|
2 Ekim 1973 MEVLÂNA’yım ben! 1 LÜTFU’ndan sorgumuz yok, gelenden kaygumuz yok, O’nun
vereceğinden şüphemiz yok. ‘ELHAMDÜLİLLAH.’ diyelim, her gelene
şükredelim. Aşmadığımız dağ, aşılmayacaklardan
değildir. Öyleyse aşmadığımız, yüksekliğinden değildir.
Nehre köprü kurarsan, geçilmeyeceği geçmiş olursun. 2 “Yemin yerini bulmayanlarındır, yemin doğruyu bilmeyenlerindir.” Yanımıza geldi, YUNUS’um sözü aldı: 3 “Taşı toprağı elledim, elime nasır belledim, ‘Hey YARATAN. elimi ne güzel kolladın.’ dedim. Gazelin sözü, garibin sazına benzer; gönlünden geçeni söyler, sürüye yolunu buldurur. Sürünün ne mutluluk olduğu bilinse, cümle için sürüye katılması için duacı olurdunuz. Müritlerin ötesindedir. Mürit mürşitleri gözler. Buradaki mürşit, VEREN’in ta KENDİSİ’dir. Aracı yoktur. Daha önce verdim, çoban olsa da olmasa da, sürüden ayrılanı kollar. 4 Gölge ararsın, her ağaca bakarsın. Kendi gölgen, sığınmaya çalıştığın ağacı örter. Arama sevdasından geç, kendi gönlünü seç. YUNUS olmadan, ateş yakmadan; aradım durdum, yolumu orada buldum. Orda bulduğumu sandım, aslında yol kendi gönlümde imiş. Sen-seni bilmezsen, kim seni bulsun? YUNUS yolunda, dileyen kolunda. Bir eline taş al, bir eline kum. Yürüdükçe elinde olanın ağırlığını görürsün. Önce taşı elden bırakırsın, sonra kumu. Elinden bıraktıklarında, ne kaybetmiş olursun? O zaman eline almanın, lüzumsuz olduğunu görürsün. Saymadan yanına aldığın taşın faydası, sayarak yanına aldığından çok mudur? Almayı dilediğini bilerek al, o zaman faydasını görürsün. 5 Hasat ne? Saman dersen; ekinler erdikte, heybelere doldukta, hasat hesaba gelmez. Sarıyı bilen, kırmızıya söz almaz. Sarıyı bildikte, söz almaya ne hacet? Kendini onun içinde bulursun. 6 ‘Aşmadık.’ demeyelim, her merhale bir ötenin güzelliğini
gösterir. Her görüşte kul kendini aciz bulur. Bu, yerinde kaldın demek değildir.
İlk basamak heyecandır. Çıktıkça hayretten hayrete düşersin. Her
çıkışta hayretinin meyvesini biçersin. Toprakta aradığını buldun mu? Kar
ile pekmezi kardın mı? Sana sunduk, sunduğumuzu gönlüne bildirdik. Saray
ne senindir, ne benim. Ne var ki bizler için kurulmuştur. Yumuşak
yolunu buldu isen yürü. Sırma yemeni giyenin yolu tez biter. Sırma, narin
kumaşa yapılır, o da yola gelmez, sana hizmeti olmaz. Yolun olay ise, hürmeti
yoktur. Sen giyme demedim, giyene uyma. Giyenin giymemesi denmedi, yerini
bilmemesi dendi. Çanak aldım, çömlekte balı buldum. Yediğimi bildim, yemeyene
sordum. Yediğim on kaşık da olsa bitecek, bir kaşık da olsa. Öyle
ise yemeyenle paylaşayım dedim. Ortaya koydum, kainatta arı mı tükendi? Yoksa
YUNUS’umun nasibi mi tıkandı? Arı verir, YUNUS yine paylaşır. Aşı o
vermez. Ne var ki çoğu, nasibi olmayan bulmaz. YM.” dedi, YUNUS’um sözü
verdi: MEVLÂNA’yım! 7 YUVA’nın temelinde, O’nun EMEĞİ vardır. Yumağın düğümünde, O’nun ELİ vardır. Sözünün verdiği, gönlünün gördüğü; dilediğin yere kadardır. EYVALLAH. Yiyelim VERDİĞİ’ni, dürelim SERDİĞİ’ni, sevelim SARDIĞI’nı, sayalım KURDUĞU’nu. Saygıda selamet vardır. ALLAH’a ısmarladık. LÂİLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜR RESULULLAH
|