|
27 Eylül 1973 (Ramazan arifesi) MEVLÂNA’yım ben! 1 YUVAMIZ’a gelenlere, gönülleri HAK YOLU’na serenlere selam olsun. 2 Niyete durdular, güzel güne uydular. Hayırlar görülsün, gönüller
açılsın, her günde seçilsin. HAKK’a varışta, ‘Günümü ADIN’la geçirdim
ALLAH’ım.’ denilsin. 3 O’nun ile geldik, O’nun ile bulduk, O’nun ile güldük. Yolumuzu dileyene, gönülden selam verdik. Kahrı, ‘O’ndan değil.’ diye sildik. Sönmeyen ateş olduk, kül olduk, kainata savrulduk. Kulun bahçesine, gül diye dikildik. ‘Servette ferah vardır.’ diyene, ‘EYVALLAH.’ dedik. Ne var ki servette, her kulun telakkisi değişiktir. Kimi maddeye, kimi manaya servet gözüyle bakar. Cümlesine EYVALLAH demek düşer. Suyun gürültüsü, kimine hoş gelir, kimine boş. Seyreden güzeli, söylemez gazeli. Neden? Seyir ağlatmaz, gazel güldürmez. Minareye çıkayım, her dileyeni davet edeyim diyenin niyeti; kendince olumludur. Cevheri keşfeden mi maharetlidir, yoksa KEŞFETTİREN’i bilen mi? Civarda olandan, yönünü bilenden sorunuz ne olur? Sadece bildiği kadarı. ‘Günahımı sevabım ile örteyim.’ diyen yanılır. ‘Günahımı af dileyim, sevabımı sevdiğim için yapayım.’ diyen kazanır. 4 Sunduk güne kadar, bulduk dilediğimiz yöne kadar. Diledik sorduk,
MAKAMI’ndan aldık; her olaya ‘EYVALLAH SENDEN’dir ALLAH’ım.’ dedik, dedikte
kazandık. Görgü; kulun soyundan değil, suyundandır. Sevgi; kulun yanında
değil, huyundadır. Güneşe sadece ışığımız ve ısıtıcımız
diye bakar, ona o değeri veririz. Onun vergisi hudutsuzdur. Sergisi
gidenle geri gelmez, gelenle selamlaşmaz. Güneşin adında, ağacın
sırtında ne vardır? Ağacın sırtında, kulun hizmeti vardır; ağacın
vergisinde, HAKK’ın HİKMETİ vardır. Kul hizmeti verir, HİKMETİ’ni
sadece bekler. Ağacın kula vereceği gölgesidir. Miracı’nda verdiği,
‘Kulumun niyazı.’ dediği, ibadeti ölçüye vurduğu günlere geldik. Günümüze,
sırtımızda olan cümle yükü bırakıp girelim. Geçen günlerin dumanını, hatırlamadan
silelim. Bakır sahan üzerine, altın kapak örtelim. ‘Örttük.’ diye sevinelim. Siliştedir,
selamet. Silişi görüştedir, keramet. Keramet sendedir, senin
doğuşunda; keramet bendedir, seni sevişimde. Ben seni sevdi isem,
O’ndansın diye; sen beni sevdi isen, O’nun ileyim diye. Sen de O’sun, ben de. Kıyameti
bildikte, o güne geldikte, TEK BİR oldukta, sen-ben silindikte; geriye ne
kaldı? Sadece O. Bugün, o günün kapısıdır; bugün alacağın, o günün
tapusudur. Gönüller hep bir olsun, günlere öyle girilsin, el-ele verilsin, 'Hep BİRİZ!' denilsin. 5 “Dalda gül, gülde bülbül, sevgi şarkısı söyler, söyledikçe ağlar. Ağlasa-ağlamasa, aşkına neyi ekler?” dedi YUNUS’um geldi: 6 “ ‘CANLAR.’ dedik, CANLAR’la bulduk. ‘Bir selam, iki kelam biz de verelim.’ dedik. Görüntü sizde nereye kadar? Gözün çevresi ölçüsünde. Bizde nereye kadar? Yolunun götürdüğü yere kadar. Yani oradan buraya kadar. EYVALLAH.” dedi YUNUS’um cümlenizi selamladı. 7 Duamızı verdik, günün kapısına girdik. Girmeyen kalmaz, bilmeyen bulmaz, ALLAH’ıma emanet olunuz, günde hayır bulunuz. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|