andık, tövbekar olduk.’ dersek; tövbemizi bin defa bozar, gene döneriz. Dönüşte selameti buluruz. Aştığımız her merhalede, O’nu daha yakın görürüz. Neden? O bize her an yakın. Merhaleyi O değil, biz aşarız. YUVA’mız, onun için açıktır; her gelen alır, her arayan bulur, her dileyen görür. Ne var ki, dilemesini bilmek gerekir. Oluşun açıklığı; ne rüyada ne hayaldedir, sadece gören gönüldedir. Gönüller hoşnut olsun, cümle hatalar gün ile örtülsün. Açılan güne aydın girilsin. Semenden güneş gelse, sinede batmaz; kulun gönlüne, kara duman yatmaz. Yumağı sarayım diyen, arasına düğüm bırakmaz. Almayı bilmeyene, vereyim desen; verdiğin heba olmaz mı? Sevmeyi bilmeyene, çiçek versen; gülmez mi? ‘Derdim var.’ diyene, ‘YÜCE’nin EMRİ’dir.’ dersen; isyan etmez mi? Etmemeyi bilen; şikayetçi olmaz, olanı dert bilmez. Dert bilmeyen, isyan etmez. İsyan, O’na uymamaktır, verdiğini görmemektir. 2 “Tepside yufka saralım, kazanda helva karalım, cümle sofrayı kuralım, sohbete katılalım. Sohbet ilme anahtardır, sohbet dünyaya ihtardır, sohbet kulun gönlüne muhtardır.” dedi, YUNUS’um geldi. Gelişin neşesine katılalım. 3 “Cümlenin neşesine katılalım, gününü aydınlatalım, yeşilde kainatın örtüsünü bulalım. Cepheden bakıp, tezyinata söz etmeyelim. Olacak dedi isek, olacağı verdik; çünkü yazılanı gördük. Söylenenin yorumu olmaz, ‘Acaba.’ dersen yüzüne gülmez. ‘Gemiyi kaptandan alayım, ben yürüteyim.’ diyen, karaya vurdurandır. Sohbete hata bulan, gönlünü sıva ile doldurandır. Gözüm gördükçe, ‘SEN’den.’ derim; gözüm örtüldükte, kimden bilirim? Sözün özü birdir, gönül gözü yardır. Suyu bildi isen, kula kârdır. Rahmette ne bulursun, nerde bereket dersin? Bereket toprağı belleyende, her yanını elleyende. ‘YARDIMCI, ALLAH’ım.’ dediğin an, yoluna ışık iner. Her kulun YARDIMCI’sı, etrafında döner. Dilendik geldik, söylendik döndük.” dedi, YUNUS’um yürüdü. 4 Sahip olduk malına, SEN’in olan MÜLKÜN’e; sahip olduk dalına, SEN’in olan köküne. Sahip olduk ADIN ile, SENİ andık gönül ile. ‘YA ALLAH!’ dedik, SEN’den af diledik. Günün hürmetine, RESULÜN’ün Şefaati’ne sığındık. Yumuşak olduk, ‘AFFET ALLAH’ım!’ dedik. AŞK’ımız kök verdi, kökünde suyu buldu. ‘Varsın adım anılmasın, yeminim yeter ki bozulmasın.’ demeyin. Sevenin adı anılmalı, ALLAH’ımın YAZDIĞI’na yemin söylenmemeli. Çünkü yemin, ALLAH’ımın VERGİSİ’ne isyandır. Kul sorar; ‘Yemin ettim, yeminimi bozdum; ne ile ödeyeyim?’ Bir ekmek ile mi? Bir çömlek ile mi? O da senin değil ki, ne ile ödeyesin? O’nun ADI’na sözleşme yaparsın, üzerine mührünü koyarsın; bozarken kuldan sorarsın. Daha önce dedim; yemine asla yer vermeyin, verdikte ALLAH’ımdan af dileyin. ‘Hatamı SEN görürsün, SEN tamir edersin, AFFET beni ALLAH’ım.’ dedikte, yemin mührü kalkar. Ne var ki aynı hataya bir daha düşmemek gerekir. İşte o zaman, yeminin sana döner, ettiğini bozdurur, eldekini yozdurur. Miyarımız; sevenlerin sevgisi olsun, sevmeyi bilmeyenlerin övgüsü olsun. Cümleniz, gecenin hürmetinde AFFI’na sığınsın, cümle günahlar af olsun. 5 Gölün yatağı çamur olur, deryanın yatağı kum. Mesafeler aşıldıkta, görüş kesafetini ayna misali gösterir. Görenden olalım, sohbette bulalım. Daha önce dediğim gibi, üç sohbete bir nakış atalım. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|